Yaşa nedir, Yaşa ne demek
Yaşa; İsim olarak kullanılan bir sözcüktür. Dil bilgisi yönünden Türkçe'de ünlem olarak kullanılır.
Yerel Türkçe'deki anlamı:
Ak koyunların üstüne süs ya da im olarak sürülen kırmızı boya.
Kırmızı toprak.
Yaşa isminin anlamı, Yaşa ne demek:
Sağlıklı ol, varlığını sürdür, rahat bir yaşamın olsun anlamında kullanılan bir isim. Yaşa ismi; Türkçe kökenli olup bir Erkek ismidir.
Yaşa ile ilgili Cümleler
- İngilizcede akıcı olmak için ne kadar süre İngiltere'de yaşamalıyım?
- Bu hızlı yaşamaya elli iki yıl dayanabilmişti ancak!
- Nesir kendini nazımdan ayırarak gazetelerde, kitaplarda, kürsülerde, mikrofonlarda ferih fahur yaşıyor.
- Yaşamımdan çık. Senden iğreniyorum.
- Yaşamak için herhangi bir nedenim olup olmadığını merak ediyorum.
- Hindistan'da yaşamak istiyorum.
- Ey vatan, ey mübarek vatan, bin yaşa!
- Yaşama maliyetleri hızla arttı.
- Ben böyle yaşayamam.
- Bütün başarılarda gözlerim yaşarır, bütün ayrılışlarda aynı şey.
- Yaşamımda kendimi hiç bu kadar iyi hissetmemiştim.
- Yaşam, bitlerle dolu harika bir elbisedir.
- Öyle halk türküleri vardır ki gözleriniz yaşarmadan okuyamaz veya dinleyemezsiniz.
- Ölümle aylarca yüz yüze yaşamış, hayatımla oyuncak gibi oynamıştım.
- Yaşamamın bir anlamı var mı?
- Bu şiirlerin okuyucuya tanıttığı kişi, kitapları, üç beş sevdiği dostu ile kendi köşesinde yaşamayı seven bir kimse olarak görünür.
- Sarhoştum aydım, böyle yaşamaktan caydım, diyerek birdenbire yeniden gazeteciliğe dönmek olacak iş değildi.
- Allah bereket versin, gül gibi geçiniyorum.
- Ve sonra insanoğlunun suda yaşayamadığını hatırladı.
- Yaşlılık yaşamın son aşamasıdır.
- Yaşam yaz çiçekleri, ölüm de sonbahar yaprakları kadar güzel olsun.
- Ali yaşadı, Ali hayatta, Ali yaşayacak.
Yaşa ile ilgili Atasözü veya Deyim
aklınla bin yaşa : herhangi bir sorun karşısında hemen çözüm üreten kişiye bu özelliğinin beğenildiğini belirtmek için kullanılan bir söz.
altın çağını yaşamak : en başarılı, en verimli döneminde bulunmak.
bey gibi yaşamak : bolluk içinde yaşamak.
bin yaşa : memnunluk bildirmek için kullanılan çok yaşa! anlamında bir söz.
çok yaşayan (veya okuyan) bilmez, çok gezen bilir : çok gezen insan çok yaşayandan daha fazla bilgiye sahip olabilir anlamında kullanılan bir söz.
efendi gibi yaşamak : sıkıntısız, varlık içinde yaşamak.
elden ağza yaşamak : günlük kazancı ancak gereksinimlerini karşılayacak kadar olmak.
ferih fahur yaşamak : bağımsız, bağlantısız bir biçimde yaşamak.
gözleri yaşarmak : gözleri sulanmak Mecaz anlamı duygulanmak.
gül gibi geçinmek (veya yaşamak) : çok iyi anlaşmak, geçinmek pek geniş olmayan bir imkânla rahat, sıkıntısız yaşamak.
hayatını yaşamak : her türlü baskıdan uzak, dilediğince, gönlünce yaşamak.
hayatının baharını yaşamak : hayatının en güzel günlerini yaşamak.
hızlı yaşamak : eğlenceye aşırı düşkün olarak yaşamak.
ikinci baharı yaşamak : ileri yaşlarda mutluluk, refah ve esenlik içinde bulunmak.
kalemiyle yaşamak (veya geçinmek) : geçimini yazılarıyla sağlamak.
kendi köşesinde yaşamak : yalnız başına yaşamak.
kont gibi yaşamak : bolluk içinde yaşamak.
masal aleminde yaşamak : gerçek olmayan, gerçekleşmesi güç olan şeyler düşünerek yaşamak masallardaki gibi olağanüstü güzel anlar yaşamak.
namusuyla yaşamak : ahlak ve onuruna bağlı yaşamak.
ot gibi yaşamak : amaçsız, beklentisiz gün geçirmek.
paşa gibi yaşamak : bolluk içinde yaşamak, bey gibi yaşamak.
sarhoştum aydım, böyle yaşamaktan caydım : artık gerçekleri gördüm anlamında kullanılan bir söz.
varlık içinde yaşamak : bolluk içinde sıkıntısız yaşamak.
yaşatmamak : herhangi bir yerde barınmasına imkân vermemek.
yüz yüze yaşamak : sürekli olarak bir arada olmak zorunda bulunmak.
Yaşa anlamı, kısaca tanımı
Altı yaşar : Altı yaş etrafındaki çocukların ayak ölçülerine göre dikilmiş, aşağı yukarı 20 cm. uzunluğunda yemeni, ayakkabı
Beklenimli yaşam süresi : Belli bir yaştaki insanların belli bir zaman noktasında, ortalama daha kaç yıl yaşıyacağını gösteren ve sayılama yoluyla saptanan sayı.
Birlikte yaşayış : Değişik ekonomik yapıda iki topluluğun karşılıklı çıkarlarından dolayı bir arada yaşamaya yönelişleri; bunun doğal sonucu olarak topluluklardan birinin duruma göre ötekinin egemenliğine girmesi, uydusu olması (Budunbilimde bu durumun belli örneği zencilerle pigmeler arasında görülür).
Çoklar yaşasın : Pek çok yaşasın.
Doğuştan yaşam beklentisi : Belli bir çoğada yeni doğan bir bebeğin kaç yaşına değin yaşayabileceğini gösteren ölçüm.
Dönüşüm yarı yaşamı : Işımetkin bir özdeğin çekirdeklerinin başka bir çekirdeğe dönüşerek tam yarıya düşmesi için geçen süre.
Ekolojik yaşam süresi : Belirli çevre koşulları altında bir popülasyonun veya buna bağlı bir bireyin yaşam süresi. Belirli çevre şartları altında bir popülasyonun veya buna bağlı bir bireyin yaşadığı hayat süresi.
Hah yaşantısı : Gözlenip üzerinde düşünülen bir durum ya da sorunun birdenbire çözümünün kavranıldığı an.
Halk yaşam biçimi : Halk kültürünün gelişimini ve oluşumunu sağlayan etkenlerin tümü. bk. halk kültürü.
Halk yaşambilimi : Halk yaşamıyla ilgili bütün olayları, bu yaşamı yansıtan masal, öykü, atasözü, bilmece, türkü, saga, gelenek, görenek gibi ürünleri inceleyen bilim kolu. bk. halkbilim, halk kültürbilimi. karşılığı budunbilim.
Halk yaşantısı : Halk yaşantısını oluşturan toplumsal ve ekonomik ürünlerin tümü. bk. halk kültürü, halk katmanı, halk toplumu, karşılığı aydın kültürü, seçkin kültürü.
Havasız yaşar : Oksijensiz yaşayan yaratık (bakteri).
Heterogonik yaşam döngüsü : Parazitik ve serbest yaşam everelerinin dönüşümünü kapsayan yaşam döngüsü.
Heterogonik yaşam siklusu : Paraziter ve serbest yaşamlı evrelerin değişimini kapsayan yaşam siklusu.
Homogonik yaşam döngüsü : Canlının tüm nesillerinin parazitik veya serbest yaşamlı olduğu yaşam döngüsü.
Homogonik yaşam siklusu : Tüm nesillerin paraziter veya serbest yaşamlı olduğu yaşam siklusu. Bu iki dönem arasında ya çok az veya hiç değişim olmaz.
İki yaşamlılar : Hem suyun içinde hem de karada yaşayabilen canlılar, amfibi. Omurgalılar (Vertebrata) dalının, kurbağa ve semenderleri içine alan, balıklarla sürüngenler arasında birçok karakterlere sahip, soğukkanlı, larva evresinde metamorfoz geçiren, larvaları solungaçla, erginleri akciğerlerle solunum yapan, doğuran türleri de bulunan, bazıları zehirli, küçük boylu ve çıplak derili türleri içine alan bir sınıf. Amfibyumlar. Omurgalılar dalının, kurbağa ve semenderleri içine alan, balıklarla sürüngenler arasında birçok karaktere sahip, soğukkanlı, larva evresinde metamorfoz geçiren, larvaları solungaçla, erginleri akciğerlerle solunum yapan, doğuran türleri de bulunan, bazıları zehirli, küçük boylu ve çıplak derili türleri içine alan bir sınıf, amfibiler. Larva döneminde solungaç solunumu yapan, metamorfoz sonrasında ise genellikle akciğer solunumu yapan Anura (kurbağalar) ve Caudata (semender) takımlarını içeren omurgalı hayvan sınıfı, amfibya.
İki yaşayışlılar : [Bakınız: amfibyumlar].
Koşa yaşamak : Karı koca ömürlerinin sonuna kadar birlikte yaşamak. (Genellikle dua olarak koşa yaşayınız"gibi kullanılır). Birlikte yaşamak, mutlu olmak (evli çiftler için kullanılan dilek): Koşa yaşayın.
Kuyruklu iki yaşamlılar : İki yaşamlılar (Amphibia) sınıfından, uzun vücutlu ve uzun kuyruklu, bacakları zayıf olan çeşitli semender türlerini içine alan bir takım. Semendergiller (Salamandridae), denizkızı semendergiller (Sirenidae), mağara semenderigiller (Proteidae) familyaları iyi bilinir.
Kuyruksuz iki yaşamlılar : Sınıfından, kuyrukları kaybolmuş, bacakları iyi gelişmiş, art bacakları sıçramaya elverişli, kara, su ve ağaçlarda yaşayan türleri olan bir takım. Kurbağalar.
Kütük yaşatma : Veri ekleyerek, değiştirerek ya da silerek, bir kütüğü güncel durumda tutma eylemi. Bir kütüğü sürekli biçimde toplanan değişiklik ya da işlembilgi tutanaklarıyla günleme.
Net enerji yaşama payı : Konfor çevre sıcaklığında bir hayvanı enerji bakımından dengede tutabilmek için harcanan net enerji kısmı. Bu durumdaki hayvanın vücut dokularında net enerji kazancı veya kaybı olmaz, NEyp.
On yaşamak : On yaşına girmek.
Ortak yaşam : Farklı iki organizmanın yakın ilişki içinde yaşamaları, simbiyoz, simbiyosiz. İki hayvan, iki bitki veya bir hayvan bir bitki arasındaki karşılıklı yararlanmaya dayanan beraberlik. Birden çok türe ait bireylerin bir arada yaşaması.
Ortak yaşayan : Farklı türlere ait bireylerin bir arada yaşaması. Simbiyont. Beraber yaşayan organizmalardan her biri, simbiyont.
Ruhsal yaşam alanı : Belli bir anda bireyin davranımına yön veren olguların tümü, bütün ruhsal çevre.
Sarsıcı yaşantı : Kişinin onurunu kırıcı ya da değerler düzenini zedeleyici olduğu için anımsamak istemediği ve unutmaya çalıştığı bir yaşantı.
Satınalma gücü yaşam evresi bölümlemesi : Bireyin içinde bulunduğu yaşam döneminin satınalma davranışlarını etkilediği varsayımına dayanarak türdeş olmayan bir piyasanın türdeş piyasalar biçiminde sınıflandırılması.
Su yaşamı : Suda yaşayan hayvan ve bitkilerin bulundukları ortam.
Sultan hemid devrinde yaşamak : Padişahlık devrinde, Sultan Hamit devrinde yaşamak.
Taban yaşama düzeyi : Kişinin yaşayabilmesi için zorunlu olan ekonomik özdeklerin taban düzeyi.
Yaratıcı yaşantı : Güzel sanat eserlerini, ilgili yordamları kullanarak yapmaya ve yaratmaya çalışma.
Yarı yaşam : Işımetkin bir özdeğin bozunumla yarıya düşmesi için geçen süre.
Yaş yaşamak : Ömür geçirmek, yaşamak.
Yaşa doymak : Uzun ömür sürerek yaşamaktan gına getirmek.
Yaşa özgü ölüm hızı : Belli bir çoğanın ölümlülük hızını değişik yaş öbekleri için saptayan ölçüm.
Yaşa vurmak : Bir süre saman ve kuru ot yedirilen hayvana taze ot yedirmek.
Yaşadıllar : Islatırlar.
Yaşak : Nemli. Geveze, densiz, yersiz konuşan. [Bakınız: yanşah, yanşak]. Alaycı, taklitçi.
Yaşal : Yaşlı, orta yaşı geçmiş.
Yaşalamak : Boyamak, süslemek.
Yaşam ağacı : Yaşamın yenilenmesini, ölümsüzlüğü ve verimliliği simgeleyen; insanla yaşamı arasındaki ilişkiyi gösteren efsane ağacı, a. bk. dünya ağacı. Toplumlar arası yaygın bir inanca göre, üzerinde yaz kış yemyeşil yapraklar, açılmış çiçekler, olgun yemişler bulunan ve yemişlerini yiyenlere ölümsüzlük veren ulu ağaç. karşılığı kutsal ağaç.
Yaşam alanı : (Levvin) Kişi ya da kişiler kümesi için gerçekler dünyasını oluşturan görüngülerin tümü. Bir kişi ya da kümenin davranışlarını belirleyen gerçeklerin bütünlüğü.
Yaşam alanı yapısı : Sınırlar, engeller, komutlar, yasaklar gibi yaşam alanını oluşturan öğeler arasındaki ilişkiler.
Yaşam aşamaları : Bireylerin, toplumsal kümelerin ya da toplumların içinden geçtikleri belli başlı bunalımlı değişim dönemleri.
Yaşam beklentisi : Belli bir yaştaki çoğanın geri kalan ortalama yaşam süresini gösteren sayıltı.
Yaşam belgeleri : Örnekolay incelemesinde yaşam süreci çözümlenen örnek birime ilişkin tüm sözlü ve yazılı bilgiler.
Yaşam biçimleri : En özgün örnekleri ilkel ya da geri kalmış toplumlarda görülen avcılık, devşiricilik, balıkçılık, göçebe çobanlık gibi yaşam için zorunlu etkinliklerin tümü. bk. av, devşirme.
Yaşam boyunca : Ömür boyu.
Yaşam çizelgesi : Ekonomik değerlerin kullanımı, süresi gibi niteliklerini gösteren çizelge. Bir çoğanın yaşa özgü ölümlülük hızlarını, her çoğa kuşağının tüm topluyaşam süresi boyunca tanık olacağı ölümlülük deneyimini gösterecek biçimde işleyen çizelge.
Yaşam dönemleri önsavı : Bireylerin gelirlerinin düşük olacağı dönemdeki (emeklilik vb.) borçlanmalarını karşılamak amacıyla gelirlerinin yüksek olduğu dönemlerde tasarruf yapacaklarını, diğer bir deyişle bireylerin dönemler arasında tasarruf ve borçlanma yoluyla gelir aktarımı yaparak tüm yaşam boyu tüketim harcamalarını belli bir düzeyde sürdüreceklerini ileri süren ve Modigliani, Ando ve Brumberg tarafından 1954 yılında geliştirilen kuram.
Yaşam ereği : (Adler) Kişinin gerçek ya da nedensiz aşağılık duygusunu ödünlemeye yarayan ve kişinin de bilinçsiz olduğu her davranışında üstünlük elde etme uğraşısı.
Yaşam güvencesi ödeği : Güvencecinin ödenecek ücret karşılığında güvenceliye ya da göstereceği kişiye ölümlerinde ya da belirli bir günlemden sonra bir para ödemeyi yüklendiği sözleşme.
Yaşam hakkı : Canlının yaşamsal fonksiyonlarını tam anlamıyla sürdürebilme hakkı.
Yaşam içgüdüsü : (Freud) İlkel benliğe bağlı olduğu söylenen iki temel içgüdüden biri. Canlı varlığın daha büyük bütünlerle kaynaşmasını sağlamaya çabalar. Karşıtı ölüm içgüdüsüdür.
Yaşam koçluğu : Yaşam koçunun yaptığı iş.
Yaşam ölçünü : Geçim için gerekli en aşağı gereksemeler.
Yaşam planı : (Adler) Kişinin kendinde bulunduğunu sandığı üstünlük inancının, gerçekler karşısında sarsılıp yıkılmaması için aldığı bütün savunma önlemleri.
Yaşam söyleni : İnsan, hayvan, bitki, doğum, yaşam ve ölüm gibi oluşumları içeren söylen türü. bk. söylen, karşılığı doğal söylen, toplumsal söylen, işbilimsel söylen.
Yaşam süresi : Canlının ne kadar süreyle yaşayabildiği.
Yaşam tarzı reklamı : Belirli bir yaşam biçimini temsil eden kişileri malı çeşitli biçimlerde tüketirken gösteren ve bunu çeşitli biçimlerde anlatan reklam türü.
Yaşam verileri : Örnekolay incelemesi ya da bireysel görüşmelerde gözlem konusu olan kişilerin yaşamlarına, geçmişlerine ilişkin sözlü ve yazılı veriler.
Yaşam yalanı : (Adler) Sinircelilerin kimi zaman yaşam planlarına kattığı, elinde olmayan nedenlerle başarısızlığa uğrayacağı düşüncesi.
Yaşama : Yaşamak işi.
Yaşama dönük program : Amaçları ve konuları öğrencilerin istek, ilgi ve gereksinmelerine uygun olarak saptanıp düzenlenmiş olan öğretim programı.
Yaşama düzeyi : [Bakınız: hayat ölçünü]. Belli bir toplumda ya da toplumsal kümede ulaşılmış bulunan tüketim düzeyi.
Yaşama gücü : Hayatın zorluklarına karşı mücadele etme gücü veya kuvveti. Bir işletmedeki ölen hayvan sayısının aylık, altı aylık, yıllık ve benzerleri belirli bir sürede toplam hayvan sayısına oranının yüzde ifadesi.
Yaşama ölçünü : [Bakınız: hayat ölçünü]. Belli bir toplumda ya da toplumsal kümede ulaşılmak istenen tüketim düzeyi.
Yaşama payı gereksinimi : Hayvanlardan hiçbir verim beklenmeksizin yalnız kan dolaşımı, solunum, vücut ısısının sabit tutulması ve sindirim sistemi hareketleri gibi fizyolojik işlevlerin sürdürülebilmesi için gerekli olan besin maddeleri veya yem miktarı.
Yaşama payı protein gereksinimi : Ergin hayvanlarda dışkı, idrar ve deri dökülmesi gibi nedenlerle gereksinim duyulan bazal azot değerinden yararlanılarak hesaplanan protein, bazal azot değeri.
Yaşama payı rasyonu : Dinlenen veya verimde olmayan hayvanın canlı ağırlığını aynen devam ettirmesi, normal vücut sıcaklığını koruyarak vücut fonksiyonlarını muhafaza etmesi, vücut atıklarının yerine konması için gereksinim duyduğu esansiyel besin maddelerini içeren yem miktarı, idame rasyonu, sürdürme rasyonu.
Yaşama payı yemlemesi : Verimde olmayan ve dinlenmedeki hayvanın normal vücut sicaklığını, vücut fonksiyonlarını koruma ve sürdürmeye, protein, mineraller, vitaminler, belirli yağ asitleri, su, hava ve benzerleri gereksinimlerini karşılayabilecek çeşit ve miktarda yemle yemlenmesi, sürdürme yemlemesi, idame yemlemesi.
Yaşama uyarlayıcı eğitim : Öğretim programlarının gerçekçi, işe ve mesleğe dönük, toplumsal beceriler kazandırıcı nitelikte olmasına ağırlık veren eğitim.
Yaşamak : Canlılığını, hayatını sürdürmek. Sağ olmak. Varlığını sürdürmek. Oturmak, eğleşmek. Geçinmek. Herhangi bir durumda bulunmak veya olmak. Görüp geçirmek, başından geçmek. ... yaşında bulunmak: On yaşıyor. Hayatını idame ettirmek.
Yaşamalanı : İnsanların ve kentlerin yaşamlarını sürdürebilmeleri, işlevlerini gereği gibi yerine getirebilmeleri için gereksinme duydukları uzam.
Yaşamba : Limon, portakal sarılan ince kâğıt.
Yaşamca : Ünlü kişilerin yaşamlarını, yaptıklarını, etkilerin anlatan yazı ya da betik.
Yaşamışlar : Uşak kenti, merkez belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.
Yaşamöyküsel film : Tanınmış kişilerin yaşamöyküsünü konu alan film türü.
Yaşamöyküsü : Bir kişinin yaşamöyküsü. Tanınmış bir kişinin yaşamöyküsünü anlatan yazı ya da kitap.
Yaşamöyküsü yöntemi : Çocuk gelişimi araştırmalarında, gözlenen davranımların yöntemli biçimde izlenmesi ve yazılması temeline dayanan bir inceleme yolu. Öğretim amacıyla, tarihle ilgili konu ya da bilgileri, ünlü kişilerin yaşamöyküleri çevresinde düzenleme yöntemi.
Yaşamsal kaynakça : Yazarların kısa yaşamöykülerini de veren kaynakça.
Yaşamsayım : Dirim ve yaşam olaylarını sayımsal yordam ve işlemlerle ele alan bilgi dalı.
Yaşamtartım : Örnekolay incelemesinde aynı deneyimi paylaşmış kişilerin yaşam yazımları.
Yaşan : Yaşarsın. Eskice, yıpranmış: Yaşan halıyı yere ser.
Yaşanabilirlik : Bir konutun ya da bir kentin niteliklerinin insanların yaşamını sürdürebilmelerine elverişli oluşu.
Yaşanabilme : Yaşanabilmek işi.
Yaşanabilmek : Yaşanma imkânı veya olasılığı bulunmak.
Yaşanak : Özellikle erken veya yeni doğmuş bebeklerin, zarar verebilecek dış etkenlerden korunması amacıyla içine yerleştirildiği, belirli sıcaklığın ve nemin özel olarak oluşturulduğu araç, kuvöz.
Yaşanılabilme : Yaşanılabilmek durumu.
Yaşanılabilmek : Yaşanılma imkânı veya olasılığı bulunmak.
Yaşanur : Aydınlık ve huzur içinde yaşamını sürdür anlamında kullanılan bir isim.
Yaşar : Bir yaşını geçmiş (at, sığır için). ... yaşına gelmiş. İki yaşındaki sığır, dana. Altı ayla üç yaş arasındaki sıpa. Yaşında. Doğan çocuğun uzun ömürlü olması dileğiyle konulan bir isim. Şanlıurfa şehri, Yardımcı nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.
Yaşarak : Nem.
Yaşarık : Nemli.
Yaşarköy : Artvin ili, Şavşat belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yer. Gaziantep şehri, Karkamış ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Mardin şehri, Şenyurt bucağına bağlı bir yer.
Yaşarlar : Konya kenti, Akşehir ilçesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.
Yaşarlaşmak : Yaşına gelmek (çocuk, hayvan için).
Yaşarlı : Kastamonu şehri, Bozkurt ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.
Yaşarlık güvencesi : Güvencecinin, güvenceliye ya da göstereceği kişiye, yaşamda olmaları koşulu ile belirli bir sürenin bitiminde belirli bir para ödemeği yüklenmesi.
Yaşaroğlu : Tunceli ilinde, Darıkent nahiyesine bağlı bir yer.
Yaşartı : Islaklık, hafif su sızıntısı.
Yaşartman : Bir yaşını geçmiş (at, sığır için). [Bakınız: yaşar]. Altı aylıkla beş, altı yaş arasındaki gürbüz çocuk.
Yaşartürk : Yaşayan Türk.
Yaşatabilme : Yaşatabilmek işi.
Yaşatabilmek : Yaşatma imkânı veya olasılığı bulunmak.
Yaşattırma : Yaşattırmak işi.
Yaşattırmak : Yaşatma işini yaptırmak.
Yaşayabilme : Yaşayabilmek işi.
Yaşayabilmek : Yaşama imkânı veya olasılığı bulunmak.
Yaşayan dil : [Bakınız: canlı dil].
Yaşmak yaşanmak : Yaşmaklanmak, yaşmak bürünmek, yaşmak tutunmak.
Birlikte yaşama : Birlikte oturma, bir arada yaşama.
Faturalı yaşam : Yapılan alışverişte fatura alma alışkanlığı.
İki yaşamlı : Hem suyun içinde hem karada yaşayabilen, amfibik.
Meslek yaşamı : Bir mesleği yaparken geçirilen süre.
Ortak yaşama : Başka türden iki canlının dengeli ve sıkı bir iş birliği ile birbirinden yararlanarak yaşamaları durumu.
Öz yaşam : Bir kişinin yalnız kendini ilgilendiren özel yaşamı.
Öz yaşam öyküsü : Bir kişinin kendi yaşam öyküsü üzerine yazdığı yazı veya eser, hayat hikâyesi, otobiyografi.
Özel yaşam : Özel hayat.
Sağlıklı yaşam : Sağlık kurallarına dikkat ederek sürdürülen hayat.
Sosyal yaşam : Sosyal hayat.
Yaşam : Doğumla ölüm arasında yaşanan süre, ömür, hayat.
Yaşam biçimi : Hayat tarzı.
Yaşam bilimleri : Biyoloji, tıp, veteriner, diş hekimliği ve eczacılık ile ilgili bilim dallarına verilen genel ad.
Yaşam boyu : Ömür boyu.
Yaşam dolu : Hayat dolu.
Yaşam düzeyi : Yaşama ve geçinme düzeyi, hayat düzeyi, hayat seviyesi.
Yaşam felsefesi : Hayat felsefesi.
Yaşam güvencesi : Hayat sigortası.
Yaşam kavgası : Hayat mücadelesi.
Yaşam koçu : Kişilerin yaşam niteliğini daha iyi bir duruma getirmek için danışmanlık ve yönlendirme hizmeti veren kimse.
Yaşam koşulları : Hayat şartları.
Yaşam öyküsel : Öz geçmişle ilgili.
Yaşam öyküsü : Öz geçmiş.
Yaşam savaşı : Yaşama çabası.
Yaşam sigortası : Hayat sigortası.
Yaşam standardı : Hayat standardı.
Yaşama çabası : Canlı varlıkların bulundukları çevrenin her türlü zorluğu karşısında yaşayabilmek için verdikleri savaş, yaşama uğraşısı.
Yaşama sevinci : Maddi, manevi mutluluk içinde yaşama. Durumundan, yaşantısından memnun olma duygusu.
Yaşama uğraşısı : Yaşama çabası.
Yaşamaca : Yaşadığı kadar, yaşama süresince.
Yaşamsal : Hayati.
Yaşamüstü : İnsan ömrünü aşan.
Yaşanılma : Yaşanılmak, yaşanmak işi.
Yaşanılmak : Herhangi bir kimse yaşamak.
Yaşanma : Yaşanmak işi.
Yaşanmak : Yaşama işi yapılmak.
Yaşanmışlık : Yaşanmış olma durumu.
Yaşantı : Hayat tarzı, içinde yaşanılan şartların tümü, hayat. Yaşanılan bir an, hayatın bir bölümü. Yaşanılanlardan, görülenlerden, duyulanlardan, edinilenlerden sonra kişide kalan şey.
Yaşarlık : Canlılığını sürdürme durumu, hayatiyet.
Yaşarma : Yaşarmak işi.
Yaşarmak : Islanmak, nemlenmek.
Yaşartma : Yaşartmak işi.
Yaşartmak : Yaşarmasına sebep olmak.
Yaşasın : Yaşa, kahrolsun karşıtı.
Yaşatkan : Hayatın sürmesini, büyümeyi, çoğalmayı sağlayan.
Yaşatkan sinir sistemi : Sempatik ve parasempatik sinir sistemlerinin oluşturduğu, kalp kası, düz kas ve salgı bezlerinin işlevlerini düzenleyen sinir sistemi.
Yaşatma : Yaşatmak işi.
Yaşatmak : Yaşamasını sağlamak veya yaşamasına imkân vermek. Daha iyi ve zengin bir hayat sürmesini sağlamak. Keyiflendirmek, mutlu etmek. Sürdürmek, devam ettirmek.
Yaşayış : Yaşama işi.
Diğer dillerde Yaş yem üzerinden hesaplama anlamı nedir?
İngilizce'de Yaş yem üzerinden hesaplama ne demek ? : calculation wet feed basis

Bu kısımda Yaşa nedir? Yaşa ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Yaşa tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Yaşa hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.