About to die türkçesi About to die nedir

About to die ile ilgili cümleler

English: My phone is about to die.
Turkish: Benim telefon gidici.

English: I'm about to die.
Turkish: Ölmek üzereyim.

English: The grandfather is about to die.
Turkish: Büyükbaba ölmek üzere.

English: He is about to die.
Turkish: O ölmek üzere.

English: Ali knew he was about to die.
Turkish: Ali ölmek üzere olduğunu biliyordu.

About to die ingilizcede ne demek, About to die nerede nasıl kullanılır?

About : Geriye. Tahminen. Üstünde. Konusunda. Üzerine. Devresinde. Takriben. Sularında. Doğrusunda. Buralarda.

To : Arasında. -mek -mak (mastar). E. E doğru. Kadar. -e göre. Oranla. Kala. Ye. Göre.

Die : Sona ermek. Yaşamını noktalamak. Dünyaya gözlerini kapamak. Bitmek. Oyun zarı. Ölmek. Sıkıntıdan ölmek. Hayatını teslim etmek. Mortoyu çekmek. Yok olmak.

About to : Az kalsın. Üzere. Üzereyken. Mek üzere. Eşiğinde.

About to come : Gelmek üzere.

Was about to : -mak üzereydi. -meye henüz yeltenmişti. -mek üzereydi.

Wanted to die : Ömrünü sonlandırmak istedi. Ölmek istedi. Hayatına son vermek istedi.

Doomed to die : Ölüme mahkum edilmiş. Yok edilmeye mahkum edilmiş.

Man about town : Sosyeteye üye adam. Boşgezen. Pleyboy. Sosyete erkeği. Gösteriş düşkünü. Tiyatro ve gece kulübüne sıkça giden adam. Eğlence yerlerinde sıkça görünen adam.

 

About to happen : Ha oldu ha olacak. Eli kulağında.

İngilizce About to die Türkçe anlamı, About to die eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak About to die ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Fugitive : Kaçan. Kaçak kimse. Uçan. Mülteci. Kısa ömürlü. Çabuk geçen. Derbeder. Uzun sürmeyen. Kaçak.

Goer : Giden kimse. Giden. Ayrılan. Gidici kimse.

Not long for this world : Ölümü yakın. Bu dünyadan gidici.

Goers : Giden. Ayrılan.

Goner : Ölmek üzere kimse. Yolcu. Hapı yutmuş. Gidici kimse.

Moribund : Ölüm halinde. Ortadan kalkmak üzere olan (fikir vb). Adet. Ölümcül. Ölmek üzere olan. Can çekişmekte. Can çekişen. Zayıf. Çok sönük.

Goners : Yolcu. Ölmek üzere kimse. Hapı yutmuş. Gidici kimse.

Far gone : Sonuna merdiven dayamış. Çok eski. Kullanılmaz halde. İleri bir aşamada. Bir ayağı çukurda. Sona yaklaşan. Çok eskimiş. Onarıma gereksinim duyan. Kötü durumda.