Bilmek nedir, Bilmek ne demek

"Bilmek" ile ilgili cümleler

  • "Ben arkadaşını bilmem, seni bilirim."
  • "Bilirim yaşamaz güneşte / Bilirim yaşamaz yan yana aşkla / Ne haksızlık / Ne korku" - N. Cumalı
  • "Kadıncığım aç. Ben geldim. Bilemedin mi?" - H. R. Gürpınar
  • "Yani kısacası bu mükemmel dilimizi kimse bilmez, okumaz." - B. Felek
  • "Bir hastanın hastalığına gereken önemi vermesi, doktorun ancak kendini o hasta ile birlikte hasta bilmesi ile sağlanabilir." - R. H. Karay
  • "Teşekkürü borç bilirim."
  • "Mal almasını bildi de parasını vermeyi mi bilmiyor?"
  • "Anlayabilmek. Gidebilmek. Kapayabilmek. Yazabilmek."
  • "Bunu bilmek içimi kederle dolduruyordu." - A. Ağaoğlu

Yerel Türkçe anlamı:

Malumatı bulunmak.

Doğru cevap vermek

Haberdar bulunmak.

Anlamak, fark etmek.

Diğer sözlük anlamları:

Anlamak, idraketmek.

Bilimsel terim anlamı:

Herhangi bir şeyi, başka şeylerden ayırmaya yarayacak biçimde öğrenmiş olmak.

İngilizce'de Bilmek ne demek? Bilmek ingilizcesi nedir?:

 

know

Bilmek kısaca anlamı, tanımı:

Bildiğinden şaşmamak : Hiçbir etkiye aldırış etmeyerek doğru bildiği davranışı sürdürmek.

Bildiğini okumak : Herkes ne derse desin bildiği, istediği gibi davranmak.

Bildiğini yapmak : Verilen öğütleri dinlemeyerek tutumunu sürdürmek.

Bildiğini yedi mahalle bilmez : Bir kimsenin çok kurnaz, çokbilmiş olduğunu anlatan bir söz.

Bildim bileli : Öteden beri, eskiden beri.

Bilemedin : En çok, en fazla.

Bilir bilmez : Yarım bilgi ile, bilip bilmediğine aldırmadan.

Bilmem hangi : Önemli veya anlatılması gerekli görülmeyen şeyler için kullanılan bir söz.

Yolbil : Taşıtlarda belirlenen noktaya ulaşmak için yön bulmayı sağlayan aygıt, navigatör.

Değerbilmez : Değeri olan şeyleri, kimseleri korumayan veya saymayan, iyilikbilmez kimse, kadirbilmez.

İyilikbilmez : İyilik gördüğü kimseye hainlik yapan, aldığı yardımı inkâr eden, nankör, tuz ekmek düşmanı.

Kadirbilmez : Değerbilmez.

Bilme : Bilmek işi. Bilgi edinmenin gaye ve sonucu. Bir şeyin ne olduğunun bilincine varma.

Adı gibi bilmek : Çok iyi bilmek.

Ağzının tadını bilmek : Güzel yemeklerden anlamak. her şeyin güzelini, iyisini bilmek, anlamak.

Ağzıyla içmesini bilmek : Sözünü, sohbetini karşıdaki kişiyi incitmeyecek bir biçimde ayarlamak.

Antikasını bilmek : En iyisini bilmek.

Avucunun içi gibi bilmek : Bir yeri, bir şeyi çok iyi ve ayrıntılı olarak bilmek.

Bal alacak çiçeği bilmek : Çıkar sağlanabilecek yeri veya şeyi bilmek, bulmak.

Borcunu bilmek : Bir şey yapmayı yerine getirilmesi gereken bir iş olarak değerlendirmek. borcunu zamanında öder olmak.

Cemaziyelevvelini bilmek : Bir kimsenin herkesçe bilinmeyen, geçmişteki her türlü yönünü veya kötü durumunu bilmek.

 

Ciğerinin içini bilmek : Birini çok yakından tanımak, her türlü düşüncesini bilmek.

Dini gibi bilmek : Çok iyi bilmek.

Ezbere bilmek : Bir şeyin bütün niteliklerini çok iyi öğrenmiş olmak. bir yerin her yanını iyice bilmek.

Fırsat bilmek : Bir şeyden belli bir amaçla hemen yararlanmak.

Fırsatı ganimet bilmek : Çıkan fırsattan en iyi biçimde yararlanmak.

Görev bilmek : Görev olarak üzerine almak, sorumluluk üstlenmek.

Haddini bilmek : Konumuna, durumuna uygun davranmak. kendi değer ve yeteneğinin farkında olmak.

Hatır gönül bilmek : Kişilere karşı gösterilmesi gereken saygı kurallarına uymak.

Hesabını bilmek : Tutumlu olmak.

Hesabını kitabını bilmek : Tutumlu olmak.

İdaresini bilmek : Yerine göre harcamak, tutumlu davranmak.

İş bilmek : Becerikli olmak.

İşini bilmek : Nereden, nasıl yararlanacağını bilmek, çıkarını bilmek.

İsmi gibi bilmek : Adı gibi bilmek.

İstemesini bilmek : Dileğini uygun bir dille söylemek.

İyilik bilmek : Kendisine yapılmış olan iyiliği unutmamak.

Kadrini bilmek : Değerini bilmek, yararlanmak.

Kan alacak damarı bilmek : Nereden veya kimden çıkar sağlanabileceğini bilmek.

Karış karış bilmek : En ince ayrıntısına kadar biliyor olmak.

Kendini bilmek : Durum ve onuruna yakışacak biçimde davranmak. kendinin ve çevresinin bilincine varmak. ağırbaşlı olmak. aklı ve muhakemesi yerinde olmak. baliğ olmak.

Keyfi bilmek : İsterse yapmak, nasıl isterse öyle yapmak.

Kıymetini bilmek : Önemini, değerini bilmek.

Lafını bilmek : Akıllı uslu konuşup başkasını rahatsız etmemek, yerinde, güzel ve tutarlı konuşmak.

Ne istediğini bilmek : Amacını kesin ve kararlı bir biçimde belirlemek.

Ne mal olduğunu bilmek : Birinin nasıl bir nitelikte, yetenekte ve yaradılışta olduğunu bilmek, kestirmek.

Nimet bilmek : Bir şeyi lütuf kabul etmek.

Ödev bilmek : Bir şey yapmayı kendisi için yerine getirilmesi zorunlu bir iş olarak kabul etmek, borç bilmek.

Oldu bilmek : Sorunu çözülmüş bilmek.

Oyunun kurallarını bilmek : Yapılan işlerin nasıl, kimler tarafından ve hangi ilişkilerle sonuçlandırıldığına ilişkin bilgisi olmak.

Şeytanın yattığı yeri bilmek : Bilinmesi ve hatırlanması güç şeyleri bilmek, çok kurnaz ve açıkgöz olmak.

Sözünü bilmek : Lafını bilmek.

Su gibi bilmek : Yanlışsız bilmek veya okumak.

Yakından bilmek : Bir kimseyi, bir şeyi bütün özellikleriyle bilmek veya tanımak.

Yol iz bilmek : Görgülü davranmak. gideceği yolu ve yeri bilmek.

Yolunu bilmek : Yöntemini biliyor olmak.

Bulunmak : Bulma işine konu olmak. Bir yerde olmak. Herhangi bir durumda olmak.

Bilim : Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir amaca yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci. Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışan düzenli bilgi, ilim. Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi.

Sanat : Belli bir uygarlığın veya topluluğun anlayış ve zevk ölçülerine uygun olarak yaratılmış anlatım. Bir meslekte uyulması gereken kuralların tümü. Bir şey yapmada gösterilen ustalık. Bir duygu, tasarı, güzellik vb.nin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık. Zanaat.

Yeterli : Bir görevi, işlevi yerine getirme gücü olan, etkisi olan. Gereksinimlere cevap veren, ihtiyaçları karşılayan. Bir işi yapma gücünü sağlayan özel bilgisi olan, kifayetli, ehliyetli.

Yapma : Yapmacık, sahici karşıtı. Yapmak işi. Yapay.

Gelme : Gelmiş olan. Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi. Yetişme. Gelmek işi.

Tanımak : Daha önce görmüş olmak, ilişkisi bulunmak, bilmek. Daha önce görülen, bilinen bir kimse veya şeyle karşılaşıldığında bunun kim veya ne olduğunu hatırlamak. Bir kimse veya şeyle ilgili, doğru ve tam bilgisi bulunmak. Bilip ayırmak, seçmek, ayırt etmek. Sorumlu bilmek. Varlığını kabul etmek. Boyun eğmek, yargısına uymak, saymak. Bir şeyin yapılması, bitirilmesi için belli bir süre vermek.

Hatırlamak : Anımsamak.

Sanmak : Bir şey veya kimsenin ... olduğunu düşünmek. Bir şeyin olma veya olmama ihtimalini kabul etmekle birlikte, olabileceğine daha çok inanmak, zannetmek, zanneylemek. Gibi gelmek, farz etmek.

Varsaymak : Bir olgunun sonuçlarından yararlanabilmek, bu sonuçlar üzerine düşünce üretebilmek için onu olmuş veya olacak saymak, farz etmek.

Farz : Yapmak zorunda kalınan şey, boyun borcu. Müslümanlıkta, özür olmadıkça yapılması zorunlu, yapılmaması günah sayılan ibadet.

Etmek : Eşit değer kazanmak. Küçük veya büyük abdestini yapmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Herhangi bir değerde olmak. Bir işi yapmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Kötülükte bulunmak. Bulmak, erişmek. Demek, söylemek.

Sorumlu tutmak : Sorumlu saymak, mesul olarak görmek.

Sorumlu : Üstüne aldığı veya yaptığı işlerden dolayı hesap vermek zorunda olan, sorumluluk taşıyan (kimse), mesul.

Tutmak : Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek. Benimsemek, beğenmek. Elde bulundurmak, ele almak. Kullanmak. Bir şey düşünmek. Başlamak. Varsaymak, farz etmek. Bir yerde kalmasını sağlamak. Denetimi ve yetkisi altına almak. Bağlamak. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj. Uygun gelmek, çelişmez olmak. İzlemek. Hizmetine almak veya kiralamak. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek. Asılmak, kuvvetlice sarılmak. Bir kimsenin yerini almak. Sunmak. Bırakmamak. İşgal etmek. Sürmek, zaman almak. Gereğini yapmak, yerine getirmek. Biriktirmek, tasarruf etmek. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak. Alacağa veya vereceğe saymak. Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak. Sarmak, bürümek. Uğramak. Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak. Avlamak. Kaplamak. Yaklaştırmak. Desteklemek, birinden yana çıkmak. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak. Hedef olarak almak. Ele geçirmek, yakalamak. Ulaşmak, varmak. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek. Herhangi bir durumda bulundurmak. Beklenen sonucu vermek. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek. Kapatmak, sarmak. Bir şeyi kullanması için uzatmak. Yanında bulundurmak, alıkoymak. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak. İş görebilmek.

İnanmak : İman etmek. Sevecek, güvenecek ve bağlanacak en yüksek varlık olarak bilmek, iman etmek. Birini doğru sözlü olarak bilmek, güvenmek. Bir şeyi doğru olarak benimsemek. Kanarak aldanmak. Bir şeyin varlığını, doğruluğunu kabul etmek.

Gelmek : Belli bir süre dolmak. Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek. İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil. Akmak. -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar. İzlemek, takip etmek. Getirmek. Uygun düşmek. Olmak, -e uğramak. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Belli bir zamana ulaşmak. Kendine yapılmış olan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak. Görünmek, sanılmak. Kazanılmak, sağlanılmak. Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek. İsabet etmek. Sonuç çıkmak. Herhangi bir sırada bulunmak. Başlamak, ortaya çıkmak. Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak. Mal olmak. Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar. Etkisini herhangi bir biçimde göstermek. Ortaya çıkmak, doğmak. Dayanmak, tahammül etmek. Biriyle birlikte gitmek. Çıkmak, yönelmek. Ulaşmak, varmak. Oturmaya, ziyarete gitmek. Uymak. Düşmek, rast gelmek. Katılmak, eklenmek. Türemek. Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek. -dikçe, -esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil. Kadar olmak.

Uygun : Yakışır, yaraşır, mutabık, mütenasip. Orantılı, oranlı. Elverişli, yarar, müsait, muvafık.

Bulmak : Varlığı bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak, keşfetmek. İstenilen şeye kavuşmak, nail olmak. Seçmek. Bir şeyi elde etmek. Herhangi bir görüşe, bir yargıya varmak. Bir yere, bir noktaya erişmek, ulaşmak. Hatırlamak. Kaybedilen bir şeyi yeniden ele geçirmek. Sağlamak, temin etmek. İlk kez yeni bir şey yaratmak, icat etmek. Cezaya uğramak. Arayarak veya aramadan bir şeyle, bir kimse ile karşılaşmak.

Saymak : Herhangi bir şey, yerine koymak veya herhangi bir şey gözüyle bakmak, addetmek. Herhangi bir sıraya koymak, herhangi bir sırada yer aldığını kabul etmek. Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı dolayısıyla bir kimseye değer vermek, hürmet etmek. Ödemek, peşin vermek. Sayıları arka arkaya söylemek. Önemsemek. Varsaymak, tutmak, farz etmek. Arka arkaya söylemek, sıralamak. Gibi görmek, kabul etmek. Bir şeyin kaç tane olduğunu anlamak için bunları birer birer elden veya gözden geçirmek, sayısını bulmak. Hesaba katmak, dikkate almak. Geçer tutmak.

Bilmek ile ilgili Cümleler

  • Onun iyi olduğunu bilmek beni mutlu etti.
  • Bilmek bir şeydir, yapmak da başka bir şey.
  • Sonunda, Mustafa bilmek istediğim her şeyi bana anlatacak.
  • Hasan'ın artık Tuğba ile çıkmadığını bilmek iyi.
  • Senin hakkındaki her şeyi bilmek isterim.
  • O, onun kişisel yaşamı hakkında hiçbir şey bilmek istemiyordu.
  • Bilmek bile istemiyorum.
  • Bilmek bir şeydir ve yapmak başka bir şey.
  • Bilmek bir şey değildir, hayal gücü her şeydir.
  • Ali onun partisine gelmek isteyip istemediğini bilmek istiyor.
  • Bilmek için can atıyorum.
  • Ona ne olduğunu bilmek istemiyorsun.
  • Bilmek ilgini çekebilir diye düşündüm.
  • Bilmek için çok erken.

Diğer dillerde Bilmek anlamı nedir?

İngilizce'de Bilmek ne demek? : v. know, understand, be up, be up to, be wise to, wise up to, wise up, ken, savvy, wit

Fransızca'da Bilmek : savoir, connaître, être au courant de, reconnaître

Almanca'da Bilmek : v. auskennen, kennen, können, verstehen, wissen

Rusça'da Bilmek : v. знать, помнить, узнавать, угадывать, уметь, считать, предполагать, понимать, узнать, угадать, сосчитать, сосчитывать, предположить, понять