Get on well türkçesi Get on well nedir

Get on well ile ilgili cümleler

English: "You don't get on well with your father?" "..." "Sorry, that was none of my business."
Turkish: "Babanla iyi geçinmiyor musun?" "Üzgünüm, o beni ilgilendirmezdi."

English: Ali and I get on well with our neighbors.
Turkish: Ali ve ben komşularımızla iyi geçiniriz.

English: She and I get on well.
Turkish: O ve ben iyi geçiniriz.

English: We don't get on well with each other.
Turkish: Birbirimizle iyi geçinemeyiz.

English: We get on well with our neighbors.
Turkish: Komşularımızla iyi geçiniriz.

Get on well ingilizcede ne demek, Get on well nerede nasıl kullanılır?

Get : Sızmak. Olmak. Ettirmek. Yalanını çıkarmak. Edinmek. İdrak etmek. Hale gelmek. Götürmek. Erişmek. Almak.

On : İle. Hazır. Üstünde. Devrede. De. Yönünde. Üzerinde. Çakırkeyif. Civarında. Makbul.

Well : Petrol kuyusu. Fışkırmak. Memba. İyi. Asansör boşluğu. Pınar. Su kuyusu. Sahne altı üçüncü bodrum. Bagaj.

Get on well with : Bağdaşmak. Arası iyi olmak. İyi geçinmek. Dostça ilişkide olmak.

Get on : Yaşlanmak. Ayrılıp gitmek. Binmek. Anlaşmak. Giymek. Otobüse trene veya uçağa binmek (örneğin, o trene 40 dakika önce bindi). Olmak (belirli bir şekilde). Otobüse binmek. İlerlemek. Binmek (otobüs veya tren veya uçağa).

 

Get on for : Yetişmek. Varmak. Gelmek.

Get on the band wagon : Çoğunluğun görüşüne katılmak. Bir amaca katılmak. Çoğunluğa katılmak.

Get on top of : Fazla gelmek. Aşmak.

Get on the gravy train : Kolay para kazanmak. Köşe dönmek. Beleşe konmak. Kolayca yükselmek.

Get on with : İşini sürdürmek. Biriyle iyi geçinmek. İşinin başına dönmek. Birisiyle uyuşmak. Biriyle geçinmek. Mutabık kalmak. Devam etmek. Anlaşmak. İyi geçinmek. Kaldığı yerden başlamak.

İngilizce Get on well Türkçe anlamı, Get on well eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Get on well ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Getting by : Mali açıdan zor bir duruma dayanmak (örneğin, : şimdi eşim de işini kaybettikten sonra kirayı ödemek çok zor olacak ancak idare edeceğimizi biliyorum). Zor dönemde idare etmek (finansal açıdan).

Earn a living : Hayatını kazanmak.

Be at one with : Biriyle uyuşmak. Bir kimseyle barışık olmak. Aynı fikirde olmak. Uyum içinde olmak. -ile anlaşmak. Biriyle uyum halinde olmak. Aynı bakış açısına sahip olmak. Aynı şeyleri düşünmek.

Capitulating : Taviz vermek. Taahhüt etmek. Silahları bırakmak. Teslim olmak. Teslim şartlarını kararlaştırmak.

Agrees : Uzlaşmak. Yaramak. Uymak. Hemfikir olmak. Razı olmak. Rıza göstermek. Aynı fikirde olmak. Uymak (bir başka şeye). Kararlaştırmak. Bağdaşmak.

Cotton up to : Yaltaklanmak.

Assent : Tasvip etmek. Razı olmak. Uzlaşma. Kabul. Anlaşma. Rıza. Uzlaşmak. Onamak. Anlaşmaya varmak.

Accord : Ahenk vermek. Mutabakat. Uyum sağlamak. Uyuşturmak. Uymak. Akort. Uygunluk. Teslim etmek. Bağdaşmak. Vermek.

 

Fared : Başından geçmek. Yolculuk etmek. Yolcu. Gitmek (iş). Gitmek (iş için). Yola çıkmak. Olmak. Üstesinden gelmek. Başarmak.

Bargain : Uyuşmak. Teklif (pol.). Teklif. Anlaşma. Kelepir. Değiş tokuş etmek. Pazarlık etmek. Uzlaşma. Pazarlık.

Get on well synonyms : handle, exist, agree with, be in accord with, fare, get by, bargained, handled, bargains, handles, agree, closes, be in rapport with, agree to, capitulate, go along, get along with, get on, capitulates, get along, getting on with.