Girme nedir, Girme ne demek
"Girme" ile ilgili cümle
- "Bu iyi bir şeydi ama yine de benim yüzümden böyle bir duruma girmesini istemiyordum." - A. Kutlu
Yerel Türkçe anlamı:
Yapı iskelesi.
Başın bir tarafında olan ağrı.
Ilıca.
Bilimsel terim anlamı:
Işınımın ve ışınetkin parçacıkların gereç ve nesnelerden geçmesi.
Gaz ya da sıvının bir katı içine girmesi.
İngilizce'de Girme ne demek? Girme ingilizcesi nedir?:
penetration
Osmanlıca Girme ne demek? Girme Osmanlıca'da ne anlama gelir?:
mütedahil
Girme anlamı, tanımı:
Koltuğa girme : Düğün sırasında gelinin damadın koluna girmesini sağlama merasimi.
Girmek : Tecavüz etmek, geçmek. Katılmak. Yemek yemek. Ağrı, sancı başlamak, saplanmak. Sulu bir şeyin veya su dolu bir yerin içine batmak veya dalmak. Sığmak. Bulaşmak. Erişmek, ulaşmak. İncelemek, ayrıntılara inmek. İyice anlamak, iyice bilmek. Kavgaya tutuşmak. Girişmek, başlamak. Yüklenmek. Zaman anlamlı kavramlar için gelmek. Bir şeyin yapımında, birleşiminde yer almak. Yeni bir duruma geçmek, dönüşmek. Almak, fethetmek. Yazılmak, başlamak. Dışarıdan içeriye geçmek.
Girmelik : Giriş ücreti.
Ad çekmeye girmek : Oyunun başlangıcında, alan seçimi, başlama atışı veya karşılama hakkı için öncelik sağlamak amacıyla kura çekmek. kuraya tabi olmak.
Ağlamakla yar ele girmez : "kişi çok sevdiği şeye yalnızca özlemini çekmekle kavuşamaz, onu elde etmenin yollarını bulmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.
Ağzının içine girmek : Çok yanaşmak, iyice sokulmak. hayranlıkla, büyük bir zevkle seyredip dinlemek.
Alıcı kılığına girmek : Müşteri gibi davranmak.
Ameliyata girmek : Ameliyat olmak. ameliyat işlemlerini gerçekleştirmek.
Aralarına kara kedi girmek : İki dost birbirine gücenmek, iki dostun arasına soğukluk girmek.
Araya girmek : İki kişinin arasındaki bir işe karışmak. iki kişiyi uzlaştırmaya çalışmak. bir iş yapılırken ona engel olacak başka bir şey çıkmak.
Araya soğukluk girmek : Arada kırgınlık oluşmak.
Bahse girmek : Görüşünde veya iddiasında haklı çıkacak tarafa bir şey verilmesini kabul eden sözlü anlaşma yapmak.
Beynine girmek : Herhangi bir konuda birisini yönlendirmek, ikna etmek.
Bin kalıba girmek : Birbirine benzeyen birçok iş yapmak, sürekli olarak düşünce değiştirmek.
Bir yaşına daha girmek : Şimdiye değin görmediği şaşılacak yeni bir şeyle karşılaşmak.
Birbirine girmek : Karışmak. iplik vb. dolaşmak, çözülmeyecek duruma gelmek. kavga etmek, dövüşmek. birçok araç bir anda çarpışmak.
Birbirinin ağzına girmek : Birbiriyle çok yakın olmak.
Borç altına girmek : Gereğinden fazla borç yapmak.
Borca girmek : Borçlanmak, borç para almak.
Boyunduruk altına girmek : Başkasının baskısı altında kalmak.
Buğdayım var deme ambara girmeyince oğlum var deme yoksulluğa ermeyince : "bir şeyin senin olduğundan kuşkun kalmaması için gereken bütün koşullar gerçekleşmelidir" anlamında kullanılan bir söz.
Bukalemun gibi renkten renge girmek : Sürekli düşünce değiştirmek.
Bunalıma girmek : Ruhsal bakımdan gerginlik veya sıkıntı içine girmek.
Burnuna girmek : Birine çok sokulmak.
Buyruğu altına girmek : Bir kimse başka bir kimsenin isteklerini ister istemez yerine getirmek zorunda olmak.
Çarşafa girmek : Çarşaf giymeye başlamak.
Çene yarışına girmek : Birbirinin sözünü keserek susmamacasına konuşmak.
Çıkmaza girmek : Bir iş çözümlenemeyecek, içinden çıkılmayacak bir duruma düşmek.
Çileye girmek : Dervişlerin kırk gün süre ile kendilerine uyguladıkları zorlu ve perhizli döneme girmek.
Damardan girmek : Karşısındaki kişiyi en fazla etkileyebilecek noktadan konuya girmek.
Damarına girmek : Birinin hoşlanacağı şeyler yaparak kendisini ona sevdirmek.
Damat girmek : Aileye güveyi olarak katılmak.
Dereceye girmek : Yarışma, sınav vb.nde üst sıralarda yer almak.
Devreye girmek : İlgilenmek, karışmak, araya girmek.
Disipline girmek : Disiplinli bir biçimde yaşamaya başlamak.
Diyalize girmek : Diyaliz makinesine bağlanmak.
Dolaba girmek : Aldatılmak, oyuna gelmek.
Dönüşü olmayan yola girmek : Asla bırakılmayacak, vazgeçilmeyecek bir durumda olmak.
Dünyaevine girmek : Evlenmek.
Emrine girmek : Bir kimsenin buyruğu altında bulunmayı kabul etmek.
Gelin girmedik ev olur ölüm girmedik ev olmaz : "her eve gelin girmeyebilir ama ölüm kesinlikle girer" anlamında kullanılan bir söz.
Gerdeğe girmek : Gelinle damat düğün gecesi bir araya gelmek.
Geyik etine girmek : Genç kız, erginlik çağına girmek.
Gönlüne girmek : Kalbine girmek.
Gösterime girmek : Sinema salonlarında bir film oynamaya başlamak.
Göze girmek : Davranış ve yetenekleriyle ilgi ve önem kazanmak.
Gözüne girmek : Sevgi ve ilgisini kazanmak.
Gözüne uyku girmemek : Uyuyamamak, uykusuz kalmak.
Günaha girmek : Dinî bakımdan suç sayılan bir iş yapmak.
Günahına girmek : Birisi için haksız olarak kötü düşünmek, kuşkulanmak. iftira etmek.
Güneş girmeyen eve doktor girer : "güneşsiz evde hastalık eksik olmaz" anlamında kullanılan bir söz.
Güveyi girmek : İç güveyisi girmek. erkek, evlenmek.
Havaya girmek : Hazır olmak. kibirlenmek.
Hayatına girmek : Yaşamında yer almak.
Hizmete girmek : Görev almak. çalışmaya başlamak.
İç güveyisi girmek : Karısının ailesinin evinde oturmak üzere evlenmek.
İç içe girmek : Birbirinden ayrılamaz durumda olmak. uygun bir biçimde birbirinin içine girmek. karmakarışık olmak. kaza sonucu araçlar birbirine girmek.
İçeri girmek : Hapse girmek. bir iş veya alışverişte zarar etmek.
İddiaya girmek : Karşıt iddialarda bahse girişmek.
İğne deliğine girmek : Kimsenin bulamayacağı bir biçimde gizlenmek, saklanmak.
İhrama girmek : Hac görevini yerine getirmek üzere ihram giymek.
İlişkiye girmek : Bağlantı kurmak. cinsel ilişkide bulunmak. yakınlaşmak.
İmeceye girmek : İmece yoluyla yapılacak çalışmaya katılmak.
İşe girmek : Göreve, çalışmaya başlamak.
Kafasına girmek : Bir düşünce aklına uygun gelmek. birini bir iş yapmaya kandırmak.
Kafasına girmemek : Anlayamamak, kavrayamamak.
Kafasına söz girmemek : Önemsememek. çok aptal veya inatçı olmak.
Kafese girmek : Aldatılıp kendisinden çıkar sağlanmak. hapse girmek.
Kalbine girmek : Sevgisini kazanmak.
Kalıptan kalıba girmek : Çıkar sağlamak için her duruma uymak.
Kampa girmek : Yarışmaya iyi biçimde hazırlanabilmek için gerekli donanımı bulunan bir yerde toplu hâlde bulunmak. belirlenen amaç doğrultusunda yoğun bir biçimde çalışmak.
Kanına girmek : Birini öldürmek veya öldürtmek. bir kızın kızlığını bozmak.
Karpuz kabuğunu görmeden denize girme : "bir işi en uygun zamanı gelmeden yapma" anlamında kullanılan bir söz.
Kayıt altına girmek : Davranışları sınırlandırılmak. bir şey yapmaya zorlanmak.
Kedi ile harara girmek : Geçimsiz biri ile iş birliği yapmak.
Kesesine bir şey girmek : Bir yarar veya çıkar sağlamak.
Kılığına girmek : Biri gibi giyinmek.
Kılıktan kılığa girmek : Giysi değiştirmek. sık sık düşünce değiştirmek.
Kıran girmek : Bir şey bulunmaz olmak. kısa bir zaman içinde çok sayıda ölmek.
Koltuğa girmek : Evlenmek.
Koltuğuna girmek : Koltuğunun altına sığınmak.
Koluna girmek : Kolunu birinin koltuğu altından geçirmek.
Komaya girmek : Duyma, anlama ve hareket yeteneklerini yitirerek yarı ölü duruma gelmek, kendinden geçmek. kendinden geçecek kadar sinirlenmek, şaşırmak, üzülmek.
Koynuna girmek : Biriyle yatıp sevişmek.
Kramp girmek : Kasılmak.
Kulağına girmemek : Söylenilen sözlere önem vermemek, söylenenleri anlamamak, benimsememek.
Kulunç girmek : Bir organda veya vücut bölgesinde birdenbire veya şiddetli sancı oluşmak, tutulmak.
Kuyruğa girmek : Ayakta arka arkaya durulan diziye girmek.
Laf torbaya girmez : "ağızdan çıkan bir söz, artık gizli kalmaz, herkes onu duyar" anlamında kullanılan bir söz.
Mahremiyetine girmek : Bir kimsenin özel hayatını öğrenecek kadar ona yakın olmak.
Masrafa girmek : Bir iş veya yapım için çok para harcamak.
Menopoza girmek : âdetten kesilmek, doğurma özelliğini yitirmek, hayızdan nifastan kesilmek. âdetten kesilmek, doğurma özelliğini yitirmekten dolayı kadın bunalım içerisinde olmak.
Mevzuya girmek : Asıl konuyu ele almak.
Mızrak çuvala girmez : Gizli tutulması imkânsız durumlar karşısında söylenen bir söz.
Münasebete girmek : Tanışma yolu açmak, ilişki kurmak. cinsel yaklaşımda bulunmak.
Müsabakaya girmek : Yarışmak, yarışmaya katılmak.
Nabzına girmek : Elindeki imkânları kullanarak birinin hoşnutluğunu kazanmak, birini yola getirmek ve düşüncelerini benimsetmek.
Polemiğe girmek : Siyasi, bilimsel veya edebî konularda sert tartışmalar yapmak.
Rayına girmek : Bir iş, bir girişim düzene sokulmak, iyi bir duruma getirilmek.
Renkten renge girmek : Korkudan veya utançtan yüzünün rengi değişmek, sıkılmak.
Riske girmek : Zararı göze almak.
Rüyasına girmek : Rüyasında görmek. bir şeyden çok etkilenmek, çok korkmak.
Sakalının altına girmek : Yakınlık kurarak ona düşüncesini aşılamak.
Sevaba girmek : Sevap kazanmak.
Silah silaha girmek : Karşılıklı olarak ateş etmek.
Sınava girmek : Bir kimse, bir konu üzerindeki bilgisinin ölçülmesini sağlamak için yapılmış olan yoklamada hazır bulunmak.
Strese girmek : Gerilmek, sıkıntıya girmek.
Suretine girmek : Bir şeyin görünüşüne, biçimine benzemek.
Tafsilata girmek : Ayrıntılar üzerinde durmak.
Tartışmaya girmek : Münakaşa etmeye başlamak.
Tatile girmek : Belirli bir süre için çalışmalara ara vermek.
Tepkimeye girmek : Bir cisim etkisi altında kaldığı bir şeye karşı tepki vermek.
Türbülansa girmek : Çalkantılı hava içerisinde sarsılarak yol almak.
Utancından yerin dibine girmek : İstenilen biçimde ve nitelikte olmama karşısında üzüntü duymak, aşırı utanmak.
Uyruğuna girmek : Bir devletin yönetimini kabul etmek. bir kimsenin etkisi altında kalmak, ona bağlanmak.
Yarışa girmek : Yarışmak.
Yatağına girmek : Kadın biriyle evlilik dışı ilişkide bulunmak.
Yer yarılıp içine girmek : Yitirilip bir türlü bulamamak. çok utanmak.
Yoluna girmek : İstenilen, gerekli olan biçimde gelişmeye başlamak.
Yük altına girmek : Ağır bir görevi üzerine almak.
Yürürlüğe girmek : Bir kanun, bir karar, bir iş uygulanır, yapılır duruma gelmek.
Zahmete girmek : Zahmet etmek.
Zifafa girmek : Gerdeğe girmek.
Zihnine girmek : Düşüncesini değiştirmesine yol açmak.
Girme girift : Saraç bizi ile yapılan özel bir dikiş.
Girmeç : Girilecek yer. Ankara kenti, Temelli nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.
Girmeğ : Giymek.
Girmeler : Muğla şehrinde, Kemer nahiyesine bağlı bir bölge.
Girmeli : Mardin ilindene bağlı bir yerleşim birimi.
Girme ile ilgili Cümleler
- Tom'un, sürekliliği olan bir işe girmesi gerekir.
- Polis Mary'nin mahkeme salonuna girmesine izin vermeyi reddetti.
- Girmeye iznim var mı?
- Onlar üniversiteye girmek için çalışıyorlar.
- Komşularım bana birinin evime girmeye çalıştığı bilgisini verdiler.
- Beni ne için arıyorsun? Ben maça girmek üzereyim.
- Beni ne için arıyorsun? Yarışmaya girmek üzereyim.
- Girme.
- O, odaya girer girmez Tom'u tanıdım.
- Girmeden önce kapıyı çal.
- Girmek yasaktır.
- Girmesine izin ver.
- Girmek için şifreye ihtiyacımız var.
Diğer dillerde Girme anlamı nedir?
İngilizce'de Girme ne demek? : n. entering, entry, admission, trespass, entrance, ingress, intake
Fransızca'da Girme : entrée [la], accès [le]
Almanca'da Girme : n. Beitritt, Einfahrt, Einstieg, Einzug
Rusça'da Girme : n. вход (M), въезд (M), доступ (M), вступление (N), поступление (N), заход (M)


Bu kısımda Girme nedir? Girme ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Girme tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Girme hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.