Juice türkçesi Juice nedir

  • Biyolojik dokulardan, su eklenerek veya eklenmeksizin, sıkma veya filtrasyonla elde edilebilen sulu kısım. özellikle şurup biçiminde hazırlanan preparatlara katılan, parçalanma ezilme ve sıkma işlemleriyle hazırlanmış, renkli ve güzel kokulu çeşitli meyve veya bitkilerin suları.
  • Benzin.
  • Kuru.
  • Sebze.
  • Öz su.
  • Öz.
  • Özsu.
  • Su.
  • İçki.
  • Enerji.
  • Sebze suyu.
  • Elektrik.
  • Salgı.
  • Veterinerlik alanında kullanılır.
  • Meyve suyu.

Juice ile ilgili cümleler

English: "Yes, orange juice please," says Mike.
Turkish: "Evet, portakal suyu lütfen," diyor Mark.

English: Ali drank all the juice in one gulp.
Turkish: Ali bir yudumda tüm meyve suyunu içti.

English: Ali poured a glass of orange juice from the pitcher.
Turkish: Ali sürahiden bir bardak portakal suyu koydu.

English: Ali drinks 100% pure orange juice every day.
Turkish: Ali her gün %100 saf portakal suyu içer.

English: Ali poured some apple juice into a glass.
Turkish: Ali bardağa biraz elma suyu koydu.

Juice ingilizcede ne demek, Juice nerede nasıl kullanılır?

Juice catcher : Şerbet tutucu.

Juice clarification : Şerbet tasfiyesi.

Juice extraction : Şerbet özütleme. Şerbet ekstraksiyonu.

Juice extractor : Meyve sıkacağı. Meyve ve sebzelerin suyunu çıkaran alet. Sıkacak. Meyve suyu sıkacağı.

Juice flow : Şerbet akışı.

 

Bile juice : Safra.

A glass of tomato juice : Bir bardak domates suyu.

Box of juice : Kutu meyve suyu.

Beet juice : Pancar şerbeti.

Juice pump : Şerbet pompası.

İngilizce Juice Türkçe anlamı, Juice eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Juice ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Washing machine : Çamaşır makinası. Yıkama makinesi. El. Buhar vb ile çalıştırılan yıkama makinesi. Çamaşır makinesi.

Boozes : Alem yapmak. Piyizlenmek. Alem. Kafayı çekmek (argo terim). Mazot. Kafayı çekmek. İçki içmek. Demlenmek. Sert içki.

Guts : Bağırsaklar. Kişilik gücü. Cesaret. Atılganlık. İçerik. Bağırsak. İç. Sindirim sistemi. Yürek.

Petroleum : Yeryağı. Gazyağı. Ham petrol. Yer kabuğundan çıkartılan gaz, sıvı ve katı hidrokarbonların kara-kahverenkli, yanıcı, koyu bir karışımı. Petrol kökenli. Petrol yağı. Petrol. Kimya, madencilik alanlarında kullanılır. Canlı artıklarının yer altında yüksek sıcaklık ve basınç nedeniyle oluşturduğu, ana yapısı değişik oran ve nicelikte karbon, hidrojen içeren koyu renkli, yanıcı, doğal sıvı.

A dna : Dna çift sarmalının sağ el sarmal yapısı gösterdiği ve çift zincirin bir tam dönüşünde yapıya 11 bazın girdiği dna biçimi. A dna.

Abdomen : Sindirim organları, karaciğer ve böbreklerin içinde bulunduğu ve göğüs boşluğundan bir diyaframla ayrılan vücut boşluğu, abdomen. Karın (böcek gövdesinde). Karın. Böcek gövdesinin alt kısım. Abdomen. Karnın altı. Batın.

Distillation : Damıtma. Damıtım. Damıtık madde. Anafikir. İmbikten çekme. Saflaştırma. Ana fikir. Taktir. Distilasyon.

 

Abattoir : Salhane. Mezbaha. Kesimevi. Hayvanların etleri için kesildikleri yerler, hlk. ekdi.

Aquae : Losyon. Deniz mavisi. Sıvı. Açık yeşilimsi mavi renk.

A c syndrom : Arnold-chiari yapılış bozukluğu. A-c sendromu.

Juice synonyms : v 8 juice, pan gravy, food product, lime juice, breath of life, impetus, bevvy, benzoline, benzene, dry, gas, brusk, core, deflection, aquas, eau, a band, a clay, gases, cordial, broths, vegetable, crux, contenting, flexure, foodstuff, a amplitude mod, corkier, compendious, excretum, aqua, drinking, gasolene.

Juice ingilizce tanımı, definition of Juice

Juice kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : To wet. To moisten. The sap or part which can be expressed from fruit, etc. The characteristic fluid of any vegetable or animal substance. The fluid part which separates from meat in cooking.