Telic türkçesi Telic nedir

Telic ingilizcede ne demek, Telic nerede nasıl kullanılır?

Ammonotelic : Ammonotelik. Suda yaşıyan canlılarda, memeliler hariç, fazla amonyağın azot metabolizması son ürünü olarak amonyak biçiminde atılımı.

Ammonotelic animals : Ammonotelik hayvanlar. Denizde yaşayan, amino azotunu amonyak biçiminde dışarı atan hayvanlar.

Autotelic : Ototelik. Kendinde varlık amacı taşıyan (felsefe).

Philatelic : Pulculuk. Pulculuk ile ilgili. Pulculukla ilgili.

Ureotelic : Memeliler gibi, amino asitlerden ve pürinlerin parçalanmasından açığa çıkan azotun üre olarak vücuttan atılması ya da atan organizma. Biyoloji, veterinerlik alanlarında kullanılır. Üreotelik. Karada yaşayan memelilerde fazla amonyağın azot metabolizması son ürünü olarak üre biçiminde atılımı.

Ateliers : Atölye. İşlik. Stüdyo.

Atelier : Atölye. Stüdyo. İşlik.

Teliospore : Telötospor. Pas mantarlarında bulunan kalın duvarlı sporlar.

Teliosorus : Pas mantarlarında telötosporları meydana getiren hücreler grubu. Telyum.

Telium : Pas mantarlarında telötosporları meydana getiren hücreler grubu. Telyum.

İngilizce Telic Türkçe anlamı, Telic eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Telic ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

 

Favor : İyilik. Tutmak. İyilik etmek. Lütuf. Yüreklendirmek. Yardımda bulunmak. Desteklemek. Lütfetmek. Dikkat göstermek. Benzemek.

Object : Karşı çıkmak. Şey. Gık demek. Razı olmamak. Gaye. Hedef. Cümlede öznenin, dolayısıyla fiili geçişli olan yüklemin etkilediği şahsı veya şeyi gösteren, yalın veya yükleme durumu eki almış kelime: abdullah efendi gecenin sükuneti içinde bu manzarayı doya doya seyretti (a. h. tanpınar, abdullah efendinin rüyaları, s. 52). çiy, garip bir aydınlık onları içinden aydınlatıyor, çok müşahhas ve zalim bir macera sahibi yapıyordu (a. h. tanpınar, göst. e., s. 53). kadının yüzündeki solgunluğu merak etmese idi bunları ona soracaktı (a. h. tanpınar, yaz yağmuru, s. 65). beni başkalarının merhameti, inayeti, yahut keyif ve hevesi idare ediyordu (r. n. güntekin, acımak, s. 49). sermed kendini yeniden dünyaya gelmiş sandı (s. erol, ülker fırtınası, s. 70). eve geldikleri vakit, teyzesi müfid'e bir mektup uzattı (p. safa, şimşek, s. 178). bir cürüm yaptığıma kani değilim. hakarete uğradım ve cevabını verdim siz de benim yerimde olsaydınız aynı şeyi yapardınız (p. safa, biz insanlar, s. 153). minareyi çalan kılıfını hazırlar. dünyayı unutmadık ne demek işte ben o gün orada anladım (k. tahir, esir şehrin insanları, s. 201). oğlum bana hediye göndermiş; sen bu konuda ne düşünüyorsun? dün akşamki toplantıda gençler ilgi çekici sorular sordular vb. || bir cümlenin nesnesini daha belirgin duruma getirmek, nitelendirmek veya pekiştirmek için nesneye, yine nesne durumunda olan açıklayıcı kelimeler eklenebilir: o kızı, o zengin kızı istiyorsun demek (h. z. uşaklıgil, ferdi ve şürekası, s. 107); ben dedim, gölü görmeye gidiyorum, karakurt gölünü (s. faik, bütün eserleriı: semaver, sarnıç: hanımın karısı, s. 180). iki ayaklıların dünyasını arıyor, kendi yaratacağı dünyayı (k. tahir, yol ayrımı, s. 461) vb. nesne türleri için bk. açıklayıcı nesne, belirli nesne, belirsiz nesne. Cümle içinde yalın ya da yükleme, yönelme, çıkma, vasıta durumu gibi bir durum eki almış olarak kendisini fiille ilişkili duruma getiren ad: ateş yak-, su püskürt-, yokuş çık-, köşeyi dön-, bir olayı aktar-, yemeğe alıkoy-, işe dal-, yoldan çevir-, başarıyla çalış-, işe bel bağla-, olaydan ders al-, lafı ağzından kaçır- vb. || tümleçler yüklemin anlamını çeşitli yönlerden tamamlayan ögelerdir. bastıkları yeri (nesne) görmüyorlar, bataklıklara, su birikintilerine dala çıka, (zarf tümleci) konuşmadan (zarf tümleci) acele acele (zarf tümleci) yürüyorlardı (r. h. karay, memleket hikayeleri: yatık emine, s. 29). şükriye başını (nesne) onun omuzuna (dolaylı tümleç) yaslamıştı (t. buğra, yalnızlar, s. 115). görünürde (zarf tümleci), yani üretimde erkekten çok kadın var (k. tahir, esir şehrin insanları, s. 43). kendi kendimden nefretimin çerçevelediği ve çirkinleştirdiği bir dünyada (zarf tümleci) yalnızım (peyami safa, yalnızız, s. 446). basık tavanlı, tütmüş sobası, pis cigara dumanlarıyla dolu bir kahvede (zarf tümleci) insanlar toplanmışlardı (s. f. abasıyanık, bütün eserleri, s. 16) vb. ayrıca bk. nesne, dolaylı tümleç, edat tümleci, zarf tümleci. Nesne. Cins adam.

 

Souvenir : Yadigar. Estelik. Hatıra eşya. Bir gezi veya ziyaretin hatırası olarak alınan şeyler. Hediyelik eşya. Anmalık. Turistik eşya. Andaç. Hatıra (eşya). Hatıra.

Oriented : Yönelik. Yönlendirilmiş. Yöneltimli. Yöneltilmiş. Konumlandırılmış. Yönlü. Doğrultusunda olan.

Unaccidental : Maksatlı. Kasıtlı. Şans eseri olmayan. Kazara olmayan.

Token : Jeton. Hususiyet. Mostralık. Simge. Yanıltıcı. Nominal. Belirti. Sahte. Göstermek. Gösterge.

Antiquity : Antik çağlar. Eski zaman. Eski çağlar. Antikite. Eski yapıtlar. Tarihçe bilinen en eski zamanlardan, genellikle batı roma imparatorluğunun çöküşüne (476) değin geçen zaman kesimi. Kalıntılar. Eskilik. İlkçağ.

Favour : Koruma. Benzemek. Beğenilme. İyilik. İltimas etmek. Kayırma. Destek. Sevilme. Vermek. Kolaylaştırma.

Purposeful : Ehemmiyetli. Kasıtlı. Anlamlı. Maksatlı. Kasten. Niyetli. Bir amaca yönelik.

Telic synonyms : party favor, physical object, party favour, love token, purposefully, purposive, keepsake, archeological remains.

Telic ingilizce tanımı, definition of Telic

Telic kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : Denoting the final end or purpose, as distinguished from ecbatic. [Bakınız: Ecbatic].