Apposition türkçesi Apposition nedir

  • Biraraya koyma.
  • Apozisyon.
  • Kemik büyümesinde olduğu gibi, daha önce oluşmuş bir yüzeye materyal eklenmesi.
  • Appozisyon.
  • Biyoloji, gramer alanlarında kullanılır.
  • Yan yana koyma.
  • Eşleme.
  • Şahıs adlarıyla bir arada kullanılarak nezakete yönelik bir hitap biçimini veya şahsın ailedeki, topluluk ve toplumdaki mevkini ve akrabalık derecesini gösteren ad: kağan, tegin, erkin, beg, hatun, paşa, ağa, hanım, abla, dede, amca, teyze, yange, bacı vb.
  • İlave etme.
  • Açıklama cümlesi.
  • Bir araya koyma.
  • Koşuntu.
  • Ekleme.
  • Unvan.
  • Yanyana koyma.
  • Ana cümlede anlatılmak istenen duygu ve düşünceyi daha çok açıklamak ve pekiştirmek için kullanılan cümle veya cümleler. açıklama cümlesi, bir önceki cümleye yani, öyle ki, demek ki gibi sonuç ve açıklama bağlantısı kuran kelimeler ile de bağlanabilir. köylüler kış aylarını ocak başında aylak geçirirken kasabaya kağnı yükleriyle odun çekiyor, sözün kısası dev gibi çalışıyordu (k. tahir, köyün kamburu, s. 11). seferberlik olmasa, biz bu ekinden bu kadar daha alırdık hafız oğlum, dedi, alırdık da koyacak yer bulamazdık. (k. tahir, göst. e., s.260). her zamanki gibi ilk anlaşılmamazlık burada da görüldü, yüzler hayret içinde kırıştı (r. h. karay, memleket hikayeleri, s. 132). ama gene sanat olmuyor, sanata benzer bir şey oluyor, yani muvazi gidiyorlar (a.h. tanpınar, huzur, s. 164). nihayet yavaş yavaş yüreğini rahatlandıran karşılığı buldu: nedimeyi ihsan adam etmişti. çerkes dadıyı da makinist oğlu …yani onlara, gece gündüz anlıyacakları dille uğraşmışlar, bıkmadan, usanmadan, kızıp darılmadan söylemişlerdi” (k. tahir, esir şehrin insanları, s. 283). iyi anlamadığımı görünce: yani, parasız devlet talebesi oldum, dedi. (r.n. güntekin, miskinler tekkesi, s. 183.). türkiyemizde bugün her iki parti de hem iktidarda hem de muhalefette bulunmuşlardır. yani, her iki partinin muhtelif zihniyetlerini, politikanın her iki kutbunda görüyor ve serinkanlılıklarını ölçmek imkanına malik bulunuyoruz. (bedii faik, efendime söyliyeyim, s. 86). bir daha yapmam diye bağırdıkça benim dizlerimin bağı çözülüyordu, düşeceğim sanıyordum (a. rasim, falaka s. 112). tren hızını düşürüyordu; istasyona giriyordu (t. buğra, yalnızlar. s. 147). o zamana kadar yapmadığı bir şeyi yaptı; çay ısmarladı (t. buğra, göst.e. s. 105). ikinci kosova’dan sonra o zamanın en büyük ordu kudreti olan macaristan, artık kendi varlığını müdafaaya geçmişti. demek ki fethin saati çalmıştı (y. kemal beyatlı, aziz istanbul, s. 40). fakat bugün uzun bir cenk, bir esaret ve felaket devresinden sonra istanbul’a dönüp de yarı sakat, işsiz, parasız kalınca ve bütün malını, eşyasını elinden çıkarıp bir dilim ekmeğe muhtaç bir hale düşünce bu vakayı ve yahudinin manalı sözlerini hatırlamış, nihayet işte gelip fırçanın kıymetini sormuştu. demek beş paralık bir değeri yoktu ha… (r. h. karay, memleket hikayeleri; garip bir hediye, s. 136). bu şekil, ben hiçbir vakit zihnimde hayatıma verecek kat’i bir karar düşünmedim ve düşünmeğe niyetim yok. demek ki, senin beklediğin tarzda bende bir karar yok. (h. e. adıvar, handan, s. 10). bu sözleri, bu bilgiç edayı, bu bir küçük çocuga yakışmıyacak heyecanlarla değişip karışan küçük çehreyi hiç sevmemiştim. demek ki, ben yanılmış değilim (r. n. güntekin, miskinler tekkesi, s. 178). yine, deli eniştemiz gayet kıskançtı. öyle ki, bu huyunu meydana koymaktan bile çekinmezdi. (a.ş. hisar, çamlıcadaki eniştemiz, s. 127). o gece, ilk defa olarak ağzımdan dökülüvermişti. öyle ki, söyledikten sonra ben de sözümün isabetine şaşakaldım (y. k. karaosmanoğlu, atatürk, s. 105). onunla başbaşa oldukları veya yalnız onunla meşgul olduğu zamanlardaki gibi düşünmüyor yaşamıyordu. öyle ki, kışın ortasına doğru kendisini hakikaten bu ruh dağınıklığına alışmış buldu (a.h. tanpınar, huzur, s. 278).
  • Appozisyon (dilbilgisi terimi).
 

Apposition ingilizcede ne demek, Apposition nerede nasıl kullanılır?

 

Appositional growth : Apozisyonal büyüme. Kıkırdak dokusunda perikondriyumun alt kısmındaki fibroblastların matriks maddelerini sentezlemesi ve salgılamasıyla hücrelerin birbirinden uzaklaşması sonucu oluşan büyüme.

Appositions : Yanyana koyma. Eşleme. Biraraya koyma. Bir araya koyma. Appozisyon (dilbilgisi terimi). Yan yana koyma. Ekleme. Koşuntu. İlave etme.

Appositiv : Bir cümlede zarf tümlecinden sonra gelerek onu daha belirgin duruma getirmek ve açıklamak için kullanılan ve yine zarf durumunda olan kelime ya da kelime grubu: bir gün ikindiye doğru daireye uğrayan behçet bey, kendisini mabeynden istediklerini, sabahtanberi sağda solda aratıldığını, hemen gitmesi lazım geldiğini öğrendi (a. h. tanpınar, mahur beste, s. 44). ata molla, gençliğinde, mithat paşa muhakemesi sırasında saraya hizmet ettiği için insitabı olanlardan sayılırdı (a. h. tanpınar, mahur beste, s. 51). o gece, yemekten sonra, nasılsa mahur beste’den bahsedilmiş, molla bey hemen oracıkta, hala güzel olan o dik sesiyle, eliyle yemek masasında tempo tutarak onlara bu her şeyin üstünde aşk türküsünü okumuş, sonra da talat beyin hikayesini anlatmıştı (a. h. tanpınar, mahur beste, s. 90). bizim köyün lodos tarafı gayri meşkundur. orada fundalar yabani meşe palamutları, koca yemişler, çalı süpürgeleri, bir türlü ağaç haline gelemeden ama ağacı taklit edercesine gelişir birbirinin içine girmiş yaşarlar. (s.f. abasıyanık, mahalle kahvesi, s. 41). yarın sabah sabah, karga bokunu yemeden kalkıp onun evine gider, çat çat kapıyı çalar, kim kapıyı açarsa, bilmem ne hanımın babası ile görüşmek istiyorum, derim (s. f. abasıyanık, mahalle kahvesi, s. 51). handan’ın sınavının hemen ertesi günü, bir ilkbahar sabahı, haydarpaşa’dan yola çıktılar (t. buğra, yalnızlar, s. 74) vb. Açıklayıcı zarf tümleci.

Appositive : Açıklayıcı dolaylı tümleç. Açıklayıcı. Bir cümlede asıl nesneden sonra gelerek onu daha belirgin duruma getirmek, nitelendirmek veya pekiştirmek için kullanılan ve yine nesne durumanda olan kelime veya kelime grubu. bu davayı, bu mukaddes vatanın itila-yı kat’isini temin edecek olan bu davayı bugün bu mertebeye kadar getirdik. (m.k. atatürk, nutuk, s. 872). azize, o kelebek ruhlu çocuk, sefir karısı olmak ve hayatını avrupa’nın kibar dünyasında geçirmek hülyasını kuran süslü kız, şimdi hasan beyi, yani parasız ve mevkii, rütbesi yüksek olmayan genç yeğenini seviyordu.(h.e. adıvar, kalp ağrısı, s. 34). o kızı, o zengin kızı istiyorsun demek (h.z. uşaklıgil, ferdi ve şürekası, s. 197). bunu düşünürken firdevs hanımın çehresini bütün boyları ile sahte gençlikler ile, gizlenen fersudelikleriyle o çehreyi görüyordu, bu çehre o eski evin ölmüş ruhu üstünde yükselen yeni ev, yabancı evdi. (h.z. uşaklıgil, aşk-ı memnu, s. 189). kafamdaki şeytanın varlığına indirdiği darbeyi, manevi iflasını asla duymuyor. (ö. seyfettin, gizli mabet, s. 70). bu konuda kendisini, gençliğini ortaya koyan bay hidayet koryürek, çok güzel konuşuyordu (s. kocagöz, izmir’in içinde, s. 16) vb. Kendisinden önce gelen kelime veya kelime gruplarını daha açık ifade etmek ve anlamı güçlendirmek için kullanılan kelimeler veya kelime grupları: atatürk’ün büyük nutuk’u, siyasi ve milli tarihimizin birinci elden kaynak eseri, türk hitabet san’atının da doruğa yükselmiş bir şaheseridir. (m. k. atatürk, nutuk, ön söz). sonra acayip bir değişiklikle ellerine geçirdikleri bu insan malzemesinin, bu küçücük ve canlı şeyin yerini almaya çalışıyorlardı. (a. h. tanpınar, huzur, s. 285). sonunda yorgun, bitkin ve içi kapkaranlık, kendisini uykuya, kalbinin vurşunu hızlandıran kabusların arasında, zaman zaman aranan noktaların büyük müjdeler gibi uyuşturduğu uykuya bıraktı. (t. buğra, yalnızlar, s. 51). açıklayıcı özne, açıklayıcı nesne, açıklayıcı dolaylı tümleç ve açıklayıcı zarf tümleci durumunda olan kelime veya kelime grupları da vardır. bunlara bk. Eşlemeli. Açıklayacı özne. Bir cümlede özneden sonra gelerek onu daha belirgin duruma getirmek, vasıflandırmak veya pekiştirmek için kullanılan ve yine özne durumunda olan kelime veya kelime grubu: bu genç kız için ismail tayfur, o kumral saçlı, uzun boylu, yeşil gözlü genç adam, herkesin her şeyden başka bir şey olmuştu (h.z. uşaklıgil, ferdi ve şürekası, s.37). azize, o kelebek ruhlu çocuk, sefir karısı olmak ve hayatını avrupa’nın kibar dünyasında geçirmek hülyasını kuran süslü kız, şimdi hasan beyi, yani parasız ve mevkii, rütbesi yüksek olmayan genç yeğenini seviyordu (h.e. adıvar, kalp ağrısı, s. 34). bir sarıklı hoca, sait molla, ingiliz karargahı kapılarında curnal verme nöbeti bekliyordu (f.r. atay, atatürkçülük nedir, s. 16). kasabanın gazete bayiliğini de yapan fotoğrafçı, yavuz ata’nın oğlu serdar’ın arkadaşı hilmi, bir önceki günün tarihini taşıyan cumhuriyet’i getirmişti (tarık bugra, yağmuru beklerken, s. 37) vb. Bir cümlede asıl tümleçten sonra gelerek onu açıklayan ve aynı ad çekimi ekini almış olan kelime veya kelime grupları: mümtaz, yukarıya, annesinin yanına çıktığı zaman, demin gelen kadının on sekiz, yirmi yaşlarında bir kız olduğunu anlamıştı (a.h. tanpınar, huzur, s. 21). bu köşk, dostlarına, barışık dostlarına karşı şerefli yuvası (…) tutumluluğunun abidesi değil miydi? (a.ş. hisar, çamlıcadaki eniştemiz, s. 228). her yaz içinde saatlerce vakit geçirdiğimiz, çiçeklerini ve ağaçlarını suladığımız bahçemizden, gönül meskenimizden bir türlü ayrılamadık. okumaktan bitip tükenmez zevk aldığı kitaplarına, varlığının hayat kaynağına yeniden kavuşmuştu. üçüncü gün, talat da aramızda bulunduğu halde ona abdest aldırtarak ve kitaba -evde mushaf bulunmadığı için mesnevi’ye- el bastırarak büyük bir yemin ettirdik ve mesele kapandı. (r.n. güntekin, miskinler tekkesi, s. 173). vb. Ondan hemen önce gelen kelime veya ifadeyi niteleyen ve tamlayan ifade (gramer). Açıklayıcı nesne.

Appositively : Uygun bir şekilde. Eşleme olarak (gramer).

Inapposite : Uygunsuz. Yersiz. Münasebetsiz.

Appositeness : Münasiplik. Yerinde oluş. Uygunluk. Yerindelik.

Apposite remark : Uygun yorum. Uygun düşünce. Uygun uyarı.

Appositely : Doğru dürüst. Doğru olarak. Uygun bir şekilde. Uygun olarak.

Inappositeness : Uygun olmama durumu. Uygunsuzluk. Yaraşır olmama durumu. Münasebetsizlik. Alakasız olma durumu. İlgisizlik.

İngilizce Apposition Türkçe anlamı, Apposition eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Apposition ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Mating : Çiftleşme. Erkek ve dişinin yavru meydana getirmek üzere çiftleşmesi, koitus, koyitus, kopulasyon. Aşım. Çiftleştirme. Erkek hayvanın dişiyle çiftleşmesi, çiftleştirme. Birleşme.

Accomplices : Suç ortağı. Suç ortakları. Şerikler. Avene.

Juxtaposition : Dizme. Yanyana bulundurulma. Birbirine yakın bulunma. Aralarında kimyasal bir kaynaşma olmaksızın, bilinen öğelerin yanyana konulması (bu durumda belge verilmez, çünkü bir bulgu söz konusu değildir). Bitişik olma. Yanyana bulunma. Birbirine yakın koyma. Birbirine yakın bulundurma.

Growing : Giderek artan. Büyüme. Tarım. Yetiştirme. Artan. Gelişim. Büyüyen. Gelişme. Büyümekte olan. Gelişen.

Annexation : Müsadere. Katılan arazi. Katma. Bir kent yönetiminin, sınırları dışındaki bir yerleşim yerini, yetkili kurul ve örgenlerin vargısıyla, kendi sınırlarının içine alması. Bir taşınmazın diğer bir taşınmazla birleştirilmesi. Topraklarına katma. İlhak.

Designation : Gösterilme. İsim. Tahsis. Gösterme. İşaret koyma. Tayin. Atanma. Lakap.

Denominations : Çeşit. Tarikat. Nominal değer. Herkesin tanıyıp benimsediği ve mal alırken aradığı markalar. Değer birimi. Adlandırma. Tanınma adları. Ad. İsim.

Juxtapositions : Dizme. Bitişik olma. Yanyana bulundurulma. Yanyana bulunma. Karşıtlık yaratma amacıyla bir araya getirme. Birbirine yakın bulunma. Birbirine yakın koyma. Birbirine yakın bulundurma.

Additions : İlave. Katma. Katılan şey. Toplama. Katkı. Katılma. Ek. Artış.

Apposition synonyms : appositions, pairings, maturation, annexion, ontogeny, adding, agglutinations, ontogenesis, annexe, matching, matchings, add, anschluss, addendum, affiliation, denomination, annexing, qualifying, map, addition, matings, agglutination, inserting, annexations, title, appellation, development, limiting, appellative, pairing, synchronization, coupling, add on.

Apposition zıt anlamlı kelimeler, Apposition kelime anlamı

Nondevelopment : Gelişmeme. Kalkınmama.

Apposition ingilizce tanımı, definition of Apposition

Apposition kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : Accretion. Application. The act of adding.