Apposite türkçesi Apposite nedir

Apposite ingilizcede ne demek, Apposite nerede nasıl kullanılır?

Apposite remark : Uygun düşünce. Uygun yorum. Uygun uyarı.

Appositely : Doğru dürüst. Uygun bir şekilde. Uygun olarak. Doğru olarak.

Appositeness : Münasiplik. Yerinde oluş. Yerindelik. Uygunluk.

Inapposite : Uygunsuz. Yersiz. Münasebetsiz.

Inappositeness : Uygunsuzluk. Alakasız olma durumu. Uygun olmama durumu. İlgisizlik. Yaraşır olmama durumu. Münasebetsizlik.

Appositiv : Açıklayıcı zarf tümleci. Bir cümlede zarf tümlecinden sonra gelerek onu daha belirgin duruma getirmek ve açıklamak için kullanılan ve yine zarf durumunda olan kelime ya da kelime grubu: bir gün ikindiye doğru daireye uğrayan behçet bey, kendisini mabeynden istediklerini, sabahtanberi sağda solda aratıldığını, hemen gitmesi lazım geldiğini öğrendi (a. h. tanpınar, mahur beste, s. 44). ata molla, gençliğinde, mithat paşa muhakemesi sırasında saraya hizmet ettiği için insitabı olanlardan sayılırdı (a. h. tanpınar, mahur beste, s. 51). o gece, yemekten sonra, nasılsa mahur beste’den bahsedilmiş, molla bey hemen oracıkta, hala güzel olan o dik sesiyle, eliyle yemek masasında tempo tutarak onlara bu her şeyin üstünde aşk türküsünü okumuş, sonra da talat beyin hikayesini anlatmıştı (a. h. tanpınar, mahur beste, s. 90). bizim köyün lodos tarafı gayri meşkundur. orada fundalar yabani meşe palamutları, koca yemişler, çalı süpürgeleri, bir türlü ağaç haline gelemeden ama ağacı taklit edercesine gelişir birbirinin içine girmiş yaşarlar. (s.f. abasıyanık, mahalle kahvesi, s. 41). yarın sabah sabah, karga bokunu yemeden kalkıp onun evine gider, çat çat kapıyı çalar, kim kapıyı açarsa, bilmem ne hanımın babası ile görüşmek istiyorum, derim (s. f. abasıyanık, mahalle kahvesi, s. 51). handan’ın sınavının hemen ertesi günü, bir ilkbahar sabahı, haydarpaşa’dan yola çıktılar (t. buğra, yalnızlar, s. 74) vb.

 

Appositional growth : Apozisyonal büyüme. Kıkırdak dokusunda perikondriyumun alt kısmındaki fibroblastların matriks maddelerini sentezlemesi ve salgılamasıyla hücrelerin birbirinden uzaklaşması sonucu oluşan büyüme.

Appositive : Açıklayıcı dolaylı tümleç. Kendisinden önce gelen kelime veya kelime gruplarını daha açık ifade etmek ve anlamı güçlendirmek için kullanılan kelimeler veya kelime grupları: atatürk’ün büyük nutuk’u, siyasi ve milli tarihimizin birinci elden kaynak eseri, türk hitabet san’atının da doruğa yükselmiş bir şaheseridir. (m. k. atatürk, nutuk, ön söz). sonra acayip bir değişiklikle ellerine geçirdikleri bu insan malzemesinin, bu küçücük ve canlı şeyin yerini almaya çalışıyorlardı. (a. h. tanpınar, huzur, s. 285). sonunda yorgun, bitkin ve içi kapkaranlık, kendisini uykuya, kalbinin vurşunu hızlandıran kabusların arasında, zaman zaman aranan noktaların büyük müjdeler gibi uyuşturduğu uykuya bıraktı. (t. buğra, yalnızlar, s. 51). açıklayıcı özne, açıklayıcı nesne, açıklayıcı dolaylı tümleç ve açıklayıcı zarf tümleci durumunda olan kelime veya kelime grupları da vardır. bunlara bk. Açıklayıcı. Ondan hemen önce gelen kelime veya ifadeyi niteleyen ve tamlayan ifade (gramer). Bir cümlede asıl tümleçten sonra gelerek onu açıklayan ve aynı ad çekimi ekini almış olan kelime veya kelime grupları: mümtaz, yukarıya, annesinin yanına çıktığı zaman, demin gelen kadının on sekiz, yirmi yaşlarında bir kız olduğunu anlamıştı (a.h. tanpınar, huzur, s. 21). bu köşk, dostlarına, barışık dostlarına karşı şerefli yuvası (…) tutumluluğunun abidesi değil miydi? (a.ş. hisar, çamlıcadaki eniştemiz, s. 228). her yaz içinde saatlerce vakit geçirdiğimiz, çiçeklerini ve ağaçlarını suladığımız bahçemizden, gönül meskenimizden bir türlü ayrılamadık. okumaktan bitip tükenmez zevk aldığı kitaplarına, varlığının hayat kaynağına yeniden kavuşmuştu. üçüncü gün, talat da aramızda bulunduğu halde ona abdest aldırtarak ve kitaba -evde mushaf bulunmadığı için mesnevi’ye- el bastırarak büyük bir yemin ettirdik ve mesele kapandı. (r.n. güntekin, miskinler tekkesi, s. 173). vb. Açıklayıcı nesne. Bir cümlede özneden sonra gelerek onu daha belirgin duruma getirmek, vasıflandırmak veya pekiştirmek için kullanılan ve yine özne durumunda olan kelime veya kelime grubu: bu genç kız için ismail tayfur, o kumral saçlı, uzun boylu, yeşil gözlü genç adam, herkesin her şeyden başka bir şey olmuştu (h.z. uşaklıgil, ferdi ve şürekası, s.37). azize, o kelebek ruhlu çocuk, sefir karısı olmak ve hayatını avrupa’nın kibar dünyasında geçirmek hülyasını kuran süslü kız, şimdi hasan beyi, yani parasız ve mevkii, rütbesi yüksek olmayan genç yeğenini seviyordu (h.e. adıvar, kalp ağrısı, s. 34). bir sarıklı hoca, sait molla, ingiliz karargahı kapılarında curnal verme nöbeti bekliyordu (f.r. atay, atatürkçülük nedir, s. 16). kasabanın gazete bayiliğini de yapan fotoğrafçı, yavuz ata’nın oğlu serdar’ın arkadaşı hilmi, bir önceki günün tarihini taşıyan cumhuriyet’i getirmişti (tarık bugra, yağmuru beklerken, s. 37) vb. Bir cümlede asıl nesneden sonra gelerek onu daha belirgin duruma getirmek, nitelendirmek veya pekiştirmek için kullanılan ve yine nesne durumanda olan kelime veya kelime grubu. bu davayı, bu mukaddes vatanın itila-yı kat’isini temin edecek olan bu davayı bugün bu mertebeye kadar getirdik. (m.k. atatürk, nutuk, s. 872). azize, o kelebek ruhlu çocuk, sefir karısı olmak ve hayatını avrupa’nın kibar dünyasında geçirmek hülyasını kuran süslü kız, şimdi hasan beyi, yani parasız ve mevkii, rütbesi yüksek olmayan genç yeğenini seviyordu.(h.e. adıvar, kalp ağrısı, s. 34). o kızı, o zengin kızı istiyorsun demek (h.z. uşaklıgil, ferdi ve şürekası, s. 197). bunu düşünürken firdevs hanımın çehresini bütün boyları ile sahte gençlikler ile, gizlenen fersudelikleriyle o çehreyi görüyordu, bu çehre o eski evin ölmüş ruhu üstünde yükselen yeni ev, yabancı evdi. (h.z. uşaklıgil, aşk-ı memnu, s. 189). kafamdaki şeytanın varlığına indirdiği darbeyi, manevi iflasını asla duymuyor. (ö. seyfettin, gizli mabet, s. 70). bu konuda kendisini, gençliğini ortaya koyan bay hidayet koryürek, çok güzel konuşuyordu (s. kocagöz, izmir’in içinde, s. 16) vb. Eşlemeli.

 

Apposing : Yapıştırmak. Yakına koymak. Yan yana koymak.

Appositively : Uygun bir şekilde. Eşleme olarak (gramer).

İngilizce Apposite Türkçe anlamı, Apposite eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Apposite ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Adjusted : Ayarlı. Uyarlanmış. Ayarlanmış. Düzeltilmiş. Düzenlenmiş. Tashih edilmiş. Değiştirilmiş. Oturtulmuş. Değişmez (sigorta talebi).

Convenient : Müsait. İşe yarar. Yakın. Ulaşması kolay. Kullanışlı. Rahat. Pratik. Elverişli.

Answerable : Sorumlu. Cevaplanabilir. Yükümlü. Cevap verilebilir. Mesul.

Aptest : Eğimli. Kavrayışlı. Yatkınlık. Zeki. Mümkün. Eğilimli. Çabuk kavrayan. Yetenekli. Yatkın.

Allowable : Hoşgörülebilir. Caiz. Bırakılabilir. Kabul edilebilir. Emniyetli. Yapılması uygun görülen. Yapılmasında sakınca olmayan. İzin verilebilir. Olası. İndirim yapılabilir.

Decorous : Usturuplu. Terbiyeli. Zevkli. Yakışık alır. Ağırbaşlı. Kibar. Efendi.

Accommodating : Yardımsever. Uysal. Yerleştirme. Yardımcı. Yerleştirerek. Uyumlu. Mezhebi geniş. Değişime açık. İyiliksever.

Applicative : Pratik. Uygulanabilir. Kullanışlı.

Congruent : Uyumlu. Mutabık. Uyuşan. Ahenkli. Eşleşik.

Apt : Eğimli. Mümkün. Kavrayışlı. Yatkınlık. Yatkın. Muhtemel. Hızlandırılmış taban sınaması. Eğilimli.

Apposite synonyms : congruous, condign, applicable, adequate, comme il faut, apter, braw, conformable, acceptable, appropriate, calculated, advisable, accordant, becoming, due to, admissible, agreeable, befitting, apropos, adaptable, amenable, aptly, pertinent, agreeable to, appropriating, appropriates.

Apposite zıt anlamlı kelimeler, Apposite kelime anlamı

Malapropos : Yersiz. Uygunsuzca. Yakışıksız. Yersiz biçimde. Uygunsuz. Münasebetsiz. Yersizlik. Uygunsuzluk. Edepsiz.

Apposite ingilizce tanımı, definition of Apposite

Apposite kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : As, this argument is very apposite to the case. Very applicable. Followed by to. Pat. Relevant. Well adapted. Suitable or fit.