Salın nedir, Salın ne demek

Salın; Yerleşim Merkezi olarak kullanılan bir sözcüktür.

Yerel Türkçe'deki anlamı:

[Bakınız: sako].

Gezilecek Görülecek bir yer olarak anlamı:

Ankara şehri, Güvem bucağına bağlı bir yer.

Salın ile ilgili Cümleler

  • Julio, eski meşe ağacına kurduğum salıncakta sallanıyor.
  • Onun mükemmel bir salıncağı var.
  • Vücuda dokunulduğunda, derideki reseptörler beyne endorfin gibi kimyasalların salınmasına neden olan mesajlar gönderir.
  • Tutuklular ne zaman salınacak bilmiyorum.
  • Kentsel alanlardaki gaz salınımı ciddi kirliliğe neden oluyor.
  • Bağımlılık yapan bütün ilaçlar, beyinde dopamin salınımını arttırır.
  • Onu salın.
  • Salıncaklarda oynayan çocuk görmedim.
  • Rehber salın ön sağında oturdu.

Salın kısaca anlamı, tanımı

Salı : Pazartesi ile çarşamba arasındaki gün

Basyüklenimli salıngaç : Çevrimi içinde sıklığı denetlemekle görevli bir basyüklenimli çınlaç buzsulu bulunan elektriksel salıngaç. Sesüstü üretmekte kullanılır.

Bozulmuş salınım : (Zaman dizileri) Zaman dizilerinde, genliğin ve dönemin sürekli değiştiği salınım.

Buzul salınımı : İklimin yıllar boyunca gösterdiği çevrimsel değişikliklere bağlı olarak, buzul alnının, belli bir yerden geriye çekilmesi ya da oradan daha ileriye uzanması biçiminde yaptığı devinim.

 

Dalga salınımölçeri : Televizyon imlerinin dalga biçiminde izlenmesini sağlayan salınımölçer.

Doğrusal salıngaç : Bağlı iki parçacıktan oluşan ve bağ doğrusu boyunca salınabilen salıngaç türü.

Edimsiz salıngaç : Sanal bir dikmeliksel devinim yaptığı düşünülen noktasal yük.

Eksiuçlu salınımçizer : Temel bölümü eksiuç ışıtacından oluşan ve değişen elektrik niceliklerinin gözle izlenebilir görüntüsünü veren aygıt.

Erkin salınım : Cismin denge konumundan ayrılması ile doğan geri çağırıcı kuvvetin etkisinde oluşan salınım. Sıklığı çevrimin elektriksel birleşimine bağlı olan dalgalı akım.

Eşevreli salıngaç : Başka birine göre değişmez bir evre bağımlılığı olan salıngaç.

Kar salıncağı : Altında küçük beyaz kâğıt kırpıklarını geçirecek büyüklükte dizi delikleri olan ve dört ucundan çocuk salıncağı gibi tutturulmuş, makaralar yoluyla çekilen iplerle sallanan kumaş parçası.

Kararlı salınım : Bir salıngaçın sürekli olarak tekdüze salınması.

Melanosit uyarıcı hormon salınımını kısıtlayıcı hormon : Hipotalamustan salınan, ara hipofizden melanosit uyarıcı hormon salınımını inhibe eden bir hormon.

Mevsimlik salınımlar : Mevsimden mevsime ortaya çıkan değişmeler.

Nüfus salınımları : Herhangi bir kentte ya da bölgede yaşayan nüfusun, belli bir süre içinde azalıp çoğalması.

Prolaktin salınımını kısıtlayıcı hormon : Hipotalamustan salınan, ön hipofizden prolaktin salınımını kıstlayan dopamin yapısında bir hormon, PIH, PRIH, prolaktin inhibe edici hormon, prolaktin inhibiting hormon, prolaktin release inhibiting hormon.

 

Salına : Bulgurlu ya da pirinçli lahana yemeği.

Salınabilme : Salınabilmek işi.

Salınabilmek : Salınma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Salınbike : Salınan, nazlanan kadın.

Salıncah : Salıncak.

Salıncak halkalar : Yerden 5.5 m. yüksekliğe aralıklarla asılı, 16 mm. kalınlığında ayarlanabilir iki halata bağlı, 28 mm. kalınlığında ve 18 cm. çapında ağaçtan ya da deri kaplı madenden yapılmış sallanma, asılma, hızlanma alıştırmalarına yarayan iki halka.

Salınçag : Salıncak.

Salınçah : Salıncak.

Salındırma : Çatı altına boydan boya konulan ağaçlardan biri.

Salındırmak : Sallandırmak.

Salındırmamak : Kıymet, ehemmiyet vermemek, hiçe saymak.

Salıngaç : Salıncak. Salınım yapan dizge. Değiştirilebilen sıklıkta dalgalı akım çıktısı veren üreteç, anlamdaş salıngan, titreşki. Her çeşit (elektrik, mekanik, optik, akustik, vb.) salınım oluşturan aygıt.

Salını salını : Salına salına.

Salını yürümek : Naz ü eda ile yürümek, hıraman olmak.

Salınım özeği : Bir birleşik sarkacın asıldığı noktanın düşeyi üzerinde, yalın sarkacın boyu kadar aşağıda bulunan nokta.

Salınımçizer : Elektriksel salınımları çizerek gösteren aygıt.

Salınımgözler : Bir eksicik ışınları borusunda, denetlenen bir eksicik demeti ile, flüorışıl bir cam bürgü üzerinde bir dalga biçimi çizdirmek için kullanılan aygıt.

Salınımlı akım : Belli sıklıkta titreşen akım.

Salınımlı geometrik dizi : Terimlerinin işareti sıra ile değişen geometrik dizi, dönüşümlü geometrik dizi.

Salınımlı seri : Dönüşümlü seri.

Salınımölçer : Eksiuç ışıtacına dayanan ve değişen elektriksel nicelikleri gözle görülür biçimde vererek izlenmesini sağlayan aygıt.

Salınıp bulanmak : Salınarak edâ ile yürümek, hıram etmek.

Salınma bulanma : Salınarak eda ile yürüme, hiram etme.

Salıntıda : Henüz sonucu alınmayıp sürmekte olan sorun.

Sınırsız salınımlı fonksiyon : Verilen aralıkta tam salınımı sonsuz olan fonksiyon.

Sönümlü salınım : Ardışık dönemlerde genliği üstel olarak düşen ve bir süre sonra sıfıra inerek sönen salınım. Bir ortam içinde genliği zamanla azalan salınım. (Zaman dizileri) Salınımlı zaman dizisinde genliğin giderek küçülmesi.

Sönümsüz salınım : Genliği ve sıklığı değişmeyen dalgalı akım ya da genliği değişmeden biteviye süren salınım. Genliği değişmez kalan salınım.

Yerdönmesi salınımları : Yer'in dönme hızının yaptığı milyonda bir saniye basamağındaki değişimler.

Zorla salınım : Sıklığı, yinelenen bir dış sürücü kuvvetin sıklığına eşit olan devinim ya da yineli bir yük-süren erkil ile sürülen bir elektriksel çevrimde oluşan dalgalı akım. bk. sürülen devinim.

Beşik salıncak : Bayram yerinde kurulan bir salıncak türü.

Kayık salıncak : Bayram yerlerinde kurulan kayık biçiminde salıncak.

Salıncak : İki ucundan iki iple veya zincirle yüksek bir yere asılan ve üzerine oturulup sallanılan eğlence aracı. Küçük çocukları uyutmak için beşik yerine kullanılan ve karşılıklı iki yere iple bağlı bulunan asılı yatak.

Salıncakçı : Eğlence yerlerinde salıncak çalıştıran kimse.

Salıncaklı : Salıncak gibi sallanmaya yarar biçimde olan, salıncağı olan.

Salıncaksız : Salıncak olmadan.

Salınım : Salınma işi. Düzenli olarak hep aynı konumlardan aynı hızla geçen bir nesnenin hareketi, raks.

Salınış : Salınma işi.

Salınma : Salınmak işi.

Salınmak : Yürürken uyumlu hareketlerle hafifçe bir yandan bir yana eğilmek. Salma işine konu olmak.

Salıntı : Salınma işi.

Salıntılı : Herhangi bir etkiyle sarsılabilen, sallanabilen. Yürüyüşünde iki yana salınan.

Diğer dillerde Salım izgesi anlamı nedir?

İngilizce'de Salım izgesi ne demek ? : emission spectrum