Appositely türkçesi Appositely nedir
- [#doğru Doğru dürüst].
- Uygun bir şekilde.
- Doğru olarak.
- Uygun olarak.
Appositely ingilizcede ne demek, Appositely nerede nasıl kullanılır?
Apposite remark : Uygun yorum. Uygun uyarı. Uygun düşünce.
Apposite : Münasip. Yerinde. Uygun.
Appositeness : Yerindelik. Uygunluk. Yerinde oluş. Münasiplik.
Inapposite : Uygunsuz. Yersiz. Münasebetsiz.
Inappositeness : Uygun olmama durumu. İlgisizlik. Münasebetsizlik. Uygunsuzluk. Alakasız olma durumu. Yaraşır olmama durumu.
Appositional growth : Kıkırdak dokusunda perikondriyumun alt kısmındaki fibroblastların matriks maddelerini sentezlemesi ve salgılamasıyla hücrelerin birbirinden uzaklaşması sonucu oluşan büyüme. Apozisyonal büyüme.
Appositive : Açıklayıcı. Bir cümlede asıl nesneden sonra gelerek onu daha belirgin duruma getirmek, nitelendirmek veya pekiştirmek için kullanılan ve yine nesne durumanda olan kelime veya kelime grubu. bu davayı, bu mukaddes vatanın itila-yı katisini temin edecek olan bu davayı bugün bu mertebeye kadar getirdik. (m.k. atatürk, nutuk, s. 872). azize, o kelebek ruhlu çocuk, sefir karısı olmak ve hayatını avrupanın kibar dünyasında geçirmek hülyasını kuran süslü kız, şimdi hasan beyi, yani parasız ve mevkii, rütbesi yüksek olmayan genç yeğenini seviyordu.(h.e. adıvar, kalp ağrısı, s. 34). o kızı, o zengin kızı istiyorsun demek (h.z. uşaklıgil, ferdi ve şürekası, s. 197). bunu düşünürken firdevs hanımın çehresini bütün boyları ile sahte gençlikler ile, gizlenen fersudelikleriyle o çehreyi görüyordu, bu çehre o eski evin ölmüş ruhu üstünde yükselen yeni ev, yabancı evdi. (h.z. uşaklıgil, aşk-ı memnu, s. 189). kafamdaki şeytanın varlığına indirdiği darbeyi, manevi iflasını asla duymuyor. (ö. seyfettin, gizli mabet, s. 70). bu konuda kendisini, gençliğini ortaya koyan bay hidayet koryürek, çok güzel konuşuyordu (s. kocagöz, izmirin içinde, s. 16) vb. Eşlemeli. Açıklayacı özne. Bir cümlede asıl tümleçten sonra gelerek onu açıklayan ve aynı ad çekimi ekini almış olan kelime veya kelime grupları: mümtaz, yukarıya, annesinin yanına çıktığı zaman, demin gelen kadının on sekiz, yirmi yaşlarında bir kız olduğunu anlamıştı (a.h. tanpınar, huzur, s. 21). bu köşk, dostlarına, barışık dostlarına karşı şerefli yuvası ( ) tutumluluğunun abidesi değil miydi? (a.ş. hisar, çamlıcadaki eniştemiz, s. 228). her yaz içinde saatlerce vakit geçirdiğimiz, çiçeklerini ve ağaçlarını suladığımız bahçemizden, gönül meskenimizden bir türlü ayrılamadık. okumaktan bitip tükenmez zevk aldığı kitaplarına, varlığının hayat kaynağına yeniden kavuşmuştu. üçüncü gün, talat da aramızda bulunduğu halde ona abdest aldırtarak ve kitaba -evde mushaf bulunmadığı için mesneviye- el bastırarak büyük bir yemin ettirdik ve mesele kapandı. (r.n. güntekin, miskinler tekkesi, s. 173). vb. Kendisinden önce gelen kelime veya kelime gruplarını daha açık ifade etmek ve anlamı güçlendirmek için kullanılan kelimeler veya kelime grupları: atatürkün büyük nutuku, siyasi ve milli tarihimizin birinci elden kaynak eseri, türk hitabet sanatının da doruğa yükselmiş bir şaheseridir. (m. k. atatürk, nutuk, ön söz). sonra acayip bir değişiklikle ellerine geçirdikleri bu insan malzemesinin, bu küçücük ve canlı şeyin yerini almaya çalışıyorlardı. (a. h. tanpınar, huzur, s. 285). sonunda yorgun, bitkin ve içi kapkaranlık, kendisini uykuya, kalbinin vurşunu hızlandıran kabusların arasında, zaman zaman aranan noktaların büyük müjdeler gibi uyuşturduğu uykuya bıraktı. (t. buğra, yalnızlar, s. 51). açıklayıcı özne, açıklayıcı nesne, açıklayıcı dolaylı tümleç ve açıklayıcı zarf tümleci durumunda olan kelime veya kelime grupları da vardır. bunlara bk. Açıklayıcı dolaylı tümleç. Açıklayıcı nesne. Bir cümlede özneden sonra gelerek onu daha belirgin duruma getirmek, vasıflandırmak veya pekiştirmek için kullanılan ve yine özne durumunda olan kelime veya kelime grubu: bu genç kız için ismail tayfur, o kumral saçlı, uzun boylu, yeşil gözlü genç adam, herkesin her şeyden başka bir şey olmuştu (h.z. uşaklıgil, ferdi ve şürekası, s.37). azize, o kelebek ruhlu çocuk, sefir karısı olmak ve hayatını avrupanın kibar dünyasında geçirmek hülyasını kuran süslü kız, şimdi hasan beyi, yani parasız ve mevkii, rütbesi yüksek olmayan genç yeğenini seviyordu (h.e. adıvar, kalp ağrısı, s. 34). bir sarıklı hoca, sait molla, ingiliz karargahı kapılarında curnal verme nöbeti bekliyordu (f.r. atay, atatürkçülük nedir, s. 16). kasabanın gazete bayiliğini de yapan fotoğrafçı, yavuz atanın oğlu serdarın arkadaşı hilmi, bir önceki günün tarihini taşıyan cumhuriyeti getirmişti (tarık bugra, yağmuru beklerken, s. 37) vb.
Appositions : Yan yana koyma. Bir araya koyma. Biraraya koyma. Koşuntu. Ekleme. İlave etme. Appozisyon (dilbilgisi terimi). Eşleme. Yanyana koyma.
Apposition : Biraraya koyma. Ekleme. Açıklama cümlesi. Kemik büyümesinde olduğu gibi, daha önce oluşmuş bir yüzeye materyal eklenmesi. Yanyana koyma. Unvan. Ana cümlede anlatılmak istenen duygu ve düşünceyi daha çok açıklamak ve pekiştirmek için kullanılan cümle veya cümleler. açıklama cümlesi, bir önceki cümleye yani, öyle ki, demek ki gibi sonuç ve açıklama bağlantısı kuran kelimeler ile de bağlanabilir. köylüler kış aylarını ocak başında aylak geçirirken kasabaya kağnı yükleriyle odun çekiyor, sözün kısası dev gibi çalışıyordu (k. tahir, köyün kamburu, s. 11). seferberlik olmasa, biz bu ekinden bu kadar daha alırdık hafız oğlum, dedi, alırdık da koyacak yer bulamazdık. (k. tahir, göst. e., s.260). her zamanki gibi ilk anlaşılmamazlık burada da görüldü, yüzler hayret içinde kırıştı (r. h. karay, memleket hikayeleri, s. 132). ama gene sanat olmuyor, sanata benzer bir şey oluyor, yani muvazi gidiyorlar (a.h. tanpınar, huzur, s. 164). nihayet yavaş yavaş yüreğini rahatlandıran karşılığı buldu: nedimeyi ihsan adam etmişti. çerkes dadıyı da makinist oğlu yani onlara, gece gündüz anlıyacakları dille uğraşmışlar, bıkmadan, usanmadan, kızıp darılmadan söylemişlerdi (k. tahir, esir şehrin insanları, s. 283). iyi anlamadığımı görünce: yani, parasız devlet talebesi oldum, dedi. (r.n. güntekin, miskinler tekkesi, s. 183.). türkiyemizde bugün her iki parti de hem iktidarda hem de muhalefette bulunmuşlardır. yani, her iki partinin muhtelif zihniyetlerini, politikanın her iki kutbunda görüyor ve serinkanlılıklarını ölçmek imkanına malik bulunuyoruz. (bedii faik, efendime söyliyeyim, s. 86). bir daha yapmam diye bağırdıkça benim dizlerimin bağı çözülüyordu, düşeceğim sanıyordum (a. rasim, falaka s. 112). tren hızını düşürüyordu; istasyona giriyordu (t. buğra, yalnızlar. s. 147). o zamana kadar yapmadığı bir şeyi yaptı; çay ısmarladı (t. buğra, göst.e. s. 105). ikinci kosovadan sonra o zamanın en büyük ordu kudreti olan macaristan, artık kendi varlığını müdafaaya geçmişti. demek ki fethin saati çalmıştı (y. kemal beyatlı, aziz istanbul, s. 40). fakat bugün uzun bir cenk, bir esaret ve felaket devresinden sonra istanbula dönüp de yarı sakat, işsiz, parasız kalınca ve bütün malını, eşyasını elinden çıkarıp bir dilim ekmeğe muhtaç bir hale düşünce bu vakayı ve yahudinin manalı sözlerini hatırlamış, nihayet işte gelip fırçanın kıymetini sormuştu. demek beş paralık bir değeri yoktu ha (r. h. karay, memleket hikayeleri; garip bir hediye, s. 136). bu şekil, ben hiçbir vakit zihnimde hayatıma verecek kati bir karar düşünmedim ve düşünmeğe niyetim yok. demek ki, senin beklediğin tarzda bende bir karar yok. (h. e. adıvar, handan, s. 10). bu sözleri, bu bilgiç edayı, bu bir küçük çocuga yakışmıyacak heyecanlarla değişip karışan küçük çehreyi hiç sevmemiştim. demek ki, ben yanılmış değilim (r. n. güntekin, miskinler tekkesi, s. 178). yine, deli eniştemiz gayet kıskançtı. öyle ki, bu huyunu meydana koymaktan bile çekinmezdi. (a.ş. hisar, çamlıcadaki eniştemiz, s. 127). o gece, ilk defa olarak ağzımdan dökülüvermişti. öyle ki, söyledikten sonra ben de sözümün isabetine şaşakaldım (y. k. karaosmanoğlu, atatürk, s. 105). onunla başbaşa oldukları veya yalnız onunla meşgul olduğu zamanlardaki gibi düşünmüyor yaşamıyordu. öyle ki, kışın ortasına doğru kendisini hakikaten bu ruh dağınıklığına alışmış buldu (a.h. tanpınar, huzur, s. 278). Apozisyon. Şahıs adlarıyla bir arada kullanılarak nezakete yönelik bir hitap biçimini veya şahsın ailedeki, topluluk ve toplumdaki mevkini ve akrabalık derecesini gösteren ad: kağan, tegin, erkin, beg, hatun, paşa, ağa, hanım, abla, dede, amca, teyze, yange, bacı vb. Eşleme.
Appositiv : Bir cümlede zarf tümlecinden sonra gelerek onu daha belirgin duruma getirmek ve açıklamak için kullanılan ve yine zarf durumunda olan kelime ya da kelime grubu: bir gün ikindiye doğru daireye uğrayan behçet bey, kendisini mabeynden istediklerini, sabahtanberi sağda solda aratıldığını, hemen gitmesi lazım geldiğini öğrendi (a. h. tanpınar, mahur beste, s. 44). ata molla, gençliğinde, mithat paşa muhakemesi sırasında saraya hizmet ettiği için insitabı olanlardan sayılırdı (a. h. tanpınar, mahur beste, s. 51). o gece, yemekten sonra, nasılsa mahur besteden bahsedilmiş, molla bey hemen oracıkta, hala güzel olan o dik sesiyle, eliyle yemek masasında tempo tutarak onlara bu her şeyin üstünde aşk türküsünü okumuş, sonra da talat beyin hikayesini anlatmıştı (a. h. tanpınar, mahur beste, s. 90). bizim köyün lodos tarafı gayri meşkundur. orada fundalar yabani meşe palamutları, koca yemişler, çalı süpürgeleri, bir türlü ağaç haline gelemeden ama ağacı taklit edercesine gelişir birbirinin içine girmiş yaşarlar. (s.f. abasıyanık, mahalle kahvesi, s. 41). yarın sabah sabah, karga bokunu yemeden kalkıp onun evine gider, çat çat kapıyı çalar, kim kapıyı açarsa, bilmem ne hanımın babası ile görüşmek istiyorum, derim (s. f. abasıyanık, mahalle kahvesi, s. 51). handanın sınavının hemen ertesi günü, bir ilkbahar sabahı, haydarpaşadan yola çıktılar (t. buğra, yalnızlar, s. 74) vb. Açıklayıcı zarf tümleci.
İngilizce Appositely Türkçe anlamı, Appositely eş anlamlısı
Sözcükler, direkt olarak Appositely ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.
Justly : Adilce. Doğrulukla. Adil bir şekilde. Adaletle. Adilane. Adamcasına. Haklı olarak.
Truly : Cidden. Gerçekten. Sahiden. Sadakatle. Hakikaten. İçten. Samimiyetle. Düzgün. Kanunen. Tam.
Decently : İnsanca. Terbiye ölçüsünde. İyi. Terbiyeli bir biçimde. Yeterince. Hoşgörüyle. Adam gibi. İnsan gibi. Adam gibi (argo terim).
Expediently : Üretken bir şekilde. Avantajlı bir halde. Zaman harcamaya değer bir tarzda. Münasip bir şekilde. Kazançlı bir tarzda. Elverişli bir şekilde.
Aptly : Ustalıkla. Yerinde.
Concordantly : Uyumlu bir biçimde. Bağdaşan bir şekilde. Uzlaşan. Bu bağlamda. Uygun bir biçimde. Münasipçe. Buna paralel olarak. Uyumlu.
Truthfully : Doğrusunu söylemek gerekirse. Mertçe. Tam olarak. Gerçeğe dayanan bir tarzda. Doğru bir şekilde. İçtenlikle. Dürüstçe. Kesin olarak. Doğru bir tarzda.
Becomingly : Yaraşır bir şekilde. Uygunca. Yakışır bir şekilde. Uygun biçimde. Usulünce.
Properly : Uygunca. Güzelce. Gerçekten. Adamakıllı. Aslında. Bir güzel. Haklı olarak. İyice. Esaslı bir şekilde.
Apropos : Sırası gelmişken. İle ilgili. Hakkında. Zamanı gelmişken. Yerinde. Uygun. Münasip. -e ait. Tam zamanında.
Appositely synonyms : appropriately, availably, rightly, duly, aright, pertinent, fitly, favorably, effectually, dully, advantageously, condignly, appositively, agreeably, accommodatingly, eligibly, accurately, decorously, proper, befittingly, allowably, correspondingly, apt, according, correctly, conveniently, according to hoyle, fittingly, coordinately, favourably, comme il faut, applicably, searchingly.
Appositely zıt anlamlı kelimeler, Appositely kelime anlamı
Malapropos : Uygunsuzluk. Münasebetsiz. Uygunsuz. Yersiz. Yakışıksız. Uygunsuzca. Yersizlik. Edepsiz. Yersiz biçimde.

Bu kısımda Appositely kelimesinin türkçesi nedir? ingilizcede Appositely ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik olarak hemen sorabilir, daha sonra kısaca ingilizce Appositely anlamı, açılımı ya da türkçe kelime anlamı hakkında bilgiler verebilir veya dilerseniz Appositely ile ilgili cümleler sözler yazılar ile ingilizce türkçe çeviri sözlük anlamları paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.