Vend türkçesi Vend nedir

  • İşportada satmak.
  • İşportacılık yapmak.
  • İşportacılık.
  • İşporta işini yapma.
  • Satıcılık yapmak.
  • Satma teklifinde bulunmak.
  • Satmak.
  • İktisat alanında kullanılır.

Vend ile ilgili cümleler

English: Ali saw vending machines everywhere when he visited Japan.
Turkish: Ali Japonya'yı ziyaret ettiğinde her yerde otomatik satış makinaları gördü.

English: It's like a vendetta now.
Turkish: O, şimdi bir kan davası gibi.

English: Ali bought a cup of coffee from a vending machine.
Turkish: Ali satış makinesinden bir fincan kahve aldı.

English: I bought that from a street vendor.
Turkish: Ben onu bir sokak satıcısından satın aldım.

English: Install a vending machine in our office.
Turkish: Büromuza bir otomat yerleştir.

Vend ingilizcede ne demek, Vend nerede nasıl kullanılır?

Vendable : Pazarlanabilir. Ticareti yapılabilir. Satılır. Satılabilir.

Vendace : Lezzetli bir göl balığı.

Vended : İşportacılık yapmak. Satma teklifinde bulunmak. Satmak. Satıcılık yapmak.

Vendee : Alıcı. Müşteri.

Vendeen sheep : Batı fransa’nın vendèen bölgesi yakınlarında southdown koçları ve yerel yerli koyunların kullanılmasıyla geliştirilen, yüz ve bacaklar koyu kahve renkte, boynuzsuz koyun ırkı. Vendeen koyunu.

Vending machine : Otomat makinası. Otomat makinesi. Otomatik satış makinesi. İçindeki malları satın alabilmek için madeni para ya da jeton kullanılan makine. Otomat. Satış makinesi. Mal satmak için kullanılan makine. Para ile çalışan satış otomatı.

 

Vendettas : Kan davası.

Vender : Satış makinesi. Bkz.vendor. İşportacı. Bayi. Satıcı.

Vending : Bir otelde veya motelde otomatik satış makinelerinin bulunduğu alan. İşporta. Gezici olarak açıkta yapılan kayıt dışı satış.

Vendible : Satışı kolay. Satılabilir.

İngilizce Vend Türkçe anlamı, Vend eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Vend ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Ability to pay principle : Vergilemenin bireylerin ödeme gücüne uygun bir biçimde yapılması gerektiğini ifade eden bir vergileme ilkesi. kaynağı bol olanların kamu projelerine daha fazla katkı vermesi gerektiği ilkesi. Ödeme gücü ilkesi.

Trade : Zanaat. Takas etmek. Alışveriş. Alım satım yapmak. Eğitim, iktisat, ekonomi alanlarında kullanılır. İşlenmemiş, işlenmiş, yapılmamış, taşınır, durağan mal alım ve satımı. kira ve kiralama, çeşitli olaylarda gerçekleşen kırılma ve dökülmenin onarımına, uğraşı edinilmek koşuluyla seyretme, eğlence yerleri açarak çalıştırma ve benzeri kazanç sağlayacak işlerle uğraşma. Tecim. Kar elde etmek amacıyla yapılan alım satım etkinliği. Alışveriş yapmak.

A group shares : Şirkete sonradan ortak olanlardan farklı olarak, şirketin ilk kurucularına genellikle kara iştirak ve oy kullanmayla ilgili haklar veren ayrıcalıklı hisse senedi türü. A grubu hisse senedi.

A shift in supply : Üreticilerin mal sunumunu etkileyen fiyat dışındaki değişkenlerde ortaya çıkan değişme sonucu sunumun artması veya azalması diğer bir deyişle sunum eğrisinin sağa (aşağıya, güneydoğuya) veya sola (yukarıya, kuzeybatıya) kayması. krş. sunumun sağa kayması, sunumun sola kayması. Sunum kayması.

 

Reselling : Yeniden satmak. Aldığını satmak. Bir daha satmak. Tekrar satmak.

Ability to pay approach : Bireylerin, devlet harcamalarının finansmanına, elde ettikleri gelir düzeyiyle orantılı olarak vergilendirilmeleri yoluyla katılmalarını ifade eden ve adam smith tarafından geliştirilen vergileme yaklaşımı. krş. yararlanma yaklaşımı. Güç yaklaşımı.

Abnormal budget receipts : Olağanüstü bütçe geliri. Olağanüstü bütçe harcamalarını karşılamak için, söz konusu dönemde ek harç, vergi ve borçlanma gibi yollarla elde edilen gelir.

Offloaded : Yer ayırtmış bir yolcuyu almama. Uçaktan yük boşaltmak. Yüklemek. Yer ayırtmış bir yolcuyu taşımayı reddetme. Boşaltılmış yük. Bırakmak.

Abolition of forced labour convention : Zorla çalıştırmanın yasaklanması sözleşmesi. Zorla ya da zorunlu çalıştırmanın herhangi bir biçiminin siyasal zorlama ve eğitme, siyasal ya da ideolojik görüşlerin açıklanması nedeniyle cezalandırma, işgücünü harekete geçirme, çalışma disiplinini sağlama, ayrımcılık ve işbırakımını, katılanları cezalandırma aracı olarak kullanılmasını yasaklayan, 1957 yılında kabul edilen temel uluslararası çalışma sözleşmelerinden birisi.

Vend synonyms : vended, monger, resells, flogs, markets, marketed, a change in individual demand, abnormal budget expenditures, deal, huckstered, offloads, hawkings, a change in demand, resold, sell, hucksters, flog, hawked, resell, carry an item, flogged, offload, a type mutual funds, huckster, vends, peddles, peddle, a pass through certificate, ability rent, dispose of, market, push off, huckstering.

Vend ingilizce tanımı, definition of Vend

Vend kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : To sell. To transfer to another person for a pecuniary equivalent. To dispose of by sale. As, to vend goods. To make an object of trade. To vend vegetables. The act of vending or selling. A sale.