Serp nedir, Serp ne demek

Teknik terim anlamı:

Su değirmeninde öğütülecek buğday ya da arpanın döküldüğü kutu. (Ziyere Amasya).

Serp ile ilgili Cümleler

  • Garden of Eden'den beri Serpent'ler kötü rap yapıyor.
  • Size su serpmiyorum.
  • “Aldım eve getirdim kuşu. Başka zaman olsa üzerime ölü toprağı serpilmiş gibi uyurdum. Gece uyku girmedi gözüme. Arada bir uyanıp kuşa baktım.”
  • O bezelyeler serpiştirmiş.
  • Tohumları tüm tarlaya serptik.
  • Hızlıca kalktı, yüzüne soğuk su serpti, dişlerini fırçaladı ve tıraş oldu.
  • Sere serpe yatmalısın.
  • Çiftçi tarlaya tohumları serpiyor.
  • Yağışların ardından otlar serpiliverdi.
  • “Bizim nesil sözü, Selma Hanım'ın yüreğine biraz su serpti.”
  • “Emine ile aralarını bulmaya çalışacağını söyledi, delikanlının gönlüne biraz ümit serptikten sonra çekildi gitti.”
  • Onu tost dilimleri üzerine yayın ve üstüne biraz çam fıstığı serpin.
  • Onlara su serpmiyorum.

Serp ile ilgili Atasözü veya Deyim

içine su serpilmek : ferahlamak.

serilip serpilmek : rahat bir biçimde yatmak gelişmek.

umut serpmek : umutlandırmak.

ümit serpmek : umut serpmek.

üstüne ölü toprağı serpilmiş gibi : tembel, uyuşuk, cansız, miskin çok derin bir biçimde.

üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi : üstüne ölü toprağı serpilmiş gibi.

yüreğine su serpmek : bir kimseyi kaygı sebebinin ortadan kalkmasıyla veya yeniden umut verecek bir haberle ferahlatmak.

 

Serp anlamı, tanımı

Cepli serpme ağı : Dere serpmesi. çoğunlukla dere ve nehirlerde kullanılan ağ atıldıktan sonra balıklar kaçmak isterken yanlardaki sabit ceplere girmesi ve ağ çekilerek bu ceplerden balıkların yakalanması esasına göre çalışan el serpme ağı

Chelydra serpentina : [Bakınız: yılansı kapan kaplumbağa]. [Bakınız: yılansı kapan-kaplumbağa].

Çarmıklı serpme ağı : Çeşitli derinliklerde, dip yapısı düz olan sularda kısa hamlelerle kurşun yakanın düzgün bir biçimde bir araya geldiği kurşun yakanın merkez halka civarında toplanması sağlandıktan sonra avın torbalanan ağ içinde dışarı alındığı el serpme ağları.

El serpmek : İstememek, fariğ olmak.

Fındık serpmek : Savaş sırasında yeniçerilerin hep birden tüfekle yaylım ateşi açmaları.

Işık serpinmesi : Bir ortam içinde, ışık kırınım indisinin ışık dalga boyuna göre değişimi.

Kıç serpmek : Kıç atmak.

Merkezi ipli serpme ağı : Çeşitli derinliklerde kullanılabilen ve ağın dibe oturmasından sonra kısa çekme hareketleriyle kurşun yakanın bir araya toplandığı ve dikkatli, ani bir hareketle avın sudan dışarı alındığı el serpme ağı.

Merkezi ipsiz serpme ağı : Sığ sularda genellikle küçük balıklar için kullanılan ve ağın altında kalan balıkların ancak elle alınabileceği merkezi ipi bulunmayan genellikle alabalık, kefal gibi balıkların avlandığı el serpme ağı.

Radyoaktif serpinti : Bir nükleer patlama sonucu atmosfere yayılan radyoaktif artıkların, rüzgâr ya da yağmurla tekrar yer yüzüne inmesi.

Sel serpe : Açık saçık, çekinmeden, serbestçe, sere serpe. Açık saçık, çekinmeden, sorumsuzca.

 

Sele serpe : 1.Açık saçık, çekinmeden, serbestçe, sere serpe. 2.Geniş, rahat, iç açıcı. 3.Gelişigüzel, rastgele. Açık saçık, çekinmeden, sorumsuzca.

Selimi serpuş : İlk kez Yavuz Sultan Selim zamanında padişah ve kimi devlet büyüklerinin örtmeğe başladıkları, uzun, tepesi ağzından genişçe, silindir biçiminde ve üzerine tülbent sarılan başlık.

Serpebilme : Serpebilmek işi.

Serpebilmek : Serpme imkânı veya olasılığı bulunmak.

Serpedenlik : Kolonya kabı. (Bursa).

Serpek : İçinde köstebek yuvaları olan tarla.

Serpen : Yün atmakta kullanılan yayın asıldığı esnek ağaç. Kuş avlamakta kullanılan bir çeşit tuzak. Toprak dam. Tavan. [Bakınız: sâbon].

Serpene : Sert yelle savrulan yağmur, fırtına. Meyve ağaçlarına, üzüm çubuklarına dik durması ve sarılması için vurulan destek, dayak. Dam saçağı. Asma. Asma ya da meyve ağaçlarına vurulan destek. Bağ çubuğu. Dala destek verilen ağaç. Destek, herek.

Serpenek : 1.Dam saçağı. 2.Pencere. Kasket güneşliği. Dam saçağı. Konut saçağı. (Gökmenler, Çalat, Gedikli, Kızılağaç Saimbeyli Adana). Toprak damları yağmur etkisinden korumak için, damın kenarına konan çalı çırpı. (Akpınar Gümüşhacıköy Amasya).

Serpenekıran : İnce kabuklu, yuvarlak taneli bir çeşit ak üzüm.

Serpentariidae : [Bakınız: yılan akbabasıgiller]. [Bakınız: yılan-akbabasıgiller].

Serpente : Damın çevresine dizilerek çıkıntı yapan yontulmuş, yassı taşlar.

Serpermek : Islak bir şey kurumaya yüz tutmak, az kurumak.

Serpes : Serbest.

Serpil : Çapaşır sepeti. “İyi geliş, büyü, güzelleş” anlamında kullanılan bir isim”.

Serpili : Serpilmiş.

Serpilköy : Isparta ilinde, Eğirdir ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Trabzon ili, Çarşıbaşı ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Serpilme çizgesi : Değişkenlerin gösterdiği birlikte değişmeleri gözlemlerin konumlarını tek tek noktalarla göstererek bir eksenler dizgesi içinde simgeleyen çizge.

Serpilmenin kuramsal karşılığı : Bir serpilmeyi oluşturan gözlemlerin tam bağıntı durumunda almaları gereken değerler ya da en uygun doğru ya da eğri üzerindeki kestirimsel karşılıkları.

Serpilmenin ölçünlü yanılgısı : Bir serpilmede gözlem değerlerinin tam bağıntı çizgisi üzerindeki karşılıklarından olan sapmaların kareli ortalamaları olarak tanımlanan ve serpilmenin en uygun çizgiye oranla gösterdiği sapmanın toplu anlatımı olan ölçüm, bk. birlikte gidişim çizgisi.

Serpin : Un ve tahıl ambarı. [Bakınız: sarpın]. Ambarda tahıl konulan yer. Yağmur. Çorum şehrinde, merkez belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.

Serpincik : Sivas kenti, merkez ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Serpine : Meyve ağaçlarına, üzüm çubuklarına dik durması ve sarılması için vurulan destek, dayak.

Serpinme : Özdeğin, bir sıvı içinde çözünmeksizin asıltıdan daha kalın biçimde dağılması olayı.

Serpinme kuvveti : İki özdeciğin karşılıklı eksicik kaçınımlarından oluşan, çekim gerilimi art uzaklığın altıncı üssüyle ters orantılı olarak değişen fiziksel kuvvet.

Serpiştirebilme : Serpiştirebilmek işi.

Serpiştirebilmek : Serpiştirme imkânı veya olasılığı bulunmak.

Serpiştirilme : Serpiştirilmek işi.

Serpiştirilmek : Serpiştirme işine konu olmak.

Serpitme : Çember. Çember, baş örtüsü.

Serpitmek : 1.Eşit oranda dağıtmak, serpiştirmek. 2.Serpmek, saçmak. Tuzak ya da ökse kurulu iken boşanmak : Fareler tuzağı serpitmişler.

Serpken : Karla karışık yağan yağmur. Sert yelle savrulan yağmur, fırtına. [Bakınız: sepkin].

Serpkin : Küçük dolu.

Serpme ağı : Su ürünlerini üstten kapayarak, dairesel yapılı, kenarlarında kurşun yakası bulunan ve farklı biçimlerde donatılabilen, genellikle torba gibi büzülebilen, kullanılacağı yere göre çarmıklı, büzmeli, cepli biçimlerde yapılan kapama ağları, saçma.

Serpme halkası : Serpme ağlarının bağlandığı metal halka.

Serpme sıva : (Mimarlık) Bir binanın dış yüzüne serperek yapılan sıva.

Serpmeçul : İşli, nakışlı bir çeşit çul. Üstüne çeşitli örnekler işlenmiş çul.

Serpmekaya : Bingöl şehrinde, Karlıova ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Serpmetaş : Van kenti, Çaldıran ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Serpula : Kıllı ayaklılar (Chaetopoda) sınıfının, çok kıllılar (Polychaeta) takımından, ağzının çevresinde çelenk biçiminde dokunaçlar taşıyan iki yaprak bulunan, enine kesitleri yuvarlak olan, kalker borular içinde yaşayan türlere sahip bir halkalı solucan cinsi. (Serpula), Kıllı-ayaklılar (Chaetopoda) sınıfının çok-kıIlılar (Polychaeta) takımmdan bir hakalıkurt cinsi. Ağzının çevresinde çelenk biçiminde dokunaçlar taşıyan iki yaprak bulunur. Enine kesileri yuvarlak olan kalker borular içinde yaşar. Kıllı ayaklılar (Chaetopoda) sınıfının, çok kıllılar (Polychaeta) takımından, ağzının çevresinde çelenk biçiminde dokunaçlar taşıyan iki yaprak bulunan, enine kesitleri yuvarlak olan, kalker oyuklar içinde yaşayan türlere sahip bir halkalı solucan cinsi.

Serpüntü : Kısa süreli ve az yağan yağmur, kar.

Su serpecek : Süzgeçli kova.

Tüfenk serpmek : Kurşun atmak, yaylım ateş etmek.

Boşluklu serpme : Zımpara üretiminde tanecikler arasında % 50 boşluk kalacak bir biçimde düzenlenen tane yapıştırma işlemi.

Dolu serpme : Zımpara üretiminde tanecikler arasında belirli boşluklar kalmayacak biçimde düzenlenen tane yapıştırma işlemi.

Elektrostatik serpme : Zımpara taneciklerinin kâğıt veya beze yapıştırılırken yüksek gerilimli bir elektrostatik alandan yararlanılarak düzenli dağılımını sağlayan yöntem.

Sere serpe : Serbest, rahat bir biçimde, çekinmeden.

Serpantin : Eğlencelerde kullanmak için kendi üzerine sarılarak hazırlanan, savrulduğunda çözülen, renkli kâğıttan yapılmış ince ve uzun şerit. Yılan taşı. Kalorifer tesisatında bükülmüş borularla yapılmış ısıtıcı.

Serpeleme : Serpelemek işi.

Serpelemek : Seyrek damlalar durumunda yağmak. Sürekli olarak ve az serpmek.

Serpici : Su serpen veya su saçan alet.

Serpilme : Serpilmek işi.

Serpilmek : Serpme işine konu olmak. Gelişmek, büyümek. Yayılmak.

Serpinti : Dökülen veya akan bir şeyden sıçrayıp serpilen bölüm. Damlacıklar, tanecikler durumunda, azar azar yağan yağmur veya kar, çilenti. Bir şeyin etkisi azalarak kalan veya gelen kısmı.

Serpiş : Serpme işi.

Serpiştirme : Serpiştirme işi.

Serpiştirmek : Yağmur veya kar azar azar, ince ince yağmak, serpmek. Gelişigüzel serpmek.

Serpme : Serpmek işi. Koni biçiminde, ucuna bir sıra kurşun dizilmiş balık ağı, serpme ağ, tepeden inme. Serpilmiş durumda olan.

Serpme ağ : Serpme.

Serpmek : Bir şeyi dağılacak biçimde dökmek, saçmak. Belli bir yere dağılacak biçimde dökmek. Vermek, saçmak. Yağmur veya kar azar azar, ince ince yağmak, serpiştirmek.

Serptirme : Serptirmek işi.

Serptirmek : Serpme işini yaptırmak.

Serpuş : Başlık.

Diğer dillerde Serözitis anlamı nedir?

İngilizce'de Serözitis ne demek ? : serositis