Barı nedir, Barı ne demek

Barı; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de isim olarak kullanılır.

  • Çit

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Bari, keşke, hiç olmazsa, öyle ise.

Bahçe duvarı, çit, avlu duvarları üzerine konulan çalı çırpı, harçsız yapılan duvar, tarla sınırı, tarlaların alt yanına çekilen taş set, siper.

[Bakınız: ber, bér].

Bağ çubuğu.

Yokuş.

Pirinç tarlarındaki parsel: Ahmet'in on beş barı pirinçliği var. 6.Köy evlerinde bulunan ocak bacası.

Davar sağılan yer, ağıl.

Yük.

Teknik terim anlamı:

Bahçe ya da avlu duvarı. (Ağıl Eğridir Isparta; Erenköy, İnönü Eskişehir; Yurtbeyi Çankaya, Çağa Güdül Ankara).

Barı ile ilgili Cümleler

  • “Adayı ve adalıları o kadar sevmeme rağmen bir türlü yıldızım barışmamıştır.”
  • Barış antlaşması yarın imzalanacak.
  • Dünyada barış olsun.
  • Barış içinde çalışayım.
  • Biz barış için dua ediyoruz.
  • Siyasette barış var mı?
  • Tom'un gerçekten istediği biraz barış ve sessizlik.
  • Barış görüşmeleri bir süreliğine askıya alındı.
  • Barış'ı da yolla mesela oraya.
  • İstediğim şey biraz barış ve sessizlik.
  • Lütfen barış içinde yememe izin ver.
  • Barışsız hayat olmaz.
  • Barışla refah gelir.
  • Barış çok önemlidir.

Barı ile ilgili Atasözü veya Deyim

yedi düvelle barışık : herkesle iyi geçinen kimse.

yıldızı (veya yıldızları) barışmamak : görüş, duygu ve düşünce bakımından uyuşmamak.

 

Barı kısaca anlamı, tanımı

Atom barış planı : [Bakınız: Uluslararası atom Enerjisi Kurumu]

Bağlama barınağı : Geminin genel durak yeri, kütüğünün bulunduğu yer.

Balık barınakları : Balıkları korumak, beslemek ve üremek üzere sığındıkları yapay veya doğal balık yuvaları. Balık barınakları; çit, batık veya batırılmış araçlar, demir, beton ve plastikten çeşitli bloklar, yapay yosunlar, sabit veya çeşitli materyalden yapılmış demet, şamandıra gibi tipleri bulunan yuvalar.

Balıkçı barınağı : Balıkçı teknelerine hizmet vermek amacıyla dalgakıranla korunmuş, yöre balıkçılarının gereksinimine yetebilecek kadar havuz ve geri sahaya sahip, bağlama rıhtımlarıyla suyu, elektriği, ağ kurutma sahası, çekek yeri, deniz ürünlerini geçici depolama ve satış üniteleri bulunan, her türlü balıkçı gemilerine hizmet vermek amacıyla mendireklerle korunmuş, barınacak gemilerin manevra yapabilecekleri su alanına ve derinliğe sahip, yükleme, boşaltma, bağlama rıhtımlarıyla suyu, elektriği, ağ kurutma sahası, satış yeri, idare binası, ön soğutma ve çekek yeri bulunan, büyüklüğüne ve sağladığı imkânlara göre balıkçı limanı, barınma yeri veya çekek yeri olarak adlandırılan kıyı yapıları.

Bardız barı : Bir bar çeşidi.

Barı bişmek : Sıcaktan yanmak, terlemek. Çok susamak.

Barı daşlı : Üzüntülü, sıkıntılı.

Barı yuka : Acıya dayanamayan, çabuk ağlayan.

Barıd : Barut (Domur köyü).

Barıderik : Büyük, ekşi, aşılı erik.

Barığ : Bari, keşke, hiç olmazsa, öyle ise.

Barıh : Sivri tepeler arasındaki uçurum, yüksek kayalıklardaki çatlaklıklar.

 

Barık : 1.Sivri tepeler arasındaki uçurum, yüksek kayalıklardaki çatlaklıklar. 2.Yeşillik, çayırlık yer. 3.Bitkilerin çok olduğu yer. 4.Herhangi bir şeyin çok bulunduğu yer.

Barıkmak : Yük altında, sığır, sıpa arasında kalarak ezilmek.

Barılamak : Bağ bahçe etrafını çitle çevirmek.

Barılem : Bari, keşke, hiç olmazsa, öyle ise.

Barılı : Muhafazalı: Bizim bahçe barılıdır.

Barım : Bari. Varlık, servet, zenginlik. İktidar.

Barım tutmak : Uyuklamak (Kızılca k.).

Barımak : 1.Bakmak, korumak, hizmet etmek. 2.Kuvvetlenmek, kendine gelmek, gelişmek 3.Kökleşmek, tutmak.

Barın : Göğüs: Barnıma bir yumruk vardu. Öküzleri otlatma, doyurma. Çekinlerin çarpışma olaylarında gösterdikleri kesit alanlar için kullanılan ölçü birimi. Bütün, hep. Güç, kuvvet. Göğüs. Diyarbakır şehrinde, Kulp belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Barına daş basmak : Büyük acılara dayanabilmek, katlanmak.

Barınabilme : Barınabilmek işi.

Barınabilmek : Barınma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Barınak böcekleri : Pire, tahrakurusu, karasinek, hamamböceği, giyimgüvesi gibi, çoğunlukla evlerde yaşayan ve genel olarak konakçıya gece saldıran böcek çeşitleri; evcil böcekler.

Barınak yoğunluğu : Ahırda veya bir bölmede birim alana düşen hayvan sayısı, hayvanların konforlu bir çevrede yaşayabilmesi için olması gereken alan.

Barınakca : Fırtına ve benzeri zorunlu nedenlerle gemilerin sığınabilecekleri yer.

Barınaklı kıyı : Geniş yüzü boyunca denize yaslanmış kireçtaşlı kıyılarda görülen yuvarlak, söbe biçimli, küçük, ancak derince koylar dizisi.

Barınav : B kümesi X ilingesel uzayında bir barınak olduğunda, heriçin f (b) = b koşulunu sağlayan f : sürekli işlevi.

Barıncak : Karşılığında bir gündelik ödenerek oturulan, kimisinde, yemek yemeye elverişli ortak yerler de bulunan ve çoğu kez bir ailenin yanında kalınan konut. Öğrencilerin, karşılığında para ödeyerek kaldıkları yurt.

Barındı : Ağrı şehrinde, Doğubayazıt ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Barındır : Malatya şehri, Balaban nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Barındırabilme : Barındırabilmek işi.

Barındırabilmek : Barındırma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Barındırılabilme : Barındırılabilmek işi.

Barındırılabilmek : Barındırılma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Barındırılma : Barındırılmak işi.

Barındırılmak : Barındırma işine konu olmak.

Barını yerden galdırmak : Kalkındırmak, yardım etmek.

Barınılma : Barınılmak işi.

Barınılmak : Barınma işi yapılmak.

Barınış : Barınma işi.

Barınlık : Göğsün dıştan korunması için bağlanan 20-30 cm. genişliğinde bez parçası.

Barınma katsayısı : Barınma yoğunluğunu ölçmeye yarayan ve bir konutta her odaya düşen nüfus sayısı ya da bir konuta düşen aile ya da ev halkı sayısı.

Barınma koşulları : Bir ülkede ya da kentte nüfusun yaşamakta olduğu konutların oda sayısı, genişlik, ısınma, aydınlatma, su, yol, genbinit kolaylığı ve benzerleri nitel özellikleri.

Barınma yoğunluğu : Belli bir oturma biriminde, genellikle bir konutta, odada ya da oturma bölgesinde yaşayan hektar başına kişi ya da konut birimi sayısı.

Barınmah : Sığınmak, korunmak ihtiyacını sağlamak.

Barıntı : Gürültü, şamata.

Barısı : Bütünü, tamamı, hepsi.

Barış ağızlığı : Bayram, tören ve konukluk sırasında başkanların içtiği, barışı ve dostluğu simgeleyen ; Kuzey Amerika yerlilerinin, ucunda lülesi bulunan süslü uzun ağızlığı.

Barış almak : Bir işi kabala, götürü olarak yapmak üzere sahibinden almak.

Barış antlaşması : Bir savaşa kesin olarak son veren, savaşan devletler arasında olağan ilişkileri yeniden kuran bağlayıcı anlaşma.

Barış belgesi : Barışın koşullarını kapsayan ve ilgililerin onayını taşıyan bağlayıcı belge.

Barış görüş olmak : Her türlü dargınlığı unutarak barışmak. Barışıp yeniden dost olmak: Biribirinin izine kurşun atarlarken hinci barış görüş oldular.

Barış harekatı : [Bakınız: Kıbrıs Barış Harekatı].

Barış için toprak : (İsrail, Filistin).

Barış oyunu : Toplumu savaştan korumak amacıyla yapılan ve bunu barışsal eylemlerin benzetimsel uygulamalarıyla sağlamaya çalışan oyun türü. bk. oyun. karşılığı savaş oyunu, uğraş oyunu.

Basbas barınmak : Sesi yettiğince bağırmak, azarlamak.

Besi barınağı : Besi hayvanlarının sevkiyattan önce veya besi sırasında veyahut kesimden önce barındırıldıkları; suyun, yemin ve gölgeliğin sağlandığı açık veya yarı açık barınaklar.

Boşaltma barınağı : Gemilere, yükleri boşaltılmak amacıyla ayrılan barınak.

Daldalar barı : Bir bar çeşidi.

Doğal barınak : Mağara, ağaç kovuğu gibi, insanın "ev" yerine kullandığı, daha doğrusu sığındığı yer.

Düzgeçiş barınağı : Malların eylemsiz geçirimi için kullanılan barınak.

Gidip barıyo : Gidiyor.

Hançal barı : Bir kişinin iki bıçakla oynadığı oyun.

Köpek barınağı öksürüğü : Bulaşıcı trakeobronşit.

Od ile su barışmak : Olmayacak iş olmak.

Sığınma barınağı : Her tür çekinceden korunabilmek amacıyla gemilerin sığındıkarı yer.

Varma barınağı : Yükün sözleşmesi gereğince götürüleceği ve taşıma işleminin sona ereceği barınak.

Yeme içme ve barındırma giderleri : Görevli ve işçilerin işyerlerinde ya da işyeri dallarındaki yeme, içme ve barındırılmalarıyla, tedavi, ilâç, güvence ve emekli kesenekleri, giyimleri ve benzerlerini kapsayan giderler.

Yıldızı barışık olmak : Birbiriyle geçinmek, dost olmak.

Yıldızı barışmak : Birbiriyle iyi geçinmek, dost olmak. Sevimli, güleryüzlü olmak.

Barınak : Barınılacak yer, melce.

Barındırma : Barındırmak işi.

Barındırmak : Barınmasını sağlamak.

Barınma : Barınmak işi.

Barınmak : Doğa etkilerinden korunmak için kapalı bir yere sığınmak. Bir yerde yatarak geceyi geçirmek. Yerleşmek, yaşamak için uygun şartlar bularak oturmak. Çevresiyle uyumlu, dirlik içinde yaşamak. Soyut kavram bir yerde etkili olmak, gelişecek ortamı bulmak.

Barış : Barışma işi. Uyum, karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile oluşturulan ortam. Böyle bir antlaşmadan sonra insanlık tarihindeki süreç. Savaşın bittiğinin bir antlaşmayla belirtilmesinden sonraki durum, sulh, hazar.

Barışçı : Barışsever. Barışı amaçlayan, barışı öngören.

Barışçıl : Barışsever.

Barışçılık : Barışseverlik.

Barışık : Başkası ile barış durumunda bulunan, dargın veya düşman olmayan.

Barışıklık : Barışık olma durumu.

Barışma : Barışmak durumu, uzlaşma, anlaşma.

Barışmak : İki taraf, aralarındaki dargınlığı kaldırmak, uzlaşmak, anlaşmak. Sevmek, zevk almak.

Barışsever : Barışı seven, barışçı, barışçıl, sulhçu, sulhsever, sulhperver.

Barışseverlik : Barışsever olma durumu, barışçılık, barışçıllık, sulhçuluk, sulhseverlik, sulhperverlik.

Barıştırmak : Barışmalarını sağlamak, ara bulmak.

Çalışma barışı : İş huzuru.

İç barış : Ailede veya toplumda sağlanmış iç huzur.

Yıldız barışıklığı : Karşılıklı iyi geçinme, hoş geçinme.

Diğer dillerde Barfoed deneyi anlamı nedir?

İngilizce'de Barfoed deneyi ne demek ? : barfoed’s test