Kan nedir, Kan ne demek

  • Atardamar ve toplardamarların içinde dolaşarak hücrelerde özümleme, yadımlama görevlerini sağlayan plazma ve yuvarlardan oluşmuş kırmızı renkli sıvı.
  • Soy

"Kan" ile ilgili cümle örnekleri

  • "O da benim kanımdan."
  • "Cebinden çıkardığı mendille ellerine bulaşan kanları silerek haykırdı." - Ö. Seyfettin

Yerel Türkçe anlamı:

Verimli toprak.

Büyük kereste.

Kan// kan etmek: feryat hâlinde olmak// kan leşi goturmak: katliam olmak, kan gövdeyi götürmek

Direk; tandırbaşının tahta eşiği

Toprak sekinin çevresine yapılmış olan odun çerçeve.

Mutfak

Çıkıntılı pervaz.

Dört köşeli yontulmuş direk, hatıl.

Ambar yapımında kullanılan tahtaların kalın kenar parçaları. 10x10 ya da 15x15 kalınlığında biçilmiş köşeli kereste.

Biyoloji'deki anlamı:

Hayvanlarda vücut boşluğu içinde ya da kapalı damarlar içerisinde dolaşan hücreler ile oksijen, karbondioksit, hormonlar, besin, boşaltım ve bağışıklık maddelerini taşıyan sıvı. Omurgalılarda oksijenin ve karbondioksitin taşınmasında görev yapan kırmızı kan hücreleri ile organizmanın savunmasında görev yapan beyaz kan hücreleri ve kanın pıhtılaşmasında görevli olan kan pulcukları ve serumdan oluşur.

Kimya'daki anlamı:

Eritrosit, lokosit, trombosit, protein ve serumdan oluşan, pH’sı 7,35-7,45 arasında, yoğunluğu 1,056 g/mL olan karmaşık bir vucut sıvısı.

 

Veterinerlik alanındaki anlamları:

Kan proteini, kıl, mide içeriği ve idrar ve benzeri yabancı maddeden arındırılmış temiz, taze, bütün veya suyu alınmış hayvan kanının hızlı bir biçimde dondurulması veya soğutulmasıyla elde edilen ürün, hayvan kanı.

Omurgalılarda oksijenin ve karbondioksitin taşınmasında görevli kırmızı kan hücreleri, organizmanın savunmasında görevli beyaz kan hücreleri ve kanın pıhtılaşmasında görevli olan kan pulcukları ve plazmadan oluşan sıvısal doku.

Zooloji alanındaki anlamı:

Hayvanlarda, vücut boşluğu ya da kan damarı sistemi içinde dolaşan sıvı halinde bir dokudur. Vücudun başlıca bölgelerine oksijen ve besin maddeleri taşır, karbondioksit ve diğer boşaltım maddelerini toplar.

Diğer sözlük anlamları:

Ceza, cerime, diyet

Suç, cinayet.

Bilimsel terim anlamı:

İlkellere göre insana güç ve dirim veren, ruhu barındıran, kötülüğü uzaklaştıran, pisliği arıtan erginleme törenlerinde, kan kardeşliğinde, büyücülükte, beslenmede önemli yeri olan sıvı.

İngilizce'de Kan ne demek? Kan ingilizcesi nedir?:

blood

Fransızca'da Kan ne demek?:

sang

Osmanlıca Kan ne demek? Kan Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

dem

Kan hakkında bilgiler

Kan, atardamar, toplardamar ve kılcal damarlardan oluşan damar ağının içinde dolaşan; akıcı plazma ve hücrelerden (alyuvar, akyuvar ve kan pulcukları) meydana gelmiş kırmızı renkli hayati sıvı.

Kana; latincede hema, kanı inceleyen bilim dalına ise hematoloji denir. Bu sözcükler eski Yunanca'da kan sözcüğünü karşılayan haimadan türetilmiştir. Kolloit bir madde olup homojen görünse bile, heterojen bir karışımdır. Normal bir erişkinin vücut ağırlığının ortalama 1/13'ünü oluşturmaktadır.

 

Kan sürekli hareket halinde olan sıvı bir yapıdadır ve kan hücrelerinden oluşur. Bu kan hücreleri, çeşitli şekillerden ve plazmalardan oluşmaktadır. Dış bölümde kalan plazma, kanın hacminin %55'ini oluşturmaktadır. Plazmanın bazı kaynaklara göre %92'lik kısmı, bazı kaynaklara göre ise %90'ı sudan oluşur ve geriye kalan bölümü organik ve inorganik maddeler olan plazma proteinleri, aminoasitler, karbonhidratlar, yağlar, hormonlar, üre, ürik asit, laktik asit, enzimler, antikorlar, sodyum, potasyum, iyot, demir, bikarbonat gibi elementlerden oluşmaktadır. Bunlara NPN bileşikleri de denilir. Plazmanın asıl amacı, kanın dokuların ilgili bölümüne taşınmasını sağlamaktır. Plazmada bulunan katı maddelerin büyük miktarı proteinlerden oluştuğu da bilinmektedir. Plazma yalnızca kanın vücutta dolaşmasına yardımcı olmakla kalmaz. Aynı zamanda, atık ürünlerinde hücrelerden alınmasını sağlar. Plazmanın bileşenleri sürekli olarak yenilenmektedir. Hücrelerin beslenmesine ve atıklarının alınmasına yardımcı olan plazmalar, bağışıklık sistemi hücrelerini de içinde barındırırlar. Kan plazması kendisini 48 saatte bir yenilemektedir.

Plazmadan alınan gıdaların metabolizma ürünleri olan ürik asit, kreatinin, amino asitler gibi bir grup organik moleküller de bulunmaktadır. Diğer organik maddeler ise glikoz, yağlar ve kolesteroldür. Plazmanın ana inorganik bileşenleri elektrolitlerdir. Bunlar; sodyum (Na+), klor (Cl-), kalsiyum (Ca++), fosfat (PO 4-3), sulfat (SO 4) -2 ve magnezyumdur (Mg++).

Kan ile ilgili Cümleler

  • Kan bağışında bulunmak için en az on yedi yaşında olmalısın.
  • O kan mı?
  • Kan bağışında bulunmadım.
  • Bu bıçağın üzerinde kan var.
  • Sadece kan.
  • Kan bağışı için acil bir ihtiyaç var.
  • Vampir kan susuzluğunu kontrol edemedi.
  • O sadece kan.
  • Onun ellerinde kan var.

Kan anlamı, tanımı:

Kan ağlamak : Büyük bir üzüntü içinde bulunmak.

Kan akıtmak : Kurban kesmek.

Kan akmak : Ölmek. savaş, çatışma, dövüş olmak.

Kan alacak damarı bilmek : Nereden veya kimden çıkar sağlanabileceğini bilmek.

Kan almak : Damardan bir miktar kan çekmek veya akıtmak.

Kan başına çıkmak : Öfkelenmek.

Kan beynine sıçramak : Çok sinirlenmek, hiddetlenmek, kontrolü yitirmek.

Kan boğmak : Beynine kan hücumuyla ölmek.

Kan çanağı gibi : Kanlanan (göz).

Kan çekmek : Yüz ve huy, anne veya baba tarafının yüzüne ve huyuna benzemek. akrabalar, birbirlerine yakınlık duymak.

Kan çıkmak : Kan dökülmek, cinayet işlenmek.

Kan dere gibi akmak : Vücudun bir yerinden çok kan akmak veya bir savaşta çok kişi yaralanarak ölmek.

Kan dökmek : Ölüme yol açmak, cana kıymak.

Kan gelmek : Kanamak.

Kan gitmek : Kadınlarda aybaşı çok kanlı olmak. büyük ve küçük abdestini yaparken kan gelmek.

Kan gövdeyi götürmek : Çok kan dökülmek.

Kan gütmek : Kan dökerek öç almak istemek.

Kan istemek : Öldürülen bir kimsenin öcünün alınmasını istemek.

Kan kaybetmek : Herhangi bir nedenle vücuttan çok kan akmak. güçsüzleşmek, etkisini kaybetmek.

Kan kusturmak : Çok eziyet çektirmek.

Kan kusup kızılcık şerbeti içtim demek : Çok eziyet çektiği hâlde durumunu iyi göstermek.

Kan olmak : İnsan öldürülmek.

Kan oturmak : Bir damarın çatlamasıyla sızan kan, dokular arasına akıp kalmak.

Kan revan içinde : Her yanı kana bulanmış.

Kan revan içinde kalmak : Her yanı kana bulanmak.

Kan ter içinde kalmak : Çok terli, yorgun ve perişan bir durumda olmak.

Kan ter içinde : Çok terli, yorgun ve perişan bir durumda.

Kan tere batmak : Kan ter içinde kalmak.

Kan tutmak : Şok geçirmek. kan gördüğünde bayılmak.

Kan vermek : Kan nakli için kan aldırmak. hastaya, yaralıya kan aktarmak.

Kan yürümek : Bir organda aşırı kan birikmek.

Kana boyamak : Kan içinde bırakmak.

Kana susamak : Öldürme hırsı duymak.

Kanı donmak : Donakalmak, çok şaşırmak.

Kanı ısınmak : Birine karşı yakınlık duymak.

Kanı içine akmak : Derdini dışa vuramamak.

Kanı kaynamak : Coşkun ve kıpırdak olmak.

Kanı kurumak : Çok usanmak, çok bıkmak. bitkin, yorgun, cansız duruma düşmek.

Kanı sulanmak : Kansızlığa uğramak.

Kanı temizlenmek : Öldürülenin arkasından, öldüren kişi veya yakınlarından birini öldürerek öç almak.

Kanına dokunmak : Çok sinirlenmek.

Kanına ekmek doğramak : Birinin ölümüne yol açarak sevinmek. birini küçük düşürmek, birine zarar vermek.

Kanına girmek : Birini öldürmek veya öldürtmek. bir kızın kızlığını bozmak.

Kanına işlemek : Büyük ölçüde etkisinde kalmak. bir şeyi aşırı ölçüde benimsemek.

Kanına susamak : Belasını aramak.

Kanını emmek : İnsafsızca sömürmek.

Kanını içine akıtmak : Sıkıntısını belli etmemek.

Kanını kaynatmak : Heyecanlandırmak, coşturmak.

Kanını kurutmak : Canından bezdirmek.

Kanını yerde koymak : Birini öldüreni ölümle cezalandırmamak.

Kanıyla ödemek : Yaptığının cezasını hayatıyla ödemek.

Kan akçesi : Birini yaralayandan alınıp yaralanana veya öldürenden alınıp ölenin mirasçılarına verilen para.

Kan aktarımı : Hasta veya yaralıya, kendi veya uygun bir kan grubundan damar yoluyla kan verme, kan nakli.

Kan ayaklı : Çaresiz, zavallı. Kanı ayaklı. Yoksul.

Kan bağı : Aynı soydan gelme durumu.

Kan bankası : Gerektiğinde hastalara aktarmak için sağlıklı kimselerden alınan kanların saklandığı yer.

Kan basıncı : Kan hacmine ve yoğunluğuna bağlı olan atardamar içi gerilimi, tansiyon.

Kan bilimi : Kan ve kan hücrelerini oluşturan yapılarla bu yapıların hastalıklarını ve tedavilerini konu alan bilim dalı, hematoloji.

Kan çıbanı : Kıl kökünden başlayarak deri altı dokusunu saran ve deride şişkinlikle beliren irinli kabartı.

Kandamlası : Asya ve Avrupa'da ılıman bölgelerde yetişen kırmızı veya sarı çiçekli otsu bir bitki (Adonis).

Kan davası : Geçmişte iki aile arasında cinayetten, kan akmış olmaktan veya başka bir nedenden oluşmuş düşmanlık.

Kan doku : Plazması ve taşıdığı yuvarlar bakımından bir doku gibi görünen kan.

Kan dolaşımı : Kalbin sürekli olarak kasılıp gevşemesiyle kanın damarlar içinde yer değiştirmesi, dolaşım, deveran, deveranıdem.

Kan gazı : Genellikle solunum sıkıntısı çeken kimselerin kanında oksijen yerine bulunan karbondioksit.

Kan grubu : Bireyde serum ve alyuvarların taşıdığı antijen veya antikorların türüne göre ayırıcı özellikler taşıyan grup.

Kan kanseri : Kemik iliğinde kan hücrelerinin farklılaşması ve olgunlaşmasının bozulmasına bağlı olarak kanda akyuvarların olağanüstü çoğalmasıyla beliren bir hastalık, lösemi.

Kan kardeşi : Birbirlerinin kanını emerek veya yalayarak ant içmek yoluyla kardeş olanlardan her biri, ant kardeşi.

Kankırmızı : Yaman.

Kan kırmızı : Çok kırmızı.

Kankızıl : Becerikli.

Kankurutan : Adamotu.

Kan nakli : Kan aktarımı.

Kan otu : Gelincikgiller familyasından kan kırmızı renkte çok yıllık zehirli bir bitki.

Kan pahası : Diyet.

Kan parası : Diyet.

Kan plazması : Kanın hücreler arası sıvı maddesi.

Kan portakalı : Bir tür içi kırmızı portakal.

Kan pulcuğu : Kanda bulunan, eksikliğinde pıhtılaşmanın geciktiği veya kanamaların olduğu çekirdeksiz hücre, trombosit.

Kan serumu : Kanın çökmesinden sonra üstünde kalan sıvı kısmı.

Kan şekeri : Kanda bulunan şeker.

Kan taşı : Kırmızı veya esmer renkte olan doğal demir oksidinden oluşan, yaralardan akan kanı durdurmak için kullanılan bir mineral, hematit.

Kan unu : Kıl, mide enzimleri, idrar vb. maddeden, temiz, taze hayvan kanından normal işlemle elde edilmiş, genellikle koyu, siyaha benzer bir renkte, suda çözünmeyen, kurutulmuş bir ürün.

Kan uyuşmazlığı : Kan naklinde alıcıyla vericinin kan grupları arasındaki uyumsuzluk. Anneyle yeni doğmuş bebeğin kan grupları arasındaki uyumsuzluk nedeniyle kansızlık, sarılık gibi belirtileri olan bir hastalık. Düşünce ayrılığı içinde olma.

Kan zehirlenmesi : Kanda hastalık yapan bakteri, virüs vb.lerin bulunmasından ileri gelen her türlü hastalık, septisemi.

Kana kan : Kısasa kısas.

Kanı ayaklı : Genç kız, kan ayaklı. Yeni evlenmiş kadın, kan ayaklı.

Kanı bozuk : Soysuz (kimse).

Kanı sıcak : Sevimli, kendini çabuk sevdiren (kimse).

Ak kan : Lenf.

Kirli kan : Toplardamarların kalbe götürdüğü kan.

Safkan : Irkının katışıksız özelliklerini taşıyan (at).

Tazekan : Bir kuruluşu canlandırabilecek yeni kişi veya kişiler.

Temiz kan : Atardamarlarda dolaşan, akciğerlerden aldığı oksijeni taşıyarak vücudun her yanına giden kan.

Kardeşkanı : Kardeşkanı ağacından alınan, hekimlikte ve boyacılıkta kullanılan, koyu renkte bir sakız.

Tavşankanı : Tam kıvamında demlenmiş (çay). Parlak ve koyu kırmızı renk. Bu renkte olan.

Soy : Manzum söz. İyi ve üstün nitelikleri bulunan. Bir atadan gelen kimselerin topluluğu, sülale. Cins, tür, çeşit.

Kan adacığı : İnsula sanguis.

Kan albumini : Kandaki proteinlerden birisi.

Kan albümini : Suda ve alkolde çözünen, kan serumundan hazırlanan bir albümin türü.

Kan alma : Develerin ve sığırların kan başına vurma hastalığı.

Kan anası :

Kan asalağı : Konakçının kan dokusunda, ya doğrudan doğruya gözelerde, ya da gözeler arası sıvıda yaşayan asalak.

Kan aspirasyonu : Kesim sırasında damarlardan çıkan kanın soluk borusuyla akciğerlere çekilmesi. Genellikle mezbahalarda ve yerde kesilen hayvanlarda dikkati çeker. Çok sayıda küçük ve parlak kırmızı odaklar hâlinde görülmesi nedeniyle akciğer kanamalarından ayırt edilir.

Kan bahası : Diyet

Kan beneği : Kan lekesi.

Kan beyin engeli : Kandaki birçok maddenin beyin dokusuna ve serebrospinal sıvıya girmesini engelleyen yapısal ve fizyolojik engel.

Diğer dillerde Kan anlamı nedir?

İngilizce'de Kan ne demek? : [Kan (Kansas) ] n. Kan, state in the central United States

n. khan, ruler or men of rank in Central Asia; Mongol or Turkish ruler in medieval times

n. can, jug, pitcher

Fransızca'da Kan : [le] han, kervansaray

Almanca'da Kan : n. Blut

adj. Blut-

Rusça'da Kan : n. кровь (F), рудник (M)

adj. кровяной, кровавый