Yata nedir, Yata ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Yatağı.

Yata ile ilgili Cümleler

  • Yatak odanı temizler misin?
  • Yatak yapılmamış.
  • “Gerçekten yatak yorgan, kolu boynu sargılar içinde, pestil gibi yatıyordu.”
  • Şeritler yataydı.
  • Yatak odam karanlık.
  • Ali her sabah 2.30'da yataktan kalktı.
  • Yorgunluktan yatağa seriliverdim.
  • Birazdan yatağa gitsem iyi olur.
  • Yatak çok sertti.
  • “Daha on yaşımda yokken annem yatağa düşmüştü.”
  • “Bey, şimdi yemin edeceğim, yatağımı ayıracağım, anladın mı?”
  • “Bu kapanık, rutubetli yerde yatalak olup kalmaktan kurtulurum.”
  • O, kız kardeşini kaldırımda bilinçsizce yatarken buldu.
  • O, kızını baygın halde kaldırımda yatarken gördü.
  • “Bir kanlı katile yataklık yapmış gibi pişmanlık duyuyordu.”
  • Ali yatakta üç hafta geçirdi.
  • Gerçekten paranı yatağın altında mı saklıyorsun?
  • Yataktan kalktı.
  • Bu yatağı ve kahvaltıyı seviyorum.

Yata ile ilgili Atasözü veya Deyim

aba altında zumur yatar : .

aslan yatağından belli olur : “bir kimsenin oturduğu yerin durumu, onun kişiliğini belli eder” anlamında kullanılan bir söz.

ay ayakta çoban yatakta, ay yatakta çoban ayakta : “çobanların akşam erken yatması, sabahleyin erken kalkması gerekir” anlamında kullanılan bir söz “genel düzene yardımcı olan araçlar varsa yönetici rahat eder yoksa çok uyanık olması gerekir” anlamında kullanılan bir söz.

 

bir abam (postum) var atarım, nerede olsam yatarım : tek başına yaşayan bir kimse, sorumluluğunda başkaları olmadığı için rahat hareket eder.

(birini) yatak çekmek : çok bitkin ve güçsüz olmak.

her yiğidin gönlünde bir aslan yatar : “herkesin kendine göre büyük bir emeli vardır” anlamında kullanılan bir söz.

herkesin gönlünde bir aslan yatar : her yiğidin gönlünde bir aslan yatar.

karnı tok it gölgede yatar : “akılsız kişi bugün karnını doyurunca yarını düşünmez, yan gelir yatar, keyfine bakar” anlamında kullanılan bir söz.

kepenek altında er yatar : “insanları giydiğine bakarak değerlendirmek yanlışlara yol açar, değerli kişiler de bazen eski giymiş olabilir” anlamında kullanılan bir söz.

köpekle yatan pire ile kalkar : “uygunsuz kişilerle ilişkide bulunanın sonu kötü olur” anlamında kaullanılan bir söz.

körle yatan şaşı kalkar : “değersiz, kötü kimselerle ilişki kuranlar kötü huylar edinirler” anlamında kullanılan bir söz.

yardım ve yataklık etmek : yasa dışı eylemlerde bulunan kişileri barındırmak ve işledikleri suça destek olmak.

yatağa bağlamak : yataktan kalkamayacak kadar hasta etmek.

yatağa bağlanmak : yataktan kalkamayacak kadar hasta olmak.

 

yatağa serilmek : bitkin, yorgun bir durumda yatağa uzanıp yatmak.

yatağa (veya yataklara) düşmek : yataktan kalkamayacak kadar hasta olmak.

yatağını ayırmak : ayrı yatakta yatmak.

yatak yapmak (veya sermek) : yatacak yer hazırlamak.

yatak yorgan yatmak : ağır hasta olmak.

yataklık yapmak (veya etmek) : suçluları gizlice barındırmak, suçlulara yardım etmek.

yatalak olmak : yataktan kalkamayacak durumda hasta olmak.

Yata anlamı, tanımı

Bilya yatağı : Göbek içinde bilyaların döndüğü devrik kenarlı yuva

Birincil döl yatağı tembelliği : Hormonal yetersizlik, metabolizma hastalıkları, ikiz gebelik, yaşlılık gibi nedenlerle, doğum sırasında döl yatağı kasılmalarındaki yetersizlik veya kasılmaların hiç biçimlenmemesi, primer uterus tembelliği.

Böbrek yatağı : Flota (et).

Büyük yatak : Geniş tabanlı koyaklarda, akarsuyun kabarma sırasında küçük yatağından iki yana taşarak kapladığı geçici yatak. bk. küçük yatak.

Cennet yatak : İçinde esneklik sağlayan yaylar ya da kauçuk bulunan döşek.

Çift döl yatağı : Müller kanallarındaki kaynaşma yetersizliği sonucu her biri ayrı ayrı servikal kanalla vajinaya açılan iki boynuzlu dölyatağının varlığı, dupleks uterus, uterus didelfiz. Gebeliğin erken dönemlerinde normal bir oluşumdur.

Dal yatağan : Dal kılıç, yatağanı çekmiş halde.

Değme maden yatağı : Magmanın kimi çeşit kayaçlar ve çoğunlukla kireçtaşlarıyle yanyana gelmesinden oluşmuş, yüksek ısı ve gaz etkinliğinde ortaya çıkan mineral topluluğu ile belirtili maden yatağı.

Derin kaynaklı maden yatakları : Magmadan gelerek aşağıdan yukarı doğru çıkan çözeltilerden oluşmuş maden.

Doğum sonrası döl yatağı tembelliği : Doğum sonrası da devam eden uterus tembelliği, puerperal atoni, postpartum uterus atonisi. Özellikle güç doğumlar veya ikiz doğumlardan sonra görülür. Döl yatağı involüsyonunda gecikmelere neden olur.

Döl yatağı adenomiyozisi : Döl yatağında miyometriyumun kas demetleri arasında endometriyum bezlerinin bulunması. Doğuştan veya endometriyum hiperplazisinin bir sonucu olarak en çok köpek, kedi ve sığırlarda görülür.

Döl yatağı apsesi : Döl yatağında etrafı sınırlı, yerel irin birikimi, uterus apsesi. Şiddetli döl yatağı yangısını takiben ve daha çok ineklerde, genellikle korpus uterinin üst duvarında biçimlenir.

Döl yatağı atardamarı : Geviş getirenlerde ve domuzda a. umbilicalis'ten, etçillerde a. vaginalis'ten, atgillerde a. iliaca externa'dan çıkan ve döl yatağını vaskularize eden, rektal muayeneyle büyük hayvanlarda gebelik tanısında fremitus olarak adlandırılan özel nabzın alındığı, eski nominada a. uterina media olarak bilinen atardamar, arterya uterina.

Döl yatağı bezi : Endometriyumun propriya mukozasında bulunan ve uterus sütü olarak adlandırılan salgıyı yapan bezler, uterus bezi.

Döl yatağı biyopsi katateri : Döl yatağından biyopsi örneği almak için kullanılan özel biyopsi katateri, uterus biyopsi katateri.

Döl yatağı biyopsisi : Histopatolojik inceleme için endometriyumdan küçük bir parça çıkartılması, uterus biyopsisi.

Döl yatağı borusu : Yumurta kanalı.

Döl yatağı boynu : Ön ucu corpus uteriye ve arka ucu vajinanın içine çıkıntı yapan, elastik olmayan kalın duvarlı ve rektal muayenede tavuk boynu biçiminde hissedilen, döl yatağının vajinaya açılan organ, uterus boynu, rahim boynu, serviks kanalı, serviks uteri.

Döl yatağı boynuzu : Evcil memelilerde gebeliğin yerleştiği ve doğuma kadar yavrunun geliştiği döl yatağının boynuz biçimindeki kısımları, kornu uteri.

Döl yatağı burulması : Gebe döl yatağının uzun ekseni etrafında burulması, torsiyo uteri, uterus burulması. İneklerde sık rastlanılan güç doğum nedenlerinden biridir.

Döl yatağı çarpıklığı : Gebe hayvanlarda döl yatağının sağa, sola, aşağı veya yukarı doğru bükülmesi ve dirseklenmesi sonucu, ana ve yavru eksenleri arasında oluşan uyumsuzluğa bağlı güç doğumlara neden olan bir bozukluk, uterus çarpıklığı, deviasyo uteri.

Döl yatağı çıkması : Döl yatağı bağlarının veya tabanının gevşemesi sonucu, normal yerinden ayrılarak tümünün veya bir kısmının döl yolundan dışarıya sarkması, uterus prolapsusu, döl yatağı prolapsusu, prolapsus uteri, hlk. yataklık çıkması, iç çıkması. Döl yatağı atonisiyle istemsiz kasılmalardaki ritim bozukluğu hazırlayıcı nedenlerdir.

Döl yatağı delinmesi : Döl yatağı duvarının travmatik nedenlerle delinmesi, uterus delinmesi.

Döl yatağı dışı gebelik : Döllenmiş yumurtanın döl yatağı dışında gelişmesinin bir bölümünü sürdürmesi, dış gebelik, ektopik gebelik, uterus dışı gebelik. Ovaryal, tubal, abdominal ve servikal olmak üzere dört türü bulunur.

Döl yatağı dibi : Döl yatağı tabanı.

Döl yatağı ektopisi : Döl yatağının normal anatomik yeri dışında bulunuşu.

Döl yatağı felci : Doğumu takiben döl yatağı kasının kasılma yeteneğini yitirmesi, metroparaliz.

Döl yatağı fıtkı : Döl yatağının karın duvarından öne doğru fıtıklaşması, metrosel, hernia uteri, uterus fıtkı.

Döl yatağı gövdesi : Döl yatağının, cornu uteri’leriyle cervix uteri’si arasında kalan bölümü, korpus uteri.

Döl yatağı içi gereç : Gebelik önleyici amaçla döl yatağı içine yerleştirilen, ortamın gebelik için uygun olmamasını sağlayan gereç, RİA, uterus içi kontraseptif gereç, rahim içi kontraseptif gereç, intrauterin device.

Döl yatağı kalıntısı granülomu : Yumurtalık ve döl yatağının operasyonla çıkarılmasını takiben kalan parçaların enfekte olması sonucu granülom oluşmasıyla belirgin doku reaksiyonu.

Döl yatağı kumu : İneklerde yavru zarlarının dış yüzünde zaman zaman görülebilen, sarı renkte, kuru, gebeliğin erken dönemlerinde döl yatağı içerisindeki kan sızıntılarından kaynaklanan, kum benzeri katı tanecikler.

Döl yatağı prolapsusu : Döl yatağı çıkması.

Döl yatağı sıvabı : Döl yatağından ucu pamuklu veya gazlı bezli bir materyalle âdeta yara temizlercesine paspaslanarak bakteriyolojik ve parazitolojik muayeneler için örnek alınması.

Döl yatağı stafilokok granülomu : Döl yatağında Stafilokok etkenlerine bağlı olarak oluşan küçük apseler ve bunların çevresinde gelişen granülomlarla belirgin domuzlarda çiftleşmeyle bulaşan kronik seyirli hastalık.

Döl yatağı sütü : Gebeliğin erken dönemlerinde döl yatağı endometriyumunun salgısı. Yavru zarları tam olarak görev yapıncaya kadar embriyonun beslenmesini sağlar.

Döl yatağı tabanı : Cavum uteri'de cornu uteri'nin corpus uteri’den ayrıldığı kısım, döl yatağı dibi, fundus uteri.

Döl yatağı tembelliği : Doğum sırasında döl yatağının kasılma gücündeki yetersizlik veya kasılmaların hiç biçimlenmemesi, uterus atonisi, uterus inersiyası, uterus tembelliği.

Döl yatağı toplardamarı : Atgillerde v. iliaca externa'dan, sığırda v. iliaca interna’dan çıkan ve döl yatağına giden toplardamar, vena uterina.

Döl yatağı uyarıcıları : Döl yatağı kasılmalarını uyaran oksitosin, prostaglandin F2 alfa ve ergot alkoloitleri gibi ilaçlar, uterotonik.

Döl yatağı yırtığı : Döl yatağı duvarının, travmatik veya çoğul gebelik, büyük yavru, uterus burulması, servikal spazm gibi nedenlerle spontan olarak biçimlenen yırtıkları, uterus yırtığı.

Döl yatağına infüzyon : Döl yatağı enfeksiyonlarının tedavisinde, tedavi edici ilaçların katater aracılığıyla döl yatağı boşluğuna verilmesi, intrauterin infüzyon.

Döl yatağına tohumlama : Spermanın serviksin içerisinden geçirilerek döl yatağına verilmesiyle yapılan tohumlama yöntemi, intrauterin tohumlama.

Döl yatağına uygulama : Döl yatağı boşluğuna herhangi bir ilaç veya maddenin katater aracılığıyla verilmesi, intrauterin uygulama.

Döl yatağından tedavi : İlaçların döl yatağı boşluğuna verilmesiyle yapılan tedavi, intrauterin tedavi.

Eşoluşumlu maden yatağı : İçinde bulunduğu kayaçlarla özdeş zamanda oluşmuş cevher yatağı.

Ev yata : Arsa.

Görme yatakları : Gözü beynin görme merkezlerine bağlayan görme sinirlerinin ara beynin ventral bölgesinden düz ya da çapraz olarak geçtiği bölge. Gözü beynin görme merkezlerine bağlayan görme sinirlerinin ara-beynin ventral bölgesinden düz ya da çapraz olarak geçtiği bölge.

İğneli yatak : Çok dar yerlerde kullanılan, kayıcı örgen olarak iğneye benzer, ince uzun, yuvgusal makaralardan oluşan, sürtünmesiz yatak.

İki boynuzlu döl yatağı : İnek, koyun, keçi ve domuzda bulunan küçük gövdeli ve büyük iki boynuzlu döl yatağı, uterus bikornis.

İkincil döl yatağı tembelliği : Doğumun ikinci aşamasında yavrunun kanalda ilerlemesine engel olan bir nedenden dolayı döl yatağının uzun süre kasılmasına bağlı olarak kontraksiyonların zayıflaması veya tamamen durması, sekunder uterus tembelliği.

Kalıntı maden yatağı : Ayrışım ya da yıkanma süresinde, kayaçlardan kimi bileşiklerin kaldırılması sonucunda, değerli cevherin derişmesi ile oluşmuş maden yatağı.

Katıyuvarlı yatak : Sert katıyuvarlar üzerinde dönme temeline dayanan çelikten yapılmış yatak.

Katıyuvarlı yatak çeliği : Katıyuvarlı yatak yapımına uygun özel çelik.

Kavrama ayırma yatağı : Kavramanın boşaltılması sırasında, dönen kavramayı durağan ayaklık düzeneğine iliştirmeye yarayan yuvarcıklı yatak.

Kaymalı yatak : Dönen bir dingil ile arasında ince bir yağ katmanı oluşturarak sürtünmeyi azaltan yatak.

Kemik yatağı : İçinde çok taşıllaşmış kemik ya da kemik parçaları bulunan katman.

Kılavuz yatak : Bir yer, düzey ya da kuşağı ayıran yatak.

Koyun yatağı : Ağıl.

Kuştüyü yatak : Bir işyerinde bazı çalışanların çalışmadıkları hâlde, sendikaların baskısıyla kadroda tutulması.

Küçük yatak : Geniş tabanlı koyaklarda, suyun olağan olarak içinde aktığı oluk. bk. büyük yatak.

Lığlı maden yatağı : Akarsuyun içinde bulunan değerli mineral parçacıklarıyle çökelttiği bir kalıntı maden yatağı.

Maden yatakları bilimi : Maden yataklarının oluş zamanını, bölgeyle ve kayaç bilgisiyle ilgili oluşumunu inceleyen uygulamalı yerbilim dalı.

Magmasal cevher yatağı : Geniş anlamda, magmasal olaylarla ilgili olarak oluşan bütün maden ya da mineral yatakları.

Makaralı yatak çeliği : Makaralı yatak yapımına uygun olan çelik.

Oğlan yatağı : Rahim, döl yatağı.

Ortalama yatay ışık yeğinliği : Bir kaynağın, merkezinden geçen yatay düzlem içinde bütün doğrultulardaki ışık yeğinliğinin ortalaması.

Palanga yatağı : Halatın hareket ettiği palangadaki oyuk yol.

Plak yatağı : Fotoğraflı ırakgörürlerde resim plaklarının yerleştirildiği kapaklı yassı kutu.

Postanestetik yatalak sendromu : Anestezi sonrası miyopati.

Sap yatağı : Telli çalgıların gövdesi üzerinde, sap topuğunun oturtulacağı yerde açılan yuva.

Sıcak su maden yatakları : Magmadan gelen sulu çözeltilerden türemiş maden yatakları grubu.

Sternal yatalak sendromu : Yatalak inek sendromu.

Sürtünmesiz yatak : Sürtünmeyi azaltmak için kullanılan yuvarcıklı, makaralı ya da iğneli yatak.

Taşkın yatağı : [Bakınız: büyük yatak].

Tek boynuzlu döl yatağı : Servikslerden birinin tepe kısmı hariç diğer kornunun hiç bulunmadığı veya çok az geliştiği tek kornudan ibaret döl yatağı, uterus unikornis. Yerinde bağ dokudan bir şerit bulunur ve etkilenen tarafta yumurtalık, yumurta kanalı ve böbrek de bulunmayabilir.

Tokaç kolu ayak yatağı : Tokaç kolunu tokaca bağlayarak muyluyu taşıyan yatak.

Tokaç kolu kafa yatağı : Tokaç kolunun anadingil muylusunu taşıyan yatağı.

Üfürük maden yatağı : Yer yüzeyinde magma gazlarından türemiş maden.

Üstoluşumlu maden yatağı : İçinde bulunduğu kayaçların oluşundan sonra ortaya çıkmış filiz yatağı.

Yata pata modeli : J. Hicks ve A. H. Hansen tarafından geliştirilen mal ve para piyasalarında eşanlı dengenin sağlanması için gerekli denge faiz oranı – gayrisafi yurtiçi hasıla düzeyinin belirlenmesi ve iktisat politikası uygulamalarının söz konusu dengeyi hangi yönde ve miktarda değiştireceğini açıklayan Keynesyen model.

Yatabilme : Yatabilmek işi.

Yatabilmek : Yatma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Yatadüşmek : Yatıvermek, yatıp kalmak: Çocuğum uykun geldi senin, haydi yatadüş!.

Yatağankaya : Şırnak kenti, Fındık bucağına bağlı bir bölge.

Yatağı ıslatma : Türlü ruhsal ya da eğitsel nedenlerle, uykuda istençsiz olarak yatağı ıslatma.

Yatağına itmek : Yatağını kirletmek.

Yatağında avlamak : Hayvanı ininde, yuvasında bulunduğu sırada bastırıp avlamak.

Yatağını itmek : Yatağını sermek, düzenlemek.

Yatah : Yatak.

Yatah vurmak : Yatak yapmak, döşek yapmak.

Yatahlıh : Yatakların yığını. Yatakların yığıldığı dolap, bk. “yüyhlüyh”; karyola.

Yatak alaşımı : Yapısı, yumuşak bir içdüzey içine sert bir ikinci fazın dağılımı biçiminde olan, karşısürtünme özellikli, kurşun, antimuan, kalay, bakır alaşımı.

Yatak baskısı : Bir alıcı ya da gösterici yatağındaki film üzerine uygulanan baskı. Böylelikle filmin dolaşması ya da odak düzleminden ayrılması önlenir.

Yatak bölümü : Yatağı ve buna ilişkin parçaları taşıyan bölüm.

Yatak çembersel yuvak : Üreteçleri tabanlarına dik olmayan çembersel yuvak.

Yatak delisi : Cinsel ilişkiye düşkün.

Yatak ekseni : Bilya yataklarının takıldığı mil.

Yatak hücresi : (Mimarlık) Yatak odalarının bir köşesine karyolanın konması için yapılmış girintili bölüm.

Yatak kabuğu : Motorların ana kol ve yataklarının sürtünme yüzeylerini oluşturan içi yumuşak bir alaşımdan dışı çelikten yapılmış iki yarım çember biçimindeki parçalardan her biri.

Yatak odası sesi : Özellikle kadın oyuncunun kullandığı, kısık, tutkulu, nazlı ve fısıltılı ses. Özellikle kadın oyuncunun kullandığı bezgin, nazlı, mahrem, kısık, tutkulu ses.

Yatak pirinci : Bileşimlerinde % 60 bakır, % 1.5. alüminyum, % 1 mangan, % 1 demir ve % 36.5'e dek çinko bulunan pirinç.

Yatak seti : Akarsu yatağının iki yanında, taşkın sularının yığmasıyla oluşan lığ ve çakıl karışımı tümsek.

Yatak tahtakuruları : Duyargaları dört eklemli, vücutları yuvarlakça ve yassı, kanatları körelmiş tahtakuruları familyası.

Yatak tahtakurusu : Sarı kıllarla örtülü, yassı, esmer kırmızı renkte, 4-5 mm. boyunda olup, memelilerden, kanatlılardan, hattâ sürüngenlerden kan emen, gececi ve pis kokulu böcek.

Yatak tuncu : Bileşiminde az fosfor, % 0-20 kurşun, % 5-20 kalay bulunan tunç.

Yatak yatmak : Cinsel ilişkide bulunmak.

Yatak yeri : Koyunların gece barındığı kuytu yer.

Yatakanı : Yatarken.

Yatakcı : Gece bekçisi.

Yatakcıl : Düşkün, sürekli yatmaya gereksinme duyan.

Yatakçıl : Cinsel ilişkiye düşkün.

Yataklamak : Yatırmak.

Yataklanma : Gömülme.

Yataklı sağlık örgütleri : Toplumsal Güvenceler Kurumuna ilişkin, her çeşit sayrılığın bakıldığı yerlere verilen ad.

Yataklık çıkması : Döl yatağı çıkması.

Yataklık materyali : Sığır yetiştiriciliğinde, sığırlarla durak zemini arasında yalıtım görevi gören kum ve saman gibi geleneksel veya yer kaplamaları ve hazır ticari altlıklar gibi yeni sistem metaryaller.

Yataklu : Yatan, yatağında olan.

Yataksız sağlık örgütleri : Toplumsal Güvenceler Kurumuna ilişkin yataksız her tür bakım, inceleme ve iyileştirme örgütleri.

Yatalak inek sendromu : Doğum sırasında ve sonrasında veya doğuma yakın günlerde ineklerin birçok nedene bağlı olarak ayağa kalkamayarak yerde yatması sonucu cisimlerin yapmış olduğu dış basınç veya uzun süre vücut ağırlığının altında kalan ayak, kafa ve bacaklardaki kas iskemileri, arka bacak sinirlerinde zedelenme, kalp ve karaciğerde dejenerasyonlarla belirgin, başlıca iyi kondisyonlu hayvanlarda görülen ölümcül hastalık, sternal yatalak sendromu, downer cow sendromu. En sık olarak inekler, kısmen vücut ağırlıkları ve kas kitleleri nedeniyle kısmen de felce neden olan hastalıklara yatkınlıklarından dolayı etkilenirlerse de koçlar, iri koyunlar, erkek-dişi domuzlar ve iri cüsseli köpekler de bazen duyarlıdır.

Yatalga : Yatak odası. Kış geceleri, konuğa verilen yatsı yemeği.

Yatalgı : Tifo.

Yatalık : Sürekli yatan hasta, yatalak. Humma ve benzeri ateşli hastalık. Tifo. Zatülcenp. Zatürree. İnmeli hasta. Ateşli hastalık.

Yatan : Uz, eli yatkın. Kabak yetiştirilen yer.

Yatankavak : Çorum kenti, Alaca ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Yatanlar : Ermişler. Gömütler.

Yatansöğüt : Bingöl ilinde, Servi bucağına bağlı bir bölge.

Yatar : Yatan, yatmakta olan.

Yatarak denge alıştırmaları : Yerden yüksek sınırlı dayanak yüzeylerinde, el ve ayakları kullanmadan yatarak sağlanan denge.

Yatay ağaç : Yere düşey iki dikme arasında, yüksekliği ayarlanabilen dar dayanak yüzeyli tahtadan yapılmış denge ve asılma aracı.

Yatay atım : Bir kırıkta, iki kanadın yatay kayma ölçüsü.

Yatay birleşme : Aynı sanayide ya da aynı piyasada, birbirinin aynı ya da benzer mallar üreten firmaların birleşmesi veya işbirliği için bir araya gelmesi. karşılığı dikey birleşme. Birbirine çok yatkın malları üreten işletmelerin birleşmesi.

Yatay boru : Sele ile yönelteç arasındaki yatay boru. Bazı gezi çiftekerlerinde, çatıyı güçlendirmek için, birbirine koşut olarak iki tanedir. Kadın çiftekerlerinde ise yoktur.

Yatay bölük : Bir türdeş toplumsal katmanın, toplumsal altbölüğüne verilen ad. bk. altbölük. karşılığı sınıf.

Yatay bulaşma : Enfeksiyöz etkenlerin bir canlıdan diğerine temas, hava, canlı ve cansız aracılarla bulaştırılması veya taşınması, horizontal bulaşma.

Yatay büyüme : Bir firmanın etkinliklerini diğer coğrafi bölgelere doğru genişletmesi ve/veya mevcut piyasada ürettiği malların çeşidini artırması. karşılığı dikey büyüme, dikey birleşme, yatay birleşme. Bir işletmenin yaptığı malın parçalarını da yapmak üzere genişlemesi.

Yatay çevrinme : Alıcının, dikey ekseni çevresinde sağa ya da sola çevrinmesi.

Yatay çizgi : Bir açıkuçlu soruda yanıtların yazımı için ayrılan ve soldan sağa uzanan çizgi.

Yatay çizgiler : Görüntü çerçevesinin yan kenarlarına dikey olan, çerçevelemede nesnelerin, varlıkların yerleştirilmesinde göz önüne alınan varsayımsal doğrular.

Yatay depremçizer : Depremin yatay bileşenlerinden birini ya da ikisini yazan depremölçer.

Yatay devingenlik : Bir ülkede ya da bir kentte, insanların bir yerden bir başka yere, yaya olarak ya da taşıtlarla gitmelerindeki sıklığı gösteren ölçü.

Yatay doğrusallık ayarı : Almaçta resmi oluşturan düşey çizgiler arasındaki uzaklıkların eşit olmasını sağlama.

Yatay duruş : Bir trapezcinin kolları ve bacakları gerili olarak yatay biçimde trapez üzerinde durması. İleriye doğru olan yatay duruşta yüz yere, geriye doğru olanda çadırın tepesine yöneliktir.

Yatay düzlem : Betimsel uzambilgisinde, bütün noktaları eşit yükseltide olan görüntü düzlemi.

Yatay eksen : Bir eksenler dizgesinde yatay boyutu oluşturan ve genellikle bağımsız değişkeni simgeleyen eksen.

Yatay emek akışkanlığı : İşçilerin aynı bilgi ve beceri düzeyi gerektiren iş kolları arasında herhangi bir engelle karşılaşmaksızın hareket edebilmeleri.

Yatay izdüşüm : Betimsel uzambilgisinde, bir nesnenin yatay düzlem üzerindeki izdüşümü.

Yatay karaç : Havanın yatay olarak aktığı karaç.

Yatay katrak : Yatay yönde ileri geri çalışır testeresi ile ağaç biçmede kullanılan makine.

Yatay kesit : (Mimarlık) Bir yapının kuşbakışı tasar çizimi. a. bk. dikey izdüşüm.

Yatay konaç : Düzlemdeki bir noktanın yatay konaç ekseni üzerindeki izdüşümü.

Yatay küme : Üyeleri aynı toplumsal sınıf ya da katmandan gelen toplumsal küme.

Yatay mal farklılaştırması : İşlevleri aynı olduğu halde tüketici tercihlerine göre malların model, desen, renk, tasarım ve satış yeri gibi özellikleri itibariyle farklılaştırılması. karşılığı dikey mal farklılaştırması.

Yatay merdiven : Yere koşut, merdiven biçiminde asılma ve tırmanma aracı.

Yatay parmaklık : Birbirinden 0.85 - 1.00 m. açıklıkta 2.80 m. yükseklikte dikmeler arasına (9) cm. aralıkla dizilen, oval kesitli basamakları olan ve düşey olarak duvara bağlanan geniş merdiven biçiminde asılma ve tırmanma aracı.

Yatay pazarlama sistemi : İki ya da daha çok firmanın yeni pazarlama olanakları yaratmak amacıyla kaynaklarını ve projelerini birleştirerek hareket ettikleri pazarlama sistemi.

Yatay piyasa : Geniş bir yelpazede gereksinimleri karşılayan çeşitli sanayi mallarının satıldığı piyasa.

Yatay rekabet : Aynı ürünü aynı fiyattan üreten veya dağıtan firmalar arasındaki rekabet. karşılığı dikey rekabet.

Yatay resim : Film üzerinde, filmin uzunluğuna değil enliliğine doğru yer alan resim; resmin olağan durumu.

Yatay saptırma : Elektron demetinin soldan sağa doğru yönelmesini sağlama. Düşey saptırmanın karşıtı.

Yatay saptırma sarması : Alıcı ve almaçlarda elektron demetini yatay olarak saptıran sarma.

Yatay silo : Genellikle hendek kazılarak yapılan, duvarları beton ve traktörlerle doldurulup sıkıştırılan, doldurması ve boşaltması kolay, hendek, çukur silo yeri, bankır silo.

Yatay tarama : Elektron demetinin resmi oluşturmak için çerçeve içinde soldan sağa doğru gerçekleştirdiği tarama.

Yatay toplumsal devingenlik : Bireylerin, toplumsal kümelerin ya da uygarlık öğelerinin saygınlık sıralaması bakımından önemli bir değişmeye uğramaksızın bir yerden bir başka yere gitmesi olayı.

Yatay u dikişi : Basit ayrı dikiş gibi yara kenarlarında bir yandan diğerine iplik geçirilerek başlayıp sonra aynı işleme devamla, bu kez ters yönde yara dudaklarından geçirilerek U harfi biçimini alan iplik uçları yaranın bir tarafında kalmak üzere düğümlenerek oluşan dikiş.

Yatay ucaylama : Verici dalgalığın yatay biçimde yerleştirilerek elektromıknatıs dalgaları yatay biçimde yaymasının sağlanması.

Yatay ucaylanmış yayın : Bir televizyon vericisinin, elektromıknatıs dalgaları yatay biçimde yayması durumu.

Yatay uzanma : Bir katmanın yatay doğrultuda yayılması.

Yatay yapı : Tortul katmanların ufuk düzlemine koşut durumda sıralandıkları bir katmanlaşma dizgesi.

Yatay yığım fırını : Yüklemesi yatay olarak yapılan yığım fırını.

Yatay yönetilen kukla : Sahnenin arkasından yere paralel tutulan değneklerle yönetilen kukla türü.

Yatay yükleme : Fırınlara, yatay olarak yapılan yükleme.

Yeryağı yatağı : Yerbilim dönemleri boyunca oluşan işlenmemiş yeryağının ve doğal gazın, yeryüzünden binlerce metre derinlikte, boyu 10-50 km arasında değişen, mercek biçiminde anakayaçlar içindeki yatağı.

Yir yatağı : Odanın tabanına serilen yatak.

Yuvarlı yatak : Sürtünmeyi azaltmak için, işlerge eksenleri üstüne yerleştirilen, bilezik biçimli yuvaksal ya da yuvarsal döner çelik yatak. Dönen dingillerde sürtünmeyi azaltmaya yarayan, iki kanal arasındaki yuvarlardan oluşan yatak.

Ağ yatak : Hamak.

Bilyeli yatak : Bisiklet, otomobil vb. taşıtların tekerleklerinde sürtünmeyi azaltmak amacıyla içine çelik bilye yerleştirilmiş bölüm.

Dere yatağı : Genellikle yazın kuruyan küçük akarsuyun yatağı.

Döl yatağı : Memelilerde dölün ana karnındayken içinde bulunduğu organ, ana rahmi, rahim, karın, meşime, uterus.

Gemi yatağı : Gemileri korumaya elverişli koy.

Hırsız yatağı : Hırsızların gizlendiği yer. Hırsızların çok olduğu yer.

Izgara yatağı : Katı yakıtlı madenî bir ocağın, içine ızgaranın yerleştirildiği kısmı.

İkili yatak : İki kişinin yatabileceği tek parça yatak.

Maden yatağı : Maden filizi katmanlarının bulunduğu alan.

Metal yatak : Yapımında metal kullanılan yatak.

Muylu yatağı : Top kundağının yanlarında bulunan, silah muylularının geçmesi için açılmış delikli bölüm.

Su yatağı : İçi su ile dolu yatak.

Yatağan : Namlusu kavisli, iki yanı da kesici, bir tür uzun savaş bıçağı. Muğla iline bağlı ilçelerden biri.

Yatak : Uyuma, dinlenme vb. amaçlarla üzerine veya içine yatılan eşya, döşek. Yün, pamuk, kuş tüyü vb. maddelere kılıf geçirerek yapılmış olan şilte. Çanak biçimindeki bir havzada veya buna benzer bir oluşumda toplanmış petrol birikintisi. Maden veya fosil ocaklarında birbirini izleyen iki maden, taş veya kömür tabakası arasında uzanan damar. Irmak, çay, dere vb.nin, içinde aktıkları yer, akak, mecra. Üzerine şilte konulan karyola, somya, kerevet vb. Katmanlaşmış herhangi bir madde yığını. Fideleri gömmek için toprakta açılan çukur. Katmanlı bir kaya bütününde maden filizi veya taş döküntüsünden oluşan çok ince tabaka. Makinelerde hareketli bölümleri içine alan hareketli veya sabit parça. Bir şeyin çok bulunduğu yer. Gizli barınak veya bir suçluyu gizlice barındıran yer. Turunçgilleri ve yumurta vb. ürünleri korumak üzere saman vb.nden yararlanılarak yapılmış olan yer.

Yatak başlığı : Yatağın baş tarafına yaslanılmak üzere takılan metal, tahta, kumaş vb. malzemeden yapılmış nesne.

Yatak çarşafı : Yatakta şiltenin üzerine serilen çarşaf.

Yatak liman : Büyük donanmaların barınmasına elverişli liman.

Yatak limonu : Toplandıktan sonra saman vb.ne sarılarak uzun süre korunan limon.

Yatak mobilya : Boyutları ve şekli insan vücudunun ölçülerine uygun olan ve rahat yatmayı sağlayan, yatma yüzeyi elastik malzemeden yapılmış mobilya.

Yatak odası : Yatmak için kullanılan oda.

Yatak örtüsü : Yatağın üzerine serilen örtü.

Yatak takımı : Karyola, komodin, gardırop, şilte, yorgan, yastık vb.nden oluşan bütün.

Yatak yarası : Genellikle yatağa bağımlı hastalarda hareketsizlik, basınç ve duyu kusuruna bağlı olarak deri veya deri altı dokularda oluşan yara.

Yatakçı : Sancak beyleri ve beylerbeyi tarafından geceleyin çarşıları beklemekle görevlendirilen halktan kimse.

Yatakhane : Okul, fabrika vb. yerlerde yatakların konulduğu yer. Yatılı okullarda, yurtlarda ve kışlada yatılan yer.

Yataklı : Herhangi bir sayıda yatağı olan, yatak alabilen. İçinde aktığı yer derin olan. Yataklı vagon.

Yataklı vagon : Kompartımanları tek veya çift yatak alacak biçimde düzenlenmiş vagon, yataklı.

Yataklık : Yatak yapmaya uygun. Üzerine yatak serilen tahta veya maden kerevet, karyola. Suçluları barındırma, gizlice yardım etme.

Yatalak : Felç, sakatlık vb. bir sebeple yataktan kalkamayan (kimse).

Yatar koltuk : Taşıtlarda kullanılan, gerektiğinde arkalığı geriye doğru yatan koltuk, pulman.

Yatay : Durgun bir su yüzeyine veya zemine paralel, düşey doğrultusuna dikey olan, ufki.

Yatay geçiş : Yükseköğretimde bir okuldan eş değer başka bir okula yönetmeliklere uygun bir biçimde yapılmış olan geçiş.

Yatay seren : Üzerine dört köşeli yelken açılan ve bir direğe yatay olarak takılan seren.

Yer yatağı : Yere serilen yatak.

Diğer dillerde Yat verniği anlamı nedir?

İngilizce'de Yat verniği ne demek ? : boat varnish