Cılız nedir, Cılız ne demek

Cılız; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

  • Çok zayıf ve güçsüz, eneze, nahif.
  • Güçsüz bir biçimde.
  • Güçsüz, sönük (ışık).
  • Basit, değersiz, önemsiz.
  • İnce

"Cılız" ile ilgili cümle

  • "Ambarda, tavana tutturulmuş cılız ışıklar, arada sönecekmiş gibi pırpırlanıyordu." - B. Günel
  • "Bir zamanlar asma köprünün bulunduğu yerde şimdi cılız bir halat vardı." - A. Kulin
  • "Hanın sahibi cılız bir adamdı." - S. F. Abasıyanık
  • "Mimaride cılız eserler vücuda geliyordu." - B. Felek
  • "Üçüncü kez aynı cümleyi söylüyordu ama şimdi çok daha cılız çıkmıştı sesi." - E. Şafak

Yerel Türkçe anlamı:

Seyrek.

Cüce.

Yeni doğmuş küçük çocuk.

Hastalıklı.

Bütün, hep.

Yağda veya saçta pişirilen sulu hamurdan yapılmış yağlı veya yağsız ekmek.

Fransızca'da Cılız ne demek?:

émacié, egrotant, te

Cılız anlamı, tanımı:

Cılızlaşma : Cılızlaşmak işi.

Cılızlaşmak : Basitleşmek, değersizleşmek, önemsizleşmek. Gücünü, değerini yitirmek. Zayıf ve güçsüz düşmek, zayıflamak.

Cılızlık : Cılız olma durumu.

Zayıf : Çok az. Enerjisi, etkisi, yoğunluğu az olan. Sağlamlığı, dayanıklılığı olmayan. Bilgi yönünden yeterli olmayan, yeteneksiz. Eti, yağı az olan, sıska, cılız, arık (insan veya hayvan). Kişilik ve ruhsal yönden gereği kadar güçlü olmayan. Önemli, güvenilir olmayan. Görevini yapacak yeterli gücü olmayan. Başarısızlığı gösteren not.

 

Güçsüz : Gücü olmayan, âciz.

Nahif : Zayıf, cılız, çelimsiz. İnce, duygulu, hassas.

Sönük : Göze çarpmayan, dikkat çekmeyen, silik. Parlaklığı, hızı az veya azalmış olan, etkisiz, zayıf. Sönmüş olan.

İnce : Zayıf. Akışkanlığı çok olan, yoğun ve koyu olmayan (sıvılar). Taneleri ufak, iri karşıtı. Ayrıntılı. Aşırı özen gerektiren, kaba karşıtı. Tiz (ses), pes karşıtı. Kendi cinsinden olanlara göre dar ve kalınlığı az olan, kalın karşıtı. İyiden iyiye, enikonu, ayrıntılı. Düşünce, duygu veya davranış bakımından insanın sevgi ve saygısını kazanan, zarif, kaba karşıtı. Hafif, gücü az.

Basit : Yapılması veya anlaşılması kolay olan, karışık olmayan, bayağı. Kolay. Süssüz, gösterişsiz. Bilgi ve görgüsü sınırlı olan, bayağı, görgüsüz. Her zaman rastlanan, özelliği olmayan, olağan.

Değersiz : Değeri olmayan veya değeri çok az olan, önemsiz, kıymetsiz, naçiz.

Önemsiz : Önemi olmayan, ehemmiyetsiz.

Bir : Bir kez. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Aynı, benzer. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Eş, aynı, bir boyda. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Beraber. Tek. Sayıların ilki. Bu sayı kadar olan. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Sadece. Ancak, yalnız.

 

Cılız ana ışık : Ana ışığın, dar bir alanı aydınlatacak biçimdeki durumu. (Bu durumda görünçlüğün büyük bir bölümü karanlık ya da yarı aydınlık görünüş alır).

Cılızlamak : Oyunda mızıkçılık etmek,

Cılız ile ilgili Cümleler

  • Cılız ve titrek bir sesle, insanlara güven ve ümit vermek imkânsızdır.
  • Ali cılız değil.
  • Ali cılız merdivene dikkatlice tırmandı.
  • O kadar cılız görünüyor muyum?
  • Herkesin bir evi var, edindiği, bir yuva, sığındığı. Evim benim çölüm, yuvam cılız fundalığım. Sadece kuzey rüzgarı benim ateşim, yağmur benim banyom.
  • Cılız hissediyorum.
  • Ali son derece cılız.
  • Ali cılız bir çocuk.
  • Ali hareket edemeyecek kadar çok cılız.
  • Cılızdım.
  • Cılız ve narin bir çocuktu.

Diğer dillerde Cılız anlamı nedir?

İngilizce'de Cılız ne demek? : adj. skinny, puny, weak, of poor physique, fatless, feeble, rickety, scraggy, scrawny, sickly, spindling, spindly, undersized

Fransızca'da Cılız : chétif/ive, maladif/ive, malingre, mièvre, sec/sèche

Almanca'da Cılız : adj. ausgemergelt, fleischlos

Rusça'da Cılız : adj. слабый, дохлый, чахлый, хилый, щуплый, тщедушный, тощий