Port nedir, Port ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Taranan yünün işe yaramayan bölümü.

Kırkılan koyunun ayaklarının üstünde süs olarak bırakılan tüyler.

Bozuk : Ben oynamıyorum, elim port.

Küt, sivriliği gitmiş.

Port ile ilgili Cümleler

  • Bu portakallar çok ekşi.
  • Jorge ne zamandan beri Portekizce öğreniyor?
  • Tom'un portakal suyu içmesine izin verme.
  • Bu portakal lezzetli.
  • Sen elmaları portakallarla karşılaştırıyorsun.
  • Ali biraz portakal suyu içti.
  • Bir portakal ağacımız var.
  • Portekizce'de nasıl XXX denilir?
  • Bu makaleyi Brezilya Portekizcesine çevirip kendi bloğumda yayınlayabilir miyim?
  • Portekizce konuşabilen birini arıyorum.
  • Portakal ne kadar?
  • Portakallar ne kadar?
  • Portekizcedeki "eu" zamiri Latince "ego" dan gelmiştir.

Port anlamı, tanımı

Doğuştan portal sistemik şant : Fetüste normal olarak vena cava caudalis ile vena porta’yı birbirine bağlayan ductus venosus, doğuma yakın bir dönemde veya doğumdan kısa bir süre sonra ortadan kalkmaması ve bu iki damar arasındaki bağlantı kesilmemesiyle belirgin yapılış bozukluğu

Geleneksel portföy kuramı : Yatırım araçlarının beklenen getirileri aynı yönde hareket etmeyeceğinden, tek bir yatırım aracının riskinin toplam riskten daha yüksek olacağı ilkesinden hareketle, bireylerin sezgi ve tercihleriyle yatırım araçlarının sayısını artırarak bir portföy oluşturacaklarını ileri süren portföy kuramı. karşılığı modern portföy kuramı.

 

Kazanılmış portosistemik şant : Kronik karaciğer lezyonlarında portal kan dolaşımının belirgin biçimde baskı altında kalması sonucu, kapı toplardamarının doğrudan sistemik dolaşıma karışması.

Modern portföy kuramı : Bir portföyde belirli bir risk düzeyinde ençok getiri oranının nasıl elde edileceğini bireysel sezgilerle belirlenen yatırım aracı sayısı ile değil, nesnel hesaplamalarla ortaya konulan etkin sınır ile açıklayan ve ilk kez 1952 yılında Henry Markowitz tarafından ortaya atılan daha sonra Sharpe, Tobin ve Fama tarafından geliştirilen kuram.

Port tüp : Deney tüplerinin konulmasına yarayan tahta, metal veya plastikten yapılmış araçlar, süpor.

Porta : Büyük, çift kanatlı kapı. Kapı, giriş yeri.

Porta hepatis : Karaciğer kapısı.

Portağal : Portakal.

Portahala : Ağız, ineğin doğurduktan sonra ilk sütü.

Portakal kabuğumsu görüntü : Isıl işlem uygulanmış çelik yüzeylerde beliren, portakal kabuğu görünüşünde yüzey kusuru, timsah derisi diye de bilinir.

Portakal posası : Portakaldan meyve suyu üretimi sırasında kabuk, etli kısmı ve çekirdeklerinin bulunduğu, azotsuz öz madde bakımından zengin, sığırlarda yaş veya kuru durumda, atlarda kuru biçimde ve kanatlı rasyonlarında kuru biçimde belli oranlarda kullanılan, % 20-40 düzeyinde pektin içeren artık ürün.

Portakal rengi deniz yıldızı : Derisi dikenliler (Echinodermata) filumundan, denizyıldızları (Asteroidea) sınıfından, 45 cm kadar büyüklükte olabilen, diskin çevresindeki kolları uzun ve ambulakral ayakçıkları koni biçiminde olan bir tür. (Astropecten aurantiacus,: Derisi dikenliler (Echinoderma) alt. filumunun deniz-yıldızları (Asteroidea) sınıfından bir tür. Büyüklüğü 45 cm olabilir. Diskin çevresinde kollar uzundur. Ambulakral ayakçıklar koni biçimindedir.

 

Portakal rengi denizyıldızı : Derisi dikenliler (Echinodermata) alt filumunun, denizyıldızları (Asteroidea) sınıfından, 45 cm kadar büyüklükte, diskin çevresindeki kolları uzun ve ambulakral ayakçıkları koni biçiminde olan bir tür.

Portakallı : Yazma kenarına işlenen bir oya türü. (Yalvaç Isparta).

Portakalsı : Portakalı andıran, portakala benzeyen, portakal gibi, portakalımsı.

Portakava anastomozu : Cerrahi, travmatik ve doğmasal nedenlerle kapı toplardamarıyla kaudal vena kava arasında anastomozların oluşması, portosistemik anastomoz.

Portakaval : Kapı toplardamarı ve kaudal vena kavayla ilişkili veya onlara ait olan.

Portal bölge : Karaciğer lopçuklarının arasındaki bağ dokudan oluşan ve arterya interlobulares, vena interlobulares ve duktus interlobularesin bulunduğu bölge, karaciğer üçlüsü.

Portal hipertansiyon : Kapı toplardamarında kan basıncının anormal derecede artışı.

Portal obstrüksiyon : Portal dolaşımın tıkanması veya engellenmesi. Bağırsaklardan karaciğere kanı nakleden büyük damara üzerine basınç yapan oluşumlar veya karaciğer fibrozisinin bir sonucu olarak biçimlenir, asites ve ishalle sonuçlanır.

Portal venografi : Portal venin kontrast madde verilerek grafisinin alınması.

Portanağ : Baskı nedeniyle dışarı fırlayan, patlayan iç organlar. Dışarı çıkmış bağırsak.

Portanak : Ayı yavrusu.

Portarmak : Yüzü gülmemek, surat asmak.

Portatif mobilya : Kolayca taşınabilmesi için elemanları ayrılabilecek düzende yapılan mobilya.

Portdah : Patlak, dışarıya doğru çıkık (göz için).

Portdamah : Dışarıya fırlamak, şişmek: Ahmet'in karnı birdenbire portdadı.

Portdamak : Dışarıya fırlamak, şişmek.

Portekiz su köpeği : Portekiz’den köken alan ve Portekiz’de varlığı yüzyıllardır bilinen eski ve yaygın, balıkları ağlara yönlendirmek, yakalamak, bozulan ağları toplamak, kıyı ile gemi veya gemiler arasında haber taşımak, yükleri korumak gibi sayısız işte kullanılmış, orta boyutta, dayanıklı ve kaslı, tüyleri değişiklik gösterebilen, tek katmanlı, tüy dökmeyen ve hipoallerjenik özellikte, rengi siyah, beyaz, kahverengi, beyaz-koyu benekli, siyah veya kahverengi-beyaz benekli, gümüş veya gri olabilen, parmak araları yüzmede kolaylık sağlayan tarzda perdeli, suyu seven, canlı, enerjik ve neşeli, duyarlı, sadık ve itaatkâr yapıda, cesur, çok zeki ve eğitime yatkın, eşyaları çiğneme davranışıyla ünlü, günümüzde bekçi köpeği olarak da kullanılan, balıkçılara çeşitli işlerinde yardım amaçlı yetiştirilen köpek ırkı.

Portekü : İğne tutan.

Porteti : Kireçli toprak.

Portetik : Burun genişliğince bırakılan kısa bıyık.

Portföy etkisi : İktisat politikasında ortaya çıkan değişikliklerin portföy bileşimini risk ve getiri açılarından etkileyerek değiştirmesi. Portföyde bulunan taşınır değerlerin bir bölümünün getirilerinde ortaya çıkan değişimin portföy bileşimini değiştirmesi.

Portföy kuramı : Rasyonel yatırımcının daha fazla riski ancak daha fazla getiri karşılığında göze alacağını ve belli bir risk düzeyindeki portföylerden daha fazla getirisi olanının tercih edileceğini ileri süren kuram. karşılığı geleneksel portföy kuramı, modern portföy kuramı.

Portföy riski : Bir portföyde bulunan taşınır değerlerin her birine atfedilen risklerin bileşimi.

Portföy yatırımı : Gerçek veya tüzel kişilerin, üzerinde herhangi bir kontrol veya yönetim hakları olmaksızın, mali varlıklara yaptıkları yatırım. [Bakınız: dolaylı yabancı sermaye yatırımı].

Portföy yönetimi : Bir portföyün risk, likidite ve getiri tercihleri doğrultusunda, portföy sahibinin kendisi ya da yetkilendirdiği bir yönetici veya finansal kurum tarafından yönetilmesi. Portföy yatırımının risklerinin dengelenmesi ve bir ülke veya kesimde yoğunlaşmasının önlenmesi.

Portlacı : Gebe : Bizim portlacı deve kayboldu.

Portlah : Patlak. Bel vermiş, yıkılacak gibi olan (duvar, tavan ve benzerleri şeyler).

Portlak : Deve yavrusu. Manda yavrusu. Bir çeşit üzüm. İçi boş ağaç dalı ya da kamıştan yapılan ve tabanca gibi ses çıkartan bir çocuk oyuncağı, patlangaç. Patlak, dışarıya doğru çıkık (göz için). İri, çıkık (göz için).

Portlamağ : Baskı ile organ patlamak, dışarı fırlamak: Gözünün güllesi portlayıp.

Portlamak : Çürümeye yüz tutmak. Çok sıkıştırılan şey yerinden fırlamak (vida vb.). Çok baskı yapılan kimse fırlayıp koşmak, kaçmak. Deve yavrulamak. Yüzülmek, sıyrılmak. Yandan yapılan basınçla nesne yerinden çıkmak, fırlamak.

Portlandkoyunu : İngiltere’de seyrek bulunan ırklardan olan ve Dorset’in gelişiminde kullanılan, küçük yapılı, yüz ve bacaklarda yapağı bulunmayan, yapağı rengi sarımsı kahverengi, kuzular açık kırmızı renkte doğan ve yaşamlarının ilk birkaç ayında beyaz veya gri renkte yapağıya sahip olan, boynuzsuz koyun ırkı.

Portlaşmak : Aşınarak sivriliği gitmek, körleşmek.

Portlatmak : Deveyi doğurtmak.

Portlemek : Göz çeşitli nedenlerle açılmak, dışarıya doğru fırlamak.

Portma : Evin alt katına inmek için döşemeye açılan kapak.

Portmak : Deve yavrusu. Çok baskı yapılan kimse fırlayıp koşmak, kaçmak. [Bakınız: portlamak]. Kaçarken yön değiştirmek. Delikten geçmek : Şu delikten adam portabilir mi?. Tutulan şey elden kaymak, fırlamak. Diziden çıkmak. Ekşitmek. Sıva kabarmak: Duvar portmuş. Kaçmak, kurtulmak, sıyrılmak, kopmak.

Portol : Yaşlı ve güçsüz kişi.

Portosistemik anastomoz : Portokava anastomozu.

Portosistemik şant : Kazanılmış veya kalıtsal nedenlerle kapı toplardamarının, sistemik toplardamarlarla birleşmesi. Gelişim geriliğine veya hepatik ensefalopatiye neden olur, köpek ve kedilerde görülür.

Portovasküler displazi : Karaciğere gelen kan akımının herhangi bir nedenle engellenmesi sonucu karaciğerde oluşan displazi.

Porttüp : Genel olarak tahta, plastik veya metalden yapılmış tüpleri koymaya ve taşımaya yarayan malzeme.

Portuk vermek : Kaçarken yön değiştirmek.

Portukal : Portakal.

Siyah portekiz merinosu : Portekiz’in orta kısımlarında yetiştirilen, vücudu normal ve koyu kahverengi, baş ve kuyruk ucunda benekler görülen tarak yapağı merinosu.

Vena porta : Kapı toplardamarı.

Finike portakalı : Fenike ve yöresinde yetiştirilen sulu ve kokulu bir tür portakal.

Kan portakalı : Bir tür içi kırmızı portakal.

Portakal : Turunçgillerden, Akdeniz ülkelerinde yetişen, yaprakları sert bir ağaç (Citrus aurantium). Bu ağacın turuncu renkli, yuvarlak ve kabuğu güzel kokulu meyvesi.

Portakal bahçesi : Portakal yetiştirilen yer.

Portakal rengi : Portakal kabuğunun rengi. Bu renkte olan.

Portakal suyu : Portakal sıkılarak elde edilen su.

Portakalımsı : Portakalsı.

Portakallık : Portakal bahçesi.

Portal : Ana kapı. Kapı.

Portatif : Kolay taşınabilen, katlanarak taşınabilir duruma getirilebilen, seyyar. Sökülüp başka yerde kurulma imkânı bulunan.

Portbagaj : Otomobil, bisiklet vb. taşıtlarda eşya konacak yer, bagaj.

Portbebe : Bebekleri kucakta veya elde taşımak için kullanılan çanta.

Porte : Bir işin genişlik, önem derecesi, etki alanı. Değer, önem. Bir iş için gereken para tutarı. Üzerine veya arasına nota yazılan, aralıkları birbirine eşit, beş paralel çizgi, dizek.

Portekizce : Hint-Avrupa dillerinden, Portekiz'de, Brezilya'da ve Portekiz uygarlığını benimsemiş ülkelerde kullanılan dil. Bu dille yazılmış olan.

Portekizli : Portekiz halkından veya bu halkın soyundan olan kimse.

Portföy : Banka, simsar veya bir aracı kuruluşun kendi elinde tuttuğu, istediği gibi tasarruf ettiği menkul değerler toplamı.

Portmanto : Palto, şapka vb. şeyleri asmak için yapılmış, raflı, bazıları aynalı askılık.

Portmone : Bozuk para cüzdanı.

Porto : Portekiz'de yapılmış olan ünlü bir şarap.

Portör : Taşıyıcı.

Portörlük : Portör olma durumu.

Portre : Bir kimsenin yağlı boya, sulu boya, kara kalem vb. bir yolla yapılmış resmi. Bir kimsenin, bir şeyin sözlü veya yazılı tasviri.

Portreci : Portre ressamı.

Portrecilik : Portrecinin işi.

Yafa portakalı : Kalın kabuklu, çekirdekli bir portakal türü.

Diğer dillerde Porsuk bitkisi anlamı nedir?

İngilizce'de Porsuk bitkisi ne demek ? : common yew, yew