You know türkçesi You know nedir

  • Anlarsın işte.
  • Bilirsin işte.
  • Farkındasın.
  • Biliyorsun.
  • Bildiğin belli.
  • Bilirsin.
  • Yani.
  • Anlarsın ya.
  • Hani.

You know ile ilgili cümleler

English: "Do you know when they will arrive?" "At eleven-thirty this evening."
Turkish: "Onların ne zaman geleceklerini biliyor musun?" "Bu akşam on bir buçukta."

English: "Do you know anything about Galileo Galilei?" "I've heard the name before, but what was it that he did?"
Turkish: "Galileo Galilei hakkında bir şey biliyor musun?" "Ben onun adını daha önce duymuştum, ama onun yaptığı neydi?"

English: "Do you know Tom?" "I don't believe I do."
Turkish: "Sen tom'u biliyor musun?" "Ben yapabileceğime inanmıyorum"

English: "Do you know anything about Bill?" "No, what happened to him?"
Turkish: "Bill hakkında bir şey biliyor musun?" "Hayır, ne oldu ona?"

English: "Do you know what's going on?" - "No. What's it all about then?"
Turkish: "Neler oluyor biliyor musun?" - "Hayır. O zaman bütün bunlar ne demek oluyor?"

You know ingilizcede ne demek, You know nerede nasıl kullanılır?

You : Sana. Genellemelerde kullanılır. Siz. Sen. Sizi. Sizler. Seni. Size.

Know : Tanımak. Bilmek. Seçmek. Anlamak. İlişkisi olmak. Farketmek. Geçirmek. Haberdar olmak. Ezberlemek. Görmek.

You know what : Tahmin et bakalım ne?. Ne biliyor musun?. Bak ne diyeceğim. Bak sana ne anlatacağım. Noldu biliyor musun. Bunu dinle!. Biliyor musun?. Zaten biliyorsun. Bak şimdi!.

 

As you know : Bildiğiniz üzere. Bildiğin gibi. Malumunuz olduğu üzere. Bildiğiniz gibi. Sizin de bildiğiniz gibi. Malum. Malumunuz. Bunun farkında olduğunuz bir gerçek. Bildiğin üzere. Biliyorsunuz ki.

As you know from : -den bildiğiniz gibi.

Did you know : Biliyor muydunuz.

Just to let you know : Sadece bilmen için. Jtlyk (internet sohbet argosu).

İngilizce You know Türkçe anlamı, You know eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak You know ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Wheres : Nereye. Nerede. Neresi. Nereden. Da. Nere. -dığı yerde.

In a word : Kısacası. Sözün kısası. Kısaca söyleyecek olursak. Hulasa. Sözün özü. Bir kelimeyle. Kısaca. Tek kelimeyle.

Comber : Tarak. Tarakçı. Yün. Tarayıcı. Penye makinesi. Kemikli balıklar (teleostei) takımının, hanigiller (serranidae) familyasından, 25 cm kadar uzunlukta, er dişi, türkiye denizlerinde yaşayan bir tür. Asıl hani balığı. Üst kısmı kuvvetli rüzgarla ileriye doğru itilen derin deniz dalgası.

Bass : Levrek. Kemikli balıklar (teleostei) takımının, levrekgiller (percidae) familyasından, 120 cm kadar uzunlukta, 12 kg kadar ağırlığa ulaşabilen, vücudu ktenoyit pullarla kaplı, çeneleri ve damakları üzerinde kemik dişleri bulunan, yırtıcı, eti lezzetli, türkiye sularında yaşayan bir tür. Pes. Kontrbas. Bas sesli. Basgitar. En pes uzamlı erkek sesi. bu ses uzamında şarkı söyleyen sanatçı. Bas. Levrek (zooloji terimi).

So to speak : Tabir caizse. Tabiri caizse. Deyim yerindeyse. Öyle de denebilir. Adeta.

 

In a sense : Bir manada. Bir bakıma. Bir şekilde. Bir anlamda. Bir yönden.

Id est : İ.e. Demek ki. That is (yani).

In other words : Demek. Başka bir ifadeyle. Başka bir deyişle. Diğer bir ifadeyle. Bir başka anlatımla. Diğer bir deyişle. Bir başka ifadeyle.

To wit : Demek ki.

Combers : Uzun ve tümsekli dalga. Asıl hani balığı. Tarakçı. Yün. Üst kısmı kuvvetli rüzgarla ileriye doğru itilen derin deniz dalgası. Penye makinesi. Tarak. Tarak makinesi.

You know synonyms : scilicet, that is to say, ie, viz, that is, scil, basses, namely, where, to tell the truth, in short, nominately.