Eyle nedir, Eyle ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Öyle.

O şekilde, bk. ele, öle, ôyle.

Öyle.

Teknik terim anlamı:

öyle.

Eyle ile ilgili Cümleler

  • “Çıksam yüksek bellere gün eylesem / Acep nazlı yâr duyar mı ola?”
  • “... beni bahçesinde çınar ve dut ağaçlarının gölgesinde kabul etti.”
  • Eyleme ihtiyacımız var.
  • “Hariciye Nazırı Tevfik Paşa gelerek iade edilmelerini talep eylemiş.”
  • “Ama içinden yine onu takdir etmekten de geri kalmazmış.”
  • “Ölenler şehitlik mertebesini ihraz eyler.”
  • Artık uygun bir eylem gerekli.
  • Onun eylemi bizi korkuttu.
  • Ev sahibi acil eylem için söz verdi.
  • Okul disiplin eylemi düşünüyor.
  • “Aman etme, aman etme eyleme, şuradan şuraya tek adım atma, saraydan çıkma!”
  • Eylem zamanı.
  • Eylemlerin için sorumlu olmalısın.
  • “Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz.”
  • Acil eylem gerekli.
  • “Sallanı sallanı suya gidersin / Su değil meramın, seyran edersin”
  • Eylem zamanı!
  • “Kalktı göç eyledi Afşar elleri.”
  • “Benim Orhan isminde bir tanıdığım olmadığından, başka bir nam altında bir nankörü hatır eylemiş olsan bile...”
  • “Bu teşhisi ister istemez kabul eden çağdaş Batılı, hastalığın sınırlarını daraltmak ister.”
  • “Bütün bu vasıflarıyla tiyatroyu çocuk oyunlarına kıyas etmek çocukça bir şey görünür.”
  • Şimdi tek ihtiyacımız olan eylem, tartışma değil.
  • Bu eylem Tom'un mahkumların geri kalanı için bir tehdit olduğu konusunda cezaevi müdürünü ikna etti.
  • “Batıla alkış tutanların karşısına geçip hata eylediğimi yeni yeni öğrenmiş bulunuyorum.”
  • “Yarın pazar karıcığım / İşe gitmek var, takdir edersin”
  • Acil eylem alınmalı.
  • “Sandalyeyi elinden alıp iki tokat aşk etti.”
  • Eylemlerin sonuçları olmalı.
  • “Bu işi nasıl berbat ettinse gel yine öyle kendin temizle.”
 

Eyle ile ilgili Atasözü veya Deyim

abat etmek (veya eylemek) : bayındır duruma getirmek zenginleştirmek rahata kavuşturmak, gönendirmek.

asker etmek (veya eylemek) : askere yollamak.

berbat etmek (veya eylemek) : kötü duruma getirmek bozmak.

bir hoş eylemek : hüzünlendirmek.

daim etmek (veya eylemek) : sürekli kılmak.

etme eyleme : bir davranış karşısında “yapma” anlamında kullanılan bir söz.

eylem koymak : eylemde bulunmak.

eylemde bulunmak : toplu hâlde hareket etmek.

eyleme geçmek : tasarlanan bir işi uygulamaya başlamak.

gel denilen yere gitmeye ar eyleme, gelme denilen yere gidip yerini dar eyleme : “çağrıldığın yere gitmekten çekinme, gelme denilen yere de gitme, orada sana ilgi göstermezler” anlamında kullanılan bir söz.

göç etmek (veya eylemek) : oturduğu yerden başka bir yere gidip yerleşmek, göçmek Mecaz anlamı ölmek.

gün eylemek : gün geçirmek.

hata etmek (veya eylemek veya işlemek) : yanlışlık yapmak, yanılgıya düşmek.

hatır eylemek : hatırlamak.

ihraz etmek (veya eylemek) : kazanmak, elde etmek, erişmek.

inayet etmek (veya eylemek) : iyilik ve yardım etmek, kayırmak, lütfetmek.

 

istizan etmek (veya eylemek) : yetki istemek, izin istemek.

kabul etmek (veya eylemek) : bir şeye isteyerek veya istemeyerek razı olmak yanına, katına almak bir armağanı almak onaylamak.

kerem buyurun (veya eyleyin) : “izin verin, beni dinleyin” anlamında kullanılan bir nezaket sözü.

kıyas etmek (veya eylemek) : karşılaştırmak, mukayese etmek.

niyaz etmek (veya eylemek) : yalvarmak.

seyran etmek (veya eylemek) : gezmek, gezinmek, dolaşmak.

takdir etmek (veya eylemek) : beğenmek önemini, gerekliliğini, değerini anlamak değer biçmek, değerlendirmek.

talep eylemek : istemek.

tokat aşk etmek (veya eylemek) : hızla vurmak.

Eyle anlamı, tanımı

Ahlaki eylem : Ahlak açısından değerlendirilebilen, ahlaki bir değere uygun düşen veya ahlaki bir amacı gerçekleştirmeye yönelik, niyetlilik karakteri taşıyan, belli bir amaca yönelmiş olan eylem

Alan talan eylemek : Altüst etmek, karmakarışık hale sokmak.

Avaz eylemek : Seslenmek.

Aydın eylemek : Aydınlatmak.

Bağrını baş eylemek : Yüreğini yaralamak.

Beri eylemek : Geri çevirmek, bu tarafa döndürmek, yakına getirmek.

Berk eylemek : Kuvvetli bulundurmak, sağlamlaştırmak.

Birleşik eylem : İnsanların birbiriyle bağlantı içindeki davranışları.

Çavır eylemek : Haber vermek, ilân etmek.

Çepel eylemek : Kirletmek.

Değiş eylemek : Mubadele etmek.

Dileğen eylemek : Arzusunu yerine getirmek.

Dizgin eylemek : Atın dizginini bırakmak, başını salıvermek.

Doğru eylemek : Doğrultmak.

Doyum eylemek : Ganimete kavuşturmak, zengin etmek.

Durak eylemek : Durmak, kalmak, karar etmek, eğlenmek.

Düş eylemek : Rast getirmek, karşı karşıya getirmek, nail etmek. Müptelâ kılmak, giriftar etmek, uğratmak. Havale etmek.

Ekonomik eylemler : İnsanların ekonomik mal ve görevleri yaptırma ve bu çalışmalar nedeniyle işletmeleri geliştirme işlemleri.

El eylemek : El ile çağırmak. Çağırmak, eliyle çağırmak, eliyle gel işareti yapmak.

En küçük eylem : İşleybilimde, alası yörüngelerden eylemin en küçük olanının yeğleneceği ilkesi.

Epsem eylemek : Susturmak.

Eş eylemek : Tezevvüç etmek.

Etmek eylemek : Ekmek yapmak.

Ev eylenmek : Medar edinmek.

Eyle dutmak : Öyle kabul etmek, öyle farzetmek.

Eyle olsa : Bunun üzerine, bundan dolayı, öyle olunca, o halde, öyle ise.

Eyle sanmak : Öyle kabul etmek, öyle farz etmek.

Eylece : Öylece, olduğu gibi.

Eylecene : Öylece, olduğu gibi.

Eylek : Hayvanların yazın öğle zamanı dinlenmek üzere oturdukları gölgelik ve sulak yer. Yolcuların geceyi geçirdikleri yer, han, konak. Sabahleyin sığırların toplandığı yer. Su birikintisi.

Eyleksimek : Eylek haline gelmek, göl, bataldık haline gelmek(?).

Eylem alanı : On yıl ya da daha uzun bir süreyle yoğun bir bayındırım etkinliğine konu yapılması istenen, bir bütün olarak ve ayrıntılarıyla gelişmesi tasarlanan yer.

Eylem dizgesi : Belirli davranışsal bir sonuca erişilebilmede gerekli olan devimsel alıcılar, sinirler, kaslar ve beyin yapısı gibi örgensel ya da kişisel yapının tüm düzeni.

Eylem gizilgücü : Eylem akımının elektrik gizilgücü olarak ölçüsü.

Eylem kuramı : İnsanın çevre karşısında bir örgenlik değil, durum içinde eylemde bulunan bir edimci olduğu görüşüyle bireye etkin bir kişilik yükleyecek ve onu bir küme üyesi olarak ele alacak bir gözlem ve deneyleme tasarımı öngören kuram.

Eylem oyunu : Karakterler yoluyla değil de, dış aksiyonla gelişen oyun. Oyun kişilerinin yapılarından gelmeyen, durumların gerektirdiği ya da istem dışı davranışlardan, eylemlerden gelişen oyun. Bu oyunlarda olaylar ön plandadır.

Eylem seylem : Eğlene eğlene, ağır ağır.

Eylemeseydine : Yapmasaydın, olmasaydı anlamına.

Eylemin geçtiği yer : Aksiyonun geçtiği yer ya da çevre.

Eylemli vurguncu : Toprağın, bireylerin iyeliğinde olduğu toplumlarda, kamu kuruluşlarının eylem ve işlemleri ve kentsel gelişme sonucunda ortaya çıkan toprak değeri artışlarından yararlanmak amacıyla, elindeki toprağını boş tutmayı, kentin gelişme alanlarında ucuz ederlerle boş bekletilmek üzere toprak satın alıp eder artışlarından kazanç sağlamayı uğraş durumuna getirmiş olan kimse.

Eylemsel mantık : Eylem (felsefesi) sorunlarıyla yakından ilgili oldukları için ödev mantığına, buyruklar, yeğlemeler, kararlar mantığına verilen ortak ad.

Eylemsiz dizge : Newton mekaniğinin geçerli olduğu konsayı dizgesi.

Eylemsiz vurguncu : İyesi bulundukları taşınmazların zamanla artan değerinden yarar sağlayan, parasını taşınmazlara yatırarak güvence altına alan, bu işleri ya hiç kazanç güdüsü olmaksızın ya da eylemli vurgunculukta olduğu ölçüde güçlü bir kazanç güdüsü ile yapmayan vurguncu türü.

Eylemsiz yerlemler : İçinde bulunan nesnelerin ivmesiz oldukları yani, bir dış kuvvet etkisi olmadıkça duruk ya da düzgün doğru devinim içinde kaldıkları yerlem çatkıları. Newton işleybilimi bu gibi dizgelerde geçerlidir.

Eylemsizlik döngüsü : Bir cismin, açısal hızlanmaya kanşı gösterdiği eylemsizliğin ölçüsü; devinen cismin her parçasının kütlesinin, parçaların dönme eksenine olan uzaklıklarının üstikilleriyle çarpımı toplamına eşittir.

Eylemsizlik momenti : Kütlesi m olan bir cismin r uzaklığındaki bir eksen çevresinde dönmesi halinde I = m r² niceliği.

Eylen : Tarlayı işlerken ayrılan belirli bir kısım. Kilis ilinde, Polateli belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.

Eylendirmek : Eğlendirmek.

Eylenmek : Geç kalmak. Eğlenmek. Durmak, kalmak. Durmak; kalmak; oturmak; ikamet etmek; dinlenmek. İyileşmek. Beklemek. Eylemek. Ypılmak, hazırlanmak. Edinmek.

Eylentü : Eğrelti otu.

Eyler çalmak : Ninni söylemek.

Eyleri : Kiler.

Eylese : Öyle ise, o halde.

Eylesine : O tarzda, öylesine.

Eyleşmek : Durmak. İkamet etmek; oturmak. İyileşmek. Beklemek. Karşılıklı yapmak.

Eyleşük : Hastalıktan kalkmış, yeni yeni iyileşmeye başlayan kişi.

Eyletik tepkime : Dolaylı yoldan, bir dış etkenin yardım ya da etkisiyle oluşturulan tepkime.

Eyletme : Bir molekülde bulunan kümenin yakınına ucaylı bir küme katarak, elektron düzenini ve kimyasal tepkenliğini değiştirme.

Eyletmek : Getirmek. İyileştirmek. Hazırlatmak. Yaptırmak, inşa ettirmek, imal ettirmek. Ettirmek.

Eyleyebilme : Eyleyebilmek işi.

Eyleyebilmek : Eyleme imkânı veya olasılığı bulunmak.

Eyleyici : Buğdayı temizleyip kesmiğinden ayıran kişi. İşi olmayıp, başkalarını da işinden alıkoyan kişi. Yapıcı, vücuda getirici.

Eyleyigörmek : Etmeğe bakmak, yapmağa çalışmak.

Eyleyin : Öğleyin, öğle zamanı.

Eyleyse : Öyle ise.

Fal eylemek : Fâl-i hayir addetmek.

Gel gel eylemek : Çağırmak, davet etmek.

Genez eylemek : Kolaylaştırmak.

Genezlik eylemek : Hoş geçinmek.

Genşek eylemek : Gevşetmek.

Govuş galebe eylemek : İftira yollu sözlerle gürültü patırtı yapmak.

Gök eylemek : Göğertmek, morartmak.

Gökcek eylemek : Güzelleştirmek.

Gümür samur eylemek : Homurdanmak, mırıldanmak.

Haksız eylem : Haksız fi’l.

Hayıllı eylemek : Hayırlı eylemek.

Hayvan eylek gararı : Öğle vakti.

Herk eylemek : Nadas etmek.

Hisar eylemek : Muhasara etmek, kuşatmak.

Hobbaca eylemek : Arka üstü yatan bir kimse, ayaklariyle bir çocuğu havaya kaldırmak.

Hörüm eylemek : Yolunmuş mercimek, nohut ve benzerleri ürünlerden yığın yapmak.

Irak eylemek : Uzaklaştırmak.

Issı eylemek : Isıtmak.

İbret eylemek : İbret almak.

İçki eylemek : İçki ziyafeti vermek.

İki gözünü dört eylemek : İki gözünü dört açmak.

İl eylemek : Müsalaha yapmak.

İtmelü eylemek : Edecek hale getirmek, etmeğe mecbur etmek.

Kakığan eylemek : Hiddete sevk etmek, öfkelendirmek, asabını bozmak.

Kan eylemek : Başkasının kanını dökmek, cinayet işlemek.

Karış muruş eylemek : Karmakarış, altüst, hercümerç etmek.

Kavut eylemek : Kavrulmuş hale getirmek.

Kaygulu eylemek : Üzmek, kederlendirmek, kayguya düşürmek.

Kısa eylemek : Kısaltmak.

Kişilik eylemek : İnsanca hareket etmek.

Konuş eylemek : İnmek, karargâh ittihaz etmek, karar kılmak.

Kutlu eylemek : Aziz, uğurlu, mübarek saymak.

Mali eylem görev grubu : Kara paranın aklanması ve terörün finansmanına karşı mücadele etmek için ulusal ve uluslararası politikaları geliştirmek ve desteklemek amacıyla 1989 yılında Paris’te kurulan hükümetlerarası bir kuruluş.

Muştuluk eylemek : Müjde vermek, tebşir etmek.

Nefsini kör eylemek : Nefsini körlemek, nefsin zaruri ihtiyacını temin etmek.

Oğlan eylemek : Çocuk yapmak, doğurmak.

Olta eylemek : İleri geri gidip gelmek.

Ozanlık eylemek : Gevezelik etmek, çok konuşmak.

Pisilik eylemek : Yaltaklanmak, temelluk etmek.

Saldın eylemleri : Kılıçoyunu vuruşma ve yarışmalarında, herhangi bir dürtüş ya da vuruşu uygulamak için, kol germesiyle sürekli ve ileri doğru geliştirilen yürüyüş, açılma, atılma gibi eylemler.

Satu eylemek : Satış yapmak, satmak.

Savunma eylemi : Kılıçoyunu vuruşma ya da yarışmalarında, karşı oyuncunun yaptığı saldırıları etkisiz bırakmak için girişilen koruma eylemi.

Sevi eylemek : Sevgi, muhabbet göstermek.

Sohun eylemek : Sitem etmek.

Söz eylemek : Söz söylemek, konuşmak.

Şavur eylemek : Haber vermek.

Tanrı eylemek : Tanrı olarak kabul etmek.

Tıraş eylemek : Elde etmek.

Toy eylemek : Ziyafet çekmek, ağırlamak.

Üründü eylemek : Seçmek, intihap etmek, ihtiyar etmek.

Üşüntü eylemek : Üşüşmek.

Vire eylemek : Veriştirmek, bir kimseyi bol bol azar, tokat gibi şeylere maruz bırakmak.

Yalam yalam eylemek : Dilini çıkarıp dudaklarını yalar gibi yapmak, aç gözlülükle yalanmak.

Yalan eylemek : Yalancı çıkarmak.

Yalıncak eylemek : Soymak, çıplatmak.

Yarım eylemek : İkiye bölmek, iki biçmek.

Yaş eylemek : Islatmak.

Yavrı eylemek : Yavrulamak, yavru yapmak.

Yelken eylemek : Yelken açmak.

Yeyni eylemek : Hafifletmek, hafif tutmak.

Yığın eylemi kuramı : (Lashley) Öğrenilmiş ve anlaksal eylemlerde, beynin belirli özekler halinde değil, kapsamlı bölgelerinin katıldığını savunan görüş. (Bu görüş bugün gerçekliği bilinen beyin özeklerinin bulunuşuna aykırı değildir.).

Yiyesi eylemek : Ziyafet hazırlamak, yemek yapmak.

Yüce eylemek : Yükseltmek.

Yüz eylemek : Havale etmek.

Zamandaş eylemler : İki yarışmacının aynı zamanda birden yaptıkları eylemler.

Addan türeme eylem : Ad kökünden fiil yapım ekiyle yapılmış fiil gövdesi, isimden türeme fiil.

Dizi eylem : Elde edilecek sonuç için alınan önlem ve yürütülen işlemlerin bütünü, operasyon.

Ek eylem : Ek fiil.

Eylem : Eyleme işi, fiil, hareket, aksiyon. Fiil. Bir durumu değiştirme veya daha ileriye götürme yönünde etkide bulunma çabası.

Eylem planı : Bir işin amacına uygun bir biçimde gerçekleştirilebilmesi veya bir durumun daha ileriye götürülebilmesi için yapılmış olan düzenleme.

Eylemci : Düşüncesini eylemleri ile gerçekleştirmeye çalışan kimse.

Eylemcilik : Eylemci olma durumu.

Eylemden türeme ad : Fiil köklerinden fiilden isim yapma ekleriyle türetilmiş isim, fiilden türeme isim.

Eylemden türeme eylem : Fiil köklerinden fiilden fiil yapma ekleriyle türetilmiş fiil, fiilden türeme fiil: sardır-(

Eyleme : Eylemek işi.

Eylemek : Bir kişiden veya bir şeyden yoksun bırakmak. Etmek, yapmak.

Eylemli : Eylem durumunda olan, amelî, fiilî. Kadrolu.

Eylemlik : Mastar (I).

Eylemlilik : Eylemli olma durumu.

Eylemsi : Fiilimsi.

Eylemsiz : Eylemi olmayan.

Eylemsizlik : Eylemsiz olma durumu.

Eylemsizlik ilkesi : Bir kuvvet etki etmediği hâlde cismin durması veya düzgün doğrusal bir hareket yapması ilkesi.

Olumlu eylem : Olumlu fiil.

Olumsuz eylem : Olumsuz fiil.

Tezlik eylemi : Tezlik fiili.

Yakınlık eylemi : Yakınlık fiili.

Yaklaşma eylemi : Yakınlık fiili.

Yardımcı eylem : Yardımcı fiil.

Diğer dillerde Eykozapentaenoyik asit anlamı nedir?

İngilizce'de Eykozapentaenoyik asit ne demek ? : eicosapentaenoic acid, epa