Hipo nedir, Hipo ne demek

Hipo; Kimya, Sinema, Anatomi, Veteriner alanlarında kullanılan bir sözcüktür.

Kimya'da terim anlamı:

ClO- içeren bileşik. Ağartma işlemlerinde kullanılan Na, K, Ca, Mg hipokloritler.

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

İşlemede saptama aşamasında en çok kullanılan kimyasal özdek (sodyum hiposülfit, tiyosülfit, Na2 S2 O3 . 5H2 O) ya da eriyiği.

Veterinerlikte sözlük anlamı:

Alt, altında.

Az, noksan.

Hipo ile ilgili Cümleler

  • Hipopotamlar Afrika'da yaşarlar.
  • Bu hipotezi kanıtlayan sensin.
  • Tom'un hipotezi mantıklıdır.
  • Bu veriler hipotezi desteklemektedir.
  • Hipoteziniz doğrudur.
  • O sadece bir hipotezdi.
  • Sizin hipotez mantıklı.
  • Hipopotamlar suyu severler.
  • Bu durum hipotezimi destekliyor.
  • Hipotenüsün karesi diğer iki kenarın kareleri toplamına eşittir.
  • Tom'un hipotansiyonu var.
  • Bu hipotezin geçerli olup olmadığını düşünmemiz lazım.
  • Hipotezleri bana göre tamamen saçma.

Hipo tanımı, anlamı

Arka hipofiz : Hipofiz arka lobu

Av köpeklerinin hipoglisemi sendromu : Avdan önce aç bırakılan av köpeklerinde strese bağlı olarak kan şekerinin düşmesi, hipoglisemik nöbetler ve bitkinlikle kendini gösteren hastalık.

Bir gen bir enzim hipotezi : Her genin bir polipeptit zincirini kolladığını söyleyen ve 1930-40'larda biyokimyasal mutantların incelenmesinden gelişen hipotez.

 

Birincil hipoadrenokortisizm : Daha çok genç ve orta yaşlı dişi köpeklerde, böbrek üstü bezi kabuğununmuhtemelen immün aracılı sebeplerle yıkımı ve kabuğunbelirgin atrofisi sonucu tüm kortikosteroitlerin yetersiz veya hiç salgılanmamasından kaynaklanan, hiperkalemi, hipotansiyon, halsizlik, hemokonsantrasyon, ishal, hipoglisemi, deride pigmentasyon artışı sonucu derinin bronzlaşarak tunç veya esmer bir görünüm almasıyla belirgin bir iç salgı bezi hastalığı, Addison hastalığı, tunç hastalığı, immün aracılı hipoadrenokortisizm.

Clydesdale taylarının miyenterik hipogangliozisi : Clydestale ırkında taylarda kolon transversum ve kolon desendensin miyenterik pleksuslarında gangliyon hücrelerinin normale göre az olmasıyla belirgin kalıtsal bir yapılış bozukluğu.

De broglie hipotezi : Her hareketli partiküle bir dalganın eşlik ettiğini ileri süren bir öneri; bu tür bir dalganın dalga boyu, λ = h / (kütle x hız) eşitliği verilir.

Doğuştan hipotiroidizm : Doğuştan tiroit bezinin yetersiz gelişimi, hormon üretimi bozuklukları veya şiddetli iyot yetersizliğinden kaynaklanan tiroit bezi bozukluğu. Hayvanlarda cücelik, makroglossi ve zihinsel bozukluklarla birlikte görülür.

Doğuştan hipotrikozis : Doğuştan kılların normale göre daha az miktarda olması veya tamamen yokluğu. Kalıtsal olabileceği gibi, iyot yetersizliği ve guatr, adenohipofiz hipoplazisi ve beyaz çöpleme bitkisinin maternal alınmasına bağlı olarak da biçimlenir.

Doğuştan kalıtsal hipotrikozis : Kıl örtüsünün kısmen veya tamamen doğuştan ve kalıtsal nedenlerle bulunmaması. Belli sığır ırklarında ve Çin köpeklerinde görülür.

 

Domuz hipomiyelinogenezisi : Doğuştan titreme sendromu.

Durgunluk hipoksisi : Akciğerlerdeki kısmi oksijen basıncı ve hemoglobin yoğunluğu normal olmasına rağmen dolaşım durgunluğuna bağlı olarak gerçekleşen hipoksi, stagnant hipoksi.

Epidermiste hipogranulozis : Deride tanecikli tabakanın kalınlığının azalması.

Er bezi hipoplazisi : Testis hipoplazisi.

Farengeal hipofizden gelişen kist : Yutağın hipofiz kisti.

Fetal hipoksi : Fetüsün oksijenden yoksun olması durumu.

Fossa hipofizyalis : Hipofiz çukuru.

Geçici hipogammaglobulinemi : Üç-dört aylık genç taylarda, antikor üretiminin başlamasının gecikmesi sonucu oluşan, kandaki immünoglobulin düzeylerinin geçici ve kısa süreli olarak düşük olmasıyla belirgin bozukluk.

Gonat hipoplazisi : Cinsiyet bezlerinin yetersiz gelişmesi veya gelişme yetersizliği nedeniyle gerekli büyüklüğü kazanamaması, er bezi yumurtalık hipoplazisi.

Hipergonadotropik hipogonadizm : Hipofiz gonadotropinlerinin düzeyinin yükselmesiyle ilişkili gonadların gelişim veya fonksiyonunda oluşan bir bozukluk, pirmer hipogonadizm.

Hipoadrenalizm : Böbrek üstü bezi aktivitesinin azalması.

Hipoadrenokortisizm : Böbrek üstü bezi kabuğundan yetersiz miktarda hormon salgılanması. Klinik bulgulara köpek dışındaki hayvanlarda nadiren rastlanır. Birincil hipoadrenokortisizm. İkincil hipoadrenokortisizm.

Hipoalbüminemi : Kanda albumininin anormal olarak azalması. Kanın albümin miktarının normalin altına düşmesi. Kolloit ozmatik basıncın düşmesine neden olur.

Hipoaldosteronemi : Böbrek üstü bezi kabuk kısmının yetersiz çalışması sonucu, kanda aldosteron düzeyinin aşırı azalması. Böbreklerde sodyum ve klor geri emilimi azalması sonucu vücutta sıvı kaybı fazladır.

Hipoaldosteronüri : İdrarda aldosteronun normalden düşük seviyede olması.

Hipoamino asidemi : Kanda normalden daha az miktarda amino asit olması.

Hipoaminoasitemi : Kanda normalden daha az miktarda aminoasit olması.

Hipoazotüri : İdrarla atılan azot miktarının azalması.

Hipobatik : Hiposerkal.

Hipobentoz : Denizlerde 1000 metre derinliğin altındaki dip faunası.

Hipobetalipoproteinemi : Serumda düşük yoğunluklu lipoprotein düzeyinin normalden düşük olması.

Hipobilirubinemi : Kanda bilirubinin anormal olarak azalması. Kanda bilirubin düzeyinin anormal derecede azalması.

Hipobiyotik larva : Tutuklu larva.

Hipobiyozis : Helmintlerin paraziter larvalarında gelişimin bir süre durması, gelişimin gecikmesi olayı.

Hipoblast : Gastrulasyon süresince oluşan blastodermin iki tabakasından içte olanı. Endoderm.

Hipoboskit : Hippoboscidae ailesine ait. Hippoboscidae ailesinde bulunan herhangi bir sinek türü.

Hipobrankiyal : Hipobranşiyal.

Hipobrankiyal arter : Hipobranşiyal arter.

Hipobranşiyal : Balıklarda solungaç yayının alt ya da dördüncü segmenti. Balıklarda solungaç yayının alt veya dördüncü segmenti, hipobrankiyal.

Hipobranşiyal arter : Baş bölgesinin lateral ve medyan ventra-lindeki başlıca götürücü arter. Baş bölgesinin lateral ve medyan ventralindeki başlıca götürücü arter, hipobrankiyal arter.

Hipobromit : Hipobromit asidinden (HBrO) türeyen ve BrO- radikali içeren bileşik.

Hipobromit asidi : Formülü HBrO, mol kütlesi 96,9 g, vakumda k.n. 40 °C olan bir değerli bromun kararsız bir bileşiği.

Hipodermis : Dermis tabakasının alt bölümü. Deriyi altındaki dokulara bağlayan, yağ dokusundan zengin ve tela subkutanea adı da verilen bağ dokusu katmanı, subkutis. Hipodermiste yağ hücrelerinin oluşturduğu stratum adipozumla bunun altında deriyi vücuda bağlayan stratum fibrozum bulunur. Omurgasız hayvanlarda üst-deriye, omurgalı hayvanlarda deri-altı katına karşılık olan bir terim.

Hipodermozis : Konak dokularında göç eden Hypoderma bovis ve Hypoderma lineatum larvalarının sığırlarda neden olduğu deri miyazisi, nokra, okra, imiç, hlk. hokra.

Hipoekoik : Hipoekojen.

Hipoekojen : Ultrasonografik terminolojide koyu gri renkteki görüntü. Çok az ses dalgasının yansıdığı yumuşak dokularda görülür, hipoekoik.

Hipoendemik : Enfeksiyon oranının sabit ve birkaç hayvanda sınırlı kalması.

Hipoepinefrinemi : Kandaki epinefrin miktarının anormal derecede azalması.

Hipoestezi : Deri duyarlılığının azalması. Sinirlerdeki duyarlılığın azalması. Duyarlılık yitimi.

Hipofarenks : Böceklerin birçok grubunda, beslenme amacıyla çeşitli biçimlerde değişikliğe uğramış, ağız tabanından çıkan dil benzeri lop.

Hipoferremi : Kanda demir düzeyinin azalması. Kanda demir seviyesinin azalması.

Hipofibrinojenemi : Kanda fibrinojen miktarının ileri derecede azalışı, kanda fibrinojen eksikliği. Kan fibrinojen düzeyinin normalden düşük olması, afibrinojenemi.

Hipofiz : Beynin alt bölümünde bulunan, salgısını kana vererek fizyolojik olaylarda önemli rol oynayan sinirsel organ. Omurgalılarda ara beynin ventralinde kısa bir sapla hipotalamusa bağlı bulunan ve adenokortikotropin, prolaktin, gonadotropinler, tiroit uyarıcı hormon, oksitosin, vazopressin gibi çok sayıda önemli hormonu salgılayan, bez yapısında olan adenohipofiz ile nöroendokrin yapıda olan nörohipofiz olmak üzere iki kısımdan yapılmış bir iç salgı bezi. Omurgalılarda ara beynin ventralinde kısa bir sapla hipotalamusa bağlı bulunan, büyüme ve üremede etkin çok sayıda önemli hormonu salgılayan, adenohipofiz ve nörohipofiz olmak üzere iki kısımdan yapılmış bir iç salgı bezi. Os sphenoidale’deki fossa hypophysialis içine yerleşmiş, organizmada birçok fizyoloik olayın düzenlenmesinde önemli etkinliğe sahip olan büyüme hormonu, adrenokortikotropik hormon, tiroit uyarıcı hormon, prolaktin, folikül uyarıcı hormon, lüteinleştirici hormon, antidiüretik hormon, oksitosin, melanosit uyarıcı hormon gibi hormonlar salgılayan, ön, ara ve arka üç ayrı loptan oluşan çok önemli bir iç salgı bezi, pitiüter bez, glandula pituitarya. Adenohipofiz veya distal bölüm adı verilen ön hipofiz lobu; ön lop, tuberal parça ve ara loptan oluşur. Nörohipofiz adını alan hipofiz arka lobu ise sinirsel kökenli hipotalamustan gelen miyelinsiz sinir telleriyle gliya hücrelerinden biçimlenir. Ara-beyinin ventralinde bulunan ve çok sayıda hormona sahip olan bir iç-salgı bezi olup ön ve ard olmak üzere 2 lop ile bir gövdeden yapılmıştır.

Hipofiz adenomu : Hipofiz bezinin iyicil tümörü. Böbrek üstü bezinin kabuğunda çift taraflı hipertrofiye ve hiperplaziye neden olur.

Hipofiz arka lobu : İnfindibulum ve nöral loptan oluşan, embriyonik beyinden köken alan, hipotalamusta salgı yapan sinir hücreleri tarafından üretilen antidiüretik hormon ve oksitosin hormonların salındığı hipofiz bezi bölgesi, nörohipofiz, arka hipofiz.

Hipofiz cüceliği : Büyüme hormonunun yetersiz salgılanması sonucu, hem kemiklerin hem de yumuşak dokuların gelişememesiyle belirgin cücelik.

Hipofiz çukuru : Sella turcica'nın önünde bulunan içine hipofiz bezinin yerleştiği çukurluk, fossa hipofizyalis.

Hipofiz devliği : Epifiz plağının kapanmasından önce, büyüme hormonunun aşırı salgılanması sonucu kemiklerin uzunlamasına büyümelerini sürdürmesi sonucu oluşan dev cüsselilik.

Hipofiz kaynaklı hiperadrenokortisizm : Cushing hastalığı.

Hipofiz orta lobu : Beynin dördüncü karıncığının yanlarda crus laterale cerebelli, üstte beyincik tarafından sınırlandırılan bölümü. Hipofiz bezinin, adenohypophysis ve neurohypophysis bölümleri arasında kalan ve adenohypophysis'e ait olan kısmı, pars intermediya.

Hipofiz ön lobu : Embriyonik yutaktan köken alan, median eminansiya yoluyla hipotalamusa bağlı olan hipofiz bezinin büyüme hormonu, adrenokortikotropik hormon, tiroit uyarıcı hormon, prolaktin, folikül uyarıcı hormon, lüteinleştirici hormon salgılayan sinirsel olmayan hipofiz bezi bölgesi, adenohipofiz, anteriyor lop, hipofizin anteriyor lobu, ön hipofiz, anteriyor pituiter.

Hipofiz ön lop hormonları : STH, TSH, LTH, FSH, LH, ACTH gibi hipofiz ön lobu tarafından salgılanan hormonlar, adenohipofiz hormonları.

Hipofizektomi : Hipofiz bezinin ameliyatla çıkarılması.

Hipofizin anteriyor lobu : Hipofiz ön lobu.

Hipofizin gama hücreleri : Kromofob hücreler.

Hipofosfatemi : Kanda fosfatların ileri derecede azalması. Kandaki fosfat seviyesinin normalin altında olması.

Hipofosfatüri : İdrarda fosfat miktarının normalden düşük olması.

Hipogalaksi : Memede süt sekresyonunun azalması.

Hipogamaglobulinemi : Kanda immünoglobulinlerin düşük seviyede olması.

Hipogangliozis : Myenterik gangliyon hücrelerinin sayıca yetersizliğiyle belirgin yapılış bozukluğu. Genellikle megakolona neden olur.

Hipogen : Toprak altında büyüyen.

Hipogenitalizm : Hipogonadizm.

Hipoglisemik ensefalopati : Uzun süren hipoglisemi ve komanın bir sonucu olarak beyinde nöron dejenerasyonuyla belirgin patolojik değişimlerin genel adı. En belirgin olarak koyunların gebelik toksemisinde görülür ve sinir hücrelerinin bölgesel duyarlılığı anoksilerde olduğu gibidir.

Hipoglisemik kriz : Kan glikoz düzeyinin ileri derecede düşmesi sonucu meydana gelen, aşırı derecede kuvvetsizlik, bitkinlik, çırpınma ve sarsılma nöbetleriyle belirgin hastalık tablosu.

Hipoglukagonemi : Kanda glukagon seviyesinin normalin altına düşmesi.

Hipogonadizm : Büyüme, cinsel gelişim ve ikincil cinsiyet karakterlerinin gelişiminde gerilik biçiminde görülen, anormal derecede gonadal fonksiyonların azalması sonucu meydana gelen bir durum, hipogenitalizm.

Hipogonadotropik hipogonadizm : LH veya FSH veya her ikisinin sekresyonundaki yetersizlik sonucunda oluşan bir durum, ikincil hipogonadizm. GnRH’nın yetersizliği durumunda da oluşur.

Hipohidrasyon : Dehidrasyon.

Hipohidrozis : Ter salgısının anormal biçimde azalması, terleyememe, hipoidrozis.

Hipoidrozis : Hipohidrozis.

Hipoinsülinemi : Pankreas beta hücrelerinin tahrip olması sonucu kanda insülin düzeyinin normalin altına inmesi. Şeker hastalığında görülür.

Hipoinsülinizm : Pankreastan yetersiz insülin salgılanması. Yetersiz insülin salgılanması sonucu meydana gelen hipergliseminin eşlik ettiği durum.

Hipojen : Toprak yüzeyinin altında gelişen veya yaşayan.

Hipokalemi : Kanda potasyum düzeyinin ileri derecede azalışı. Kan potasyum düzeyinin normalin altına inmesi.

Hipokalemik : Kanda potasyum noksanlığıyla belirgin.

Hipokalemik alkalozis : Serumda potasyum düzeyinin düşmesiyle oluşan metabolik alkali fazlalığı.

Hipokalemik böbrek hasarı : Sindirim kanalı lezyonları ve kronik ishallerde oluşan potasyum kaybına bağlı olarak görülen proksimal konvolut tubuluslardaki geniş vakuolleşmelerle belirgin böbrek değişimi.

Hipokalemik polimiyopati : Kedilerin kronik böbrek rahatsızlıklarında şiddetli potasyum kaybından kaynaklanan kas zayıflığı, kabızlık, kusma ve boynun öne doğru bükülmesiyle belirgin bozukluk, kedilerin hipokalemik polimiyopatisi.

Hipokalsemi : Kanda kalsiyumun ileri derecede azalışı. Kan kalsiyum düzeyinin normalin altına inmesi. Süt humması.

Hipokalsemik doğum felci : Süt humması.

Hipokalsiüri : İdrarda kalsiyum düzeyinin normalin altına düşmesi.

Hipokampus : Beyinde ventrikulus leteralislerin tabanını oluşturan, kuduz hastalığında Negri cisimciklerinin gözlendiği bölge, kornu amonis.

Hipokapni : Kanda karbondioksit düzeyinin normalin altına inmesi. Kandaki karbondioksit düzeyinin normalin altına inmesi, akapni. Hiperventilasyon en önemli nedenlerindendir.

Hipokeratozis : Deride, keratinli tabakanın kalınlığının azalması.

Hipokloremi : Kanda klor düzeyinin normalin altına inmesi. Kanda klor düzeyinin normalin altına düşmesi.

Hipokloremik alkalozis : Uzun süreli kusmanın bir sonucu olarak; sodyum klorür ve hidroklorik asit kaybına bağlı oluşan vücut alkaliliğinin artması.

Hipoklorit : Su ve gıda endüstrisinde dezenfektan olarak kullanılan, hipokloroz asidin (HClO) kalsiyum veya sodyum tuzu.

Hipokloroz asit : Hipoklorit.

Hipokloröz asidi : Formülü HClO, mol kütlesi 52,5 g olan , bir değerli klorün oksi asidi. Hipoklorit asidi kolaylıkla klorit asidine (HClO2) yükseltgenir veya serbest klora (Cl2) indirgenir.

Hipokoagulemi : Koagulopatilere bağlı hemorajik diyatezis.

Hipokolesterolemi : Kanda kolesterol miktarının ileri derecede azalışı. Kanda kolesterol düzeyinin normalin altına düşmesi.

Hipokon : Dinoflagellat hücrelerinin alt veya üst kısmı.

Hipokotil : Bitki embriyosunda kotiledonun altındaki gövde bölgesi; kök ile gövde arasındaki dokuları veren yapı.

Hipokrateriform : İnce ve uzun olan korolla tüpünün aniden genişleyip açılarak korolla loblarının düz ve yatay bir şekil almaları.

Hipokritos : Eski Yunancada hypokritos yanıtlayan anlamına gelir. İ.Ö. 534'te Thespis'in koro içinden birini ayırıp korobaşı durumuna getirmesiyle birinci oyuncu doğmuştur. Bu oyuncu koronun söylediklerine karşılık verirdi. Onun için de oyuncuya hipokritos denirdi. Thespinin M.Ö. 534'te Koro içinden birini ayırıp koroya karşılık verdirmesi üzerine bu oyuncuya verilen ad. Eski Yunan tiyatrosunda ilk oyuncunun doğuşu böyle olmuştur. Antik Yunan tiyatrosunda, tek başına koronun karşısına dikilen oyuncuya verilen ad. - Atina'da M.Ö. 534 yılında Thespis, ditirambuslu korodan ayrılıp onun karşısına geçince, ikili konuşma ile beraber oyuncunun da başlı başına olan varlığı belirmiş oldu.

Hipokromik : Renk veya pigmentasyon bozukluğu.

Hipokromik anemi : Alyuvarların taşıdığı hemoglobin miktarının çok düşük düzeyde olduğu, alyuvarların çaplarının ve sayılarının azaldığı, demir eksikliğine ilgili olarak biçimlen anemi çeşidi.

Hipoksantin : Ölüm sonrası balık kasında oluşan ve balığın tazeliğinin bir ölçüsü olarak da kullanılan bir kimyasal madde. Nükleik asitlerin yapısına girmeyen ve pürin metabolizmasında rol oynayan bir pürin bazı.

Hipoksantin guanin fosforibozil transferaz : Pürinleri kurtarma yolunda görev alan, hipoksantinden inozin monofosfat, guaninden guanozin monofosfat oluşturan ve eksikliği ürik asidin aşırı üretimine neden olan transferaz sınıfından bir enzim, HGPRT.

Hipoksemi : Kanda oksijen azalması, anoksi, anoksik anoksi.

Hipoksi : Çevrede canlı için gerekli oksijenin az miktarda bulunuşu. Organ veya dokularda oksijen azlığı. Oksijen azlığını ifade eden metabolik durum. Akciğerlerden kana yeterli oksijen alınamayışı sonucu organ ve dokularda beliren oksijen yetersizliği, anoksi. Anemi, ventilasyonu azaltan fakörler, kalp yemezliği, hücre zehirlenmesi gibi durumlar canlıda hipoksiye neden olur.

Hipoksik : Oksiyen düzeyi çok düşük olan.

Hipoksik hipoksi : Yüksek irtifalara çıkma, hipoventilasyon, solunum yolu hastalıkları gibi nedenlere bağlı olarak akciğer aracılığıyla atmosferden kana oksijen geçişinin azalması.

Hipokupremi : Kanda bakır düzeyinin aşırı derecede düşük olması.

Hipokuproz : Bakır yetersizliği.

Hipolimnion : Isı tabakalaşması gösteren göllerde, metalimnion tabakasının altında kalan parçalanma tabakası.

Hipolimniyon : Göl ekosisteminde epilimniyonu takip eden, oksijen miktarı ve sıcaklığın ani olarak düştüğü, derin sudan oluşan, ışık almayan tabaka.

Hipolipemi : Kanda yağ düzeyinin normalin altına inmesi.

Hipolipoproteinemi : Kanda lipoprotein düzeyinin normalin altına inmesi. Kanda lipoprotein düzeyinin normalin altına düşmesi.

Hipoloji : Atçılık.

Hipomagnezemi : Kanda magnezyum düzeyinin normalin altına inmesi. Kanda magnezyum düzeyinin normalin altına düşmesi.

Hipomagnezemik tetani : Çayır tetanisi.

Hipometabolizma : Bazal metabolizma hızının düşük oluşu, vücut metabolizmasında yavaşlamayla belirgin durum. Vücudun metabolizmadaki herhangi bir maddeyi kullanımının anormal olarak azalması.

Hipominerilizasyon : Vücutta mineral elementlerinin eksikliği.

Hipomiyelinasyon : Sinir sisteminde miyelin miktarının yetersiz olması.

Hipomiyelinogenezis : Yetersiz miyelin sentezlenmesi.

Hipon : 118 atom numaralı kuramsal asalgaz.

Hiponatremi : Kanda sodyum düzeyinin normalin altına inmesi. Kanda sodyum düzeyinin normalin altına inmesi. Aldosteron hormonu eksikliği en önemli nedenlerindendir.

Hiponitremi : Bazen kötü beslenme veya aşırı beslenmeyle birlikte ortaya çıkabilen kan azotunun düşük düzeylerde olması durumu.

Hipoovaryanizm : Yumurtalıkların iç salgı etkinliğindeki yetersizlik.

Hipoozmolalite : Vücut sıvılarının ozmolalitesinde azalma.

Hipoöstrojenemi : Kandaki östrojen miktarının azalması.

Hipoöstrojenizm : Vücuttaki östrojen düzeyinin normalden az olması. Kısırlaştırılmış dişi köpeklerde klinik bir sorun olmasa bile kemiklerde hafif derecede osteoperotik değişikliklere ve idrar tutamama gibi problemlere neden olabilir.

Hipop : Taraklı kuş.

Hipopigmentasyon : Pigmentasyonun yetersiz oluşu.

Hipopitütarizm : Hipofiz ön lop hormonlarının yetersiz salgılanması. Salgısı baskılanan hormona bağlı olarak hipogonadizm, hypotiroidizm veya cücelik biçimlenir.

Hipopityalizm : Hiposalivasyon.

Hipopiyon : Camera vitrea bulbi’de irin birikmesi.

Hipoplastik anemi : Aplastik anemi.

Hipoplastik fetal kondrodistrofi : Kondrodistrofiya fetalis.

Hipoplastik uterus : Az gelişmiş, gelişmesi geri kalmış döl yatağı.

Hipoplazi : Doku veya organın yetersiz gelişmesi, gelişme yetersizliği nedeniyle organın gerekli büyüklüğü kazanamaması, küçük kalması. Doku veya organın doğuştan hücre sayısının az olması nedeniyle yetersiz gelişmesi.

Hipopnö : Solunum sayısı veya derinliği veya her ikisinin azalmasıyla belirgin solunum biçimi.

Hipoproteinemi : Kanda protein düzeyinin normalin altına inmesi. Kanda protein düzeyinin normalin altına düşmesi.

Hiporeninemi : Kan renin düzeyinin normalin altına inmesi.

Hiposalivasyon : Normal salya salgısının azalması, hipopityalizm.

Hiposantır : Deprem ocağı.

Hiposeksüelite : Cinsel organların ve cinsel özelliklerin yeterli gelişmemesi durumu.

Hiposensitif : Duyarlılığı azalmış.

Hiposerkal : Balıklarda alt lobun üst loba göre daha uzun olduğu kuyruk tipi, hipobatik.

Hipospadiyas : Erkeklerde, üretranın glans penisin ucu yerine, penisin alt yüzünden dışarıya açılması.

Hipostasi : Bir karakterin ortaya çıkmasından sorumlu genler arasında baskılayıcı etki olmaması durumu.

Hipostat gen : Bir karakterin ifade edilmesinden sorumlu, farklı genler arasında çekinik olan gen.

Hipostatik : Hipostazisla ilgili olan. Hipostazisis gösteren. Hipostazisisin neden olduğu hipostazisa bağlı olan.

Hipostatik akciğer yangısı : Kronik hasta veya yatalak hayvanların yanal pozisyonda uzun süre boylu boyunca yatmaları ve kanın akciğerlerde göllenmesinden kaynaklanan akciğer yangısı.

Hipostenüri : İdrarın özgül ağırlığının azalması.

Hipostil : (Mimarlık) Tavanı sütunlar üzerine oturtulmuş salon. a. bk. apadana.

Hipostom : Akarlarda pedipalplerin koksalarının yapışmasıyla oluşan ağız kısmı. Kenelerde gnatostomanın arka kısmı.

Hipostomatik yaprak : Stomaların alt yüzeyde bulundukları yaprak tipi.

Hiposülfat : Ditiyonat (S2O62-). Tiyosülfat (S2O32-).

Hiposülfit : Ditiyonit (S2O42-). Hipo sodyum tiyosülfat (Na2S2O3) ağartma işlemlerinde ve fotoğraf sabitleştirme banyolarında kullanılır. Genel olarak tiyosülfatlar.

Hiposülfit süreci : Kavrulmuş cevherlerin sodyum ditiyonit çözeltisi ile özütlenmesi ve gümüşün sodyum sülfitle çöktürülmesi süreci.

Hiposülfürik asit : Ditiyonik asidi (H2S2O4).

Hipotalamik : Hipotalamusa ait.

Hipotalamus : Talamus ile birlikte diyensefalonu (ara beyin) oluşturan, vücut ısısı, su dengesi, uyku, iştah, korku, kızgınlık ve sevgi gibi duyguları, otonom sinir sistemi aracılığıyla organların çalışmasını ve hormon salgısını kontrol eden beynin bir kısmı. Ön beynin alt bölgesi olup bazı organ ve bezlerin çalışmasını düzenleyen kısmı. Talamusun alt kısmı. Beynin tabanında yerleşmiş, vücut sıcaklığı ve iştahı kontrol eden ve hipofiz bezi tarafından salgılanan hormonların salınımını düzenleyen bölüm.

Hipotalamus hormonları : Hipotalamustan salgılanan GnRH, TRH, CRH, STRH, STR-IH, PRH ve PIH gibi peptit yapılı hormonlar.

Hipotermi : Vücut sıcaklığının fizyolojik değerlerin altında düşmesi, subnormal temperatür. Kimi hastalıklarda, vücut sıcaklığını düzenleyen mekanizmanın bozukluğuna, cerrahi işlemler öncesindeki anesteziye bağlı olarak biçimlenebileceği gibi tedavi amacıyla da oluşturulabilir.

Hipotez testi : Sıfır varsayımının ve alternatif varsayımın oluşturularak istatistiksel değerlendirme sonucu sıfır varsayımının yargılanması.

Hipotimpanikum : Kavum timpaninin alt kısmı.

Hipotip : Tanımlanmış, biçimi çizilmiş veya listeye alınmış herhangi bir örnek.

Hipotiroidizm : Tiroit bezi aktivasyonundaki yetersizlik. İyot yetersizliği.

Hipotiyaminozis : Tiyamin yetersizliği.

Hipotiyroz : İyot yetersizliği.

Hipotoni : Basınç, gerginlik veya kuvvette anormal azalma, tonusun azalması.

Hipotonik : İzotonik bir sıvıdan daha düşük osmotik basınca sahip olan. Bir hücrenin ozmotik kuvvetinden yani 300 mOsm den daha düşük, ozmotik basıncı sebebiyle suyun hücreye girişine sebep olan ortam. Kandan daha düşük osmotik basınca sahip olan çözelti. Zaaf, iradesizlik veya normal kas gücünden daha az olma. Ozmotik basıncı, hücrenin ozmotik basıncından düşük. Vücut sıvılarının ozmotik basıncına oranla daha düşük ozmotik basınca sahip. İzotonik bir sıvıdan daha düşük ozmotik basınca sahip olan. izotonik bir sıvıdan daha düşük osmotik basınca sahip olan.

Hipotonik çözelti : Hücre içeriğinden daha az çözünmüş tanecik içeren bir çözelti.

Hipotonik dehidratasyon : Organizmanın sudan daha çok elektrolit kaybetmesiyle oluşan dehidrasyon.

Hipotonik hiperhidratasyon : Organizmanın gereğinden çok miktarda suyla yüklenmesi sonucu hücre dışı sahada hacim artışıyla ilişkili hipotoni oluşması.

Hipotonik sulandırıcı : Basıncı izotonik eriyik basıncından düşük, vücut sıvılarının ozmotik basıncına oranla daha düşük ozmotik basınca sahip eriyik.

Hipotriki : Yetersiz kıllanma.

Hipotrikozis : Vücut örtüsünde normal miktardan daha az kıl bulunması, konjenital kılsızlık.

Hipotrof : Az besin alan. [Bakınız: düşük-beslenen].

Hipotrofi : Besin azlığı sebebiyle meydana gelen büyüme noksanlığı. Yetersiz gelişme, kusurlu gelişme. Doğuştan yapısal zayıflık nedeniyle doku veya organlarda gelişen erken atrofi ve görev kaybı. Bakterinin üzerinde veya içinde yaşadığı canlıdan aldığı gıda maddeleriyle beslenmesi durumu. [Bakınız: düşük-beslenme].

Hipoventilasyon : Kan normal gaz seviyesini korumak için gerekli olan hava giriş çıkışının normalin altında gerçekleşmesi. Alveollerdeki hava giriş çıkışının metabolik gereksinimin altında olması sonucu alveol karbondioksit basıncının artması ve oksijen basıncının azalması.

Hipovitaminoz : Vitaminlerin veya belli bir vitaminin vücuda yetersiz girişi nedeniyle gelişen patolojik durum.

Hipovitaminozis : Vitamin yetmezliği.

Hipovitaminozis a : A vitamini eksikliği.

Hipovitaminozis b1 : [hipovitaminozis B1] Tiyamin yetmezliği.

Hipovitaminozis b12 : [hipovitaminozis B12] Kobalt yetersizliği.

Hipovitaminozis d : Osteomalasi.

Hipovitaminozis k : K vitamini eksikliği.

Hipovolemi : Hacim azalması. Dolaşan kanda kan hacminin veya plazmanın anormal derecede azalması.

Hipovolemik şok : Normal kalp debisi, kan basıncı ve dokularda kan akışının gerçekleşmesi için gerekli olan kan hacminin kanama, travma, yanık, donma, sıvı kaybına yol açan hastalıklar, cerrahi müdahaleler gibi nedenlerle azalması sonucu oluşan şok, hemorajik şok. Klinik belirtileri düşük tansiyon, hızlı solunum, zayıf ve hızlı bir nabız, huzursuzluk, deri renginin solması, hafif siyanoz, beden ısısının düşmesi ve zihinsel işlevlerin azalması gibi durumlardır.

Histotoksik hipoksi : Siyanür, narkotikler gibi zehirli etkenlere bağlı olarak hücredeki yükseltgenme mekanizmalarının bozulması nedeniyle oksijenin kullanılamamasıyla oluşan hipoksi tipi. Kanda oksijen basıncı normal olmasına rağmen, hücreler bu oksijeni kullanamazlar.

İkili karar hipotezi : İşsizlik yüzünden tüketicilerin gelirinde ortaya çıkan düşüşün, gerçekleşen istemin planlanan istemden daha düşük düzeyde oluşmasına yol açacağını, buna bağlı olarak tüketici ve firmaların harcama ve satış planlarını yeniden gözden geçireceklerini ileri sürerek eksik işlendirme dengesini açıklayan ve R. W. Clower tarafından geliştirilmiş Keynesyen önsav.

İkincil hipoadrenokortisizm : Hipofiz bezi lezyonları veya uzun süreli kortikosteroit tedavisi sonucu ACTH ve glukokortikoitlerin böbrek üstü bezinden salgısının azalması. Mineralokortikoitler normal düzeydedir.

İkincil hipogonadizm : Hipogonadotropik hipogonadizm.

İmmün aracılı hipoadrenokortisizm : Birincil hipoadrenokortisizm.

Kalıtsal timüs hipoplazisi : Kalıtsal çinko yetersizliği.

Kas tellerinin hipoplazisi : Ayrık bacaklılık.

Kedilerin hipokalemik polimiyopatisi : Hipokalemik polimiyopati.

Koyun ve keçi hipomiyelinogenezisi : Sınır hastalığı.

Koyun ve keçilerde hipokalsemi : Büyük çoğunlukla gebeliğin. haftasında gelişen, laktasyonun ilk altı haftasında gelişebilen, bazen de gebeliğin son dönemlerinde etkilenebilen, sığırlarda olduğu gibi gevşek felcin birincil bulgu olduğu, sık olarak tetanininde görüldüğü hastalık.

Limfonodi hipogastrisi : A. iliaca ve dalları yakınında bulunan lenf yumruları.

Mangan hipofosfit : Formülü Mn(H2PO2)2 H2O olan kokusuz, tatsız, pembe kristal halde, ilaçlarda kullanılan bir madde.

Mikroflora ve faunada hipoaktivite : Basit ön mide işlev bozukluğu.

Mine hipoplazisi : Dişte, minenin tam olmayan veya eksik gelişimi. Köpeklerde oldukça sık görülür.

Muskulus hipofaringeus : Dil kemiğinin ceratohyoideum'undan çıkarak cartilago thyreoidea’ya yapışan ve m. sternothyreoideus’un öne doğru devamı gibi olan kas.

Neonatal hipoglisemi : Yeni doğan hipotermik kuzularda ve akut ishal biçimlenen buzağılarda görülen hipoglisemi.

Nervus hipogastrikus : GgI. mesentericum caudale'nin arka kenarından çıkan, sinir kollarının bir sinir hâlinde birleşmesiyle oluşan ve sonra plexus pelvinus'u oluşturan sinir.

Nervus hipoglossus : Dil altı siniri.

Nükleus hipotalamikus dorsomediyalis : Beynin ventriculus tertius’unun üst-iç duvarlarında bulunan hypothalamus çekirdeği.

Nükleus hipotalamikus lateralis : Beynin ventriculus tertius’unun yan duvarlarında bulunan hypothalamus çekirdeği.

Nükleus hipotalamikus rostralis : Columna fornicis’in yan tarafında bulunan hypothalamus çekirdeği.

Nükleus motoryus nervus hipoglossi : N. hypoglossus’un başlangıç çekirdeği.

Nükleus prepositus nervus hipoglossi : Soğanilikte fossa rhomboidea’da nucleus motorius nervus hypoglossi’ye bitişik olan küçük çekirdek.

Ovaryum hipoplazisi : Doğuştan veya sonradan biçimlenen nedenlerle yumurtalıktaki gelişim geriliği.

Ölüm sonrası hipostatik konjesyon : Ölümden sonra dolaşımın durmasıyla kanın bir kısmının, yer çekiminin etkisiyle kadavranın yattığı taraftaki deri ve organ damarlarında damar içi olarak pıhtılaşmamış vaziyette toplanması, postmortem hipostatik konjesyon. En iyi biçimde akciğer ve böbrek gibi çift organların altta kalan kısımlarında belirlenir.

Ön hipofiz : Hipofiz ön lobu.

Ön midelerde mikroflora ve faunanın basit hipoaktivitesi : Basit ön mide işlev bozukluğu.

Pankreas hipoplazisi : Köpek ve buzağılarda görülen, ekzokrin pankreas dokusunun normalden küçük biçimlenmesiyle belirgin yapılış bozukluğu. Langerhans adacıkları nitelik ve nicelik olarak normaldir.

Poligen hipotezi : Kantitatif özelliklerin birden fazla gen tarafından kontrol edildiğini kabul eden hipotez.

Postmortem hipostatik konjesyon : Ölüm sonrası hipostatik konjesyon.

Primer hipogonadizm : Hipergonadotropik hipogonadizm.

Regio hipokondriyaka : Regio abdominis cranialis’in alt bölgesi.

Rölatif hipovolemi : Hidrotoraks, hemotoraks gibi olaylarda sıvı, timpanide sıvı kaybı olmaksızın gaz alma nedeniyle kan volümünün nispi azalması.

Rölatif hipovolemik şok : Kan sıvısının bağırsaklarda toplanması sonucu gelişen şok.

Serebellar hipoplazi : Beyinciğin tam oluşmaması. Beyinciğin yetersiz gelişimi.

Serviks hipoplazisi : Döl yatağı serviksinin boyutlarının doğuştan küçük biçimlenmesi. Serviksin kapanmasını engeller ve kronik endometritise yatkınlık oluşturur.

Sığırların hipoton hiperhidratasyonu : Paroksimal hemoglobinüri.

Sinyal hipotezi : Salgı ve zar proteinlerinin sentezinde sinyal dizisinin görevini açıklayan hipotez. Salgı proteinlerinin sentezi için özel kodon dizisi (sinyal kodonları) bulunan mRNA'nın ribozoma bağlanmasından sonra ilk sentezlenen 15-30 amino asillik polipeptil zincirinin (sinyal dizisi veya sinyal peplidi) ribozomdan sitosole uzatılmasından sonra sitoplazmadaki sinyal tanıma partikülünün (SRP) ribozoma bağlanmasıyla oluşan kompleks yapı endoplâzmik retikulum zarındaki sinyal tanıma partikülü reseptörüne bağlandıktan sonra sinyal dizisi zardaki sinyal bağlanma proteiniyle birleşir. Daha sonra zarda protein kanalları oluşur ve büyüyen polipeptit dizisi bu kanallardan endoplâzmik retikulum lümenine girer. Bundan sonra sinyal tanıma partikülünün ribozomdan ayrılması, sentez devam ederken lümende sinyal dizisinin özel bir proteazla (sinyal peptidaz) polipeptitten koparılması, karbohidrat gruplarının polipeptide bağlanması, polipeptidin üç boyutlu şeklini alması ve sentezi biten polipeptidin lümene bırakılması ile tamamlanan işlem. Polipeptitlerin membrana girişinde N terminal uçtaki sinyal dizisinin rolünü anlatan hipotez. Bu hipoteze göre, protein N terminal ucu ile membrana tutunur.

Sitoplazma akımı hipotezi : John Field tarafından son senelerde ortaya atılan bir hipotez olup özellikle bitkilerin soymuk borularındaki sitoplâzma hareketini açıklar. Sitoplâzmanın hareketi sırasında hücre organelleri ve plâstitler gibi büyük yapılar ile makromoleküller de bu akıma katılırlar. Alg hücrelerinde, bazı protozoonlarda ve cıvık mantarların plâzmodyumlarında da görülür.

Sitoplazmik pompalama hipotezi : Soymuk boruları yapıları boyunca ve floem tabakası porlarından floem borusu boyunca sitoplâzmanın, ipliksi proteinlerin kasılıp gevşemesi ile meydana gelen peristaltik bir akımı olduğunun ileri sürüldüğü hipotez.

Sodyum hipoklorit : Tüm mikroorganizmalara karşı etkili olan ve özellikle süt ve et ürünleri üretim yerleriyle burada kullanılan aletlerin dezenfeksiyonunda kullanılan antiseptik madde.

Stagnant hipoksi : Durgunluk hipoksisi.

Sulkus hipotalamikus : Sulcus limitans’ın devamı tarafından oluşturulan ve diencephalon’u, hypothalamus ile dorsal olarak bulunan thalamus veya thalamencephalon olmak üzere iki kısma ayıran oluk.

Testis hipoplazisi : Er bezlerinin yetersiz gelişmesi veya gelişme yetersizliği nedeniyle gerekli büyüklüğü kazanamaması, er bezi hipoplazisi. Bütün evcil hayvan türlerinde bilinmektedir. Boğalarda %. 0 oranında rastlanır.

Traktus paraventrikulo hipofizyalis : Hipofiz bezinin arka lobuyla nucleus paraventricularis arasında uzanan sinir yolu.

Üretra hipoplazisi : İdrar kanalının belli kesimlerinin yetersiz veya iyi gelişmemiş olması. İdrar kanalının daralmasına ve böbreklerde hidronefrozise neden olur.

Yutağın hipofiz kisti : Erişkin köpek, kedi ve diğer türlerle insanlarda ağız boşluğu tavanında adenohipofizin farklılaşmamış embriyonel hücre kalıntılarından gelişen 1-2 cm çapında, sarı-gri renkte sıvı içerikli kese, faringeal hipofizden gelişen kist. Kisti döşeyen yassı epitel, primitif ağız-yutak epiteli kalıntılarının metaplazisinden gelişir. Belirgin klinik bulgu burun deliklerinin tıkanması ve yumuşak damağın uzanması sonucu şekillenen solunum güçlüğüdür.

Hipoderm : Alt deri.

Hipodrom : At yarışları yapılmış olan alan, koşu alanı. Yunanistan ve Roma'da at ve araba yarışlarının yapıldığı yer.

Hipoglisemi : Aşırı hâlsizliğe ve terlemeye, hafif baygınlığa yol açan, kan şekeri düzeyinin normalden daha aşağı değerlere düşmesi durumu.

Hipopotam : Su aygırı.

Hipopotamgiller : Su aygırıgiller.

Hipostaz : Bazı felsefe ve din kuramlarının dayandığı temellerden her biri, uknum.

Hipotansiyon : Normalden düşük olan atardamar basıncı.

Hipotenüs : Bir dik üçgende, dik açının karşısında bulunan kenar.

Hipotetik : Varsayımsal.

Hipotez : Varsayım.

Sodyum hiposülfit : Fotoğrafçılıkta, eczacılıkta kullanılan, suda eriyebilen kristal madde (Na2S2O4).

Diğer dillerde Hipo anlamı nedir?

İngilizce'de Hipo ne demek ? : hypo-, sodium hyposulphite, hyposulphite of sodium, thiosulfate, hypo