Highest türkçesi Highest nedir

  • En yüksek.
  • En üstün.
  • En fazla.
  • Azami.

Highest ile ilgili cümleler

English: According to the newspaper, the cost of living in Tokyo is the highest in the world.
Turkish: Gazeteye göre, Tokyo'da yaşamanın maliyeti dünyada en yüksektir.

English: Ali got an award for the highest sales at his company.
Turkish: Ali şirketindeki en yüksek satış için ödül aldı.

English: Brazil has one of the highest crime rates in the world.
Turkish: Brezilya dünyadaki en yüksek suç oranlarından birine sahiptir.

English: Food prices are at their highest level since the United Nations Food and Agriculture Organization began keeping records in 1990.
Turkish: Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Kurumu 1990'da kayıt tutmaya başladığından beri, yiyecek fiyatları en yüksek seviyesindedir.

English: Antennas should be placed on the highest part of the building, preferably.
Turkish: Antenler tercihen binanın en yüksek kısmına yerleştirilmeli.

Highest ingilizcede ne demek, Highest nerede nasıl kullanılır?

Highest bid : En fazla teklif. En yüksek fiyat. En yüksek teklif.

Highest posterior density : Hpd. En yüksek ardıl yoğunluk.

Highest posterior density interval : En yüksek ardıl yoğunluk aralığı. Hpdı.

Highest posterior density region : En yüksek ardıl yoğunluk bölgesi.

 

Highest speed : Seri. Verimli. Işıklı. En yüksek hız. Yüksek randımanlı. Hızlı. Aydınlık.

In the highest degree : Tamamen. Son derece.

Higher : İleri. Bir üst. Daha yukarı. Daha yüksek.

To the highest bidder : En fazla parayı teklif eden kimseye. En yüksek teklif verene.

Higher education : Yüksek öğretim. Ortaöğretimin üstünde, üniversite, akademi ve yüksek okullar ile bu eğitim kurumlarını yönetmek görevini ve sorumluluğunu taşıyan birimlerden oluşan örgüt. daha önce ortaöğretimden geçen ve ileri derecede bir düşünü olgunluğu düzeyine ulaşan kimselere üniversite, akademi, teknik ve yüksek meslek okulları gibi türlü eğitim kurumlarınca planlanıp uygulanan öğretim. Yüksek öğrenim. Yükseköğrenim. Liseden sonra alınan eğitim. Yükseköğretim. Yüksekokul veya üniversite eğitimi. Yüksek eğitim.

Higher level protocol : Yüksek düzeyli iletişim kuralı.

İngilizce Highest Türkçe anlamı, Highest eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Highest ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

At the outside : Taş çatlasa. Taş çatlasın. En çok. Maksimum. Olsa olsa.

Utmosts : Elinden gelen çaba. Son derece. En büyük. Olanca. En son. Son nokta. Elden gelen en büyük (gayret). En uzak.

 

The largest : Çok büyük. En geniş. En büyük.

High : Öfkelenmek. Necip. Zirve. Pikap. Yüksek yer. Kabarmak. Yüksek. Lise. Yüksek basınçlı bölge.

Stomach : Tahammül etmek. İstek. Karın. Sindirmek. Kaldırmak. Katlanmak. Dayanmak. İştah. Mide.

At the utmost : Olsa olsa. Taş çatlasın. En çok. Taş çatlasa.

Treat : Davranmak. Tedavi etmek. Bahsetmek. Zevk veren şey. Kullanılır duruma getirmek. İşlemek. Zevk. Ismarlama. Yeniden düzenlemek.

At best : En iyimser görüşle. En iyisi. En iyi ihtimalle. Taş çatlasa. Nihayet. En iyimser görüşle azami. Olsa olsa.

Process : Bir olayın düzenli olarak ve birbirini izleyen değişmelerle gelişmesi, başka bir olaya dönüşmesi. Ameliye. Yöntem. Gidiş. İşlemden geçirmek. Süregelen bir oluşum ya da yürümekte olan işlem. Süreç. Bir amaca yönelmiş olan sürekli değişimlerin tümü. olayların zaman içinde belli bir gelişme göstererek sürüp gitmesi. Belli bir sonuca götüren işlem basamakları dizisi. İşlem.

Utmost : En büyük. En uzak. Elinden gelen çaba. Elden gelen en büyük (gayret). Olanca. En son. Son nokta. Son derece.

Highest synonyms : largest, record high, hunkydory, max, maximum, paramount, the highest, apogean, ingest, superlative, at the very most, have, crowning, optimum, maximal, at most, at the very outside, optimums, at the farthest, take in, supreme, greatest, dux, topmost, at the furthest, furthest, maximals, take, superlatives, predigest, maximums, consume, at the most.

Highest zıt anlamlı kelimeler, Highest kelime anlamı

Low : Ucuz. Düşük. Yıkmak. Böğürmek. (inek) böğürmek. (ses) yavaş. Az. Böğürmek (inek veya öküz). Alçak.

Abstain : Geri durmak. Oy vermemek. Çekimser kalmak. Perhiz etmek. Sakınmak. İçkiden uzak durmak. Uzak durmak. Çekimser olmak. İçki içmemek. Çekinmek.