Garı nedir, Garı ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Kadın.

Kara, siyah.

Yaşlı kadın.

Karı, kadın.

Gayrı, artık.

Garı ile ilgili Cümleler

  • Babamı uğurlamak için Kyoto Garı'na gittim.
  • Babamı geçirmek için Kyoto Garı'na gittim.
  • Babamı yolcu etmek için Kyoto Garı'na gittim.

Garı tanımı, anlamı

Ayağı garıncalı : Bozuk ahlaklı, fahişe

Ayak garısı : Kötü kadın.

Cızı garığı : Karıklar içinde toprak yığınından yapılan sınır.

Çit garış : Bir çocuk oyunu.

Dul garı çocuğu : Piç.

Ebe garı : Kocakarı, nine.

Eli garıncalı : Kaş ile göz arasında bir yerden bir şey çalmayı huy edinen.

Gaman garışık : Karmakarışık.

Garannuh garışmak : Karanlığın basması.

Garıca : Arpacık soğanı. Ekinlerdeki kararma hastalığı. Meşe, diken, çalı gibi bitkilerden elde edilen odun.

Garıg : Bahçe ve bostanlarda, sulama için açılan ark, hendek.

Garıgullet : Kadınlar topluluğu.

Garıh : Tarh, bölüm (tarla için). Bahçe ve bostanlarda, sulama için açılan ark, hendek. Sınır çizgisi; tarlayı garıh etmek. Eski türkçe karak: göz ağrısı; kara bakmaktan gözlerin kızarıp iyi görememesi. Karık, sebze ekilmek için hazırlanmış olan yer.

Garıhmah : Bostan sulanırken bölmenin düzgün olmaması yüzünden su karışmak. Gözler kardan rahatsız olmak.

 

Garıhmak : Aklı karışmak.

Garık : Tarh, bölüm (tarla için): On garık patlıcan ektik. Bahçe ve bostanlarda, sulama için açılan ark, hendek. Baharda erken yetişmesi için dikilen soğan: Tarlaya garık diktim. Pirinç ekilen yer. Artık, bundan böyle.

Garık çekmek : Tarlada çapa ile ark açmak.

Garıklu : Buğday, arpa, çavdar karışımı tahıl.

Garıkmak : Gözler kardan rahatsız olmak: Keski gelmez olaydım gözlerim garıktı. Ses bağırmaktan ya da hastalıktan kısılarak kalınlaşıp, incelmek: Bugün çok üşüdüm, sesim bile garıkmış. Su yolu tıkanıp suyu geri vurmak.

Garılmak : Ses bağırmaktan ya da hastalıktan kısılarak kalınlaşıp, incelmek. Bir iş içinde bocalayıp kalmak: Bir sürü çocuğun içinde garıldım kaldım. Büyümek, olgunlaşmak. Cinsi ilişkide bulunmak (insan ve hayvan için). Karıştırılmak.

Garım : İki teneke suyla un karıştırılarak yapılan hamur: Üç garım ekmek yaptık. Tınazdan, savrulmak için ayrılan bir parça.

Garımak : Bir kimseyi ya da malı başkasına kötülemek: Hasan, Ahmet'i garıdı. Oyun bozmak: Ayşe'yi oyuna almıyalım. O çok garıyor. İşe yaramaz olmak, eskimek: Hayvanın nalı garıdı, yeniletiver. İşler üst üste yığılmak: İşler garıdı, altından nasıl çıkacağız bakalım. Tarlada ürünler fazlaca olgunlaşıp, kendiliğinden dökülmek, boşa gitmek. Usanmak, bıkmak. Karın. İşkembe. Suya batmak, suya boğmak. Yaşlanmak: Gurumuş, garıhmış kimi yeri çürümüş.

Garımca : Karınca.

Garın : Karın. Elle yapılan fanilyalarda görülen bir motif. (Yenikent Aksaray Niğde).

Garıncalanmak : Karıncalanmak, uyuşmak.

Garıncalı olmak : Yük taşıyan hayvanların tırnaklarının içi oyulmak: Bizim eşeğin ayağı garıncalı olmuş.

 

Garıncımak : Ses bağırmaktan ya da hastalıktan kısılarak kalınlaşıp, incelmek.

Garış : İlenç. Karış (uzunluk için): Benim boyum yirmibeş garıştan fazladır. Eski türkçe karış: karış. Karış. Karış, ölçü birimi.

Garış guruş : Bir oyun adı. Karmakarışık.

Garış vermek : İlenmek.

Garışdırmak : Karıştırmak.

Garışık : Karışmış.

Garışıklık : Karışıklık, bozgunluk.

Garışmah : Karışmak.

Garışmak : Karışmak, birbirine girmek. Karışmak.

Garıştırmah : Karıştırmak.

Garıv : Garip, yabancı.

Garızımıza : Garezimize.

Garman garış : Karmakarışık.

Garman garışık : Karmakarışık.

Gatıf garışmah : Ortalığı karıştırmak, karman çorman etmek.

Gatma garışıh : Karmakarışık.

Goc garı : Koca karı.

Gocu garı : Kocakarı.

Harın garın : Arapça kökenli karin: Bir çok şeye sahip olma.

İmik garıncalanmak : Boğaz ağrımak.

Şelte garın : Şişman, eti gevşek karnı büyük kimse.

Toh garın : Karnı tok, doymuş.

Diğer dillerde Gaolao sığırı anlamı nedir?

İngilizce'de Gaolao sığırı ne demek ? : gaolao cattle