Interrogative sentence türkçesi Interrogative sentence nedir

  • Soru soran cümle (gramer).
  • Soru kavramı kazandıran hangi? ne? kim? kaç? nasıl? gibi soru kelimelirinden biriyle ya da “evet” veya “hayır” karşılığını isteyen soru eki mi? ile kurulan cümle türü: kimler eğlendi, kimler avundu? vecd ve cuşiş kimde idi? hani mutrip nerede? canan ne oldu? heyhat, bir hırsız gibi yavaş yavaş yaklaşan bu ölü benizli sabah nedir? (y.k. karaosmanoğlu, erenlerin bağından, s.47). niçin geldiniz? niçin bu akşam buraya geldiniz? ve benim rahatımı ne diye kaçırdınız? dedi (a.h. tanpınar, abdullah efendinin rüyaları: geçmiş zaman elbiseleri, s. 99). ne oldu? sen de mektepten mi geliyorsun? başı mı yarıldı çocuğun? düştü mü? gözü mü çıktı? (p. safa, biz insanlar, s.25). || — rahmetli mi dediniz? || dik dik baktım: || — bu, şaşılacak bir şey mi? || adam kekeledi: || — hayır, estağfurullah! gençsiniz de... (t. buğra, yarın diye bir şey yoktur, s. 20). bu mucizenin sebebi ne idi? hemen yarı ölmüş bir halde kendisine bırakılan çocuğun, kucağında yeniden dirildiğini gördüğü için mi? onu yalnız bularak acıdığı için mi? (r. n. güntekin, kızılcık dalları, s. 126). acaba, sevdiği erkeğe bu kız nasıl güler? (s.f.abasıyanık, bütün eserleri ııı: yolculukta, s. 123) vb.
  • Soru tümcesi.
  • Soru cümlesi.
  • Gramer alanında kullanılır.
 

Interrogative sentence ingilizcede ne demek, Interrogative sentence nerede nasıl kullanılır?

Interrogative : Soru edatı. Soru zamiri. Soru ifade eden. Sorgu. Soru belirten. Soru soran. Soru. Soru biçiminde. Soru sözcüğü. Sorulu.

Sentence : Bilgisayar, hukuk, gramer alanlarında kullanılır. Hüküm vermek. Tümce. Cezaya çarptırmak. Tüzel karar. Hüküm giydirmek. Hükme bağlamak. İlam. Ceza vermek. Bir fikri, bir duygu ve düşünceyi, bir oluş ve kılışı tam olarak bir yargı halinde anlatan kelime grubu. cümlenin varlığı için asgari şart bir çekimli fiil veya ek-fiilden oluşan yüklemdir: evin avlusuna, sırtında çuval kaplı yayvan torba, elinde bir ufacık iskemle ve uzun bir demir parçası, dağınık kıyafetli bir adam girdi (r. h. karay, eskici). muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur (m. k. atatürk, nutuk). türklük, beş yüz seneden beri istanbul’u ve boğaziçi’ni bütün beşeriyetin hayaline böyle nakşetti (y. kemal beyatlı aziz istanbul s. 183) vb. || cümleler yapılarına, yüklem türüne, yüklem yerine ve anlamlarına göre sınıflandırılır. yapılışlarına göre sınıflandırmada basit cümle, birleşik cümle, bağlı cümle, sıralı cümle; yüklemine göre isim cümlesi, fiil cümlesi; yüklemin yerine göre kurallı cümle, devrik cümle; anlamına göre olumlu cümle, olumsuz cümle ve soru cümlesi türüne ayrılır. bunlara bk.

Interrogative accents : Soru vurguları. Tiyatro konuşmasında soru tümcelerini renklendirmede önemli olan vurgu biçimlerinin tümü.

Interrogative adjective : Soru sıfatı. Adın yerini, sayısını, durumunu ve zamanını soru yoluyla belirten sıfat: kaç defa, hangi çocuk, kaçıncı kat, ne zaman gibi. || aile yadigarları ne güne duruyor? rehine veririz, bir şey yaparız (a. h. tanpınar, yaz yağmuru, s. 50). bu işi kaç günde bitirebilirsiniz? hangi şarkıcılar, hangi, şarkılar?... (y. k. karaosmanoğlu, göst.e.: s. 109). ada’da kayınbabasının köşkünde kaldıkları zamanlar kaç sabah şafağın taze saatlerinde barbunya avlamıştı? (a. ş. hisar, çamlıcadaki eniştemiz, s. 85). ne zaman ondan bahsedecek olsam elime sarıldınız, bana başka şeyler anlattınız (a. h. tanpınar, yg, s.316) vb.

 

Interrogative adverb : Soru belirteci. Soru zarfı. Fiillerin yer, yön, zaman, neden, nitelik ve derecelerini soru yoluyla açıklayan ve soru zamirlerinden yararlanılarak kurulan zarf: nereye? nerede? hani? nereden? nasıl? (<ne asıl?) niçin? (<ne için) ne kadar? ne zaman? ne türlü? ne derece? vb. şimdi size acımaya yeltenen küstahları, hayatınızın onlarınkinden bin misli renkli olduğuna nasıl inandırmalı! (t. buğra, yalnızlar, s.37). || sokağa çıktığım zaman ona: || — annem için böyle şeyleri nasıl söyledin? || hem neden annenden utanıyorsun? diye ona çıkıştım (a. h. tanpınar, sahnenin dışındakiler, s.39). orası, niçin buradan daha kasvetli, daha elim ve daha korkunç olsun (y. k. karaosmanoğlu, erenlerin bağından: erenlerin bağından s. 212). || — nereden geliyorlarmış? || — koçana’dan iştip’ten, köprülü’den... her taraftan... (ö. seyfettin, bomba: primo türk çocuğu ıı, s. 53). || dilimize arapçadan geçmiş olan acep ve acaba kelimeleri de soru zarfı ve soru ekini pekiştirme edatı olarak kullanılır: acep karacaoğlan bu yerlerden geçti mi ola? acaba söylemek istediklerimi tam olarak anlatabildim mi? vb.

Interrogative particle : Soru eki. Soru kavramı veren mı/mu eki. ilgili olduğu kelimeden ayrı yazılır; ancak, o kelimenin son ünlüsüne göre ünlü uyumlarına girer; soru biçimindeki yüklemlerde şahıs ekleri alabilir: bizde mi geleceğiz?, güler misin, ağlar mısın?, iyi misiniz? yarın buradan ayrılıyorlar mı?, ben de gelebilir miyim? okudu mu? vb. || — oo.. beni nasıl bir yolculuğa sürüklediğinizi biliyor musunuz? (t.buğra, yalnızlar, s. 78). beni sadece sempatik bulduğun için mi seviyorsun? (t.buğra. göst.e., s.17). yahu! hala tanıyamadın mı? bu ne unutkanlık... ben süleyman değil miyim? (a.h. tanpınar, yaz yağmuru: teslim, s.94). || — rahmetli mi dediniz? || dik dik baktım: || — bu, şaşılacak bir şey mi? (t.buğra, yarın diye bir şey yoktur, s. 20). || — bu mu? || — evet (r. h. karay, memleket hikayeleri: komşu namusu, s.99). nice adamların gözleri önünde geçen vak’alar şahitleri kalmayınca, bir zaman mevzu olur, “deli miydi, değil miydi?” derler ve “öldürüldü mü, intihar mı etti” diye sorarlar (a. ş. hisar, fahim bey ve biz, s. 182). sahi mi ali’m? sahiden köylüye karışacak mısın? diye durmadan soruyordu. ali başıyla evet deyince de kuduruyordu (y. kemal, ortadirek, s. 394) vb.

İngilizce Interrogative sentence Türkçe anlamı, Interrogative sentence eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Interrogative sentence ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Ablative : Çıkma durumu. Aşınan. Ergiyen. İsmin -den halindeki. İsmin -den hali. Den hali. Buharlaşan. İsmin den hali. Kelime gruplarında ve cümlede, fiilin gösterdiği oluş ve kılışın kendisinden uzaklaştığını göstermek için kullanılan ad durumu: ikisinde de aynı sebeplerden gelme derin bir hüzün vardı (p. safa, şimşek, s. 34). önlerinden geçtiğimiz bütün bu yalılar, mehtaplık halleriyle, bizi guya bir «elite» bulunduğuna inandırıyordu (a.ş. hisar, boğaziçi mehtapları, s. 133). gençlikte önümüzde atinin bitmez mesafeleri gibi serilen bütün zamanlar elimizden ne kadar çabuk geçiyor. (göst.e. s. 225). fatmayı derinden beri daldığı içlenmelerden, unutulmanın acılarından, en keskin hareketle geçirmek için bu kadarı kafiydi (a.h. tanpınar, huzur, s. 77). tanıdığı adamdan bu odada ne vardı? maddenin ıstırabından başka hemen hemen hiçbir şey (göst.e., s. 324) vb.

Accusative : İsmin -i halindeki sözcük. Geçişli fiil taşıyan bir cümlede fiilin doğrudan doğruya etkilediği yani fiildeki işlevin etki bakımından üzerine yüklendiği adın içinde bulunduğu durum. türkçede bu durum ya eksiz yahut da yalın veya iyelik ekleriyle genişletilmiş adlardan sonra gelen +(y)ı/+(y)u eki ile karşılanır: iş bulmak, görüş bildirmek, yol sormak, ağaçlar+ı budamak, yaka+yı kurtarmak, okul+u bitirmek, istedik+im+i getirdi; yazdıklarınız+ı okudum, görünüş+ü koruyunuz gibi. ancak, bu ek üçüncü şahıs teklik ve çokluk iyelik eklerinden sonra araya bir zamir n’si alarak +nı/+nu biçimine girer; arkadaşımın yeni ev+i+ni gezdim. artık yuva+sı+nı kurmaya çalışıyor; bildik+leri+ni anlattı, yorulduğ+u+nu görmedim vb. İsmin -i halindeki sözcük grubu. İsmin -i hali. İsmin -i halindeki. İsmin -i haline ait. İsmin i hali. Akuzatif. Belirtme durumu.

Abstract noun : Soyut fikir veya kavram temsil eden isim (örneğin, bağımsızlık, öfke, aşk). Oyut ad. Varlığı düşünce yoluyla kabul edilen ve söylendiğinde, zihinde belli bir görüntü veya tasavvur uyandırmayan kavramın adı: soy, ün, düz, korku, söz, bilgi, gönül, kötülük, güzellik, doğruluk vb. karşıtı somut ad’dır. Soyut isim. Soyut ad.

Accentuation : Belirtme. Oyun düzeninde tasarımın bir öğesi. bir uygulamada çeşitli yöntemlerle kişiler, yığınlar, eşyalar ve simgeler vurgulanır. yönetmenin önemli işlerinden biri seyircinin en çok gözüne çarpması gereken şeyi seçmesidir. vurgu, gövde görünüşleri, değişik alanlar, ilişkiler, karşıtlıklar, yükseltiler vb. ile sağlanır. sahne konuşmasında bir tümceyi, belli bir durum içindeki anlamını doğru vererek söylemek için uygun sözcükleri yoğunlaştırmakta kullanılan ses vurgusu. Harekeleme. Vurgu. Vurgulama. Ahenk durağı ile birbirinden ayrılmış kelime öbeklerinde, çok kez vurgulu hece üzerine düşen ve anlamı güçlendirmek üzere onun şiddetini artıran vurgu: ey türk gençliği/ birinci vazifen/ türk istiklalini/ türk cumhuriyetini/ ilelebet muhafaza/ ve müdafaa etmektir./ mevcudiyetinin/ ve istikbalinin/ yegane temeli/ budur./ bu temel/ senin/ en kıymetli hazinendir. (m.k. atatürk, nutuk, s. 607). || dur yolcu/ bilmeden gelip bastığın || bu toprak/ bir devrin/ battığı yerdir. || eğil de kulak ver/ bu sessiz yığın || bir vatan kalbinin/ attığı yerdir. (n.h. onan, çakıl taşları, ant., s. 921) vb. Önemle belirtme. Ahenk vurgusu. Vurgu işaretlerini koyma.

Action noun : Bir durumu, bir oluş ve kılışı ad olarak anlatan ve fiillerden -mak, -ma, -ış / -uş, -ıcı / -ucu vb. eklerle kurulan ad: oku-mak, oku-ma, oku-y-uş, yaz-mak, yaz-ma, yaz-ış, bak-ıcı, gel-ici, gid-ici vb. örnekler: sükut, onları düşünür; acımak onlara ağlar… (a. n. asya, kubbeler: bulutlar, s. 14). bu beklenmeyen bitişiyle çocuk için tabii bir şey olan masal uydurma bu küçük yazıda bütün bir kompozisyon oluyor (a. h. tanpınar, yaşadığım gibi, s. 417). kitaptan korkmak, insan düşüncesinden korkmak, insanı kabul etmemektir (a. h. tanpınar, göst. e., s. 58). pervin kitabını iki avucu arasında asabi bir kavrayışla sıkarak salondan çıktı (p. safa, şimşek, s. 45). bu kuvvet kuruntusunun kendini kuvvetli sanışın sadece o delikanlılık yaşlarına has bir aldanış olduğunu kabul etmek istemiyordu (t. buğra, yalnızlar, s. 46). bütün bu girişlerin, dolandırmaların ne için olduğunu şimdi hepsi de anlamıştı (t. buğra, göst. e., s. 211). Kılış adı.

Actif : Etken fiil. Öznesi belli olan, öznesiyle kesin ilişkisi bulunan ve herhangi bir çatı eki almamış olan fiil: o hızlı yürüdü, ben kaçtım. (p. safa. şimşek, s. 23). büyük babam esrarlı şeyleri çok severdi (p. safa, göst. y.). asırlarca birbirlerinin kanlarını emen, gözlerini oyan insanlar, kol kola oynadılar. doğan hürriyet güneşini alkışladılar (ö. seyfettin. harem, eshab-ı kehfimiz, s. 12). tanyeri nerdeyse ağaracaktı. dağlar kül rengi bir aydınlığın içinde kapkara yükseliyordu. (t. buğra, dönemeçte, s. 5). durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır. (t. fikret) vb. karşıtı edilgen fiil’dir. bk. etken çatı.

Accent of group : Kelime vurgusunun yerine iki veya daha çok kelimeden oluşan bir kelime grubunda, yoğunluğu kelime vurgusundan daha güçlü bir vurgunun yer alması: ‘pencere perdesi; ço’cuk arabası; ‘mor menekşe; ‘yarın geleceğim; ‘nasıl bir iş vb. Grup vurgusu.

Ablaut : Ünlü almaşması. Ses değişimi. Eklerle genişletilen bir kelimedeki ünlülerin, ünlü uyumu kurallarına bağlı olarak kendilerini ilk hecedeki ünlüye göre ayarlayıp ince sıradan kalın, kalın sıradan ince sıraya yahut da düz ünlüden yuvarlak, yuvarlak ünlüden düz ünlüye geçmeleri olayı: karşılaştırılmalıydı, okutturacağımızdan, gelebilecek miydiniz?, önümüzdekilerden, korkusuzluğundan vb. ayrıca bk. ünlü uyumu. Ünlü atlaması.

Adams apple : Kalkan kıkırdak. Gırtlağın arka kıkırdak üzerine oturmuş bulunan ve iki kanadı ön tarafta birbiriyle birleşerek katlanmış kalkanı andırır bir çıkıntı meydana getiren kısmı. kalkan kıkırdağın erkeklerde, özellikle zayıf erkeklerde dıştan da belli olan bu çıkıntılı kısmına adem elması denir.

Adjektive : Somut ve soyut ad ve kavramları niteleme, belirtme, yer gösterme, sayı gösterme, sorma gibi çeşitli yönlerden vasıflandıran, sınırlayan kelime türü: doğru imla, ağır yük, uzun yol, ince iş, güzel fikir, hünerli kişi, doru at, kızıl elma, bin bir dert, tek yol, o zaman, bu durum; hangi iş vb. sıcacık, ışıltılı günü bekliyordu (y. kemal, ortadirek, s. 190). tekmil otların taze, yeşil, gıcır gıcır kokusuyla kokuyordu (y. kemal, göst, e., s. 191). taşbaşoğlunun keskin, umutlu gözleri teker teker üstündeydi (y. kemal göst.e, s. 301). tenha, sessiz yollarda yürür, yürürüm (p. safa, biz insanlar, s. 181). mavi duman, bir bilek damarı gibi kabartılı ve sıcak dudaklarından çıktı (s. faik, bütün eserleri 1, s. 69). biz de mükemmel bir yalancı olduk arkadaş! (k. tahir, esir şehrin insanları, s. 298). bazen bir kaç hafta fazla, bir kaç gün fazla yaşamak işleri nasıl da alt üst ediyor (k. tahir, göst. e., s. 322). hacer! — ha bak, gelirken benim o uzun yeşil ipek başörtümü de getir (m.n. sepetçioğlu, çardaklı bacı, s. 96) vb. Sıfat.

Interrogative sentence synonyms : action verb, active voice, accent intensive, accidence, adjectival construction, active verb.