Su nedir, Su ne demek

  • Hidrojenle oksijenden oluşan, sıvı durumunda bulunan, renksiz, kokusuz, tatsız madde, ab.
  • Meyve, sebze vb.nin sıkılmasıyla elde edilen sıvı.
  • Bazı kokulu yaprak veya çiçeklerin imbikten çekilmesiyle elde edilen kokulu sıvı.
  • Kez.
  • Sutaş.
  • Yemeğin sıvı bölümü.
  • Demir araçları ateşte kızdırdıktan sonra, suya daldırılarak sağlanılan sertlik
  • Bu sıvıdan oluşan kitle, deniz, akarsu.

"Su" ile ilgili cümleler

  • "Çiçek suyu. Gül suyu."
  • "Koltuğuna oturdu, Haliç'in bulanık sularına daldı." - F. R. Atay
  • "Belki de iki bardak turşu suyu içecek." - S. F. Abasıyanık
  • "Bu bıçağın suyunu iyi vermemişler."
  • "Portakal suyu. Domates suyu."
  • "Meyveleri iki su yıka."

Yerel Türkçe anlamı:

Çizgili aşık oyununda enekle vurulan aşığın çember dışına çıkmayarak tam çizgi üstünde kalma durumu

1.Halı, perde, örtü ve benzeri eşyaların dört kıyısına konulan çizgiler ya da çiçek biçiminde süsler: Şu halının suyunu ne güzel dokumuşlar. 2.Kumaşlarda kenar çizgisi. 3.Tahta ve odun gibi şeylerde liflerin yolu, doğrultusu: Tahtanın suyu yanlamasına olduğundan düz yarılmıyor. 4.Çocuk oyunlarında çizilen çizgi. 5.Uçantop alanının kıyı çizgisi : Top suya düştü

Zaman, vakit : Ağşam sularında, dokuz sularında yola çıkmıştım.

 

Su // zemzem suyı: zemzem suyu

Kez (giysi yıkamak için) : İki su yıkamak.

Tazelik, canlılık, gençlik için: Su gibi kadınsınız, evlat yetiştirmekten neden çekinirsiniz?

Huy, yaradılış : Suyuna göre davranırsan kötülük yapmaz.

Hal, durum : İşler ne sularda?

Utanma duygusu, ar : Kız kısmının yüzünde su vardır.

Coğrafya'daki terim anlamı:

[Bakınız: çay]

Güzel Sanatlar alanındaki anlamı:

(Süsleme) Şerit biçiminde kenar süslemesi.

Kimya'daki anlamı:

Formülü HOH, 17 °C’deki dielektrik sabiti 81, atmosfer basıncında 4 °C’deki bağıl yoğunlu 1,00, d.n. 0 °C, 20 °C’deki viskozitesi 0,01002 poise, özgül ısısı 1 cal/g, 100 °C’deki buhar basıncı 760 mmHg, 20 °C’deki yüzey gerilimi 73 din/cm, erime ısısı 80 cal/g, buharlaşma ısısı 540 cal/g, kırma indisi 1,333 olan, damıtma, iyon değiştirme, klorlama ve süzme ile arıtılabilen, süspansiyon yapıcı, çözücü, endüstriyel soğutucu, nükleer reaktörlerde yavaşlatıcı ve fizyolojik bakımdan besleyici olarak, ayrıca güç kaynağı, su buharı üretimi, kağıt kaplama, süzme, yıkama, ovalamada çok kullanılan, renksiz, kokusuz, tatsız ve dünyada en bol bulunan bir sıvı madde.

Orta Öğretim alanındaki anlamı:

bk çay.

Su ürünleri alanındaki kelime anlamı:

 

Kimyasal formulü H2O olan, 4o C’de maksimum yoğunluğa ulaşan, sıvı, gaz veya buz olarak dünya yüzeyinin % 70,8’ini kaplayan bileşik.

Diğer sözlük anlamları:

Tarz, yol, hal, durum.

[Bakınız: ]

Zaman, vakit.

Su isminin anlamı, Su ne demek:

Kız ismi olarak; Canlıların yaşamında önemli bir yeri olan, rengi, tadı, kokusu olmayan sıvı. Erkek ismi olarak; Canlıların yaşamında önemli bir yeri olan rengi, tadı, kokusu olmayan sıvı.

Bilimsel terim anlamı:

H2O; yer yüzeyinin en büyük bölümünü oluşturan, kimyaca çok kalımlı, renksiz, kokusuz, tatsız sıvı.

Su verme ve suyla soğutma ortamını oluşturan H2O bileşimli sıvı özdek.

İngilizce'de Su ne demek? Su ingilizcesi nedir?:

water, aqua

Osmanlıca Su ne demek? Su Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

ab'mâ

Su hakkında bilgiler

Su; dünyada bol miktarda bulunan ve yaşam için vazgeçilmez olan, kokusuz ve tatsız bir bileşik. Sıklıkla renksiz olarak tanımlanmasına rağmen kızıl dalgaboylarında ışığı hafifçe emmesi nedeniyle doğal bir mavi renge sahiptir.

Doğada su katı, sıvı ve gaz hâllerinde görülür. Kimyasal formülü (H2O) 2 hidrojen ve 1 oksijen atomundan meydana gelir. H+ iyonu içeren bir madde ile (ör. asit) ve OH- iyonu içeren maddenin (ör: baz) tepkimesi ile oluşur.

Bilim insanları dünyadaki yaşamın suda başladığını düşünmektedir. Su moleküler yapısı oldukça basit ve bol bulunan bir madde olmasına rağmen belirli koşullarda diğer bileşiklerden oldukça farklı davranışlar sergiler.Örneğin katı (buz) haldeki su sıvı haldeki suyun üzerinde yüzer. Dünyadaki hemen hemen tüm diğer bileşiklerde ise katı faz sıvı fazdan yoğundur ve katı fazdaki bileşik batar. Suyun bu özelliğin bazı avantajları vardır. Örneğin soğuk bir bölgede göl yüzeyini kaplayan buz tabakası yalıtıcı görevi görür ve dipteki yaşamı korur. Buzun çökmesi durumunda canlılar şiddetli soğuğa maruz kalacağından yaşamlarını devam ettirmeleri imkansız hâle gelecektir.

Su yanıcı bir madde değildir. Bu özelliği nedeniyle ateş söndürücü olarak kullanılır.

Su ile ilgili Cümleler

  • Su 100 derecede kaynar.
  • Yüzüme su çarptım.
  • İşte biraz su.
  • Su, 100 santigrat derece sıcaklıkta kaynar.
  • Su 0 santigrat derecede donar.
  • Bu sadece su.
  • Şu an tek istediğim bir bardak su.
  • Çocuklar yaz aylarında serin kalmak için su tabancalarıyla oynamayı severler.
  • Arka bahçeyi sulayamıyorum. Hiç su yok.
  • Bol miktarda su iç.

Su tanımı, anlamı:

Su almak : Su yapmak. gemiye içme suyu doldurmak. herhangi bir organdan tedavi maksadıyla su boşaltmak. suyu içine çekmek. bozukluk, yozlaşma başlamak.

Su basmak : Bir şey veya yer sular altında kalmak, her yanı suyla dolmak.

Su çekmek : Alçak bir yerden tulumba vb. ile su çıkarmak. içine su almak.

Su dökmek : Küçük abdest bozmak.

Su dökünmek : Yıkanmak.

Su etmek : Bir geminin içine herhangi bir yerinden su girmek veya su sızmak.

Su gelmek : Doğumdan önce amniyon sıvısı döl yolundan akmak.

Su gibi : Çok ıslak.

Su gibi akmak : Para, yiyecek vb. bol bol gelmek. zaman hızla geçmek.

Su gibi aziz ol : Su getirenlere iyi dilek olarak söylenen bir söz.

Su gibi bilmek : Yanlışsız bilmek veya okumak.

Su gibi ezberlemek : Yanlışsız okuyabilecek kadar ezberlemek.

Su gibi gitmek : Bol bol harcanmak.

Su gibi olmak : Çok ıslanmak.

Su gibi terlemek : Çok terlemek.

Su görmemiş : Çok kirli (yüz, el).

Su götürür yeri olmamak : Başka türlü yorumlanacak bir yönü bulunmamak.

Su içinde : En kötü şartlarda bile.

Su içinde kalmak : Çok ıslanmak. çok terlemek.

Su iktiza etmek : Gusül gerekmek.

Su kaçırmak : Baş ağrıtmak, can sıkmak. su sızdırmak.

Su kapmak : Yaralar azmak.

Su katılmamış : Kendine özgü olan durumu koruyan, başka bir etkiyle değişmemiş, bozulmamış olan.

Su kesmek : Sulanmak.

Su koyuvermek : Vazgeçmek. beklenen görevi yapmamak. sözünde durmamak, cıvıtmak. sebze ve et pişerken suyunu salıvermek.

Su sabun görmemek : Çok kirli olmak.

Su yüzüne çıkmak : Bir süre örtülü kalmış bir iş veya sorun aydınlanmak, belli olmak, meydana çıkmak.

Su vermek : Bitkileri sulamak. hayvanlara su içirmek. insanlara içmek için su getirmek.

Su yapmak : Gemi veya sandalın içine dibinden su girmek.

Su yürümek : İlkbahara doğru ağaçlar tomurcuklanmaya başlamak.

Su yüzü görmemiş : Su görmemiş.

Suda pişmiş : Kaynatılarak veya haşlanarak pişirilmiş.

Sudan çıkmış balığa dönmek : Herhangi bir sebeple ne yapacağını bilememek, çok şaşırmak.

Sudan geçirmek : Sabunlu çamaşırı durulamak. herhangi bir şeyi üstünkörü yıkamak.

Sular kararmak : Akşam olmaya başlamak.

Sular seller gibi : Bir metni yanlışsız söyleyecek kadar.

Suya düşmek : Bir şeyin gerçekleşme olasılığı kalmamak.

Suya göstermek : Hafifçe yıkamak.

Suya götürüp susuz getirmek : Herhangi bir işte akıl, zekâ, deneyim ve kurnazlıkla bir diğerini alt etmek.

Suya sabuna dokunmamak : Sakıncalı konularla ilgilenmemek, bunlardan söz etmemek. davranışlarını kimseyi incitmeyecek biçimde ayarlamak.

Suya salmak : Boşuna harcamak.

Suyu baştan kesmek : İşin aslı üzerinde kesin bir şey söyleyip ayrıntılarını konuşmaya gerek duymamak.

Suyu çıkmak : Çok söz edildiği veya üzerinde yerli yersiz durulduğu için değerini yitirmek, önemsizleşmek.

Suyu görünce teyemmüm bozulur : "bir zorunluluk dolayısıyla yapılmakta olan bir işin, bu zorunluluk ortadan kalktığında gereği gibi yapılmak için yeni baştan ele alınması gerekir" anlamında kullanılan bir söz.

Suyu ısınmak : İşbaşından uzaklaştırılması yakın olmak. kötü son yaklaşmak veya gelmek.

Suyu kesilmiş değirmene dönmek : İşlemez, yararsız duruma gelmek.

Suyu mu çıktı : "beğenilmeyecek nesini gördün?" anlamında kullanılan bir söz.

Suyu nereden geliyor : "bir işi görmek için harcanan para hangi kaynaktan sağlanıyor?" anlamında kullanılan bir söz.

Suyu seli kalmamak : Sulu yemek kaynaya kaynaya suyu azalmak.

Suyun akıntısına gitmek : Olayların veya durumun gelişmesine göre davranmak, uymak.

Suyun başı : En çok yarar sağlanacak yer. suyun çıktığı yer, kaynak. bir işin asıl yetkililerinin bulunduğu yer.

Suyuna gitmek : Suyunca gitmek.

Suyuna tirit : Baştan savma, değersiz, özensiz.

Suyunca gitmek : Bir kimseyi sinirlendirmeyecek biçimde davranmak.

Suyunu almak : Kaynatılan yiyeceğin suyunu ayırmak.

Suyunu çekmek : Yemek kaynayıp suyu kalmamak. tükenmek.

Suyunun suyu : Tavşanın suyunun suyu.

Su akrebi : Vücudu geniş ve yassı, durgun sularda yaşayan zehirli bir tür akrep.

Su altı : Deniz, göl gibi su yüzeyinin altında kalan bölüm.

Su askıları : Tatlı sularda yaşayan bir alg familyası.

Su aygırı : Çift parmaklılardan, Afrika ırmakları boyunca yaşayan, çok iri yapılı ve geniş ağızlı memeli hayvan, hipopotam (Hippopotamus).

Su baldıranı : Maydanozgillerden, su kıyılarında ve bataklıklarda yetişen, zehirli, otsu bir bitki, su rezenesi (Cicuta virosa).

Su bardağı : Su içmeye yarayan bardak.

Subasar : Basınç uygulayarak suyu binanın üst katlarına çıkaran düzenek, hidrofor.

Su basıncı : Durgun bir su kütlesinin birim yüzeyini etkileyen yer çekimi.

Su baskını : Sellerin veya eriyen kar sularının katılmasıyla kabaran akarsuların yataklarından taşarak çevreyi basması, taşkın, taşma, seylap.

Su bidonu : Su taşımaya ve depolamaya yarayan bidon.

Su bilgisi : Bir bölgedeki bütün yer altı ve yer üstü sularına ait bilgi, hidrografi.

Su bilimi : Suların mekanik, fizik, kimya ve biyoloji bakımından özelliklerini inceleyen bilim, hidroloji.

Su biti : Su piresi.

Su bitkileri : Tek hücreli veya hücre toplulukları olan, suya uyum gösteren, Schizomycetes sınıfından, suda yaşayan bitki ve hayvanların ölülerinde saprofit ve su canlılarında parazit olarak yaşayan su bitkiler.

Su bombası : Su altı bombalarını atmaya yarayan alet.

Su borusu : Suyu, su buharını bir yerden bir yere aktarmaya yarayan demir veya naylon boru.

Su boyası : Su ile eriyebilen ağaç boyası.

Su böceği : Kın kanatlılardan, küçük su birikintilerinde yaşayan, 18 milimetre uzunluğunda kahverengi bir böcek, hidrofil (Hydrophilus caraboides).

Su bölümü çizgisi : Komşu iki akarsuyun beslenme teknelerini ayıran çizgi.

Su böreği : Fırına koymadan önce yufkaları suda haşlanan, katları arasına peynir, kıyma konarak hazırlanan bir börek türü.

Su cenderesi : Lokomotiflerin su haznelerine veya tenderlerine su vermeye yarayan araç.

Su çıkrığı : Kuyudan su çıkarmaya yarayan çıkrık.

Suçiçeği : Genellikle çocuklarda görülen döküntülü, bulaşıcı, salgın hastalık.

Su çulluğu : Bataklık çulluğu.

Su damarı : Su kaynağının kolları.

Su değirmeni : Su gücü ile çalışan değirmen.

Su deposu : Binalarda su depolamaya yarayan araç. Suyu küçük kapalı bir yapıda tutup yerleşim yerine dağıtan merkez.

Su dolabı : Bağ bahçe sulamak amacıyla bir eksen etrafında dikey biçimde dönerek bir akarsudan su aktarmaya yarayan düzenek, dolap.

Su düzeyi : Su yüksekliğinin durumu, su seviyesi.

Sugötürmez : Başka bir yoruma elverişli olmayan, kesin, sözgötürmez.

Su hattı : Su kesimi.

Su ısıtıcısı : Su ısıtmaya yarayan alet.

Suibriği : Suibriğigillerden, yaprakları almaşık, sapları uzun ve sülüksü, yaprak ayası ibrik biçiminde gelişmiş olan, sıcak ülkelerde yetişen, tırmanıcı bir bitki (Nepenthes destillatoria).

Su kabağı : Kabakgillerden, alt bölümü şişkin, birçok yerde kurutulup su kabı olarak kullanılan bir tür asma kabağı, kantar kabağı (Lagenaria vulgaris).

Su kabı : Su koymaya yarayan kap.

Su kamışı : Hasır otu.

Su karanfili : Ormanlarda, akarsu ve göl kenarlarında yetişen, 20-50 santimetre yüksekliğinde, sarı çiçekli, çok yıllık ve otsu bir bitki (Geum urbanum).

Su kayağı : Su üzerinde yapılmış olan kayak sporu.

Su kaybı : Vücutta ateş, ishal vb. sebeplerle suyun kaybolması.

Su kaydırağı : Su parklarında, su ile çalışan ve kayılarak bir havuza düşme temeline dayanan oyuncakların genel adı.

Su keleri : Kurbağagillerden, durgun sularda ve karada yaşayan bir tür küçük hayvan (Lophius).

Su kemeri : Üzerinde su yolu bulunan kemerli köprü.

Su kesesi : Su bitkilerinde içi hava ile dolu bölüm.

Su kesimi : Geminin su üstünde ve su altında kalan bölümlerinin kesiştiği yer, su hattı.

Su keteni : Birleşikgillerden, sulak yerlerde yetişen, boyu 1,5 metre kadar olabilen, bir tür pembe çiçekli bitki, yaban keteni (Eupatorium cannabinum).

Su kızağı : Bu araçla yapılmış olan spor dalı. Su üzerinde gidebilen altı kızak biçiminde motosiklet.

Su kireci : Suyun içinde çabucak katılaşan bir kireç türü.

Su korkusu : Sudan korkma, hidrofobi.

Su küre : Su yuvarı.

Su mantarları : Klorofilleri olmadığından su içindeki bozulmuş organik madde üzerinde saprofit veya su canlıları üzerinde parazit olarak yaşayan su bitkileri.

Su mercimeği : Su mercimeğigillerden, mercimeğe benzeyen yaprakları suların yüzünü kaplayan bir su bitkisi (Lemna).

Su mermeri : Kaymak taşı.

Su muhallebisi : Nişasta, süt ve su karışımının pişirilip buzdolabında katılaşmasından sonra ceviz büyüklüğünde kesilip şeker ve gül suyu içinde üzerine fıstık serpilerek hazırlanan bir tatlı türü.

Su nanesi : Yüksekliği 20-90 santimetre olan, kırmızımtırak renkli, az veya çok tüylü, yaprakları saplı ve kuvvetli kokulu, çok yıllık ve otsu bir bitki (Mentha aquatica).

Suoku : Suokugillerden, bataklık bölgelerde ve su kenarlarında yetişen, kök sapları tazeyken acımtırak olan, kurutulduğunda yenebilen küçük bir bitki (Sagitteria).

Suölçer : Su vb. akışkanlara ilişkin derinliği ve ağırlığı, basıncı ölçmeye yarayan alet, hidrometre.

Su örümceği : Su altında kendi ördüğü ipekten kese içinde yaşayan örümcek (Argyroneta aquatica).

Su parkı : Değişik boyutlardaki havuzlar ile bunların çevresine yerleştirilen farklı biçimlerdeki su kaydırağı oyuncaklarından oluşan eğlence yeri.

Superisi : Çiçekleri tek eşeyli, gövdesi iki eşeyli olan su bitkisi.

Su piresi : Kabuklulardan, durgun sularda yaşayan bir hayvan, su biti (Daphnia pulex).

Su rezenesi : Su baldıranı.

Su saati : Su sayacı.

Su samuru : Sansargillerden, tüyleri koyu kahverengi, iyi yüzen, kürkü beğenilen, küçük bir tür hayvan, lutr (Lutra).

Susarımsağı : Kurtluca.

Su sarnıcı : Su biriktirmeye yarayan yer altı su deposu.

Su sayacı : İçinden geçen suyun miktarını ölçen araç, su saati.

Su seviyesi : Su düzeyi.

Su sığırı : Manda.

Su sineği : Kın kanatlılardan, durgun sular üzerinde yaşayan, parlak yeşilimsi siyah renkli bir böcek (Hydrophilus).

Suşeridi : Su kamışıgillerden, şeridi andıran, 1 metreye kadar uzayabilen, yaprakları açık yeşil renkte sucul bir bitki (Sparmanaum).

Su tabakası : Su ile kaplanmış yüzey.

Su tankeri : Su taşımaya yarayan tanker.

Su tası : Çeşmelerden su içmeye yarar, özel yapılmış kap.

Su taşkını : Sel.

Su tavuğu : Su tavuğugillerden, gri, kızıl karışımı tonda, benekli veya çizgili tüyleri olan bir kuş, kalinis (Fulica atra).

Su tedavisi : Bazı hastalıkları su ile tedavi etme, hidroterapi.

Su terazisi : İçinde hava kabarcığı bırakılmış su dolu bir cam silindir ve bir tahta yataktan oluşan, düzlem veya doğruların yataylığını belirleyen alet, kabarcıklı düzeç, terazi, tesviyeruhu. Basıncı çok olan suyun, basıncını azaltarak künklerin patlamasını önleyen, belli aralıklarla yapılmış, depo görevindeki kule.

Su teresi : Turpgillerden, su kenarlarında yetişen, tereye benzeyen, çok yıllık ve otsu bir bitki (Nasturium officinale).

Su testisi : Su koymaya yarayan topraktan yapılmış su kabı.

Su topu : Topu karşı takımın kalesine sokmak temeline dayanan, yedi yüzücüden oluşan iki takım arasında havuzda oynanan spor türü.

Su tulumbası : Kuyudan su çıkarmaya yarayan ve elle çalışan tulumba.

Su türbini : Su gücünden yararlanmayı sağlayan bir makine sistemi.

Su ürünleri : Denizlerde ve iç sularda bulunan bitkiler ve hayvanlar ile bunların yumurtaları.

Su yatağı : İçi su ile dolu yatak.

Su yelvesi : Su tavuğugillerden, sırtı yeşil kahverengi, karnı kara beyaz çizgili bir kuş (Rallus aquaticus).

Su yılanı : Su yılanıgillerden, uzunluğu 50 santimetre kadar olan, su kenarlarında ve bağlarda yaşayan bir sürüngen (Natrix natrix).

Suyolu : Kâğıt üzerine konulan noktaların aralarını çizgilerle birleştirerek oynanan bir çocuk oyunu. Sutaş. Bazı kâğıtların dokusunda bulunan, ışığa tutulduğunda görülebilen çizgi, resim veya yazı, filigran.

Su yolu : Künk veya demir boru ile yapılmış oluk.

Su yoncası : Tacı beyaz salkım çiçekli çok yıllık su bitkisi.

Su yosunu : Su yosunlarından, klorofilli bitki, alg.

Su yuvarı : Denizlerin yeryüzünde oluşturduğu yuvar, su küre, hidrosfer.

Sudan ucuz : Çok ucuz, bedava.

Acı su : İçindeki minerallerin etkisiyle tadı sert olan kuyu veya pınar suyu.

Ağır su : Bazı nükleer reaktör tiplerinde nötron yavaşlatıcısı olarak kullanılan, içinde hidrojen atomları yerine döteryum izotopları bulunması sonucu oluşan su.

Akarsu : Tek sıra elmastan gerdanlık. Yeryüzünde, yer altında belirli bir yatak içinde, eğim boyunca sürekli veya zaman zaman akan su.

Aksu : Katarakt. Isparta iline bağlı ilçelerden biri. Antalya iline bağlı ilçelerden biri.

Atık su : Evlerde, iş yerlerinde kullanımdan dolayı kirlenen ve bina dışına sevk edilen pis su.

Bağlı su : Ağaçta hücre zarının emdiği ve taşıdığı su.

Basınçlı su : Basınç yüklenerek fışkırtılma düzeyine getirilmiş su, tazyikli su.

Bengi su : Abıhayat.

İç su : Denizlerden uzak bölgelerde bulunan göl veya göletler.

Kaba su : Kireçli, içilemeyen ve sabunu köpürtmeyen su.

Karasu : Sakarya iline bağlı ilçelerden biri. Çoğunlukla gözün iç basıncının çoğalmasıyla kendini gösteren, körlüğe sebep olabilen bir göz hastalığı, glokom.

Kara su : Ağır akan su.

Küllü su : İçinde kül eritilip süzülerek elde edilen su.

Oksijenli su : Hidrojen peroksidin (H2O2) sulu çözeltisi.

Öz su : Bitki ve hayvan dokularında bulunan sıvı, usare. Salgı ile oluşan ve içinde enzimler bulunan organik sıvı.

Pis su : Kirlenmiş su. Ayakyolu, banyo, mutfak vb. yerlerden gelen kirlenmiş, suların karışımı, lağım suyu.

Serbest su : Ağacın göze boşluğunda toplanan su.

Sert su : Kireç derecesi yüksek su.

Tatlı su : Acı veya tuzlu olmayan, içilebilen su.

Tazyikli su : Basınçlı su.

Yumuşak su : Az kireçli su.

Havadan sudan : Boş, önemsiz şeylerden.

Altın suyu : Bir kısım konsantre nitrik asit ile üç veya dört kısım konsantre hidroklorik asitten oluşmuş, özellikle platin, altın vb. metalleri çözmekte kullanılan bir karışım.

Arpa suyu : Bira.

Besi suyu : Bitkilerin damarlarında dolaşan besleyici su.

Bulaşık suyu : Bulaşığın yıkanmasıyla ortaya çıkan su. Bulaşıkları yıkamak için kullanılan su.

Cam suyu : Potas veya sodanın kuvars ile eritilmesinden elde edilen, ağacın böceklere ve ateşe direncini artıran renksiz sıvı. Cam yüzeyleri temizlemek amacıyla kullanılan içinde özel kimyasal maddeler bulunan su. Taşıtlarda ön ve arka camları temizlemek amacıyla kullanılan, suyun donmasını engelleyici kimyasal maddeler içeren özel sıvı.

Can suyu : Yeni dikilen fide veya fidanlara verilen az miktardaki ilk su.

Çamaşır suyu : Çamaşırların beyazlamasını ve kolayca temizlenmesini sağlayan kimyasal birleşimli su.

Çiçek suyu : Turunçgillerin çiçeklerinin imbikten geçirilmesiyle elde edilen güzel kokulu su.

Çilek suyu : Çileğin sıkılmasıyla elde edilen meyve suyu.

Deniz suyu : Bileşiminde değişik tuzlar ve gazlar bulunan su.

Dirim suyu : Abıhayat.

Domates suyu : Domatesin sıkılmasıyla elde edilen içecek.

Dümen suyu : Gemi giderken arkasında bıraktığı köpüklü iz.

Elma suyu : Elmadan çıkarılan meyve suyu.

Er suyu : Meni.

Et suyu : İçinde et kaynatılmış su.

Gül suyu : Gül yağı yapılırken yan ürün olarak elde edilen kokulu ve renksiz sıvı.

Ham besi suyu : Kökler tarafından topraktan emilip yapraklara kadar çıkan besi suyu.

Havuç suyu : Havuç meyvesinin sıkılması ile elde edilen meyve suyu.

Islatma suyu : Bazı maddelerin çeşitli amaçlarla işlenmesinde kullanıldıktan sonra değişik yöntemlerle ayrılan ve çözünmüş besin maddeleri içeren sıvı.

İçme suyu : İçilebilecek nitelikte olan su.

İmamsuyu : Rakı.

Katran suyu : Hekimlikte kullanılan katranlı su.

Kaya suyu : Kayadan sızan su.

Kaynak suyu : Kaynağın veya gözenin başında alınan su.

Kenar suyu : Kenar süslemesi.

Kibrit suyu : "Yerin dibine batsın, ölsün, kahrolsun" anlamında köküne kibrit suyu ve "bir daha ortaya çıkamayacak biçimde yok etmek" anlamında köküne kibrit suyu dökmek (veya kökünü kurutmak) deyimlerinde geçen bir söz.

Kireç suyu : İçinde erimiş bir durumda kireç bulunan su.

Koruk suyu : Koruğun ezilmesiyle elde edilen sıvı.

Kuyu suyu : Kuyudan çıkarılan, genellikle sulamada kullanılan su.

Limon suyu : Limondan elde edilen meyve suyu.

Maden suyu : İçinde erimiş mineraller bulunan ve bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan kaynak suyu.

Memba suyu : İçinde erimiş mineraller bulunan, içme suyu olarak veya tedavi amacıyla kullanılan su.

Meyve suyu : Meyveden elde edilen su.

Nane suyu : İçinde nane ruhu eritilmiş su.

Portakal suyu : Portakal sıkılarak elde edilen su.

Saf su : Organik ve inorganik maddelerden arındırılmış su.

Safra suyu : Geminin genellikle derin pik tanklarına dengeyi sağlayıp artırmak ve pervaneyi iyice suya batırmak için doldurulan su.

Şalgam suyu : Doğranmış şalgam, havuç ile bulgur, su ve tuz kullanılarak yapılmış olan bir içecek.

Tavuk suyu : Tavuk etinin haşlanmasıyla elde edilen su.

Turşu suyu : Turşunun içilebilir nitelikteki ekşimsi ve kekremsi suyu.

Vişne suyu : Vişneden çıkarılan su.

Yüzsuyu : Bir kimsenin onuru, haysiyeti.

Zemzem suyu : Zemzem.

Kara suları : Bir devletin deniz kıyıları boyunca egemenliği altında tuttuğu belli genişlikte su şeridi.

Yer altı suları : Geçirimli kayaç ve katmanlardan sızarak yer çekiminin de etkisiyle yer altına inen ve orada akarak veya birikerek yeni bir düzen kuran sular.

Sıvı : Bulunduğu kabın biçimini alabilen ve üstü yatay bir düzlem durumuna gelebilen akışkan cisim, mayi, likit.

Kez : Bazı sayı sıfatlarıyla birlikte kullanılarak bir olayın ve olgunun her bir tekrarlanışını bildiren söz, defa, kere, sefer.

Su ağacı : Uçlarına bakraç takılarak omuzda taşınan ağaç.

Su ağzı : Yangın söndürme amacıyla kent su döşeminden suyun alındığı ağız.

Su akciğeri : (anlamdaş. solunum ağacı) Deniz-hıyarlarında, dışkılıkdan söloma doğru uzanan iki dallanmış kanal olup anüs yolu ile alınıp verilen su araciyle solunum ve boşaltım görevini görür.

Su aktivitesi : Bir gıda maddesinin su buharı basıncının, aynı sıcaklıktaki damıtık suyun buhar basıncına oranı, aw.

Su akümülatörü : (fizik)

Su alma teknesi : Temizlik amacıyla su almakta kullanılan tekne.

Su altı ışıklığı : Yürürlükteki yönetmelikler uyarınca, elektrik bağlantılarıyle birlikte, sürekli olarak suya batmış durumda çalışmaya elverişli ışıklık.

Su altı tüfeği : Zıpkın.

Su arabası : Sirkin suyunun taşındığı tekerlekli su deposu.

Su ardıcı : (Acrocephalus paludicola) Ötücü-kuşlar (Passeriformes) takımının öteğengiller (Sylviidae) familyasından bir kuş türü. Sırtı ve karnı sarı-kahveringidir. Orta ve Güney Avrupa ve Kuzey Afrikada bataklıklarda yaşar.

Diğer dillerde Su anlamı nedir?

İngilizce'de Su ne demek? : v. be aware, know, figure out; realize, sort out, see

n. knowledge, understanding, learning, education; awareness, cognizance

adv. on, up, over, above

Fransızca'da Su : [le] bilgi

Almanca'da Su : n. Brühe, Gänsewein, Saft, Wasser

adj. nachstehend

Rusça'da Su : n. вода (F), влага (F), сок (M), водоем (M), источник (M), отвар (M), эссенция (F)

adj. водный, водяной, гидравлический