Çalı nedir, Çalı ne demek

Çalı; bitki bilimi, Biyoloji, Coğrafya, Yerleşim Merkezi alanlarında kullanılan bir kelimedir. Dil bilgisi yönünden Türkçe'de isim olarak kullanılır.

  • Böğürtlen, ahududu gibi küçük, dalları dibinden çatallanan ve sapları odunsu bitki

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Olmamış meyve.

Bir an, bir ara.

Delikli taş.

Bahçe.

Keçileri kovalama ünlemi.

Biyoloji'deki anlamı:

Toprak üstü gövdelerinde sekonder kalınlaşmanın ve odunlaşmanın olduğu, boyları 1-3 m kadar olan, çok yıllık bitkiler.

Coğrafya'daki terim anlamı:

Kimileri bir ağaççık kadar iri olurlarsa da, genellikle bodur, gövdesiz, ancak odunsu, kimi kez dikenli, iklim ve toprak koşullarına göre bir çok türleri olan bitki takımı, bk. çalılık.

Gezilecek Görülecek bir yer olarak anlamı:

Bursa ili, Çalı nahiyesine bağlı bir bölge.

Teknik terim anlamı:

Saban demirini ökçeye tutturan ağaç. (Taşpınar Aksaray Niğde).

Çalı ile ilgili Cümleler

  • Çalışma odasında konuşabiliriz.
  • “Hasan'ın kafası şimdi üç cepheli işliyordu.”
  • Çalınan onun defteriydi.
  • Çalışırken siz çocukları rahatsız etmek istemiyorum.
  • Çalışmalarına odaklanması gerekiyordu.
  • “Böyle bir amatörlük devresi geçirdikten sonra biraz da kendi hesabına çalışmayı düşündü.”
  • O korkunç günü arkasında bırakmaya çalıştı.
  • “Çalışıp çabaladı, sonunda bana da tahlilci bir zihniyet aşıladı.”
  • Çalışmamız hemen hemen bitti.
  • “Müşteri ise her zamanki oyunbazlığıyla çalıp çırptıklarını eve yığıyordu.”
  • “İzmir ve dolaylarında çalım satıp dolaşmaya başlayacaklar.”
  • Çalışmaya devam etsen iyi olur.
  • “Tozlu geçidimde durmuş, iki çalı arasından başımı uzatıyor, pencereden bakıyorum.”
  • Çalışıyormuş gibi yaptım.
  • “Sanki demek istediğim bir çalımına gelseydi seni de yüzdürürdü.”
  • Zaten sen hiç çalışmak istemedin.
  • Çalışmak özgür kılar.
  • Tom'dan biraz yardım almaya çalışmalıyız.
  • Çalıştığına eminim.
  • Bu kitaplar çalındıysa o zaman onları bana verme.
 

Çalı ile ilgili Atasözü veya Deyim

arık öküze bıçak çalınmaz : “güçsüz kimseyi ezmek yiğitlik değildir” anlamında kullanılan bir söz “kendisinden yararlanılamayacak kişiye yararlanmak amacıyla eziyet edilmemelidir” anlamında kullanılan bir söz.

at çalındıktan sonra ahırın kapısını kapamak : iş işten geçtikten sonra önlem almaya kalkışmak.

(birinin) çalımından geçilmemek : çok kurumlu olmak, çok çalımlı olmak.

boş gezmekten bedava çalışmak yeğdir : “çalışmak insanı tembellikten kurtarır” anlamında kullanılan bir söz.

 

çalı gibi : sık ve sert (saç, sakal).

çalım atmak (veya yapmak) : çalımlamak.

çalım satmak : kurulup büyüklük taslamak.

çalım yemek : futbolda çalım ile geçilmek.

çalımına gelmek (veya getirmek) : uygun zaman veya durumu ele geçirmek.

çalıp çırpmak : hırsızlık yapmak.

çalışıp çabalamak : çok gayret göstermek.

deveye bindikten sonra çalı ardına gizlenilmez : “herkesin gözü önündeki bir olayı şöyle böyle yorumlarla gizlemeye çalışmak boşunadır” anlamında kullanılan bir söz.

erim er olsun da yerim çalı dibi olsun : “kadının kocasının fakir olması önemli değildir, yeter ki aile sorumluluklarını yerine getirsin” anlamında kullanılan bir söz.

hıfza çalışmak : Kur'an'ı ezberlemeye çalışmak.

ırgat gibi çalışmak : çok ağır bir işte çalışmak.

it gibi çalışmak : çok çalışmak, yorulmak.

itle dalaşmaktan çalıyı dolaşmak yeğdir : “edepsiz kimse ile uğraşmamak için onun bulunduğu yerden uzaklaşmak gerekir” anlamında kullanılan bir söz.

kafası işlemek (veya çalışmak) : aklı, zekâsı yerinde olmak, bir konu üzerinde iyi düşünebilir olmak.

kafayı çalıştırmak (veya işletmek) : akılcı davranarak sorunları çözmek.

kendi hesabana çalışmak : uğraştığı işi sadece kendisi için yapmak.

kulağına çalınmak : Tesadüfen işitmek, kulağına gelmek.

rölantide durmak (veya çalışmak) : motorlu taşıtlarda, motor boşta çalışmak.

serbest çalışmak : bir işverene bağlı olmadan kendi adına kazanç sağlamak.

Çalı anlamı, kısaca tanımı

Ağı çalısı : Zakkum

Akış çalışması : Bir oyunun seyirci önüne çıkarılmadan önceki son evresini kapsayan çalışma. Bu çalışmada oyun baştan sona hiç ara vermeden alınır. Oynayıştaki ya da uygulayımdaki kusurlar oyunu keserek değil, oyun sonunda yönetmen tarafından belirtilir.

Alan çalışması : Gözlem yordamlarına başvurularak alanda gerçekleştirilen bilgi derleme işlemi.

Analıkta çalıştırma yasağı : Kadın işçilerin doğum öncesi ve sonrası gerek kendisinin ve gerekse dünyaya getireceği çocuğun sağlık durumları korunulmak üzere yasası ya da tüzüğünde saptanan süreler içerisinde çalıştırılmalarının yasaklanması.

Artık çalışma : Yasa ile sınırlandırılan olağan süreden daha çok çalışma. Görevliyi, işçiye yapılagelen işin önemi, ivediliği gibi nedenlerle kendi onamı da alınarak yasasında belirtilen sınırları aşmamak üzere olağandan çok çalıştırma.

Avrupa perakendeciler çalışma grubu : Avrupada geleneksel tarımda iyi tarım uygulamalarının geliştirilmesi için ölçümlerin ve işlemlerin uyumlaştırılması, amacıyla oluşturulan grup.

Ayak bileği çalışması : Ayak bileğinin güçlenmesini sağlayan ve bacağın sıçrama yeteneğini artıran alıştırmalar.

Ayrıntı çalışması : Bir oyunun başarılı bir biçimde seyirci karşısına çıkartılması için yapılan çalışmaların en önemli ve yoğun evresi. Bu evrede oyun kişileri, konuşmalar, hareketler ve davranışlar üzerinde ayrıntılı bir biçimde çalışılır.

Benzi çalınmak : Çehresi değişmek.

Bulgusal çalışma : Yeni bir sonuca varmak ve ortaya yeni bir ürün koymak için yapılan çalışma.

Bulut çalığı : Taneleri zayıf, kavruk ekin.

Çağrı üzerine çalışma : İşçinin yapmayı üstlendiği işle ilgili olarak kendisine gereksinim duyulması durumunda, iş görme ediminin yerine getirileceğinin kararlaştırıldığı iş ilişkisine dayalı kısmi süreli iş sözleşmesi.

Çalı çapak : Çalı çırpı.

Çalı çeper : Çalı çırpı. [Bakınız: çalı çapak]. Çalıdan yapılmış çit.

Çalı çıpkı : Çalı çırpı.

Çalı çolu : Çalı malı.

Çalı demetleri : Balıkları sığ sularda avlamak için çalı demetlerinin başlıklarla bağlanarak ve bunlarında bir bedene 2-3 m aralıklarla dizilerek, balıkların saklanma ve gizlenme özelliklerinden yararlanılarak kullanılan pasif av araçları.

Çalı kamışçını : Ötücü kuşlar (Passeriformes) takımının, ötleğengiller (Sylviidae) familyasından, 14 cm kadar uzunlukta, sırtı kirli sarı kahverengi, karnı açık pas sarısı renkte, Avrupa ve Ön Asya'nın bataklık ve söğütlük bölgelerinde yaşayan, Türkiye'nin Marmara sahillerinde yazın kuluçkaya yatan, böceklerle beslenen göçmen bir tür. Bataklık ardıcı, bataklık saz ardıç kuşu.

Çalı karidesi : Kabuklular (Crustacea) sınıfından, 5-6 cm kadar uzunlukta, Avrupa denizlerinde yaşayan bir tür. Çalı karidesi. Kabuklular (Crustacea) sınıfından 6 cm kadar uzunlukta olabilen, Avrupa denizlerinde yaşayan bir tür, karides. (Crangon crangon) Kabuklular (Crustacea) sınıfından bir eklembacaklı türü. Uzunluğu 5-6 cm. Avrupa denizlerinde yaşar. Yenir.

Çalı toprak : Dağ eteklerinde olan iyi cins siyah toprak.

Çalı tutmak : Çit yapmak için çalıları bağlayıp bir ucundan yere gömmek.

Çalı yemişi : İğde.

Çalıbahçe : İzmir ili, Zeytindağ bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Çalıbasan : İri ve sert taneli, uzun saplı ve kılçıklı bir cins buğday.

Çalıbasmaz : Kara kılçıklı buğday.

Çalıboncuğu : Yabani gül meyvası.

Çalıburnu : Kırşehir ilinde, Akpınar ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Çalıca : Balıkesir şehri, Tütüncü nahiyesine bağlı bir yer. Çorum kenti, merkez belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Elâzığ şehrinde, Hankendi bucağına bağlı bir bölge. Yalova şehri, Çınarcık ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Çalıcaalan : Ankara şehrinde, Nallıhan belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.

Çalıcak : Yoğurt mayası.

Çalıcı : Çalgıcı, saz çalan. Sivas kenti, Doğanşar ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Çalıcıl : Çalı kuşu.

Çalıçıtlığı : Çalı kuşu.

Çalıçittiği : Çalı kuşu.

Çalıdağı : Çanakkale kenti, Bayramiç ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Çalıdere : Ardahan şehri, Göle ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yer. Bayburt şehrinde, Maden nahiyesine bağlı bir bölge. Edirne şehri, Lalapaşa ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Muş ili, Çaylar bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Çalıdibi : Çalılıklarda biten, yemeği yapılan bir ot.

Çalıdüzü : Bitlis şehrinde, Küçüksu bucağına bağlı bir yer. Bitlis şehri, merkez ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Siirt kenti, Yanarsu nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Çalıgaç : Yoğurt mayası.

Çalıgaga : İğde.

Çalıgeç : Yoğurt mayası.

Çalıh : Kötürüm, inmeli, sakat. Kırlarda biten, yumru kökü yenilen kırmızı çiçek açan bir bitki.

Çalık at : Çok sıçrayan, rahat durmayan (at).

Çalık seğirtmek : Delice sıçrayarak koşmak.

Çalık yürümek : Delice çırpınarak yürümek.

Çalıkağıl : Bingöl ili, Yayladere ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Çalıkakıcı : Yolkesiciliğe özenen.

Çalıkap : Diken ve benzerleri şeyleri tutmaya yarayan çatallı ağaç.

Çalıkaya : Elâzığ şehri, Karakoçan ilçesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.

Çalıkbey : Sağlığı yerinde olmayan bey.

Çalıkçalmak : Aşermek.

Çalıkhasan : Uşak kenti, Eşme belediyesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.

Çalıklama : Koyunların memelerinde görülen hastalık. Çabalama.

Çalıklamak : Karanlıkta etrafı yoklamak.

Çalıklanmak : Sinirlenerek sözle çatmak. Herhangi bir şeyin bir tarafından alınmak. (Hayvan) haşarılık etmek.

Çalıklar : Erzincan ili, Doğanbeyli bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Çalıklı : Manisa kenti, Selendi belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Yozgat şehri, Salmanlı bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Çalıkoparan : Sağlam kumaş.

Çalıköy : Ağrı şehrinde, Suluçem bucağına bağlı bir bölge. Aydın şehrinde, Söke belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer. Denizli şehrinde, Kızılcabölük nahiyesine bağlı bir bölge. Edirne şehrinde, Uzunköprü belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer. Mardin kenti, Akarsu nahiyesine bağlı bir yer.

Çalıksı : Çabuk çabuk ve delice.

Çalıkuşu : Serçegillerden, başı koyu kırmızı, çalılık yerleri seven, ötücü bir kuş.

Çalıkuşugiller : (Regulidae),türleri iyi bilinir.

Çalıkülü : Kor.

Çalılı : Çalısı olan. Yozgat şehri, Osmanpaşa bucağına bağlı bir yer.

Çalım sıyırttırmak : Çalım satmak.

Çalım yeri : Kılıç ağzı.

Çalımbı : Kırmızı, killi toprak.

Çalımı : Gözleri sarı toz dolu bal peteği. Kırmızı, killi toprak.

Çalımına gelmek : Biçimine gelmek.

Çalımlanış : Çalımlanma işi.

Çalımlayabilme : Çalımlayabilmek işi.

Çalımlayabilmek : Çalımlama imkânı veya olasılığı bulunmak.

Çalımlayış : Çalımlama işi.

Çalın : Çakmak. Ateş çakmağı. Çiy, kırağı.

Çalınabilme : Çalınabilmek işi.

Çalınabilmek : Çalınma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Çalındırmak : Ödünü koparmak, çok korkutmak.

Çalınış : Çalınma işi.

Çalınıverme : Çalınıvermek işi.

Çalınıvermek : Aniden çalınmak.

Çalıoba : Balıkesir ili, Gönen ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Çalıobaakçakıl : Çanakkale şehri, Evciler nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Çalıözü : Tunceli ili, Pınarlar bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Çalıp atmak : Kısa zamanda gelişi güzel yazmak.

Çalıpalma : Avlunun bir köşesine yapılan, büyük bir delikten kolayca temizlenen kuyusuz hela.

Çalıpbinme : Bütün ayrıntılarıyla at arabası.

Çalıpıklı : Pis.

Çalıpınar : Antalya şehri, Gazipaşa ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.

Çalış kılmak : Savaşmak, çarpışmak.

Çalış yürüyen : Öncü.

Çalışabilme : Çalışabilmek işi.

Çalışabilmek : Çalışma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Çalışan : Çalışma işini yapan kimse. Bir iş yerinde ücret karşılığında görev yapan kimse, personel, eleman. Mardin şehrinde, Ömerli belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Çalışan ortak : İçinde bulunduğu ortaklıkta bir işle görevlendirilen, çalışan kişi. Bilgi ve görgüsünden ötürü ortaklığa fayda sağlayan ortak kişi.

Çalışan ortaklık : Tecimsel çalışmaları süregelen ortaklık.

Çalışanlar : Trabzon şehri, Dernekpazarı ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

Çalışık : Çalışma, gayret.

Çalışıklı : İbadete düşkün: Çalışıklı adam doğrusu. Çalışkan.

Çalışım : İdman.

Çalışkanlar : Balıkesir ili, Bandırma ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Bitlis ilinde, Hizan ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Şanlıurfa ilinde, Payamlı nahiyesine bağlı bir yer.

Çalışlar : Afyon ilinde, İscehisar belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer. Afyon kenti, Sincanlı ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi. Bolu şehrinde, Gerede ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir bölge.

Çalışlı : Aydın ilinde, Bağarası bucağına bağlı bir yer. Mardin şehri, Akıncı bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Çalışma akımı : Bir işlem için gerekli olan elektrik akımı.

Çalışma alanı : Bir işlem sırasında, veri öğelerinin, üzerinde çalışılmak üzere geçici olarak saklandığı bellek alanı.

Çalışma alışkanlığı : Gerekli olanaklar sağlandığında öğrencinin her zaman çalışmaya hazır ve istekli olma durumu. Öğrencinin düzenli, düzensiz ya da verimli, verimsiz benimsediği çalışma biçimi.

Çalışma artık çalışma tüzüğü : İşveren ve işçiye ilişkin olağandan çok çalıştırma ve çalışmaları düzenleyen karşılıklı süre ve koşulların tümünü kapsayan tüzük.

Çalışma ataşesi : Yabancı ülkelerde bulunan Türk işçilerinin her tür gereksemelerini karşılamak amacı ile kurulan ve o yerin konsolosluğuna bağlı olan kişi.

Çalışma çizelgesi : Bir filmin çevrilişiyle ilgili belli başlı hazırlıkları, çalışmaların yürüyüşünü bir bakışta gösterecek biçimde düzenlenmiş çizelge. Sinemadaki çalışma çizelgesinin televizyon çalışmalarına göre düzenlenmiş olanı. Oyuncuların hangi gün, hangi saat ve hangi bölümcük için çalışmaya geleceklerini gösteren çizelge.

Çalışma dışı gelir : İşletmenin doğal çalışmaları dışında kalan ve geçici işlemlerden doğan gelir ve kârlar.

Çalışma dışı gider ve yitirceler : İşletmenin temel kuruluş amacı dışında kalan geçici işlemlerinden doğan gider ve yitirceler.

Çalışma dizelgesi : Bir oyunun sahne üstündeki çalışmasının oyun gününe dek tasarlanmış izlencesini gösteren dizelge.

Çalışma dökümü : Bir televizyon oyunluğunun, yapımı gerçekleştirmek amacıyla, çalışma sırasına göre, görüntü ve ses için gerekli uygulayımsal açıklamaları kapsayacak biçimde hazırlanması.

Çalışma fotoğrafı : Bir filmin tanıtısında kullanılmak üzere saptanan ve filmin çevirilişiyle ilgili çalışmaları gösteren fotoğraf.

Çalışma geçidi : Sahne içinde, yukarıda bulunan çalışma balkonu.

Çalışma gelirleri : İşletmenin olağan çalışmaları sonucu, satışlar ya da başka işlemlerden sağlanan gelir ve kârlar.

Çalışma gölgesi : Bir çevirim sırasında, çevirimi gerçekleştiren kişilerin ve donatımın, istenmediği halde görüntü çerçevesi içine düşen gölgesi.

Çalışma gücü : İşçiye ilişkin iş yapabilme yeteneği.

Çalışma ışığı : Sahnede çalışırken, ışıklar dışında kullanılan ışık. Bu ışıklar salonu ve sahneyi denetleyen karartıcılara değil, ayrı bir çevirgece bağlıdır. Bir çevirime hazırlanırken, düzlüğü çalışabilecek ölçüde aydınlatan, çevirime ya da yayına gerekli aydınlatmanın dışında kalan ışık. Sahnede çeşitli işçilerin ve uzmanların çalışabilecekleri kadar sağlanan ışık.

Çalışma iktisadı : İşçi ve işveren davranışları ile emek piyasasının işleyişini; ücret, işlendirme ve gelir ilişkilerini inceleyen iktisadın bir alt dalı.

Çalışma ilişkileri : Çalışma yaşamındaki işçi-işveren örgütleri ile devletin işlev ve rollerini, birbirleriyle karşılıklı ilişkilerini düzenleyen ve çözümleyen süreç.

Çalışma kaldıracı : İşletmenin sabit maliyetlerinin toplam maliyetleri içerisindeki payı.

Çalışma kaldıraç derecesi : Bir işletmenin satış hacmindeki yüzde değişmenin işletmenin vergi öncesi kârında yarattığı yüzde değişme.

Çalışma köprüsü : Sahne üstündeki çeşitli mekanik ve teknik işlerin yapılmasında kullanılan demir köprü, büyük tiyatrolarda bu köprü yalnızca çerçeve sahnenin iç üstünde değil, aynı zamanda yanlara doğrudur. Sahnenin üzerinde çeşitli teknik işleri yapmakta kullanılan demir köprü.

Çalışma köprüsü işçibaşısı : Sahnenin çalışma köprülerinde çalışan işçileri denetleyen işçibaşı.

Çalışma köprüsü işçisi : Sahnenin çalışma köprülerinde çalışan işçi. Bu işçilerin görevi palanga ve askıların inip çıkmasını, ışıldakların ayarlanmasını ve benzerleri işleri yapmaktır.

Çalışma sahnesi : Çalışmaların yapıldığı yedek sahne.

Çalışma salonu : Öğrencilerin, bir ya da birkaç öğretmenin gözetimi altında ders çalıştığı yer.

Çalışma süresi : İşyerlerinde yasalara göre belirlenip sınırlandırılan günlük ve haftalık çalışma saatleri. İşçinin yasada belirtilen sınırlar içinde iş başında çalışarak geçirdiği süre.

Çalışma süresi sonrası : Çalışma saatlerinin bitimi ve kapılar kapandıktan sonra içerde yapılan işlem.

Çalışma takımı : Belirli bir görev için bir araya toplanmış uzmanlardan oluşan takım.

Çalışma topu : Yumrukoyunu çalışmalarında kullanılan içi dolu meşin top.

Çalışma yardımcısı : Müstahdem. -kullanan: istihdam eden (Borçlar Yasası, 55).

Çalışma yeri : Asal ve çalışma sahneleri dışında, bir oyunun hazırlanmasında kullanılan alan.

Çalışma yükü : Bir döşemin belli bir süre içerisinde akıttığı su miktarı.

Çalışmayan nüfus : Nüfusun, üretimin herhangi bir dalında katkısı olmayan, ancak tüketime katılan bölümü.

Çalıştırabilme : Çalıştırabilmek işi.

Çalıştırabilmek : Çalıştırma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Çalıştırıcılı : Çalıştırıcısı olan, antrenörlü.

Çalıştırıcılı çifteker sonaşamı : Motorlu çalıştırıcı arkasında koşularak elde edilen çifteker sonaşımı.

Çalıştırıcılı yarış : Büyük motosiklet, ticaret motorları, derni ya da tandem arkasında, çiftekerle koşularak yapılan yarış. Öndekine "çalıştırıcı", arkadaki çiftekerciye de "motorartçısı" denir.

Çalıştırıcılık : Çalıştırıcının yaptığı iş, antrenörlük.

Çalıştırıcısız : Çalıştırıcısı olmayan, antrenörsüz.

Çalıştırıcısız çifteker sonaşamları : Çalıştırıcısız çifteker sonaşamlarının tümüne verilen ad. Durmalı çıkışlı ve atılımlı çıkışlı olmak üzere iki dönüsü vardır. Değerlendirilmeleri, kadınlar ve erkekler için ayrı ayrıdır.

Çalıştırıcısız yarış : Çalıştırıcısız olarak, yarışlıkta ya da yolda yapılan yarış.

Çalıştırıcısız yol yarışı : Tek ya da takımların, aralıklı çıkışlarla koştukları ve zamanlarının ayrı ayrı ölçülmesiyle derecelendirildikleri yol yarışı.

Çalıştırıcısızlık : Çalıştırıcısız olma durumu, antrenörsüzlük.

Çalıştırılabilme : Çalıştırılabilmek işi.

Çalıştırılabilmek : Çalıştırılma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Çalıştırılış : Çalıştırılma işi.

Çalıştırıverme : Çalıştırıvermek işi.

Çalıştırıvermek : Çabucak çalıştırmak.

Çalıştırma düzeyi : İşgücü satağında emek sunuşunun istem ve işe yöneltilme oranı.

Çalıştırma kolu : Motora ilkdevinimi vermede kullanılan dirsekli kol.

Çalıştırma sorumluluğu : Başkalarını çalıştıran kişinin çalıştırdığı kimselerin çalışma sırasında yapabilecekleri dokuncaları önlemek amacıyla durumun gerektirdiği bütün uyanıklık ve titizlikle yapmakla zorunlu olduğu başvuruların yetersizliğinden doğacak sorumluluk.

Çalıştırma yasakları : İş yasasında belirtilen temellere göre işçiyi çalıştırmaktan alıkoyan nedenler.

Çalıştırtma : Çalıştırtmak işi.

Çalıştırtmak : Çalıştırma işini yaptırmak.

Çalışton : Kadın hırkası.

Çalışturmak : Çalıştırmak.

Çalıtepe : Diyarbakır ilinde, Yoğun bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Çalıtmak : Başı iyice örtüp sarmak.

Çalıverme : Çalıvermek işi.

Çalıvermek : Çabucak çalmak. Sürüvermek.

Çalıyazı : Erzurum ilinde, Pasinler ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Çalıyoğur : Çanak yoğurdu. (Güdül Ankara).

Çalıyurt : Sivas ilinde, İmranlı ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

Çamurla çalıştırı : El parmakları ile bilekleri güçlendirmek ereğiyle sert çamurla yapılan çalışma.

Çok vardiyalı çalıştırma : Bir iş için birden çok vardiyanın konulmasını gerektiren durum.

Dansçı çalışma yeri : Bir tiyatroda dansçıların çalışma ve alıştırma yaptığı yer.

Dekorlu çalışma : Oyuncuların, yönetmenin denetiminde, tamamlanmış dekorla ilk sahne çalışmaları.

Dili çalık : Yabancı şiveli, başka şekilde konuşan kişi.

Doğadan çalışma : (Resim, Heykel) Model ya da doğa karşısında resim ve heykel çalışması yapma.

Durağan kuruluşların çalışmadan çıkarılması : Gemiyi terketmek, beraberce donatılan tamir ve navlun sorumluluğundan kurtulmak amacıyla paylarından vazgeçerek birleşimden ayrılma. Durağan kuruluş ve değerlerin hizmetten çıkarılması.

Duvar çalışması : Duvardan boy uzunluğu oranında uzakta durup duvarı itmekle yapılan çalışma.

Düdük çalıcı : Neyzen.

Ek çalışan etkisi : Hanehalkından birinin işsiz kalması yüzünden hanehalkının diğer bireylerinin emek sunumunu artırmaları.

Ek çalışan önsavı : İktisadi dalgalanmaların daralma evresinde, hanehalkının reel gelir düzeyini korumak ve sürdürmek amacıyla ailedeki çalışmayan diğer bireylerin de işgücüne katılacakları varsayımına dayanan ve iktisadi çevrime işgücüne katılım oranı arasında ters yönlü bir ilişki olduğunu ileri süren önerme.

Eli çalık : Hırsız.

Elma çalısı : İri fındık kadar meyveleri olan, lezzetli, ada çayı da denilen bir bitki.

Esnek çalışma saatleri : Çalışanların işin gereklerine uymak koşuluyla çalışma saatlerini bireysel gereksinimlerine göre ayarlayabilmesi.

Fazla çalışma : İşçinin belirlenmiş aylık, haftalık ya da günlük iş saatlerinin üzerinde çalışması.

Fazla çalışma ücreti : İşçiye belirlenmiş aylık, haftalık ya da günlük iş saatlerinin üzerinde çalıştığı süre için ödenen ücret.

Fırın çalışması : Bir fırının işlem yapmak üzere çalışması.

Gaşşık çalımı : Akşam yemeği zamanı.

Gaşuh çalımı : Kahvaltı zamanı.

Gece çalıştırma yasağı : Genç ve çocuk işçilerin gece çalıştırılmalarını engellemek amacıyla iş yasalarına konan hüküm. Yapım işlerinde genel ilke olarak 18 yaşını doldurmamış erkek çocuklarla, her yaştaki kadınların gece süresi içinde iş yasasına göre çalıştırılmaları yasağı.

Genel çalışma : Bir oyuncunun seyirci önüne çıkartılmadan önce, bütün teknik öğelerle oyunun baştan sona sanki gösteri sırasındaymış gibi çalışılması. Belli bir oyunun gösteriden önceki son çalışması. [Bakınız: Son çalışma].

Gölge çalışması : Yumrukoyuncusunun ya bir ayna önünde ya da karşısında başka bir yumrukoyuncusu bulunduğunu varsayarak yaptığı çalışma.

Götürü çalışma : İş sözleşmesinin günlük çalışma ücretine göre değil, belirli bir süre içinde yapılacak parça niceliğine göre yapılması ve işçinin bu temele göre çalıştırılması.

Gözleme dayalı çalışmalar : Olaylar üzerinde, epidemiyolojik ender olaylar gibi araştırıcının denetimi olmayarak veya anket gibi az denetimi olarak yapmış olduğu araştırmalar.

Gözlüklü çalı bülbülü : [Bakınız: bozkır ötleğeni]. (Sylvia conspicillata) Ötücü-kuşlar (Passeriformes) takımının öteğengiller (Sylviidae) familyasından bir kuş türü. Uzunluğu 12.5 cm. Sırtı açık kahverengi, karnı daha açık renktir. Akdeniz memleketlerinde dağ yamaçlarında yaşar.

Günde sekiz saat ya da daha az çalışmayı gerektiren tüzük : Günde sekiz saatten daha çok olmamak koşulu ile sağlığı üzerinde yapacağı olumsuz etkiler göz önünde tutularak ne gibi işlerde işçinin kaç saat çalıştırılabileceğini nedenleriyle saptayan tüzük.

Güneş çalımı : Güneş doğduktan hemen sonraki zaman.

Günlük çalışma süresi : Yasalara göre belirlenen ve işin niteliğine göre değişen bir gün için ençok çalışılabilecek süre. Yasasına göre işçinin bir gün içinde çalıştırılabileceği 8 saatlik süre.

Hız çalışması : Gövdeyi hızlı güreşe uydurmak için yapılacak türlü beden eğitimi çalışmaları.

Işık çalışması : Bir oyunu baştan sona oynamadan, yalnızca oyuncuların yerlerinde durmalarını sağlayarak, sahne sahne ilerleyerek ışıklama uzmanı ve uygulayım görevlileriyle birlikte ışıkları saptamak için yapılan çalışma. İlk oyun için, birkaç gün önce, sahne düzencisi ve ışık uzmanı ile bütün ışıklama düzenini içine alan bölümsel ya da tümsel çalışma (prova).

Işıkölçümsel çalışma ölçünü : Zaman zaman, bir ışıkölçümsel ikincil ölçünle ölçüştürülerek ölçünleştirilen, günlük ışıkölçümsel kullanılışta yararlanılan ışık kaynağı.

İnabut çalısı : Akasya ağacına benzer dikenli bir ağaç.

İşçi çalışma ve kimlik belgesi : İşverence her işçiye verilen, biçimi ve kapsamı tüzükle saptanan belge.

Kalem çalınmak : Yazılmak.

Kamu yararına çalışan dernekler : Tüzel kişiliği bulunmak üzere kurulmuş ve uyguladıkları konular bakımından kamu yararına çalışmalar yapmakta olan dernekler (Kızılay, Dil ve Tarih Kurumları, Yardım Sevenler gibi).

Kaşşık çalımı : Ortalığın kararmaya başladığı, akşam yemeği zamanı.

Kayrak çalı : Kaydırak oyunu oynanan düz, ince taş ya da iri çakıl.

Kesim çalım : Boy boş.

Kısa zamanlı çalışma : Hizmet sözleşmesinde belirtilmek koşuluyla haftalık ölçünlü çalışma saatinden daha az süreli çalışma.

Klinik çalışma : Bir hastalığın tedavisi veya yeni bir ilacın tedavideki etkinliğini kontrol grubuyla karşılaştırmalı olarak araştırmak gibi gayelerle planlanan ve yapılan çalışma.

Kohort çalışma : Aşı, ilaç, çevresel toksin gibi belli bir ajana maruz kalmaları durumunda oluşabilecek farklılıklar temelinde, iki veya daha fazla canlı grubunun seçilerek bunların ne kadarında belli bir hastalık gelişecek ve ne gibi sonuçlar oluşacak diye izlendiği bir bilimsel çalışma çeşidi.

Koro çalışma yeri : Bir tiyatroda koronun çalıştığı yer.

Köprüde çalışma : Köprüye gelip gövdeyi başa doğru yavaş yavaş itip çekmekle yapılan çalışma.

Makineyle çalışma : Otomobil, motosiklet, küçük tekerli motorlar ve motorlu çifteker gibi araçların arkasında yapılan çifteker çalışması.

Motorlu çalıştırıcı : Motorardı yarışlarında, çiftekerciyi motoru arkasında yürüten ve yöneten kişi.

Motorlu çalıştırıcı yetki belgesi : Motorlu çalıştırıcılara, teknik ve tıp psikolojisi yönünden yapılan inceleme sonucunda verilen yetki belgesi.

Okuma çalışması : Oyun çalışmasının ilk evresindeki metin üzerinde yapılan çalışma. Bu evrede metin oyuncunun sahne konuşmasına aktarılmaya başlanır.

Orkestra çalışma yeri : Bir tiyatroda orkestra çalışmalarının yapıldığı yer.

Ortada çalışma : Dansçının, başka dansçıların ortasında çalışması.

Parça başına çalışma : Çalışmayı parça başına alacağı ücretle değerlendirme.

Pembe tepeli çalı kuşu : Ötücü kuşlar (Passeriformes) takımının, çalı kuşugiller (Regulidae) familyasından, erkeğinin tepesinde parlak krrmızı bir taç bulunan, çok güzel öten, Amerika'da yaşayan bir tür. (Regulus calendula), Ötücü-kuşlar (Passeriformes) takımının çalıkuşugiller (Regulidae) familyasından bir kuş türü. Erkeğin tepesinde parlak pembe-kırmızı bir taç vardır. Çok güzel öter. Amerikada yaşar.

Sahne çalışması : Bir oyunun seyirciye sunulabilmesi için sahne üzerinde yapılan çalışma. Okuma ve konuşma çalışmasından sonra sahne üzerinde olan çalışma. Oyun provası.

Serbest çalışma : Öğrencilerin kişisel gereksinme ve ilgilerine göre kümeler halinde okul kitaplığında, deney odasında, işlikte, uygulama bahçesinde ve derslikte, kimi zaman öğretmenlerin gözetimi altında, kimi zaman da kendi kendilerine yaptıkları tamamlayıcı ve yetiştirici çalışmalara verilen ad.

Serbest çalışma kümesi : Okulda serbest çalışma saatlerinde ilgi ve gereksinmelerine göre bir araya gelen ve kimi durumlarda ilgili öğretmenlerin yardımlarından da yararlanan küçük öğrenci topluluğu.

Solist çalışma yeri : Bir tiyatroda başezgicilerin ya da çalgıcıların çalışmaları için ayrılmış olan yer.

Son çalışma : Genel çalışma (prova). İlk temsilden bir gün önce dekor, giysi, efektler, ışık gibi bütün öğelerin katıldığı prova.

Sosyal çalışma : Toplumda genellikle yoksulluk, hastalık ve karakter bozuklukları nedeniyle uyumsuzluk gösteren özürlü kimselerin sorunlarını çözmek, bu gibileri sağlıklı bir yaşama kavuşturmak için düzenlenen gönüllü ya da resmi etkinlikler.

Sözün çalımı : Sözüm ona, söz gelişi.

Sözüne kalem çalınmamak : Sözüne değer verilmemek.

Sürmeli çalı kuşu : Kuşlar (Aves) sınıfının, ötücü kuşlar (Passerifomes) takımının, çalı kuşugiller (Regulidae) familyasından, 9 cm kadar uzunlukta, Avrupa'da çam ormanlarında yaşayan, Türkiye' nin Orta ve Batı Karadeniz, Trakya, Ege ve Akdeniz bölgelerinde her mevsim görülen, sırtı zeytin yeşili, karnı yeşil kül rengi, gözden geçen kara bir çizgisi olan bir tür. Sürmeli altıntavukçuk. (Regulus ignicapillus) Ötücü-kuşlar (Passeriformes) takımının çalıkuşugiller (Re-gulidae) familyasından bir kuş türü. Uzunluğu 9 cm. Sırtı zeytin yeşili, karnı yeşil-külrengi olur. Gözden geçen kara bir çizgileri vardır. Avrupada çam ormanlarında yaşar.

Tam çalışma : İş isteğinin iş gereksemesini tam ya da ona yakın bir biçimde karşılaması.

Tam yükle çalışma : Isı veren aygıtların verebilecekleri en büyük ısı güçleriyle çalışmaları hali.

Temel uluslararası çalışma sözleşmeleri : Uluslararası çalışma sözleşmelerinin çalışma hayatıyla ilgili temel hakları kapsayan Zorla Çalıştırma Sözleşmesi, Örgütlenme Özgürlüğü ve Örgütlenme Hakkının Korunması Sözleşmesi, Örgütlenme ve Toplu Sözleşme Hakkı Sözleşmesi, Eşit Ücret Sözleşmesi, Zorla Çalıştırmanın Yasaklanması Sözleşmesi, Ayrımcılık (İstihdam ve Meslek) Sözleşmesi, Asgari Yaş Sözleşmesi, Çocuk İşçiliğinin En kötü Biçimleri Sözleşmesi’nden oluşan sözleşmeler.

Toplumsal çalışma : Başka bireylerle, daha geniş toplumsal ve ekonomik çevreleriyle uyumlu ilişkiler kurmada güçlük çeken ya da başarısız olan bireylere yapılan toplumsal yardımlar. Bir toplumsal sorunu, uygulamalı yanıtlar getirebilmek ve çözüm yolları önermek amacıyla inceleyen toplumbilim dalı.

Tutamakla çalışma : Denge alıştırmaları içinde önemli yeri olan bale tutamağında çalışma.

Uluslararası çalışma bürosu : Uluslararası Çalışma Örgütünün etkinliklerini yöneten ve eşgüdümünü sağlayan Uluslararası Çalışma Örgütü sekreteryası. karşılığı Uluslararası Çalışma Örgütü.

Uluslararası çalışma konferansı : Ulusalararası Çalışma Örgütü tarafından üye ülkelerin işçi, işveren ve hükümet temsilcilerinin katılımıyla her yıl düzenlenen ve temel uluslararası çalışma sözleşmeleri ve uluslararası çalışma tavsiyeleri konuları ile üye ülke uygulamalarının değerlendirildiği konferans.

Uluslararası çalışma ölçünleri : Adaletsiz ve insanlık dışı çalışma koşullarını ortadan kaldırmak amacıyla uluslararası çalışma sözleşmeleri ile uluslararası tavsiye kararlarınca belirlenen normlar.

Uluslararası çalışma örgütü : Uluslararası çalışma sözleşmeleri ve uluslararası tavsiye kararları aracılığıyla tüm dünyada sosyal adaleti geliştirmek, uluslararası düzeyde insan ve emek haklarını korumak amacıyla 1919 yılında kurulan ve 1946 yılında Birleşmiş Milletler’in ilk uzmanlık kuruluşu haline gelen örgüt. Örgütün kırkı aşkın ülkede, bölge, alan ve ülke büroları bulunmaktadır. karşılığı Uluslararası Çalışma Bürosu.

Uluslararası çalışma sözleşmeleri : Dernek kurma, örgütlenme ve toplu pazarlık hakkı, zorla çalıştırma ve çocuk emeğinin yasaklanması, çalışma hayatında ayrımcılığın yok edilmesi, çalışma yönetimi, endüstriyel ilişkiler, işlendirme politikası, çalışma koşulları, sosyal güvenlik, iş güvenliği ve sağlığı, kadınların işlendirilmesi ile göçmen işçiler ve denizciler gibi çalışma hayatıyla ilgili her türlü konuda 1919’dan bu yana Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından hazırlanan ve üye ülkelerin işçi-işveren-hükümet üçlüsü tarafından kabul edilip yasama organları tarafından onaylanmasıyla birlikte öngörülen koşulların uygulanması konusunda bağlayıcı hükümler içeren ve uluslararası çalışma ölçünlerini belirleyen sözleşmeler.

Uluslararası çalışma tavsiyeleri : Uluslararası çalışma sözleşmelerinin kapsadığı konularda politika geliştirme, yasama ve uygulama konularında rehberlik görevi üstlenen Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından hazırlanan ve üye ülkelerin işçi-işveren-hükümet üçlüsü tarafından kabul edilen ancak bağlayıcı hükümleri olmayan kararlar.

Uygulayım çalışması : Dekor, giysi, ışıklama, sahne etmenleri, donatımlık gibi öğelerin denetlenmesi için yapılan çalışma.

Üstünlük çalımı : (Adler) Aşağılık duygusunu kapatmak için yapılan ve üstünlük belirtisi sayılan herhangi bir davranış.

Varsayımlı çalışma varsayılan çalışma : Eylemli olarak çalışılmadığı halde, işçinin, hafta dinlencesi ücretine ya da yıllık ücretli izine hak kazanabilmesi sağlanılmak için, iş yasası gereğince çalışılmış gibi sayılması zorunlu olan günler.

Vücut çalımı : Bir oyuncunun, önüne çıkan karşı takım oyuncusunu kıvrak vücut devinimleriyle geçip topla birlikte ondan uzaklaşması.

Yaratıcı çalışma : İnsan çalışmasının gereçlerde, bilimde, sanatta ve öbür çalışma alanlarında yeni. ve özgen şeyleri ortaya çıkarması.

Yaratıcı düşünü çalışması : Ortaya bir yapıt koyucu nitelikte ve bu amaçla yapılan çalışma.

Yarı zamanlı çalışma : İşyerlerinde yasalara göre belirlenip sınırlandırılan günlük veya haftalık çalışma saatlerinden daha kısa süreli çalışma.

Yavaş çalışma : Yavaş hareketlerle bacak ve kol alıştırmaları.

Yayım çalışmaları : Üniversite, yüksek okul, kitaplık, müze gibi eğitim ve kültür kurumlarıyla tarım ve ev ekonomisi örgütünün, her türlü kurum dışı, topluma dönük eğitim ve öğretim çalışmalarına verilen ad.

Yaz çalışması uygulaması : Yaz aylarında yüksek hava sıcaklığına bağlı olarak çalışanların verimliliklerinin düşmesini önlemek amacıyla gün içindeki çalışma saatlerinin dağılımının değiştirilmesi veya çalışma saatlerinin azaltılması.

Yelek çalığı : Öküzlerde görülen ve hayvanın başını aşağı indirmesine engel olan bir hastalık.

Yer ve su altında çalıştırma yasağı : 18 yaşını doldurmamış kişilerin yasasına göre yer ve su altı işlerinde çalıştırılmaları yasağı.

Yüksüz çalışma hız burmacı : Karaç kelebeğinin kapanmasını sınırlayarak yüksüz çalışma hızını saptayan burmaç.

Yüksüz çalışma karışım burmacı : Motor yüksüz çalışırken emilen karışımın nicelik ve niteliğini denetlemeye yarayan burmaç.

Yüksüz çalışma memesi : Yüksüz çalışmada motora giden yakıtın niceliğini denetleyen meme.

Yürütme çalışması : Bir işletmede yapılan yürütme işlemleri.

Yüzü çalık : Yüzü bozulmuş, yüzünün rengi, şekli değişmiş.

Zaman çalışması : Bir işçinin, bir işi belli koşullar altında ve belli bir başarım düzeyinde tamamlaması için gerekli olan zaman süresinin ölçülmesine yönelik, özellikle Taylorculukta kullanılan araştırmalar.

Zorla çalıştırma sözleşmesi : Askerlik hizmeti, mahkûmların belirli bir denetime göre çalıştırılmaları, savaş, yangın ve deprem gibi olağanüstü durumlar dışında zorla ya da zorunlu çalıştırmanın her tür biçimine son verilmesini öngören ve 1930 yılında kabul edilen temel uluslararası çalışma sözleşmelerinden birisi.

Zorla çalıştırma yasağı : Anayasa ve iş yasasında belirtilen dayanaklara göre kişinin ve işçinin zorlama yolu ile çalıştırılmaması.

Zorla çalıştırma yöntemi : Çalışmanın ve çalıştırılmanın bir ödev olduğu ilkesinden gidilerek zorunlu hallerde kişinin kendi isteği dışında yasa zoru ile çalıştırılması.

Zorla çalıştırmanın yasaklanması sözleşmesi : Zorla ya da zorunlu çalıştırmanın herhangi bir biçiminin siyasal zorlama ve eğitme, siyasal ya da ideolojik görüşlerin açıklanması nedeniyle cezalandırma, işgücünü harekete geçirme, çalışma disiplinini sağlama, ayrımcılık ve işbırakımını, katılanları cezalandırma aracı olarak kullanılmasını yasaklayan, 1957 yılında kabul edilen temel uluslararası çalışma sözleşmelerinden birisi.

Zorunlu nedenlerle fazla çalışma : Bir aksaklık sırasında, makineler ya da araç ve gereçler üzerinde hemen yapılması gerekli ivedi işlerde ya da zorlayıcı nedenlerin meydana gelmesinde işyerinin aksaksız çalışmasını sağlamak üzere işverence belirli günlük çalışma süresinin dışında işçinin fazla çalıştırılması.

Alım çalım : Gösteriş, çekici hareket.

Alımlı çalımlı : Gösterişli, güzel.

Bakır çalığı : Yeşile çalan mavi renk. Bakır tuzları ile zehirli duruma gelmiş. Bu renkte olan.

Cin çalığı : Dış görünüşü çirkin olan kimse.

Çalı bülbülü : Serçegillerden, güzel öten, küçük bir kuş, ötleğen, bayır kuşu (Sylvia communis).

Çalı çırpı : Kolayca ateş yakmaya yarayan ince ve kuru ağaç dalı, kuru ot vb. şeyler.

Çalı dikeni : Karaçalı.

Çalı fasulyesi : Bir tür kılıçlı fasulye.

Çalı horozu : Tavukgillerden, eti beğenilen bir yaban kuşu (Tetraourogallus).

Çalı kakıcı : Eşkıya bozuntusu.

Çalı kuşu : Serçegillerden, başı koyu kırmızı, gövdesine doğru rengi açılan, çalılık yerleri seven ötücü bir kuş (Troglodytes).

Çalı kuşugiller : Çalı kuşu vb. türleri içine alan kuşlar familyası.

Çalı süpürgesi : Kurumuş bitki saplarından yapılmış olan bir süpürge türü.

Çalık : Çarpık. Yüzünde çıban veya yara yeri olan. Yan yan giden. Koyunlarda çiçek hastalığı. Çalgın. Verev kesilmiş. Adı defterden silinmiş. Doğal olmaktan uzaklaşmış, kendi renginden olmayan. Çıban yeri.

Çalık kavak : Dalları sepetçilikte kullanılan bir tür kavak, sepetçi kavağı.

Çalılandırma : Çalılandırmak işi.

Çalılandırmak : Çorak bir araziyi çalı ekimi yöntemi ile yeşertmek.

Çalılık : Çalısı çok olan yer.

Çalım : Karşıdakini etkilemek amacıyla yapılmış olan abartılı davranış, kurum, caka, afra tafra, afur tafur, zambır. Geminin su kesiminden aşağı bölümünün baş ve kıç bodoslamasına doğru darlaşması. Bir oyuncunun topu elinden veya ayağından kaçırmadan karşısındaki oyuncuları kıvrak hareketlerle geçmesi. Biraz benzeme, andırma. Menzil, erim. Kılıcın keskin yanı.

Çalımcı : Çalım yapan kimse.

Çalımlama : Çalımlamak işi.

Çalımlamak : Bir oyuncu topu elinden veya ayağından kaçırmadan karşısındaki oyuncuları kıvrak hareketlerle geçmek. Kandırmak. Bir fırsattan yararlanarak bir başkasının hakkı olan bir şeyi ele geçirmek.

Çalımlanma : Çalımlanmak işi.

Çalımlanmak : Çalımlı davranmak. Kendisine çalım yapılmak.

Çalımlı : Gösterişli, kurumlu, afralı tafralı. Başı yüksek, yapısı dar gemi.

Çalımlı çalımlı : Çalım satarak.

Çalımlık : Yoğurt veya maya çalmaya yetecek kadar olan.

Çalımlılık : Çalımlı olma durumu.

Çalımsız : Çalımı olmayan, gösterişsiz.

Çalımsızlık : Çalımsız olma durumu.

Çalınma : Çalınmak işi.

Çalınmak : Çalma işine konu olmak. İnme inmek.

Çalıntı : Çalınmış olan.

Çalısız : Çalısı olmayan.

Çalış : Çalma işi.

Çalışılma : Çalışılmak işi.

Çalışılmak : Çalışma işine konu olmak.

Çalışkan : Gayretli, çalışmayı seven, faal.

Çalışkanlık : Çalışkan olma durumu, faaliyet.

Çalışma : Çalışmak işi, emek, say. Bilimsel ve sanatsal amaçlı ürün. Bünyesindeki suyun azalması veya çoğalması sonucu ağacın biçim ve boyutlarının değişmesi. Bir yapı elemanının yük altında biçim değiştirmesi, az veya çok zorlanması.

Çalışma barışı : İş huzuru.

Çalışma belgesi : Bir iş yerinde veya alanında çalışılabileceğini gösteren belge.

Çalışma dolabı : Üst yüzeyinde çalışma tablası bulunan, ön yüzeyinde kapak ve çekmeceleri olan mobilya.

Çalışma gezisi : İş gezisi.

Çalışma günü : İş günü.

Çalışma hayatı : Düşünsel veya bedensel gücün emekçi tarafından bir mal veya hizmet üretmek için kullanıldığı süreç.

Çalışma izni : Bir konuda iş yapmak için resmî kuruluşlardan alınan izin, çalışma ruhsatı.

Çalışma kampı : Herhangi bir suçtan tutuklu bulunan kimselerin, ceza süresi boyunca değişik amaçlı işlerde, toplu olarak çalıştırıldıkları yer.

Çalışma karnesi : Çalışma hayatına başlayan işçiye işveren tarafından verilen, onun işçilik durumunu gösteren belge.

Çalışma odası : Konutlarda çalışmak için özel olarak ayrılmış ve döşenmiş oda.

Çalışma ruhsatı : Çalışma izni.

Çalışma saati : Belirlenmiş, planlanmış çalışma zamanı, iş saati.

Çalışma yöntemi : Bir çalışma veya iş süresinde izlenen bilimsel ve metodik yöntem.

Çalışmacı : Sağlık, yönetim bilimi gibi konularda çalışma yapan kimse.

Çalışmak : Bir şeyi oluşturmak ya da ortaya çıkarmak için emek harcamak. Makine veya aletler işe yarar durumda olmak veya işlemekte bulunmak. Bir şeyi öğrenmek veya yapmak için emek vermek. Herhangi bir iş üzerinde olmak. İşi veya görevi olmak, bulunmak. Bir şeyi yapmak için gereken çarelere başvurmak, o şeyi gerçekleştirmek için kendini zorlamak, çaba harcamak.

Çalıştay : Bilim adamlarının ve uzmanların bir konuda ön hazırlık yapmak üzere katıldığı inceleme ve değerlendirme toplantısı.

Çalıştıran : İşveren.

Çalıştırıcı : Bir spor dalında, sporcuyu eğiten, yetiştiren ve çalıştıran kişi, antrenör, koç (II).

Çalıştırılma : Çalıştırılmak işi.

Çalıştırılmak : Çalışması sağlanmak.

Çalıştırış : Çalıştırma işi.

Çalıştırma : Çalıştırmak işi.

Çalıştırmak : Çalışmasını sağlamak. Çalışma işini yaptırmak.

Hazırlık çalışması : Alıştırma.

Kaşık çalımı : Ortalığın kararmaya başladığı zaman, akşam yemeği zamanı.

Kulis çalışması : Kulis faaliyeti.

Küme çalışması : Öğrencilerin, aralarında seçtikleri bir başkanın kılavuzluğu altında iş birliği yaparak ortak amaçlar doğrultusunda çalışmalarına imkân sağlayan eğitim yöntemi.

Ön çalışma : Bir çalışmaya başlayabilmek için yapılması gereken hazırlık.

Süpürge çalısı : Süpürge otu.

Tespih çalısı : Tespih ağacı.

Toplu çalışım : Toplu çalışma.

Toplu çalışma : Bir konu, bir iş için gerçekleştirilen birlikte çalışma, toplu çalışım.

Diğer dillerde Çalı anlamı nedir?

İngilizce'de Çalı ne demek ? : shurb, frutex, bushe