Yolcu nedir, Yolcu ne demek

"Yolcu" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Gişelerin önünde işsiz güçsüzler, erken gelen yolcular dolanıyordu." - N. Cumalı

Yerel Türkçe anlamı:

Göze inen perde, boz.

Çerçi.

Pazartesi.

Ölümü yakın.

Yolcu hakkında bilgiler

Yolcu, bir araçta seyahat eden ancak içinde olduğu aracın kullanımında ya da gittiği yere gitmesinde etkili olmayan kişilere verilen genel bir isimdir.

Bir araçtaki mürettebat, şoförler ya da pilotlar, yolcu olarak kabul edilmezler. Örnek olarak, bir otobüsteki muavin yolcu olarak kabul edilmezken bir başka kişi tarafından kullanılmakta olan bir şirket arabasındaki (servis benzeri) yolculuk eden bir kişi yolcu olarak kabul edilir.

Yolcu ile ilgili Cümleler

  • Yolcular artık trene binmeli.
  • Mucize eseri olarak, tüm yolcular üç dakikadan daha az süre içinde yanan uçaktan ayrılmayı başardı.
  • Batan geminin çoğu yolcusu asla kıyıya ulaşmadı.
  • Biz geçen yıl üç ay boyunca birlikte yolculuk ettik.
  • Yolcular bir deniz kenarı otelinde kaldılar.
  • Hiçbir yolcu yaralanmadı.
  • Yolcu gemisi Hong Kong'a uğradı.
  • Yolcu vagonlarının yerini otomobiller aldı.
  • Bütün yolcular uçaktan tahliye edildi.
  • Yolcular gecikmenin nedenini öğrenmeyi bekliyor.
  • Yolcular batan gemiden çıkarıldı.
  • Avustralya'ya bir yolculuğa çıkalım.
  • Yolcu koltuğunda bıraktığım çanta kaybolmuş!
  • Kitap okumak yolculuk yapmaya benzer.
 

Yolcu kısaca anlamı, tanımı:

Yolcu yolunda gerek : "vakit geçirmeden yola devam edilmeli" anlamında kullanılan bir söz. "herkes kendi işini bir an önce bitirmeye çalışmalı" anlamında kullanılan bir söz.

Yolcu etmek : Yola çıkanı uğurlamak.

Yolcu gemisi : Yolcu taşımak üzere yapılmış deniz taşıtı.

Yolcu salonu : Liman, istasyon, otogar vb. yerlerde, yolcuların giderken veya gelirken oturma, dinlenme imkânını buldukları yer.

Yolcu treni : Kısa veya uzun mesafelerde işleyip bütün ana istasyon ve duraklarda duran ve yolcu taşıyan tren.

Demir yolcu : Demir yolu görevlisi.

Mavi yolcu : Mavi yolculuğa çıkan kimse.

Orta yolcu : Orta yolu seçen, orta yoldan yana olan kimse.

Su yolcu : İstanbul'un su yollarının ve bunlara ilişkin kuruluşların bakım, onarım ve işletmesiyle uğraşan kimse.

Yolculuk : Herhangi bir taşıtla bir yere gidip gelme. Bu gidiş gelişte geçen süre. Ülkeden ülkeye veya bir ülke içinde bir yerden bir yere gidiş veya geliş, gezi, seyahat, sefer.

Yolculuk etmek : Bir yerden başka bir yere gitmek.

 

Ahiret yolculuğu : Ölüm.

Aynı yolun yolcusu : Kaderleri, düşünceleri, davranışları birbirine benzer olan. kötü sonları birbirine benzer olan.

Ben hancı sen yolcu oldukça : "düzen bu biçimde devam ettiği sürece" anlamında kullanılan bir söz.

Çiftçiye yağmur yolcuya kurak cümlenin muradını verecek hak : "kullar Tanrı'dan kendilerine gerekli olan şeyleri dilerler, bu dilekleri kabul edecek olan Tanrı'dır" anlamında kullanılan bir söz.

Demir yolculuk : Demir yolcunun yaptığı iş.

Hancı sarhoş yolcu sarhoş : "kimin ne yaptığı belli değil" anlamında kullanılan bir söz.

Mavi yolculuk : Güneybatı kıyılarımızda denizden koy koy dolaşılarak yapılmış olan gezi.

O yolun yolcusu : Sonunda ölecek olan kimse. toplumun ahlak anlayışına göre kötü bir hayat sürdüren kimse.

Orta yolculuk : Orta yolcu olma durumu.

Son yolculuğa çıkmak : Ölmek.

Son yolculuğa uğurlamak : Birinin cenaze törenine katılmak.

Son yolculuk : Ölüm.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Çıkma : Bir yapının üst katlarından dışarıya doğru uzanmış bölüm, balkon. Bir yazı sayfasının kenarına metinle ilgili olarak yazılan ek, çıkıntı, derkenar. Desteklemek amacıyla verilen para. Çıkmak işi. Eski, kullanılmış. Çıkmış. Hamamdan çıkarken kullanılan havlu ve kurulanma takımı, çıkacak.

Çocuk : Soy bakımından oğul veya kız, evlat. Belli bir işte yeteri kadar deneyimi ve yeteneği olmayan kimse. Bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan oğlan veya kız, uşak. Küçük yaştaki erkek veya kız. Büyüklere yakışmayacak, daha çok küçüklerin yapabileceği gibi davranan kimse. Büyükler arasında daha az yaşlı olan kişi. Genç erkek.

İyileşme : İyileşmek işi.

Umutsuz : Umudu olmayan, hiç umudu kalmayan, ümitsiz, nevmit. Düzeleceği veya iyileşeceği sanılmayan, ümitsiz.

Hasta : Parasız, züğürt. Aşırı düşkün, tutkun. Zihinsel yetenekleri bozulmuş olan. Hastalık, kaza veya yaralanma dolayısıyla fizik veya ruh sağlığı bozulmuş ve tedavi edilmesi gereken kimse, rahatsız.

Çıkarılma : Çıkarılmak işi.

Araç : Bir iş yapmakta veya sonuçlandırmakta gücünden yararlanılan nesne. Taşıt. Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri. Kişiler veya nesneler arasında bağlantı sağlayan şey, vasıta.

Yolcu deneti : Yurda giren ya da yurttan çıkan yolcuların, kendilerinin ve mallarının gümrükçe denetlenmesi.

Yolcu geçmeliği : Geçiş iznini göstermek üzere verilen belge.

Yolcu malı : Yabancı ülkelerden gelen ya da oralara giden yolcunun malları.

Yolcu yolakçı : Gezgin, gezgin durumda olan (kimse): Şu dipili günde yolcu yolakçı olanların Allah yardımcısı olsun.

Yolculama : Yolculamak işi.

Yolculamak : Uğurlamak. Yolculamak, uğurlamak

Yolcular : Bitlis kenti, Bölükyazı bucağına bağlı bir yer. Şanlıurfa kenti, Suruç ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Yolculuk dağıtımı : Belli bir başlangıç bölgesinden kaynaklanan her yolculuğun, harita üzerinde, her olası bitiş bölgesine varışını belirleyen araştırma yöntemi.

Yolculuk yaratımı : Kent içinde yeni yapılan yapılarda, yeni kurulan işyerlerinde görülen kentsel etkinliklerin taşıt dolaşımını ve durma yeri gereksinmesini artırması olgusu.

Yolcupınarı : Ağrı ili, Diyadin belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Balıkesir şehri, Sarıbeyler nahiyesine bağlı bir yer.

Diğer dillerde Yolcu anlamı nedir?

İngilizce'de Yolcu ne demek? : n. fare, passenger, pilgrim, traveler, traveller [Brit.], voyager

Fransızca'da Yolcu : voyageur/euse [le][la]

Almanca'da Yolcu : n. Passagier, Reisende

Rusça'da Yolcu : n. путник (M), пассажир (M)

adj. пассажирский