Gıra nedir, Gıra ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Tek atan kısa namlulu mavzer.

Kırağı.

Gıra ile ilgili Atasözü veya Deyim

(birini) gır gıra almak (veya getirmek) : alaya almak.

Gıra anlamı, kısaca tanımı

Balık gıran : Tohumu suya atıldığı zaman balıkları ser-semleştirerek suyun yüzüne çıkmalarını temin eden, sarı çiçekli ve sapları sütlü bir bitki, balık otu

Çanah gıran : Gelinciğe benzer, fakat gelinciğinkinden çok daha küçük çiçekler açan bir kır bitkisi.

Gayış gıran : Çift sürerken sabana takılarak zorluk veren bir ot kökü.

Gıraba : Ekşimsi yaprakları olan bir çeşit yabani ağaç.

Gıraç : Verimsiz, kolay sulanmayan toprak. Kıraç.

Gıradaş : Köy adı (büyük gıradaş, küçük gıradaş).

Gırado : Kıymet, değer.

Gıraf : Bahçe.

Gırafan : Çok zayıf, arık (insan ya da hayvan için).

Gıragıra : Sığırcık cinsinden siyah ve küçük bir kuş, ötleğen kuşu.

Gıragos : Krakos: gâvur; ermeni; rum.

Gırağ : [Bakınız: gıran]. Kırağı. Kenar, kıyı, çevre. Karşı taraf.

Gırağı : Kırağı.

Gırah : Fasulye. Karamuktan farklı, yuvarlak tohumu olan ve ekin tarlalarında yetişen baklagillerden zararlı bir ot. Kenar, kıyı, çevre. Başka, yabancı, kenar: gırah köy. Kenar. Kırak; kenar; kıyı.

Gırahdan : Taşralı.

Gırahlıh : Gofiğin üzerinden bağlanan gümüş pullarla işli, dört santimetre eninde siyah kumaş.

 

Gırahli : Taşralı.

Gırak : Kurbağa ve karga sesini anlatır. Kenar, kıyı, çevre. Kıyı. Kıyı, kenar.

Gıral : Kral.

Gıral ağacı : Akasya ağacı.

Gıralmak : Kışın şiddetinden hayvanlar ölmek.

Gıram : Gram.

Gırambuh : Dağlarda yetişen, yapraklarından yemek yapılan yabani ağaç ve yaprakları (Erzincan Merkez).

Gıran : Öldürücü salgın hastalık. Tepe. Tepelerin üstündeki düzlük. Dağ sırtı. Ağır taşçı ve işçi çekici, balyoz. Toprak: Bizim tarlanın gıranı çok yavuzdur. Kenar, kıyı, çevre. Karşı taraf. Ufak. Ahlaksız, terbiyesiz çocuk. Çocuğun oyun arkadaşları: Gıranların gelmiş seni çağırıyor. Kıran, öldürücü hastalık. Kıran (köy). Tepe düzlüğü.

Gıran giresice : Ölesice anlamında ilenç.

Gıran girmek : Yok olmak, ölmek: Tavuklara gıran girdi.

Gıran guylası : Ölesice anlamında ilenç.

Gıranata : Klarinet; bk. ayrıca gilernet.

Gıranbuh : Ekşimsi yaprakları olan bir çeşit yabani ağaç.

Gırankanak : Su değirmenlerinde huni ile düşey direk arasındaki, yatay ağaca bağlı bir çeşit aygıt.

Gıranlık : Ölmesini istediği kimse için ölesice anlamında kullanılır.

Gıranmak : Değirmen taşını dişemek, düzeltmek.

Gırannı : Kırağı.

Gırannık : Ölmesini istediği kimse için ölesice anlamında kullanılır: Yetti bize bu gırannıklar.

Gıranof : Gramafon.

Gıranta : Saçına kır düşmüş orta yaşlı kimse. Görmüş geçirmiş, hovarda.

Gırarmak : Ağarmak, kırlaşmak.

Gıraş : Kıraç.

Gıraşma : Çok yorulma.

Gıraşmak : Keçi, koyun, sığır gibi hayvanlar toslaşmak.

Gıraştırmak : Keçi, koyun sığır gibi hayvanları toslaştırmak.

 

Gırat : Altı kiloluk tahıl ölçeği. Bir çeşit tahıl ölçeği.

Gırav : Mavi renkli karga. Kırağı.

Gıravart : Üzüm ağacı, çubuk.

Gıravat : Öküz arabasının önüne takılan çatal ağaç. Fransızca kökenli cravate: kravat; boyunbağı. Kravat. Kağnının iskeletini oluşturan çatal ağaç. (Yukarıkaşıkara Yalvaç Isparta). Kağnıda oturulacak ya da yük taşınacak kısım. (Samrı, Dudaş Söğüt Bilecik).

Gıravga : Verimsiz, kolay sulanmayan toprak.

Gıravgırav : Mavi renkli karga. Altıpatlar da denilen bir çeşit tabanca.

Gıravı : Çığ. Büyümemiş, geri kalmış (ekin için): Bizim ekin ilkin pek gökçekken yağmursuzluktan en gıravı kaldı.

Gıravu : Kırağı.

Gıraw : Eski türkçe kıragu: kırağı.

Gırawli : Yepyeni; gıcır gıcır (para için söylenir).

Gök gırav : Mavi renkli karga.

Gökçe gırav : Mavi renkli karga.

Küçük gıradaş : Köy adı.

Diğer dillerde Gılama anlamı nedir?

İngilizce'de Gılama ne demek ? : w sound

Almanca'da Gılama ne demek ? : rachen