Shoes türkçesi Shoes nedir

Shoes ile ilgili cümleler

English: Ali asked everyone to take their shoes off.
Turkish: Ali herkesden ayakkabılarını çıkarmalarını istedi.

English: Ali asked Mary when she was going to buy a new pair of shoes for her youngest daughter.
Turkish: Ali Mary'ye en genç kızı için ne zaman bir çift yeni ayakkabı alacağını sordu.

English: Ali asked Mary to take off her shoes before she entered his house.
Turkish: Ali Mary'nin evine girmeden önce ayakkabılarını çıkarmasını istedi.

English: Ali bought a pair of black dress shoes yesterday.
Turkish: Ali dün bir çift siyah elbise satın aldı.

English: Ali asked us not to wear shoes in his house.
Turkish: Ali evinde ayakkabı giymememizi istedi.

Shoes ingilizcede ne demek, Shoes nerede nasıl kullanılır?

Adidas shoes : Adidas (spor malzemesi imal eden şirket) tarafından üretilen spor ayakkabıları veya pabuçları. Adidas ayakkabılar.

Ankle high shoes : Bilek yüksekliğinde ayakkabı. Ayak bileklerine kadar gelen ayakkabılar. Boğazlı ayakkabı.

Ankle shoes : Atkılı ayakkabı.

Ankle strap shoes : Atkılı ayakkabı.

Basketball shoes : Basketbol oynarken giyilmek için tasarlanmış ayakkabı. Basketbol spor ayakkabısı. Basketbol ayakkabısı.

 

Football shoes : Futbolcular tarafından giyilen ayakkabılar. Futbol ayakkabısı. Amerikan futbolu oyuncularınca giyilen ayakkabılar.

Flat shoes : Babet. Düz ayakkabı.

Lace up shoes : Bağcıklı ayakkabı.

Cloth shoes : Bez ayakkabı.

Fitness shoes : Spor ayakkabısı.

İngilizce Shoes Türkçe anlamı, Shoes eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Shoes ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Shoeing : Nallama. Ayakkabı giydirme.

Footgear : Çorap ve ayakkabılar. Çoraplar. Ayak giyecekleri.

Footwear : Ayakkabı. Çorap. Ayağa giyilen şeyler. Ayak giyecekleri.

Situation : Durum. Görev. İş. Yer. Kişiler arasındaki ilişkide önemli bir durumu getiren ve seyirciyi etkileyen görünüm. tema, uygun bir durum üzerine oturtularak işlenir. Ekmek kapısı. Vazife. Şartlar. Konum. Halet.

Croak : Tahtalı köyü boylamak. Kurbağa gibi ses çıkarmak. Boğuk ses çıkarmak. Gümlemek. Gaklamak. Vraklamak. Nalları dikmek. Öldürmek. Kurbağa sesi çıkartmak. Zıbarmak.

Shoed : Nallanmış. Ayakkabılarını giymek. Ayakkabı giymiş. Ata nal çakmak. Ayakkabılarla donatmak.

Croaked : Cavlamak. Kurbağa sesi çıkartmak. Öldürmek. Karga gibi ötmek. Gümlemek. Nalları dikmek. Vaklamak. Zıbarmak. Tahtalı köyü boylamak.

Shod : Çember geçirilmiş. Pabuç giymiş. Pabuçlu. Nallı. Ayakkabılı.

Place : Basamak. Sorumluluk. Koymak. Yerleşim yeri. Mekan. Kutsal olarak nitelenen, içinde ya da çevresinde dinsel, büyüsel, geleneksel, törensel işlemler yapılan, toplantılar düzenlenen alan, düzlük, dağ, tepe, orman vb. her biri. bk. adak, kurban. Kim olduğunu çıkarmak. Oturtmak. Ev. Mahal.

Shoes synonyms : shoon, footwears, croaks, shoe, position.