Girmek nedir, Girmek ne demek

"Girmek" ile ilgili cümle örnekleri

  • "İlkbahar girdi."
  • "Tuz genellikle her yemeğe girer."
  • "Komşu, tarlamıza beş metre girdi."
  • "Denize girmek. Ceketinin ucu tabağa giriyor."
  • "Okula girdi."
  • "Ordularımız İstanbul'a girdiler." - M. Ş. Esendal
  • "Kaçırdım gene ipin ucunu, bir türlü konuya giremiyorum." - N. Ataç
  • "Bugün edebiyat imtihanına girdim." - Y. Z. Ortaç
  • "Elim bu eldivene girmiyor."
  • "Yirmisine girdi."
  • "Birlikte kiliseden içeri giriyoruz, ben topallıyorum." - A. Ağaoğlu
  • "Göğün morlaşan kenarı eriyor, menekşe rengine giriyordu." - Ö. Seyfettin
  • "Koyunlara kelebek hastalığı girdi."

Yerel Türkçe anlamı:

Girmek, içeri dâhil olmak.

Bürünmek.

Saklanmak // gerdegâ girmek: zifafa girmek

Arpa, buğday biçilecek olgunluğa gelmek: Arpalar bir haftaya kadar girecek.

Ekmek hamuru kabarıp yarılmak: Artık fırını yak, ekmekler giriyor.

 

İngilizce'de Girmek ne demek? Girmek ingilizcesi nedir?:

enter

Girmek anlamı, tanımı:

Girecek delik aramak : Saklanmak istemek.

Girip çıkmak : Bir yere kısa süre kalmak üzere uğramak. bir yere sık sık gelmek.

Girme : Girmek işi.

Ad çekmeye girmek : Oyunun başlangıcında, alan seçimi, başlama atışı veya karşılama hakkı için öncelik sağlamak amacıyla kura çekmek. kuraya tabi olmak.

Ağzının içine girmek : Çok yanaşmak, iyice sokulmak. hayranlıkla, büyük bir zevkle seyredip dinlemek.

Alıcı kılığına girmek : Müşteri gibi davranmak.

Ameliyata girmek : Ameliyat olmak. ameliyat işlemlerini gerçekleştirmek.

Aralarına kara kedi girmek : İki dost birbirine gücenmek, iki dostun arasına soğukluk girmek.

Araya girmek : İki kişinin arasındaki bir işe karışmak. bir iş yapılırken ona engel olacak başka bir şey çıkmak. iki kişiyi uzlaştırmaya çalışmak.

Araya soğukluk girmek : Arada kırgınlık oluşmak.

Bahse girmek : Görüşünde veya iddiasında haklı çıkacak tarafa bir şey verilmesini kabul eden sözlü anlaşma yapmak.

Beynine girmek : Herhangi bir konuda birisini yönlendirmek, ikna etmek.

Bin kalıba girmek : Birbirine benzeyen birçok iş yapmak, sürekli olarak düşünce değiştirmek.

 

Bir yaşına daha girmek : Şimdiye değin görmediği şaşılacak yeni bir şeyle karşılaşmak.

Birbirine girmek : Karışmak. birçok araç bir anda çarpışmak. iplik vb. dolaşmak, çözülmeyecek duruma gelmek. kavga etmek, dövüşmek.

Birbirinin ağzına girmek : Birbiriyle çok yakın olmak.

Borç altına girmek : Gereğinden fazla borç yapmak.

Borca girmek : Borçlanmak, borç para almak.

Boyunduruk altına girmek : Başkasının baskısı altında kalmak.

Bukalemun gibi renkten renge girmek : Sürekli düşünce değiştirmek.

Bunalıma girmek : Ruhsal bakımdan gerginlik veya sıkıntı içine girmek.

Burnuna girmek : Birine çok sokulmak.

Buyruğu altına girmek : Bir kimse başka bir kimsenin isteklerini ister istemez yerine getirmek zorunda olmak.

Çarşafa girmek : Çarşaf giymeye başlamak.

Çene yarışına girmek : Birbirinin sözünü keserek susmamacasına konuşmak.

Çıkmaza girmek : Bir iş çözümlenemeyecek, içinden çıkılmayacak bir duruma düşmek.

Çileye girmek : Dervişlerin kırk gün süre ile kendilerine uyguladıkları zorlu ve perhizli döneme girmek.

Damardan girmek : Karşısındaki kişiyi en fazla etkileyebilecek noktadan konuya girmek.

Damarına girmek : Birinin hoşlanacağı şeyler yaparak kendisini ona sevdirmek.

Damat girmek : Aileye güveyi olarak katılmak.

Dereceye girmek : Yarışma, sınav vb.nde üst sıralarda yer almak.

Devreye girmek : İlgilenmek, karışmak, araya girmek.

Disipline girmek : Disiplinli bir biçimde yaşamaya başlamak.

Diyalize girmek : Diyaliz makinesine bağlanmak.

Dolaba girmek : Aldatılmak, oyuna gelmek.

Dönüşü olmayan yola girmek : Asla bırakılmayacak, vazgeçilmeyecek bir durumda olmak.

Dünyaevine girmek : Evlenmek.

Emrine girmek : Bir kimsenin buyruğu altında bulunmayı kabul etmek.

Gerdeğe girmek : Gelinle damat düğün gecesi bir araya gelmek.

Geyik etine girmek : Genç kız, erginlik çağına girmek.

Gönlüne girmek : Kalbine girmek.

Gösterime girmek : Sinema salonlarında bir film oynamaya başlamak.

Göze girmek : Davranış ve yetenekleriyle ilgi ve önem kazanmak.

Gözüne girmek : Sevgi ve ilgisini kazanmak.

Günaha girmek : Dinî bakımdan suç sayılan bir iş yapmak.

Günahına girmek : Birisi için haksız olarak kötü düşünmek, kuşkulanmak. iftira etmek.

Güveyi girmek : İç güveyisi girmek. erkek, evlenmek.

Havaya girmek : Hazır olmak. kibirlenmek.

Hayatına girmek : Yaşamında yer almak.

Hizmete girmek : Çalışmaya başlamak. görev almak.

İç güveyisi girmek : Karısının ailesinin evinde oturmak üzere evlenmek.

İç içe girmek : Karmakarışık olmak. birbirinden ayrılamaz durumda olmak. uygun bir biçimde birbirinin içine girmek. kaza sonucu araçlar birbirine girmek.

İçeri girmek : Bir iş veya alışverişte zarar etmek. hapse girmek.

İddiaya girmek : Karşıt iddialarda bahse girişmek.

İğne deliğine girmek : Kimsenin bulamayacağı bir biçimde gizlenmek, saklanmak.

İhrama girmek : Hac görevini yerine getirmek üzere ihram giymek.

İlişkiye girmek : Yakınlaşmak. bağlantı kurmak. cinsel ilişkide bulunmak.

İmeceye girmek : İmece yoluyla yapılacak çalışmaya katılmak.

İşe girmek : Göreve, çalışmaya başlamak.

Kafasına girmek : Bir düşünce aklına uygun gelmek. birini bir iş yapmaya kandırmak.

Kafese girmek : Hapse girmek. aldatılıp kendisinden çıkar sağlanmak.

Kalbine girmek : Sevgisini kazanmak.

Kalıptan kalıba girmek : Çıkar sağlamak için her duruma uymak.

Kampa girmek : Yarışmaya iyi biçimde hazırlanabilmek için gerekli donanımı bulunan bir yerde toplu hâlde bulunmak. belirlenen amaç doğrultusunda yoğun bir biçimde çalışmak.

Kanına girmek : Birini öldürmek veya öldürtmek. bir kızın kızlığını bozmak.

Kayıt altına girmek : Bir şey yapmaya zorlanmak. davranışları sınırlandırılmak.

Kedi ile harara girmek : Geçimsiz biri ile iş birliği yapmak.

Kesesine bir şey girmek : Bir yarar veya çıkar sağlamak.

Kılığına girmek : Biri gibi giyinmek.

Kılıktan kılığa girmek : Giysi değiştirmek. sık sık düşünce değiştirmek.

Kıran girmek : Bir şey bulunmaz olmak. kısa bir zaman içinde çok sayıda ölmek.

Koltuğa girmek : Evlenmek.

Koltuğuna girmek : Koltuğunun altına sığınmak.

Koluna girmek : Kolunu birinin koltuğu altından geçirmek.

Komaya girmek : Kendinden geçecek kadar sinirlenmek, şaşırmak, üzülmek. duyma, anlama ve hareket yeteneklerini yitirerek yarı ölü duruma gelmek, kendinden geçmek.

Koynuna girmek : Biriyle yatıp sevişmek.

Kramp girmek : Kasılmak.

Kulunç girmek : Bir organda veya vücut bölgesinde birdenbire veya şiddetli sancı oluşmak, tutulmak.

Kuyruğa girmek : Ayakta arka arkaya durulan diziye girmek.

Mahremiyetine girmek : Bir kimsenin özel hayatını öğrenecek kadar ona yakın olmak.

Masrafa girmek : Bir iş veya yapım için çok para harcamak.

Menopoza girmek : âdetten kesilmek, doğurma özelliğini yitirmekten dolayı kadın bunalım içerisinde olmak. âdetten kesilmek, doğurma özelliğini yitirmek, hayızdan nifastan kesilmek.

Mevzuya girmek : Asıl konuyu ele almak.

Münasebete girmek : Tanışma yolu açmak, ilişki kurmak. cinsel yaklaşımda bulunmak.

Müsabakaya girmek : Yarışmak, yarışmaya katılmak.

Nabzına girmek : Elindeki imkânları kullanarak birinin hoşnutluğunu kazanmak, birini yola getirmek ve düşüncelerini benimsetmek.

Polemiğe girmek : Siyasi, bilimsel veya edebî konularda sert tartışmalar yapmak.

Rayına girmek : Bir iş, bir girişim düzene sokulmak, iyi bir duruma getirilmek.

Renkten renge girmek : Korkudan veya utançtan yüzünün rengi değişmek, sıkılmak.

Riske girmek : Zararı göze almak.

Rüyasına girmek : Rüyasında görmek. bir şeyden çok etkilenmek, çok korkmak.

Sakalının altına girmek : Yakınlık kurarak ona düşüncesini aşılamak.

Sevaba girmek : Sevap kazanmak.

Silah silaha girmek : Karşılıklı olarak ateş etmek.

Sınava girmek : Bir kimse, bir konu üzerindeki bilgisinin ölçülmesini sağlamak için yapılmış olan yoklamada hazır bulunmak.

Strese girmek : Gerilmek, sıkıntıya girmek.

Suretine girmek : Bir şeyin görünüşüne, biçimine benzemek.

Tafsilata girmek : Ayrıntılar üzerinde durmak.

Tartışmaya girmek : Münakaşa etmeye başlamak.

Tatile girmek : Belirli bir süre için çalışmalara ara vermek.

Tepkimeye girmek : Bir cisim etkisi altında kaldığı bir şeye karşı tepki vermek.

Türbülansa girmek : Çalkantılı hava içerisinde sarsılarak yol almak.

Utancından yerin dibine girmek : İstenilen biçimde ve nitelikte olmama karşısında üzüntü duymak, aşırı utanmak.

Uyruğuna girmek : Bir kimsenin etkisi altında kalmak, ona bağlanmak. bir devletin yönetimini kabul etmek.

Yarışa girmek : Yarışmak.

Yatağına girmek : Kadın biriyle evlilik dışı ilişkide bulunmak.

Yer yarılıp içine girmek : Çok utanmak. yitirilip bir türlü bulamamak.

Yoluna girmek : İstenilen, gerekli olan biçimde gelişmeye başlamak.

Yük altına girmek : Ağır bir görevi üzerine almak.

Yürürlüğe girmek : Bir kanun, bir karar, bir iş uygulanır, yapılır duruma gelmek.

Zahmete girmek : Zahmet etmek.

Zifafa girmek : Gerdeğe girmek.

Zihnine girmek : Düşüncesini değiştirmesine yol açmak.

Geçmek : Kullanımda olmak, tedavülde olmak. Bir yeri aşmak, öbür yana ulaşmak. Bir yere gidip oturmak. Yazılmak, girmek. Olmak, vuku bulmak, cereyan etmek. Bir duruma uğramak, konu olmak. Sönmek. Tükenmek, bitmek, sona ermek. Söylemeden veya bitirmeden atlamak. Kalmak, devrolmak. Haberi bir iletişim aracı ile bildirmek. Konuşmada sözü geçmek veya basında yer almak. Bırakmak, vazgeçmek. Bulunduğu yeri veya konumu değiştirmek. Sıyrılmak, kurtulmak, işin içinden çıkmak. Çok bekletilmekten çürümeye yüz tutmak. Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar. Bir yandan girip diğer yandan çıkmak. Birinden meşk etmek. Üstünlük sağlamak. Okulda, sınavda başarı göstermek. Yerini bırakıp başka yer almak. Hastalık bulaşmak, sirayet etmek. Bir konu üzerinde veya bir yerde çalışmış olmak. Etki yapmak, işlemek. Harcamak. Bir yerden başka bir yere gitmek. Zamanı aşmak, geride bırakmak. Yaşamak. Çekiştirmek, yermek. Bir şeyi bundan böyle yapma durumunda olmamak. Geride bırakmak, aşmak. Yol, araç veya akarsu bir yerin yakınından veya içinden gitmek. Bir müzik parçasını meşk ederek öğrenmek, çalmak veya söylemek. Sürümü olmak, satılmak. Görev almak. Kabul edilemez olmak. Herhangi bir durum, soya çekim yoluyla birinde görünmek.

Sığmak : Bir kaba, bir yere bütünüyle girebilmek veya içinden geçebilmek. Uygun olmak.

Katılmak : Hak vermek. Bir topluluğa girmek, iştirak etmek, iltihak etmek. Ortak olmak, benimsemek. Aşırı derecede gülme, ağlama, gıdıklanma, korkma vb. tepkiler sırasında, solunum kaslarının kasılmasından dolayı soluk kesilmek. Katma işi yapılmak.

Fethetmek : Herkesin takdirini, övgüsünü kazanıp kendine hayran bırakmak. Bir yeri veya ülkeyi savaşarak almak, ülke açmak.

İncelemek : Bir işi veya bir şeyi ele alıp özelliklerini, ayrıntılarını inceden inceye, özenli bir biçimde anlamaya, öğrenmeye çalışmak, tetkik etmek.

Ayrıntı : Bir bütünün önemce ikinci derecede olan ögelerinden her biri, teferruat, tafsilat, detay. Edebiyat veya sanat eserlerinde bir bütünün ögelerinden her biri, teferruat, tafsilat. Bir tiyatro eserinde ana düşünceye yardımcı olan kelime, cümle veya eşya.

İnmek : Bir taşıt veya binek hayvanından yere basmak. Vurmak. Ağmak. Fiyatı düşürmek. Dağ, tepe vb. yüksek bir yerden gelmek. İnme gelmek. Bir yeri kaplamak, basmak veya bir yerden akmak, kaymak. Sayısı azalmak. Yüksekten veya yukarıdan aşağıya doğru gelmek. Bir yerden başka bir yere gitmek, varmak. Değeri düşmek. Konaklamak. Alçalıp eski durumuna dönmek. Yıkılmak. Uzamak, ulaşmak.

Almak : Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. İçecek veya sigara içmek. Çalmak. Ele geçirmek, fethetmek. Kısaltmak, eksiltmek. Satın almak. Birlikte götürmek. Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Yolmak, koparmak. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. Yutmak, kullanmak. Gidermek, yok etmek. Temizlemek. İçeri sızmak, içine çekmek. Görevden, işten çekmek. Başlamak. Kazanmak, elde etmek. Yer değiştirmek. Tat veya koku duymak. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. Sürükleyip götürmek. Bürümek, sarmak, kaplamak. İçine sığmak. İçeri girmesini sağlamak. Kabul etmek. Kazanç sağlamak. Göreve, işe başlatmak. Soldurmak. Erkek, kadınla evlenmek. Örtmek, koymak. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. Yol gitmek, mesafe katetmek.

Girişmek : Bir işi ele almak. Birbirine karışmak. Başlamak. Kavgaya tutuşmak. Kalkışmak. Dövmek.

Başlamak : Çalışır, işler, yürür duruma girmek. Görünmek. Etkisini göstermek. Bir işe girişmek, harekete geçmek. Olmak, oluşmak, ortaya çıkmak, doğmak.

Bulaşmak : İstenilmeyen bir madde bir şeye sürülmek. Bir nesne, üzerine sürülen bir şey yüzünden kirlenmek. İstemeden veya rastlantı sonucu bir işe karışmak. Çatmak, sataşmak, tedirgin etmek. Hastalık geçmek, sirayet etmek.

Zaman : Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram. Belirlenmiş olan an. Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı. Bu sürenin belirli bir parçası, vakit. Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit. Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit. Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri. Çağ, mevsim. Dönem, devir.

Anlamlı : Anlamı olan, manalı. Gizli bir anlamı olan, düşündürücü, manidar. İçeriği olan.

İçin : Özgü, ayrılmış. Karşılığında, karşılık olarak. Oranla, göz önünde tutulursa. Uğruna, yoluna. Neden ve sonuç belirten bir söz. Ant deyimleri yapan bir söz. Düşüncesince, kendince, göre. Amacıyla, maksadıyla. -den dolayı, -den ötürü. Hakkında. Süre belirten bir söz.

Gelmek : İzlemek, takip etmek. Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak. Ulaşmak, varmak. Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek. Akmak. İsabet etmek. Kazanılmak, sağlanılmak. Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar. Oturmaya, ziyarete gitmek. Düşmek, rast gelmek. Sonuç çıkmak. Uygun düşmek. Türemek. Katılmak, eklenmek. -dikçe, -esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil. Uymak. Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek. Getirmek. Dayanmak, tahammül etmek. Olmak, -e uğramak. İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil. Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek. -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar. Biriyle birlikte gitmek. Belli bir zamana ulaşmak. Ortaya çıkmak, doğmak. Görünmek, sanılmak. Mal olmak. Belli bir süre dolmak. Etkisini herhangi bir biçimde göstermek. Herhangi bir sırada bulunmak. Başlamak, ortaya çıkmak. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Çıkmak, yönelmek. Kadar olmak. Kendine yapılmış olan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak.

Ağrı : Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri. Vücudun herhangi bir yerinde duyulan şiddetli acı.

Sancı : İç organlarda batar veya saplanır gibi duyulan, nöbetlerle azalıp çoğalan ağrı. Sıkıntı.

Saplanmak : Hızla batmak. Batma sonucu hareket edemez olmak, batıp kalmak.

Yeni : O güne kadar söylenmemiş, görülmemiş, gösterilmemiş, düşünülmemiş olan. Kullanılmamış veya az kullanılmış olan, eski karşıtı. Eskisinin yerine gelen. İşe henüz başlamış. Oluş veya çıkışından beri çok zaman geçmemiş olan. En son edinilen. Biraz önce, çok zaman geçmeden. Daha öncekilerden farklı olan. Tanınmayan, bilinmeyen.

Bir : Sayıların ilki. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Aynı, benzer. Bu sayı kadar olan. Eş, aynı, bir boyda. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Beraber. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Ancak, yalnız. Tek. Sadece. Bir kez.

Dönüşmek : Bir biçimden, bir durumdan başka bir biçime veya duruma geçmek, tahavvül etmek.

İyice : Çok, adamakıllı. İyiye yakın. (iyi'ce) Tamamen. (iyi'ce) Gereği gibi, derinlemesine, ayrıntılarıyla.

Anlamak : Yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteliğinde başka bir bilgi edinmek. Birinin duygularını, istek ve düşüncelerini sezebilmek. Bir şey hakkında bilgisi bulunmak. Yarar sağlamak. Doğru ve yerinde bulmak. Sorup öğrenmek. Bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak.

Bilmek : Bir iş yapmaya alışmış olmak, elinden gelmek. İşine gelmek, uygun bulmak. İnanmak. Saymak. Bir bilim veya sanat dalında yeterli olmak. Sanmak, varsaymak, farz etmek. -a / -e ekli fiillerle yeterlik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Sorumlu tutmak. Tanımak, hatırlamak. Bir şeyi anlamış veya öğrenmiş bulunmak.

Tutuşmak : Yanmaya başlamak, ateş almak. Kızarmak, kızıllaşmak. Bir işe başlamak, girişmek. Birbirini tutmak, birbirine ilişip dokunmak. Telaşlanmak.

Erişmek : Bir yere ulaşmak, varmak. Varılması zamana, emeğe bağlı olan veya uzakta bulunan bir amaca varmak, ulaşmak. Bitkiler veya bunların ürünleri olgunlaşmak. Zaman gelip çatmak.

Ulaşmak : Yetişmek. Varmak, gelmek. Birbirine katılmak, dökülmek. Elde etmek, erişmek.

Yazılmak : Yazma işi yapılmak. Birine tutulmak, sevmek. Kendini bir yere yazdırmak, kaydolmak.

Yemek yemek : Karın doyurmak.

Yemek : Hoşa gitmeyen kötü bir duruma uğramak, tutulmak. Harcamak, tüketmek, bitirmek. Günün belli saatlerinde yenilen besin. Batmak, çizmek, kaşındırmak, dalamak. Harcanmak, kullanılmak, sarf edilmek. Yemek yeme, karın doyurma işi. Yenmek için pişirilip hazırlanmış yiyecek, aş, taam, ekmek. Hakkı olmayan ve kendisine yasak edilmiş bulunan bir şeyi kabul etmek. Gücünü kırmak, perişan etmek, mahvetmek. Isırmak. Birine alacağını vermemek, ödememek. Konuklara yiyecek verilerek yapılmış olan ağırlama. Ağızda çiğneyerek yutmak. Sürekli üzmek, tedirgin etmek. Başkasının parasını harcamak. Yasal yoldan cezalandırılmak. Kandırmak. Aşındırmak, kemirmek, oymak, delmek.

Yüklenmek : Üstüne düşmek, zorlamak. Bir şeyi yapmayı kabul etmek, üstüne almak. Bir yükü taşımayı üstüne almak. Yükleme işi yapılmak veya yükleme işine konu olmak. Kendi ağırlığını başka bir şey üzerine vermek, bedeniyle abanmak.

Tecavüz : Başkasının hakkına el uzatma. Aşma, ötesine geçme. Namusuna saldırma, sarkıntılık. Saldırı.

Etmek : Eşit değer kazanmak. Bulmak, erişmek. Bir işi yapmak. Herhangi bir değerde olmak. Demek, söylemek. Kötülükte bulunmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Küçük veya büyük abdestini yapmak.

Girmek ile ilgili Cümleler

  • Girmek yasaktır.
  • Bahse girmek için ne kadar istiyorsun?
  • Girmek için şifreye ihtiyacımız var.
  • Polis daireye pencereden zorla girmek için zorlandı.
  • Beni ne için arıyorsun? Yarışmaya girmek üzereyim.
  • Yarın tarih dersinde sınava girmek zorundayım.
  • Ali cankurtaran göreve başlayıncaya kadar suya girmek istemiyor.
  • Onlar üniversiteye girmek için çalışıyorlar.
  • Beni ne için arıyorsun? Ben maça girmek üzereyim.

Diğer dillerde Girmek anlamı nedir?

İngilizce'de Girmek ne demek? : v. enter, enter into, walk in, walk into, step in, go in, go into, come in, come into, be enroled, gain admission, enter on, enter upon, get in, go, incur, insert, keyboard, pull, sail in, slide into, slip into, step, strike in, type into, insert

Fransızca'da Girmek : entrer, pénetrer, s'introduire dans, rentrer dans, (bir i

Almanca'da Girmek : v. beitreten, betreten, dringen, durchdringen, einfahren, eingehen, einlaufen

Rusça'da Girmek : v. входить, въезжать, влезать, лазить, лезть, залезать, влетать, впорхнуть, заходить, забредать, заезжать, заполз`ать, забираться, проникать, пробираться, вступать, вклиниваться, вливаться, вдаваться, поступать, заглядывать, заливаться, подпадать, войти, въехать, влезть, залезть