Bucketer türkçesi Bucketer nedir

  • Hızlı at süren kimse.
  • Çok çabuk ata binen kimse.

Bucketer ingilizcede ne demek, Bucketer nerede nasıl kullanılır?

Bucketed : Kova ile çekmek. Dörtnala koşturmak. Şakır şakır yağmak. Bardaktan boşanırcasına yağmak. Bakraç. Bardaktan boşalırcasına yağmak. Kovayla taşımak. Gerdel. Kova.

Bucket along : Boyunca hızla gitmek. Acele ile gitmek. Hızla katetmek.

Bucket chain dredger : Kovalı tarak.

Bucket conveyor : Elevatör konvayör. Kovalı götürücü. Kovalı konveyör.

Bucket down : Bardaktan boşanırcasına yağmak. Şakır şakır yağmur yağmak. Şakır şakır yağmak. Bardaktan boşalırcasına yağmak.

Bucket shop : Borsa hisseleri üzerinde vurgun yapan yolsuz işyeri. Borsa hisselerinden vurgun yapan salaş yer. Hisse senetleri işemleri yapan yer. Borsa hisselerinden vurgun yapan aracı kurum.

Bucket dredger : Kovalı tarak gemisi. Kovalı tarak makinesi. Kovalı tarayıcı.

Bucket wheel excavator : Küreme tekerli kazaratar. Küreme tekerli ekskavatör.

Bucket milking system : Kovalı sağım sistemi. Sağım tesisinden sütün kovayla taşındığı sağım sistemi.

Bucket seat : Açılır kapanır koltuk. Öne yatar koltuk. Şekilli yaslanma yeri olan alçak kişiye özel koltuk (uçaklardaki veya arabalardaki gibi). Çanak koltuk. Yuvarlak arkalı tek kişilik koltuk.

 

İngilizce Bucketer Türkçe anlamı, Bucketer eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Bucketer ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Cheap jack : Adi. Kalitesiz. Salı pazarı. Ucuz mal satan seyyar satıcı. Ucuzcu dükkan.

Hawk : Avlanmak. Açgözlü ve saldırgan tip. İşporta işini yapma. Avlamak. Boğazını temizleme. Atmaca. Sıvacı tahtası. Alık alık bakmak. Harç tahtası. Öksürmek.

Vend : İşportacılık yapmak. Satma teklifinde bulunmak. Satıcılık yapmak. İşportada satmak. İşportacılık. İşporta işini yapma. Satmak.

Trafficker : Satıcı (uyuşturucu vb.). Kaçakçı. Tacir.

Trade : Ticaret yapmak. Zanaat. İş yapmak. Almak. Sanat. Kar elde etmek amacıyla yapılan alım satım etkinliği. Özdeksel gereksinme ve zorunlukları karşılamak için el ve araçla yapılan iş. el uzluğu isteyen işler. Takas etmek. Alışveriş. Alışveriş yapmak.

Pitch : Eğim. Zift. Sendelemek. Sarmal yol ya da sarmal kangal boyunca ardışık sarımlar aralığı. Göz boyama. Basamak. Tezgah. Saha. Ses uzamı. Sesin titreşim sıklığı ille ölçülen incelik, kalınlık niteliği.

Marketer : Pazarlamacı.

Seller : Mal ve hizmet satan gerçek veya tüzel kişi. Satan. Satan kişi veya kurum. Satıcı. Bayi. Satılan şey. Dağıtımcı.

Vendor : Taşeron. Bir firma tarafından üretilen yemi satan veya dağıtan ruhsat sahibi özel veya tüzel kişi. Bayi. Bilgisayar, iktisat, ekonomi, veterinerlik alanlarında kullanılır. Tedarikçi. Mal ve hizmet satan gerçek veya tüzel kişi. Satış makinesi. Kendisinden mal satınalınan kişi. Sağlayıcı. Satıcı.

Sell : İkna etmek. Oyun. Benimsetmek. Satmak. Kandırmak. Yutturmak. Elinden çıkarmak. Sattırmak. Satış yapmak. İnandırmak.

Bucketer synonyms : peddle, deal, monger, vender.