Get on türkçesi Get on nedir

  • Yaşlanmak.
  • Geçinmek.
  • Ayrılıp gitmek.
  • Otobüse trene veya uçağa binmek (örneğin, o trene 40 dakika önce bindi).
  • Kötü gitmemek.
  • Binmek (otobüs veya tren veya uçağa).
  • İlerlemek.
  • Anlaşmak.
  • Binmek.
  • Giymek.
  • Olmak (belirli bir şekilde).
  • Otobüse binmek.
  • Trene binmek.
  • Bindirmek.

Get on ile ilgili cümleler

English: Ali and I have started to get on each other's nerves.
Turkish: Ali ve ben birbirimizin sinirini bozmaya başladık.

English: Ali and I happened to get on the same train.
Turkish: Ali ve ben tesadüfen aynı trene bindik.

English: Ali and I get on well with our neighbors.
Turkish: Ali ve ben komşularımızla iyi geçiniriz.

English: "You don't get on well with your father?" "..." "Sorry, that was none of my business."
Turkish: "Babanla iyi geçinmiyor musun?" "Üzgünüm, o beni ilgilendirmezdi."

English: Ali didn't get on the bus.
Turkish: Ali otobüse binmedi.

Get on ingilizcede ne demek, Get on nerede nasıl kullanılır?

Get : Kavramak. Anlamak. Uğraşmak. Ulaşmak. Duymak. Gidip getirmek. Hazırlamak. Canına okumak. Hale gelmek. Getirmek.

On : Yönünde. Hazır. Üstünde. Giyilmiş. Açık. Esnasında. Üzerinde. E doğru. İle. Makbul.

Get on for : Varmak. Yetişmek. Gelmek.

Get on his nerves : Canını sıktı. Onu kızdırdı. Sinirine dokundu. Onu deli etti.

 

Get on the ball : Çaba göstermek. Çok uğraşmak(argo) çok gayret sarf etmek.

Get on the bandwagon : Sürüye uymak. Çoğunluğun görüşüne uymak. İyi olan tarafa katılmak. Çoğunluğa katılmak.

Get on the band wagon : Çoğunluğun görüşüne katılmak. Çoğunluğa katılmak. Bir amaca katılmak.

İngilizce Get on Türkçe anlamı, Get on eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Get on ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Ride : Arabaya binmek (sürmeden). Taşımak (omuzunda vb). Gırgıra almak. Kafa bulmak. Karara bağlanmamış olmak. Geçmek (yol). Sürmek. Kayar gibi görünmek (ay, bulut vb).

Capitulates : Silahları bırakmak. Taviz vermek. Teslim şartlarını kararlaştırmak. Teslim olmak. Taahhüt etmek.

Bargain : Kelepir. Anlaşma. Karşılık (pol.). Uyuşmak. Pazarlık etmek. Teklif. Pazarlık. Uzlaşma. Değiş tokuş etmek. Teklif (pol.).

Bumping : Su içeren petrol ürününün kaynama sırasında kabın duvarına yaptığı vuruntu. Çarpışmak. Çarpmak. Darbe. Toslamak.

Dress : Giyinmek. Temizlemek (tavuk veya balık vb'ni). Resmi giyinmek. Kıyafet. Giysi. Pansuman yapmak. Elbise. Süslemek. Hizalanmak. Gece elbisesi giymek.

Bumped : Toslamak. Çarpışmak. Çarpmak.

Hop : Şerbetçiotu toplamak. Sekme. Oynamak. Havalanmak. Şerbetçiotu yetiştirmek. Sekmek. İlk sıçrama. Dansçının hafifçe sıçraması. Zıplatmak. Üç adım atlamada, gelişme koşusuyla hız alarak tek ayak üzerinde havalanıp ileriye yapılan birinci atılım.

Endue : Bazı vasıflarla veya yeteneklerle donatmak. Üstlenmek. Giydirmek. Üzerine almak. Vermek. Giyinip kuşanmak. Sağlamak (bazı şeylerle). Elbise giymek. Örtmek.

 

Board the bus : Otobüse atlamak.

Get on synonyms : be getting on in years, endues, be at one with, cotton up to, grow old, fared, flourished, entraining, closes, age, senesce, get on well, forge, catch a bus, entrain, come along, be added, crash into, fattens, embarked, bump, entrained, clash, flourish, come to the fore, flourishes, indues, get old, gain ground, ride in a train, imbark, board, embark.