Kabar nedir, Kabar ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Yanık, kabarmış yara.

Su kabarcığı.

Süs eşyası.

Kabar ile ilgili Cümleler

  • Siz diyalog sürecinde böyle derseniz, kitlede öfke kabarması yaratırsınız.
  • Yatağı yaptığında yastıkları kabartmayı unutma.
  • “Birden nasihat damarlarının kabardığını duydu.”
  • Bu keki yapmak için kabartma tozu ve tuzsuz tereyağına ihtiyacın var.
  • Onu temiz kokulu tutmak için buzdolabında bir kutu kabartma tozu tut.
  • Tom'un yürüyüş botlarıyla sorunu var. Bir ayağının tabanında kabarcıklar var.
  • Yumurta yiyince çocuğun derisi fiske fiske kabardı.
  • Kabarcıklarım var.
  • Bu yastıklar kabartılmalı.
  • Tom'un sincabının kabarık bir kuyruğu var.
  • “Duvarda, güneşe karşı / Göğsünü kabartan bir güvercin / İçimde öksüzün gözyaşı / Yıkılan yıllar için”
  • “Derken, yavaş yavaş benim de iştahım kabarmaya başladı.”
  • “Memnun oldu, koltukları kabardı, sevinçle gözlerimin içine baktı.”
  • “Onu sapasağlam görünce göğsüm kabardı oğul.”
  • “Karanlıkta, uyuyup uyumadığını anlayabilmek için tüm seslere kulak kabartarak yanına uzandım.”
  • İntikam duyguları giderek kabarıyordu.
  • Kabartma yazı yazabilir misin?
  • “Ne dersiniz kız bayağı hasta oldu, deniz tutmuş gibi yüreği kabarmaya başladı.”
  • Koyun kürkü kabarıktır.
  • Poposu yanan kişi kabarcıkların üstünde oturmak zorundadır.
 

Kabar ile ilgili Atasözü veya Deyim

ayranı kabarmak : Haylazlık etmek, terbiyesizlik etmek.

(birinin) iştahı kabarmak : isteği çoğalmak, heveslenmek.

damarı (veya damarları) kabarmak : bir huy veya duygu güçlü bir biçimde ortaya çıkmak.

dosyası kabarmak (veya kabarık olmak) : yaptığı yanlış işleri çoğalmak.

fiske fiske kabarmak (veya olmak) : kabarcıklar oluşmak.

göğsü kabarmak : övünç duymak, kıvanmak, iftihar etmek.

göğsünü kabartmak : bir olay dolayısıyla kıvanç duygusunu ortaya koymak, övünmek.

hindi gibi kabarmak : gururlanmak, kurumlanmak, büyüklük taslamak.

içi kalkmak (veya kabarmak) : iğrenmek taşkın bir ağlama duygusu içinde bulunmak duygulanmak, heyecanlanmak.

kiri kabarmak : nem, ısı ve benzerleri sebeplerle kir, üzerinde bulunduğu yüzeyden ayrılabilir duruma gelmek.

koltukları kabarmak : kendine veya yakınlarına yapılan övgüden kıvanç duymak.

kulak kabartmak : belli etmemeye çalışarak dinlemek.

öfkesi kabarmak : çok kızmak, sakinleşmişken yeniden öfkelenmek, tekrar sinirlenmek.

safrası kabarmak : açlıktan midesi bulanmak.

yüreği kabarmak : içi sıkıntı ile dolup derin soluk alma gereğini duymak midesi bulanmak.

Kabar anlamı, tanımı

Kaba : Özensiz, gelişigüzel yapılmış, zevksiz, sakil, ince karşıtı. Taneleri iri. Kuyruk sokumunun her iki yanındaki şişkin yer. Terbiyeye, inceliğe aykırı, çirkin, kötü. Terbiyesiz, görgüsü kıt, nezaketsiz (kimse). Hafif olduğu hâlde kalın veya hacimli

Ağaç kabartan : Ağaç kabuklarını un haline getiren bir kurt.

Ayranlığı kabarmak : Ayranı kabarmak, öfkelenmek, kızmak.

 

Bırakıntı kabarması : Kaplanmış yüzeylerin, özellikle kaplamadan sonra ısınmaları sonucu kabarması.

Büyük çaplı kabarma : Yerkabuğunun geniş ölçülü, çok ağır olan ve çok uzun süren bükülme devimi.

Dalağı kabarmak : Heyecanlanmak, öfkelenmek.

Erginlik kabarı : Evlenmemiş kız ya da erkeğin yüzünde ve boynunda çıkan sivilceler.

Gara kabarcık : Dilde çıkan çıban gibi küçük şişlik.

Gece kabarcığı : Vücutta kabarcıklar yapan bir çeşit hastalık.

Gözyaşı kemiği kabarcığı : Gözyaşı kemiğinin göz çukuru içindeki kısmının, yalnızca geviş getirenlerde yapmış olduğu, içi boş, balon biçiminde, çok ince duvarlı kemiksel kabarcık, bulla lakrimalis.

Isı kabarıklığı : Kurdeşen.

Kabar kabar olmak : Yer yer kabarmak.

Kabara atmak : Yellenmek, gaz çıkarmak.

Kabarabilme : Kabarabilmek işi.

Kabarabilmek : Kabarma olasılığı bulunmak.

Kabaracı : Sık sık yellenen ve bunu huy edinen kimse.

Kabarak : Sel.

Kabaram : Üzüntüden olan sinir hastalığı, bir çeşit delilik.

Kabarama : Hindi : Kabaramanın etlisi yükseğe konar.

Kabaran : Kalbur, elek. Soda, karbonat.

Kabarcık bacaklı kış at kenesi : Güney Afrika’da genellikle ve diğer büyük memelilerde parazitlenen boncuk bacaklı kış at kenesi, Margaropus winthemi.

Kabarcık böceği : Meloidae ailesinde bulunan, kuru gövdeleri insan derisiyle temas ettiğinde kabarcık oluşumuna neden olan ve bazen de tahriş edici madde olarak kullanılan böcekler, Lytta vesicatoria.

Kabarcık odası : Temel taneciklerin geçmesiyle gaz kabarcıklarından oluşmuş çizgiler gösteren, öylece gözlenip ölçüm sağlayan aygıt. Yüklü temel parçacıkların iz bıraktığı, sıvı helyum sıcaklığında çalışan, sis odasına benzer aygıt.

Kabarcık yuvası : Köpük yuva.

Kabarcıklı bıcılgan : Çoğunlukla saf kan, kültür ırkı atların bacakların alt kısımlarını örten deride, özellikle soğuk mevsimlerde, çamur, kar ve benzeri irkiltici etkenlerin etkileriyle biçimlenen, deri üzerinde küçük papüller oluşturan ve bunların açılmasıyla içeriklerinin aktığı kabarcıklı deri yangısı.

Kabarcıklı deri gevşekliği : Epidermolizis bulloza.

Kabarcıklı deri hastalığı : Poxviridae ailesinde kapripoksvirüs cinsinde bir virüsün sığırlarda neden olduğu, deride yaygın ve ağrılı şişliklerin görüldüğü hastalık.

Kabarcıklı deri yangısı : Derinin ikinci derece yanıklarında kabarcıklar ve şişmelerin oluşması biçiminde görülen deri yangısı, dermatitis bulloza.

Kabarcıklı iguana : Pullu sürüngenler (Squamata) takımının, iguanagiller (Iguanidae) familyasından, 150-160 cm kadar uzunlukta, Amerika'da yaşayan bir tür. (İguana tuberculata) Pullu-sürüngenler (Squamata) takımının iguanagiller (İguanidae) familyasından bir sürüngen türü. Uzunluğu 150-160 cm. Orta ve Güney Amerikada yaşar.

Kabarcıklı kurt : [Bakınız: keselikurt]. [Bakınız: keseli larva]. (karşılık: sistiserkus), Şeritlere ait bir larva tipi.

Kabarcıkotu : Yele karşı kullanılan zehirli bir ot.

Kabare kuklası : Kabare türü tiyatroda oynatılan kukla.

Kabarende : Tığının kesici ağzı dışbükey eğmeçli olan ve kalın talaş çıkaran rende.

Kabaret tiyatrosu : İspanyolca caba reita, yani renkli çanak anlamına gelen bu tür tiyatro, her türlü güncel sorunu ve özellikle siyasal ve toplumsal konulan ince bir alayla, iğneleyici, yerici, taşlayıcı bir tutumla ele alıp toplum eleştirisine yönelir. Dışta güldürücü ve eğlendirici olmasına karşm, temelde ciddi olan bu tür gösteride ezgiler, danslar, skeçler, monologlar, diyaloglar, diyalar, kısa filmler, kısacası tasarlanan eleştiri için ne gerekiyorsa onu sahneye getiren renkli bir karışım vardır.

Kabargıç : Olmamış incir.

Kabarığını sıdırmak : Öfkesini almak.

Kabarık su : Bir akarsuda akımın yıl içinde yüksek değerde olması durumu ve dönemi, bk. çekik su.

Kabarıverme : Kabarıvermek işi.

Kabarıvermek : Ansızın kabarmak.

Kabarit farkı : Eksik, yırtık, yıpranmış paraların değiştirilmesi sırasında nominal değeri ile değiştirme değeri arasında ortaya çıkan fark.

Kabarlama : Gevşek doldurulan çuval.

Kabarlamak : Birisine kafa tutmak, horozlanmak.

Kabarma alçama : Büyük denizlerde suların yükselmesi ve altı saat sonra olağan düzeyden aşağı inmesi olayı.

Kabart : Suç.

Kabartabilme : Kabartabilmek işi.

Kabartabilmek : Kabartma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Kabartılı kaynak : Kabartılı kaynak yapma işlemiyle oluşan kaynak.

Kabartılı kaynak yapma : Özel bir tür dirençli kaynak yapma işlemi.

Kabartıverme : Kabartıverme işi.

Kabartıvermek : Çabucak kabartmak.

Kabartlak : Olmamış incir. Mayalı hamurdan yapılan tatlı. Sıkıştırmadan gevşek (ölçeğe doldurulan un ve benzerleri nesneler için).

Kabartlama : Olmamış incir. Bazlama, saçta ya da tavada kızartılan mayalı pide, çörek. Küçük yastık, köşe yastığı. Tüyleri kırkılmış davar derisi.

Kabartma ızgarası : (Heykel) Birbirine paralel olarak duvara çakılmış çıtalardan kurulan çerçeve; kabartma için kullanılacak kil, çerçeve üzerine yapıştırılarak işlenir.

Kabartmalı : Kabartması olan.

Kabaruk : Amaç, söylenmek istenen söz: Ali kavga yapmak istiyor, içersinde kabaruk var galiba.

Kabarüzgar : Bir cins yemeni, pabuç. Lodos.

Kalıcı diş kabarcığı : Dişlerin gelişiminde birincil diş kabarcığının derinlemesine dallanmasıyla ortaya çıkan kabarcık. Gelişim evresinde birincil diş kabarcıkları; derinliğine kalıcı diş kabarcığını, yan kısıma doğru ise süt dişi kabarcığını oluşturur.

Kara kabarcık : Hlk. Şarbon.

Kuyruksu kabarcık : Su torbası körelerek uzamış ve daralmış olan iri başlı şerit kurtçuğu.

Mide kabarmak : Mide bulunmak.

Öykeni kabarmak : İçi taşmak, öfkesi kabarmak.

Renkli kabartma : Sert taşlar üzerine oyularak yapılan ve ışık-gölge değerleri iyi düzenlendikten sonra boyanan kabartma çeşidi.

Replikasyon kabartısı : Ökaryotik hücrelerin replike olan DNA’sında, kopyalanmanın iki taraflı olduğunu gösteren kabarcık.

Sinir kabartısı hücreleri : Kanalis nöralisin gelişmesi sırasında iki yan kısımdaki kabartılardan gelişen hücreler. Kimi krista nöralis hücreleri göçle endodermden gelişen organlar içerisine yerleşirler.

Süt dişi kabarcığı : Dişlerin gelişiminde birincil diş tomurcuğunun dallanarak derinlemesine oluşturduğu kabarcık.

Talazı kabarmak : Canı sıkılmak.

Vater kabarcığı : Ortak safra kanalının duodenuma açılmadan hemen önce pankreastan gelen kanalla birleşmesiyle teşekkül eden, kısa bir ortak kanalın duedonuma bağlandığı yerde meydana gelen ampul şeklindeki kabartı. (papilla vateri,Pankreastan gelen kanalla öd kanalının oniki-parmak bağırsağına açıldıkları yerde bağırsak duvarının genişlemesiyle meydana gelmiş olan bir kabarcık.

Yiyecek kabarıklığı : Kurdeşen.

Yüksek kabartma : (Heykel) Betinin yüzeyden çokça yükseltilmiş olduğu kabartma çeşidi. a. bk. alçak kabartma, kabartma, tersoyma.

Yürek kabarması : Yürek çarpıntısı.

Alçak kabartma : Heykel sanatında, yüzeyindeki çıkıntısı az olan kabartma.

Kabara : Dayanıklılık sağlamak amacıyla, ayakkabıların altına çakılan, yassı ve iri başlı demir çivi. Kumaş kaplı mobilyanın kenarındaki şeridin üzerine çakılan süslü çivi. Süs olarak odaların ahşap bölümlerine, türlü biçimler yapmak için çakılan iri başlı, sarı çivi.

Kabaralı : Kabara çakılmış olan.

Kabarcık : İçi su, hava dolu ufak kabartı veya kürecik. Metal biliminde sıvı veya katıların içinde oluşan gaz hacmi. Kabartı. Vücutta oluşan sivilce gibi küçük şişkinlik.

Kabarcıklı : Kabarcığı olan.

Kabarcıklı düzeç : Su terazisi.

Kabare : Çeşitli gösterilerin yapıldığı eğlence yeri. Meyhane.

Kabare tiyatrosu : Genellikle güncel konuları iğneleyici, yerici, taşlayıcı biçimde ele alan skeçlerin oynandığı, monologların, şarkıların ve şiirlerin söylendiği küçük tiyatro.

Kabareci : Kabare oynayan oyuncu.

Kabarecilik : Kabarecinin yaptığı iş.

Kabarık : Kabarmış olan. Çıkıntısı olan, tümsekli.

Kabarık deniz : Gelgit olayında, sular yükseldiğinde denizin durumu.

Kabarıklık : Kabarık olma durumu, şişkinlik.

Kabarış : Kabarma işi.

Kabarma : Kabarmak işi. Ay ve Güneş'in çekim etkisiyle, büyük denizlerde suların yükselmesi, met. Duygulanma. Kendini üstün görme, büyüklük taslama.

Kabarmak : Ağırlığı artmadan hacmi büyümek. Deniz dalgalanmak, büyük dalgalar oluşmak. Kumaş üzerinde tüyler oluşmak, havlanmak. Öfke, sevgi vb. duygular gittikçe güçlenmek. Böbürlenmek, gururlanmak. Şişmek, genişlemek. Kafa tutmak, öfkelenip üstüne yürüyecek gibi davranmak. Niceliği artmak, büyümek. Yağışlardan ya da kaynamaktan taşmaya yüz tutmak. Hayvanların tüyleri dikilmek. Bulanmak. Islanıp veya ısınıp yerinden kurtulmak.

Kabartı : Tümsek, çıkıntı, kabarmış yer.

Kabartıcı : Kabartma maddesi, kabartma tozu.

Kabartılı : Kabartısı olan.

Kabartma : Kabartmak işi. Kil, alçı, taş vb. işlenebilir gereçleri girintili çıkıntılı yüzeyler durumunda biçimlendirerek yapılmış olan eser, rölyef. Bir biçimin veya bir süslemenin düz yüzey üzerindeki çıkıntısı. Kabartılarak yapılan.

Kabartma tozu : Pasta, çörek vb. hamur işlerinde kabarmayı sağlayan toz, sodyum bikarbonat.

Kabartmak : Kabarmasını sağlamak, kabarmasına yol açmak. Toprağı tırmık, çapa vb. bir araçla karıştırmak, altüst etmek, yumuşatmak.

Diğer dillerde Kabaniçe anlamı nedir?

Osmanlıca Kabaniçe : ferve-i murabba