Kırı nedir, Kırı ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Eşek yavrusu, sıpa.

Kırı ile ilgili Cümleler

  • Kırım Tatar Türkçesi'nde gümüşe "kümüş" denilir.
  • “Bunları asla yapmayacağımı biliyorsun, su testisi su yolunda kırılır; ben doğru bildiğim yoldan ayrılmayacağım.”
  • Film hayal kırıcıydı.
  • “Alnı da bir enlemesine, bir dikine kırış kırış oluyordu.”
  • “Avrupa tiyatrosunda işveli gerdan kırışları, meşhur kantolarıyla, ortalığı kırıp geçirdiği zamanlar!”
  • Kırıntılarını topla.
  • “Umudu kırılınca boynu bükük, ahıra, ineği sağmaya indi.”
  • “Uğradığı düş kırıklığı adımlarına yansıyan sünepe bir adam.”
  • “Ahali gülmekten kırılıyordu.”
  • Ali hayal kırıklığına uğradığını söyledi.
  • “Hoşsohbet, şakacı bir insan olduğu için Kâzım Bey'le kaynatasını kahkahadan kırıp geçirir.”
  • “Adamın her akşam yarım kiloyu devirdikten sonra ortalığı kırıp geçirmesinden perişan oluyorlar.”
  • Kırık bir ayna kötü şans getirir.
  • “Pakize'nin kırıp geçirdiği bir şeyi görmekten hasıl olacak tesiri temaşaya gelen çocuklara...”
  • “O kuruntularımız, o tafralarımız, o Ermeni gelini gibi kırıtmalarımız pek boşuna demektir.”
  • “Bir İspanyol şarkıcı var. Beyoğlu'nu kırıp geçiriyor.”
  • Kırımtatar ve Azerbaycan Türkçesi cümlelerime güvenmeyenler, ana dilindeki sitelerden doğrudan alıntı yapmama izin vermedikleri için hep kendi içlerini şüpheyle yiyecekler.
  • Kırık küreğini onarmamı istiyor musun yoksa istemiyor musun?
  • “Karşısındaki kadında düş kırıklığı yarattığının farkında.”
  • “Hem de kolu kanadı tamamıyla kırılmış, bir daha hemcinslerimize dil uzatamayacak bir hâlde...”
  • Ali duyduğu hayal kırıklığını ifade etti.
  • Bu çok hayal kırıcıydı.
  • “Düğüne kimlerin çağrıldığı anlaşılmaz, ne hediye gönderileceği de belli olmaz. Olmaz ama hepsi çağrılmıştır, hepsi de kırıp sarar, birer hediye alır yollar.”
  • “Vazgeçin, dedi Nuh, kızlara yazık... Niye yazık olsun? Burnunun yeli kırılır, cart curt edemez millete!”
  • Birinin hayal kırıklığına uğrayacağını düşünüyor musun?
  • Kırım'da bu hayvanlar daha değerli sayılırlardı.
  • “Bunları duymakla gönlüm kırıldı.”
  • “Kaşla göz arasında ellerine geçirdiklerini kırıp dökmeye koyulmuşlardı.”
  • Onun sakalında bir kırıntı var.
  • “Bir hafta sonra sargıları açıp eserini incelediğinde hayal kırıklığına uğradı.”
  • Ali birkaç hayal kırıklığı yaşadı.
 

Kırı ile ilgili Atasözü veya Deyim

baş kırılır (veya yarılır) fes (veya börk) içinde, kol kırılır yen (veya kürk) içinde : “aile içindeki, arkadaşlar arasındaki uyuşmazlıklar yabancılara duyurulmamalıdır” anlamında kullanılan bir söz.

burnu kırılmak : büyüklenemez duruma gelmek.

burnunun direği kırılmak (veya düşmek) : çok pis bir koku duyarak tedirgin olmak.

burnunun yeli kırılmak : öfkesi yok olmak.

düş kırıklığı yaratmak : beklentileri karşılayamamaktan dolayı burukluğa yol açmak.

 

düş kırıklığına uğramak : beklediği sonucu alamamak.

eli kırılmak : eli, işe yatkın bir duruma gelmek.

eli kırılsın : “eli tutmaz olsun, eli bir iş göremez olsun!” anlamında kullanılan bir ilenme sözü.

ermeni gelini gibi kırıtmak : ağır veya yavaş hareket etmek.

gönlü kırılmak : üzülmek, incinmek, yerinmek.

gönül bir sırça saraydır, kırılırsa yapılmaz : “kolay kolay onarılamayacağı için bir kimsenin özellikle de dostlarımızın gönlünü kırmamaya özen göstermeliyiz” anlamında kullanılan bir söz.

gülmekten kırılmak (veya katılmak veya yarılmak) : aşırı derecede gülmek.

hayal kırıklığına uğramak : çok istenilen veya umulan bir şeyin gerçekleşmemesinden üzüntü duymak.

iki testi tokuşunca biri elbet kırılır : “kavgaya tutuşan iki kişiden biri elbette yenilir ve zarara uğrar” anlamında kullanılan bir söz.

kahkahadan kırılmak : çok gülmek.

kırığı olmak : yasa ve törelere aykırı olarak karşı cinsten biriyle sürekli ilişki içinde bulunmak.

kırık plak gibi : durmaksızın, aynı tonda tekrarlayarak.

kırılıp bükülmek : kırıtarak, kibarlığa özenerek konuşmak.

kırılıp dökülmek : kibar görünmeye çalışmak çok eskimek kırıklık duymak.

kırıp dökmek : dikkatsizlik veya öfkeyle birçok şeyin kırılmasına neden olmak.

kırıp geçirmek : yakıp yıkarak, öldürerek, baskı veya etki yaparak büyük zarar vermek çok sert davranarak darıltmak tuhaf söz ve davranışlarla herkesi çok güldürmek hayran etmek.

kırıp sarmak : bir şeyi yapmak için her türlü imkândan güçlükle yararlanmak.

kırış kırış olmak : çok kırışmak.

kolu kanadı kırılmak : bir şey yapamayacak duruma gelmek, çaresiz kalmak.

mırın kırın etmek : İleri geri konuşmak.

mukavemeti kırılmak : direnci, gücü azalmak.

oldu olacak, kırıldı nacak : “her şey olup bitti, iş işten geçti” anlamında kullanılan bir söz.

ortalığı kırıp geçirmek : herkesi heyecana sürüklemek çok kızarak çevresindekilere bağırıp çağırmak.

pilavdan dönenin kaşığı kırılsın : “yararlı bir şeyi elde etmek için sonuna kadar uğraşılmalı, direnilmelidir” anlamında kullanılan bir söz.

su testisi su yolunda kırılır : “bir kişi amaç edindiği işte kazaya uğrar” anlamında kullanılan bir söz.

şevki kırılmak : isteği, hevesi kalmamak.

tekerlek kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur : “sonucu kötü çıktıktan sonra bir davranış üzerine akıl öğreten çok bulunur” anlamında kullanılan bir söz.

testi kırılsa da kulpu elde kalır : “zarar da etse varlıklı bir kimse büsbütün yoksul kalmaz” anlamında kullanılan bir söz.

umudu kırılmak : bir şeyin artık gerçekleşemeyeceği inancına varmak.

ümidi kırılmak : umudu kırılmak.

Kırı kısaca anlamı, tanımı

Alyuvar ozmotik kırılganlığı : Alyuvar ozmotik direnci

Bakır kırı : Boz renk, at donu: Alinin aldığı at bakır kırı.

Basamaklı kırıklar : Sık, birbirine koşut ve tomurcuklarının hepsi özdeş yönde yerinden oynamış kırıklar.

Basınç kırığı : Süngerimsi yapıdaki kemiklerde basınca bağlı olarak görülen kırık, kompresyon kırığı. En çok omurgada rastlanır.

Bir kırık : Bir parça, azıcık, biraz.

Büküntülü kırık : Düzlemi yay biçiminde olan kırık.

Cesareti kırılmış emek : Ekonominin daralma dönemlerinde, iş buldukları anda çalışmaya hazır olmalarına karşın, iş bulma umudunu kaybettikleri için herhangi bir kanalı kullanarak iş aramayan ve dolayısıyla işgücü tanımı içinde yer almayan aktif nüfus.

Cesareti kırılmış emek önsavı : Ekonominin daralma dönemlerinde, işsizlerin iş bulma umudunu kaybetmesi nedeniyle iş başvurularının azalmasına bağlı olarak işgücüne katılım oranının düşeceğini ve dolayısıyla işsizlik oranının daha düşük düzeyde hesaplanacağını savunan yaklaşım.

Çekiçli kırıcı : Kömür, kireç taşı, odun gibi maddeleri parçalayarak ufaltmak için geliştirilen, dönen bir şaft üzerine oynar şekilde yerleştirilmiş dört veya daha fazla metalik çekice sahip kırıcı.

Çekip koparma kırığı : Kemiklere yapışan adale, tendo veya ligament gibi anatomik bağların şiddetli etkin kasılması veya pasif çekilmeleriyle bunların yapıştığı kemik çıkıntılarının esas kemik gövdesinden koparak ayrılması, avulziyon kırığı, tensiyon kırığı.

Çift kırılma : Işığın iki defa kırılması.

Çoklu kırıklar : Genellikle düşme ve trafik kazalarında, organizmadaki değişik kemiklerde kırıkların oluşması, multiple kırıklar.

Çökme kırığı : Kafatası ve leğen kemiklerinde görülen içe doğru çökme kırığı, impresyon kırığı, enfonsement kırık.

Çöküntü kırığı : Yüz ve kafatasının yassı kemiklerinde, kemik parçasının içeriye doğru çökmesiyle oluşan kemik kırığı, depresyon kırığı. Beyin dokusunda enfeksiyonlara, kanama ve hematom oluşumuna öncülük edebilir.

Damarı kırık : Utanmaz, arlanmaz, namussuz kadın, orospu.

Depresyon kırığı : Çöküntü kırığı.

Dikine kırık : Katmanların doğrultusunu, 90°'lik bir açıyla kesen kırık.

Diş kırığı : Yaralanma ve dişlerin çürümesi gibi nedenlerle dişin bütünlüğünün bozulması.

Dolanma kırığı : Kütlelerin yerlerinden oynaması sırasında bir yanı ya da her iki yanı kırık düzlemine dik bir eksen çevresinde, bir dolanma devimine uğramış bir kırık.

Düz kırık : Düzlemi, aşağıdaki tomruğa doğru eğimli olan kırık.

Eğik kırık : Katmanları, doğrultusuna kesen kırık.

Eksicik kırınımı : Eksicik demetinin özdek içinden geçip saçılması. 2-Bu olaya dayanarak özdeciksel yapıyı bulma yöntemi.

Eli kırık : Elinden iş gelen, yetenekli, usta.

Emme kırıcı : Döşemde emmenin oluşturduğu sakıncaları önleyen araç.

Enfonsement kırık : Çökme kırığı.

Enine kırık : Genel yapıyı enine kesen kırık.

Gevrek kırılma : Çok az ya da hiç bir yoğruk bozunum olmadan, birden gelişen ve çatlayarak oluşan kırılma olayı.

Gıcırı kırılmak : Rahatı, keyfi bozulmak.

Girinimli kırılma deneyi : Çeliklerin sertleşebilmelerini ölçmek için uygulanan özel bir kırılma deneyi.

Gömeci kırılmak : Güveni kaybolmak.

Göz kırımı : Gözün görebileceği kadar uzaklık, ufuk. Çok ufak.

Granit kırıntısı : Püskürtmeyle temizleme işlemlerinde, aşındırıcı olarak kullanılan kırılmış granit parçacığı.

Irım kırım : Naz: ırım kırım edip durma, oynayacaksan oyna. Her yan, her yer: Bugün ırımı kırımı dolaştım bir kalem bulamadım.

Işığın kırılımı : Işık ışınlarının değişik iki ortamı ayıran yüzeyden geçerken kırılarak ilerleme doğrultusunu değiştirmesi.

Işık kırıcı : Işığın kırılması olayı ile bir kaynağın ışık akısının uzaysal dağılışını değiştirmeye yarayan parça.

İmpakte kırık : Dişlenmiş kırık.

İmpresyon kırığı : Çökme kırığı.

İnkomplet kırık : Tam olmayan kırık.

İrem kırım etmek : Bir teklifi kabul etmemek için küçük nedenler ileri sürmek.

Kabuk kırılma direnci : Kanatlılarda yumurta kabuğu kalitesini belirlemek için yumurtaya özel aletle basınç uygulayarak kırılma direncinin tespit edilmesi.

Kafatası kırığı : Travmatik nedenlerle kafatası kemiklerinde oluşan kırık. Beyin zarı kanamaları kırığın yerinin saptanmasını kolaylaştırır.

Kapalı kırık : Deri bütünlüğünün bozulmadığı kırık olguları.

Kasarı kırılmak : Kalbi kırılmak, darılmak.

Kaza kırım : Uçak kazalarının nedenini, nasıl geliştiğini, ortaya çıkan hasarı karakutular incelenmeden önce ayrıntılı bir biçimde araştırma.

Kelebek kırığı : Kelebek kanatlarına benzer tarzda ana kırığın, diğer iki kırık uçlarıyla bağlantılı olduğu üç parçalı ve birbirleriyle iştirakli kemik kırığı. En belirgin olarak yarış atlarında metakarpal hastalıkta görülür.

Keler kırı : Sürülmeden bırakılmış tarla.

Kesimli kırık dökük : Geminin ya da içinde bulunan yükten bir bölüğünün kırılıp dökülmüş ya da kaybolmuş olması.

Kıl kırılması : Kılların düğüm oluşturarak kırılması, trikoreksis, trikoreksis nodosa.

Kırı kırı : At ve eşek çağırma ünlemi. Eşek çağırma ünlemi.

Kırıbenek : Beyazı az olan renk.

Kırıcık : Azıcık, çok az.

Kırıç : Hafif aralık.

Kırıç kırıç : At ve eşek çağırma ünlemi.

Kırıçmak : Kesmek, kırkmak.

Kırıço : Beştaş oyunu.

Kırıdak : Şıklığa özenen, gösteriş çabasında olan. Oynak, ahlâksız : O, kırıdağın biridir. Dik yürüyen adam.

Kırıgı : Kadının yasalara ve törelere aykırı olarak ilgi kurduğu erkek sevgili.

Kırıh : Ormandan açılmış tarla. Delik, delinmiş.

Kırıh sırıh : Ufak tefek, döküntü, işe yaramaz ev eşyası.

Kırık aramak : Birini kötülemek amaciyle kusur ve eksik aramak.

Kırık aşı : Bulgur pilavı : Kırık aşı pişirelim.

Kırık atımı : Bir kırıkta, yer değiştiren iki nokta arasındaki en kısa uzaklık.

Kırık aynası : Bir kırıkta, iki kanadın yerlerinden oynaması ve birbirlerine sürtünmesiyle oluşan, koşut çizikli, cilalı kırık düzlemi.

Kırık ayrığı : Kırığın çeperleri arasındaki ayrılık.

Kırık bulmak : Birini kötülemek amaciyle kusur ve eksik aramak.

Kırık çizgisi : Bir kırığın, yeryüzü ile kesiştiği çizgi.

Kırık çoğul : Sami dillerde tekilin şekli değiştirilerek yapılan çoğul. Kitab'dan kütüb, Kalem'den Aklanı gibi. Buna BÜKÜN ÇOĞULU (PL interne) de denir.

Kırık derik : Ufak tefek, döküntü, işe yaramaz ev eşyası.

Kırık doğrultusu : Kırık düzleminin yatay düzlemle kesiştiği çizgi.

Kırık don : Şalvar gibi bol, büzgülü ve sarkık kadın donu.

Kırık dökük değeri : Kırık dökük malların gerçek ve umulan değerleriyle elden çıkarma değerleri arasındaki fark.

Kırık döl : Evlilik dışı ilişkiden doğan çocuk.

Kırık düzen : Karışık, düzensiz. Düzensiz.

Kırık düzlemi : Üzerinde kırık kanatlarının devindiği düzlem.

Kırık kanadı : Kırık düzleminin yanlarındaki kayaç kütleleri.

Kırık kasık : Ufak tefek, döküntü, işe yaramaz ev eşyası.

Kırık kaynağı : Kırıkla ayrılmış bir kuyu yatağının geçirimsiz bir katman ile karşılaştığı yerde, suların aşağıdan yukarı çıkmasıyle oluşan kaynak.

Kırık kıllık : Ufak tefek, döküntü, işe yaramaz ev eşyası.

Kırık kırık : At ve eşek çağırma ünlemi.

Kırık kırpık : Ağaç ve odun parçaları.

Kırık kırtık : Ufak tefek, döküntü, işe yaramaz ev eşyası. Kurumuş ve dökülmüş çalı çırpı, çerçöp. Çerez, eğlencelik : Biraz kırık kırtık getir.

Kırık kuşağı : Kırılarak yerlerinden oynamış kanatlarla yapılı bir bölge.

Kırık sapması : Başka bir kırıkla kesişen kırığın doğrultusunu değiştirmesi.

Kırık sarık : Ufak tefek, döküntü, işe yaramaz ev eşyası.

Kırık sırık : Ufak tefek, döküntü, işe yaramaz ev eşyası.

Kırık tutmak : Kadın, erkekle töre ve yasa dışı cinsel ilişki kurmak.

Kırık yapağı : Hastalıktan veya yetersiz bakım beslemeden dolayı yapağının güçsüz olması.

Kırık zağar : Adi köpekle av köpeğinin birleşmesinden doğan melez köpek.

Kırıkali : Tekirdağ kenti, Yürük nahiyesine bağlı bir bölge.

Kırıkçalı : Gaziantep kenti, İslâhiye belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Kırıkçılık : Kırıkçının yaptığı iş, sınıkçılık.

Kırıkdağ : Hakkâri ili, merkez ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Kırıkdere : Erzincan kenti, Oğuz bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

Kırıkkaleli : Kırıkkale ilinden olan kimse.

Kırıkkalelilik : Kırıkkaleli olma durumu.

Kırıkkaya : Bitlis şehri, Ovakışla nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Kırıkköy : Kırklareli şehrinde, Lüleburgaz ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Kırıkkuyu : Konya şehri, Kulu ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

Kırıkla değinme : İki katman ya da oluşuğun, bir kırıkla yan yana gelmesi.

Kırıklamak : Kırık duruma getirmek, ufalamak.

Kırıklanmak : Bir şeyi istediğini durumu ile anlatmak, göz koymak, gözü kalmak. [Bakınız: kırıtmak]. Çıkarı için boyun eğmek. Hoşlanmak : Ali Haççe gelince kırıklanıyor. Umutlanmak, ummak : Bu ay terfi edeyim deyi kırıklanıyordum, çıkmadı. Güvenmek : Ben sana kırıklandım da geldim. Dost edinmek. Cilvelenmek, kendini beğendirme çabasında olmak.

Kırıklar : Aydın şehri, Dalama bucağına bağlı bir bölge. Çanakkale kenti, Kalkım bucağına bağlı bir bölge. İzmir kenti, Buca belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yer. Karabük kenti, Safranbolu ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Kırıklı : Âşığı, dostu olan kötü kadın. İçinde kırık parçaları olan nesne: En eyi pirinç diye aldım, yine kırıklı çıktı. Adana şehri, Çatalan bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Ankara ili, Gölbaşı belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yer. Giresun şehri, Görele ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Gümüşhane kenti, merkez ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer. Osmaniye şehri, Kaypak bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Kırıklı tomruk : Karşılıklı iki sınırında, kırık düzlemleri bulunan dağ ya da kayaç kütlesi.

Kırıklı yapı : Kırıklarla parçalanarak kendine özgü çeşitli görünüşler kazanan yerey parçası.

Kırıklı yatık kıvrım : Ters yanı çok ileri doğru sürüklenerek, büsbütün makaslanmış olan yatık kıvrım.

Kırıkpınar : Erzurum şehrinde, Elmalıdere nahiyesine bağlı bir yer.

Kırıkrenk : (Resim) Kendi ailesinden olmayan bir renkle karıştırılarak aslından uzaklaştırılmış renk.

Kırıksoku : Yozgat şehrinde, merkez ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Kırıkta : Vergi kalıntısı.

Kırıktaş : Erzincan şehri, Refahiye belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Kırıkuşağı : Adana ili, Feke ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yer.

Kırılarak ezilmiş mısır : Kırılmış mısırın aspirasyonundan, uygun bir biçimde tavlanmasından, düz ezme merdanelerinden geçirilmesinden sonra kurutulup soğutulmasıyla elde edilen bir ürün.

Kırılca : İriölçekte, düzgün geometrik biçimlerle büyüyüp belirli düzlemler boyunca kırılan, ufakölçekte ise düzgün bir özdecik dizilimi gösteren katı yapı.

Kırılca bağ : Kırılcal katılarda özdecikleri yerlerinde tutan kuvvet.

Kırılca büyümesi : Çözelti içindeki kırılcanın, geometrik biçimini koruyarak büyümesi olayı.

Kırılca gediği : Kimi özdeciklerin yerlerinden kaymaları, kimilerininse eksilmesi gibi nedenlerle oluşarak kırılcanın düzgün dizilim yapısını aksatan nokta.

Kırılcal : Kırılca yapısında, bu yapıya özgü.

Kırılcal alan : Kırılcal ortam içindeki bir öğeciğin izgesini etkileyip, bu kırılcal ortamdan doğan kıvıl ya da mıknatıssal alan.

Kırılcal kayaç : Magmanın yerkabuğunun az çok derinlerinde yavaşça soğumasıyla oluşan, granit gibi katılaşmış kayaçlara verilen genel ad.

Kırılcalı sestoplar : Kırılcaların yüzeyinde ortaya çıkan gerilim başkalıklarından yararlanılan ve basınç elektriği temeline dayanan sestoplar çeşidi.

Kırılcayazım : Çoğu kez x ışınları ile kırılcaların yapılarını bulan bilgi dalı.

Kırılcayazımsal : Kınlcayazım yöntemlerine ilişkin.

Kırıldak : Öldürücü, bulaşıcı hayvan hastalığı.

Kırılgan meyve : Her bir bölümünde bir tohum bulunan, boğumlu ve boğumlardan kırılan, kuru, açılmayan meyve. Lomentum.

Kırılım : Bir ışık ışınının ya da bir takımmıknatıssal dalganın, bir ortamdan ötekine geçtiğinde doğrultusunu değiştirmesi. Işık demetinin yönünün, çarptığı ya da içine girdiği ortamca değiştirilmesi.

Kırılım imleci : Işık ışınının iki ortamın ara yüzeyinden geçerken oluşan geliş ve kırılım açılarının dikmelikleri arasındaki oran.

Kırılım indisi : Ortam değiştiren ışık ışınlarının, geliş ve çıkış açılarının sinüslerinin oranı.

Kırılım yasaları : Gelen ışın, kırılan ışın ve iki saydam ortamı ayıran yüzeyin geliş noktasındaki dikeyinin aynı düzlemde olduğunu ve geliş açısının dikmeliğinin kırılma açısınınkine oranının bir ortam çifti için değişmez bir sayı olduğunu belirleyen iki yasa.

Kırılımölçer : Işığın kırılan imlecini ölçmeye yarayan aygıt. Işık ışınlarının bir sıvıdan biçmeye girerken yaptıkları kırılım açısını ölçerek kırılım indisini belirleyen aygıt.

Kırılımölçüm : Özdeklerin kırılım indislerinin belirlenmesi.

Kırılırlık : Ortamın ışığı kırıcılık imleci n olduğuna göre (n-1)'e eşit olan sayı.

Kırılıverme : Kırılıvermek işi.

Kırılıvermek : Aniden kırılmak.

Kırılma artifaktı : Ultrasonografide, sesin farklı dokulardan farklı hızlarda geçerken oluşan ses kırılmasının görüntü bozulmasına yol açması. Özellikle kistik oluşumların kenarlarının alt kısımlarında hipoekoik gölgelenmeler şeklinde görülür.

Kırılma belirteci : Geçen bir ışık ışını, eğri bir açı ile bir kristale çarptığında, gelen ışın ile sapan ışının normal ile yaptıkları açıların sinüslerine oranı.

Kırılma dayancı : Kırılma olayını başlatan yük.

Kırılma deneyi : Kırık yüzeylerin yapılarını incelemek ve kırılma özelliklerini saptamak ereğiyle yapılan çarpı deneyi.

Kırılma direnci : Kemik direnci.

Kırılma fotoğrafı : Isılyoğruk saptamada kullanılan ve gaz ya da sıvılardaki yoğunluk değişikliklerinin oluşturduğu kırılmaların fotoğraflarını çekmeye dayanan işlem.

Kırılma göstergesi : Bir kırılmada kırılmanın derecesini belirten sayı. (Gelen ışının gelme açısı sinüsünün, kırılma açısı sinüsüne oranıyla belirtilir).

Kırılma indisi : Optik özellikleri ayrı iki ortamda ışık hızlarının birbirine oranı. Kırılma indisi, iki ortamı ayıran yüzeyi geçen bir ışık ışınının gelme ve kırılma açılarının sinüslerinin oranına eşittir. Bir ortamdaki ışık hızının havadaki ışık hızına oranı. Sembolü n’dir. Refraktometre prizmasına sürülmüş yağdan geçirilen ışığın giriş ve çıkış açılarının sinüs değeri.

Kırılma tanesi büyüklüğü : Kırık yüzeylerdeki tanelerin ortalama büyüklüğü.

Kırılmalı ırakgörür : Mercekler düzeniyle ışık toplayan ırakgörür.

Kırılmış madde : Parçacık irilikleri kırma ve ezme işlemleriyle küçültülmüş olan madde.

Kırıltuk : Kıskanç, günücü.

Kırım kanamalı ateşi : Bunyaviridae ailesinde, nayrovirüs cinsinde yer alan bir virüs tarafından oluşturulan, yaygın kanamalar, yüksek ateş ve karaciğer nekrozlarıyla belirgin çiftlik hayvanlarının zoonoz nitelikli ölümcül hastalığı. Kan, vücut salgıları ve Hyalomma türü kenelerle taşınır, Kırım-Kongo kanamalı ateşi.

Kırım kertenkelesi : Pullu sürüngenler (Squamata) takımının, gerçek kertenkelegiller (Lacertidae) familyasından, Asya ve Karadeniz bölgesinde yaşayan bir tür. (Lacerta taurica), Pullu-sürüngenler (Squamata) takımının özkertenkelegiller (Lacertidae) familyasından bir sürüngen türü. Güney Batı Asya, Doğu Karadeniz bölgesinde yaşar.

Kırım kongo kanamalı ateşi : Kırım kanamalı ateşi.

Kırım kongo virüs : Kongo virüs.

Kırımini : Aksaray ili, Ağaçören ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Kırımkaya : Erzurum şehrinde, Karaköprü bucağına bağlı bir bölge.

Kırımoluk : Yozgat kenti, Aydıncık ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Kırımsa : Yakacak, çerçöp. Kırağı. Dolu : Kırımsa yağıyor. Yeri beyazlatacak kadar yağan ince kar : Bu gece kırımsa yağmış. Çiğ. İnce bulgur. Kırıntı. [Bakınız: karımsa]. [Bakınız: karımsı].

Kırımsız : Aç gözlü.

Kırın : Oyun, raks.

Kırıngı : Bulutlu hava.

Kırını vermek : Azarlamak.

Kırınım derecesi : Yapıcı girişimin meydana geldiği bir dalga boyunun çarpıldığı tam sayı.

Kırınım deseni : Kırınım sonucu oluşan karanlık zemin üzerindeki parlak noktaların oluşturduğu desen.

Kırınım halkaları : Kırınım sonucu oluşan ve bir örütün yapısını belirten halkalar.

Kırınım izgegözleri : Işığın, biçik yerine kırınım ağı ile oluşturulan izgesini gözlemeye yarayan aygıt.

Kırınım izgesi : Bir kırınım ağı ile elde edilen akımmıknatıssal dalgalar izgesi.

Kırıntı cam : Püskürtmeli temizleme işlemlerinde aşındırıcı olarak kullanılan, kırılarak ince parçalara bölünmüş cam.

Kırıntı değirmeni : Sebze ve yemek kırıntılarını öğüterek pissu döşeminin tıkanma tehlikesini önleyen aygıt.

Kırıntı tortul : Kendinden daha eski kayaçların parçalarından oluşmuş tortul kayaç.

Kırıntı yaması : Çukur fırın tabanından bulaşan kırıntıların, tomruk yüzeylerinde oluşturdukları yüzey kusuru.

Kırıntılaştırma : Granül durumuna getirme.

Kırıs çekmek : Kuvvet kullanmak: Öyle bir kırıs çekdim ki, çamaşırın yüzü ağardı.

Kırısmak : Kibirlenmek.

Kırıstık : Balmumundan yapılan ince mum.

Kırış : Ahlat kurusu. Tarlalardaki su yolu. Pis, çirkin, pasaklı. Gurur. Güreş : Buğalar kırışıyor bakalım. Keçi ve koyun güreşi. Kene : Kırışlı hayvanların derileri delik deşiktir. Çatı. Savaş, harp.

Kırış etmek : Saldırmak : Bir malı almak için üzerine kırış ettiler. Öküzler süsüşmek, toslaşmak.

Kırış tutmak : Kafa tutmak, karşı gelmek.

Kırışak : Çok süslü, temiz ve güzel giyinen. Dik yürüyen adam. Kendini beğenmiş, mağrur. [Bakınız: kene].

Kırışgan : İyi dövüşen öküz.

Kırışgı : Çok süslü, temiz ve güzel giyinen.

Kırışgon : Orta yürüyüşlü : Ahmet'in atı kırışgondur.

Kırışıklık dalgası : Sıvıların yüzeyinde oluşan cm basamağında dalga boylu yüzey gerilim dalgaları.

Kırışıklık gerilimi : Bir dalgalı akım doğrultmacının ya da bu tür bir üretecin verdiği düz gerilimim dalgalı birleşeni.

Kırışıklılık : Kırışıklı olma durumu.

Kırışıksız : Kırışığı olmayan.

Kırışıksızlık : Kırışıksız olma durumu.

Kırışıvermek : Uyuyuvermek.

Kırışka : Binaların çatılarına örtülen oluklar, çinko saç.

Kırışkal : Gaziantep kenti, Sakçagöz nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Kırışkın : Asık yüzlü. Kendini beğenmiş, mağrur.

Kırışlar : Çankırı şehri, Belören nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Kırışoğlu : Kastamonu şehri, Kuzyaka nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Kırıştak : Teneke parçası : Şuraya bir kırıştak asıver. Topaç.

Kırıştırma : Kırıştırmak işi.

Kırıt : İçel kenti, Gülek nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Kırıtak : Dik yürüyen adam. Kendini beğenmiş, mağrur.

Kırıttırmak : Gururlu, çalımlı yürümek.

Kırıverme : Kırıvermek işi.

Kırıvermek : Çabucak kırmak.

Kırız : Saçsız, tıraşlı: Sen başını niçin kırız yaptın. Tüyleri kırkılmış hayvan : Kırız keçi. Küçük yağ küpü. Kanı karışık, melez.

Kırızlamak : Saçlarım tıraş ettirmek : Saçını niye kırızlattın?.

Kırk kırıldı : Sıkı fıkı görüştüğü dostları çok olan : Kırk kırıklı sade kırıklarında düşüp kalkacağına bir gün de bize uğra.

Kısmi kırık : Özellikle uzun kemiklerin diyafizlerinde, kemiği ikiye bölmeyecek biçimde küçük bir parçanın ayrılması, parsiyel kırık.

Kireçtaşı kırıntısı : Püskürtmeli temizleme işlemlerinde, aşındırıcı olarak kullanılan ufalanmış kireçtaşı.

Kommunitif kırık : Parçalı kırık.

Kompleyt kırık : Tam kırık.

Komplike kırık : Tam kırık.

Kompresyon kırığı : Basınç kırığı.

Kostik kırılganlık : Çelikteki demirin alkali ortamda anyon halinde çözünerek korozyona uğraması sonucunda kırılganlık kazanması.

Küspe kırıcısı : Kalıp durumundaki küspeleri hayvanların yiyebileceği veya normal değirmende öğütülebileceği iriliklere parçalamaya yarayan bir makine.

Mali kırılganlık : Mali araçların çeşitlenmesi ve yaygınlaşması sürecinde likiditenin artmasına bağlı olarak iktisadi birimlerin borçluluk düzeyleri yükselirken birbirlerine karşı bağımlılıklarının artması.

Mandalı kırık : Kötü kadın.

Monteggia kırık ve çıkığı : Küçük hayvanlarda döner kemiğin üst ucunda çıkık, ulnada kırık olması durumu.

Multipl kırıklar : Çoklu kırıklar.

Nalı kırık : Aklında bozukluk olan, akılsız.

Oblik kırık : Eğik biçimdeki kırık.

Öğeciksel kırılım : Bir öğenin özgül kırılım imleci ile öğeciksel ağırlığının çarpımı.

Öğütülmüş kırılmış tane sorgum : Bütün tane sorgumun öğütülmesiyle elde edilen bir ürün.

Özgül kırılım : Kırılım imleci n - 1 niceliğinin yoğunluğa oranı.

Parçalı kırık : Kırık ocağında, parça sayısının ikiden fazla olduğu kemik kırığı, kommunitif kırık.

Parsiyel kırık : Kısmi kırık.

Penis kırılması : Genellikle sperma alma sırasında penisin yanlış tarafa yönlendirilmesi veya altlık olarak kullanılan hayvanın aniden çökmesi sırasında corpus cavernosum penis’in yırtılmasıyla oluşan yaralanma.

Pirinç kırığı : Yemeklik pirinç elde edilirken büyük pirinç tanelerinden ayrılarak ele geçen parlatılmış pirinç taneleri parçacıkları.

Salter harris kırık sınıflandırması : Büyüme çağındaki köpeklerde ve özellikle 3-11 aylık gelişme döneminde uzun bacak kemiklerinin üst ve alt epifizer bölgesinde rastlanan kırıklar, kısaca eklem içi ve ekleme yakın kırıklar için kullanılan sınıflandırma tipi.

Soy kırımı : [Bakınız: soykırım].

Stres kırığı : Kemiğe belirli bir yönde yapılan ve yinelenen zorlamaların anormal bir strese yol açması sonucu oluşan kırık.

Sünek kırılma : Büyük enerji soğurumuyle kırılma.

Talaş kırıcı : Ağaçtan çıkan talaşın dip ucunu kırarak yarılmayı önleyen düzen.

Tam kırık : Kemik bütünlüğünün tamamen bozularak en az iki parçaya ayrılması, komplet kırık, komplike kırık.

Tam olmayan kırık : Kırılan kemiğin yerden tam olarak ayrılmadığı kırık tipi, inkomplet kırık.

Teleskobik kırık : Kırık uçlardan birinin diğeri içerisine tamamen girdiği kırık türü.

Tensiyon kırığı : Çekip koparma kırığı.

Ters basamaklı kırıklar : Katman dilimlerinin tersine doğru basamaklı kırıklar.

Ters kırık : Düzlemi kırılmış bir katman ya da bir damarın, yukarıdaki kanadına doğru eğimli olan kırık.

Tıkızı kırık : Gözü kör.

Uygun düz kırık : Kırık düzlemi, katmanların yatımı yönünde eğimli, tavan tomruğu taban tomruğuna oranla kırık düzlemi boyunca aşağı kaymış kırık.

Uygun kırık : Düzlemi, katmanların yatımı yönünde eğimli olan kırık.

Uygun ters kırık : Düzlemi, katmanların yatımı yönünde eğimli, tavan tomruğu, taban tomruğuna oranla kırık düzlemi boyunca yukarı kaymış kırık.

Verev kırık : Katmanların eni yönünde olan kırık.

X ışını kırınımı : Bir kristalin X-ışınları etkileşmesine dayanan kristal yapısının tayin yöntemi.

Yanardağ kırıntısı : Yanardağdan irili ufaklı ve türlü biçimlerde fırlatılmış eski ve yeni maddeler.

Yaş ağaç kırığı : Tam olmayan bir kırık olup kemiğin konkav korteksinin sağlam, konveks korteksinin kırılması olgusu. Yaş bir ağaç dalının bükülmesi sonrasında tam ayrılmaması biçimindeki bir kırık tipi.

Yükünsel kırılca : Artı ya da eksi karşıt yükünlerden oluşmuş kırılca.

Zili kırık : Aklı kıt, dengesiz (argo).

Bakla kırı : Beyazı çoğalmış, beyazlamaya yüz tutmuş (saç vb.). Koyu ve iri lekeli (at donu).

Bobin kırıcı : Dağınık iplik bobinlerini düzelten ve boyamaya elverişli biçime getiren makinede çalışan kimse.

Demir kırı : Siyah, beyaz karışık griye yakın renkte at donu. Bu renkte olan (at).

Düş kırıklığı : Çok istenilen veya çok umulan bir şey gerçekleşmediğinde duyulan üzüntü, burukluk.

Ekmek kırıntısı : Ekmek ufağı.

Et kırımı : Et kesimi.

Grev kırıcı : Grevin etkisini azaltma veya tamamıyla yok etme girişiminde bulunan kimse.

Grev kırıcılığı : Grevin etkisini azaltmak veya tamamıyla yok etmek amacıyla greve uğrayan işverenin veya ona yardımcı olan bir başkasının yasalara göre yasaklanmış hareketlerde bulunması.

Hayal kırıklığı : Çok istenilen veya umulan bir şeyin gerçekleşmeyişinden duyulan üzüntü.

Irzı kırık : Namussuz, rezil.

İpi kırık : Serseri, sorumsuz (kimse).

Kalbi kırık : Üzgün, ümitsiz.

Kaza kırım ekibi : Uçak kazalarının nedenini, nasıl geliştiğini, ortaya çıkan hasarı karakutular incelenmeden önce ayrıntılı bir biçimde araştıran, bağımsız kurul.

Kıçı kırık : Önemsiz, değersiz (şey veya kimse).

Kırıcı : Kırma işini yapan. Senet, tahvil, bono ve süresi gelmemiş alacaklarla ilgili alışveriş veya işlem yapan kimse veya kuruluş. Bir şeyin gerektiği gibi gelişmesini, oluşmasını önleyen, engelleyen. Kaba, sert, çevresindekileri inciten (davranış, söz vb.). Kırınım oluşturan.

Kırıcılık : Kırıcı olma durumu, huşunet. Işığı kırma özelliği.

Kırık : Kırılmış olan. Fay. Tavla oyununda oyun dışı bırakılan pul. Tam nota göre düşük olan (not). Kemiğin bir etki ile kırılması. Saf renkten hafif uzaklaşmış. Kırıntı. Kırılmış bir şeyden ayrılan parça. Kadının veya erkeğin yasalara ve törelere aykırı olarak ilişki kurduğu erkek veya kadın. Gücenmiş, üzgün. Bir şeyin kırılan yeri. Melez.

Kırık çizgi : Bir veya birkaç noktada doğrultu değiştiren çizgi.

Kırık dökük : Eski, sağlam olmayan, çürük, değersiz. Düzgün olmayan, parça parça (söz).

Kırık dölü : Evlilik dışı ilişkiden doğan çocuk.

Kırık hava : Hareketli ve canlı oyun melodisi ve türküsü.

Kırıkçı : Kırıkları düzelten kimse, sınıkçı.

Kırıkhan : Hatay iline bağlı ilçelerden biri.

Kırıkkale : Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.

Kırıklama : Kırıklamak işi.

Kırıklık : Kırık olma durumu. Kırgınlık. İsteksizlik, güceniklik, kırgınlık.

Kırılgan : Kolay ve çabuk kırılan. Kolay ve çabuk gücenen.

Kırılganlık : Kırılgan olma durumu. Bir eksen etrafında döndürülen veya sert bir cisimle çizilen boya filminin çatlaması veya dağılması.

Kırılış : Kırılma işi.

Kırılma : Kırılmak işi. Saydam bir ortamdan başka bir saydam ortama geçen ışının doğrultusunu değiştirmesi. Yürürken salınma, nazlı yürüyüş.

Kırılma noktası : Bir olay veya gelişmenin ulaştığı en duyarlı an veya durum.

Kırılmak : Kırma işine konu olmak, bir veya birçok parçaya ayrılmak. Saydam bir ortamdan başka bir saydam ortama geçen bir ışın, doğrultu değiştirmek. Cesaret, umut, onur azalmak, yok olmak. Ağaç, dal üzerinde meyve, çiçek, yaprak çok olmak. Bükülerek kat yeri oluşturmak. Kırgınlık duymak. Birine karşı kırgın duruma gelmek, gücenmek, incinmek. Savaş, bulaşıcı hastalık sebebiyle çok sayıda insan ölmek. Soğuk, rüzgâr vb. eski gücü kalmamak, azalmak, yatışmak.

Kırım : Savunmasız insanların veya tutsakların toplu olarak öldürülmesi, katliam. Hayvanların hastalık, soğuk gibi sebeplerle ölmesi.

Kırım kırım : Kırıtarak, kırıta kırıta.

Kırınım : Işık, ses ve radyoelektrik dalgalarının karşılaştığı bazı engelleri dolanarak geçmesi olayı, difraksiyon.

Kırınma : Kırınmak işi.

Kırınmak : Yürürken salınmak. Oynamak, raks etmek.

Kırıntı : Bir şeyden ayrılan küçük parça. Eser, iz, belirti. Kurumak için kesilip yerde bırakılan odun. Küçük kalıntı.

Kırıntı külte : Kırıntılardan oluşmuş külte.

Kırıntılı : Kırıntısı olan, kırıntılardan oluşmuş.

Kırış kırış : Kırışıkları olan, çok kırışık. Kırışık bir biçimde.

Kırışık : Kırışmış olan. Kırışmış yer, kırışıklık. Deride esnekliğin kaybolmasından oluşan kıvrım.

Kırışıklı : Kırışığı olan.

Kırışıklık : Kırışık olma durumu. Kırışmış olan yer, kırışık. Kırışık olan yüzeyin durumu.

Kırışma : Kırışmak işi. Genellikle aşırı ölçüde kurutucu kullanılması veya boyanın çok kalın uygulanması sonucunda yüzeyde buruşukluk oluşması.

Kırışmak : Bir yüzeyin düzgünlüğü bozulmak, kırışık oluşmak. Karşılıklı kırmak. Bahse tutuşmak. Pazarlık etmek. Bir şeyi eşit olarak paylaşmak.

Kırıştırmak : Kırışmasına sebep olmak. Karşı cinsten biriyle yakın ilişkide bulunmak.

Kırıtım : Kırıtma işi.

Kırıtım kırıtım : Kırıtarak.

Kırıtış : Kırıtma işi.

Kırıtkan : Her zaman kırıtan.

Kırıtkanlık : Kırıtkan olma durumu.

Kırıtma : Kırıtmak işi, cilve, işve.

Kırıtmak : Hoş görünmek çabasıyla cilveli davranışlarda bulunmak.

Mırın kırın : Bir isteği kabul etmeme, nazlanma.

Sıçan kırı : Sıçanın tüyünün rengi. Bu renkte olan.

Süt kırı : Beyaz renkli at donu. Bu renkte olan (at).

Turna kırı : Kırmızımtırak gri. Bu renkte olan.

Umut kırıklığı : Bir şeyin artık gerçekleşemeyeceği inancı, ümit kırıklığı.

Ümit kırıklığı : Umut kırıklığı.

Diğer dillerde Kırdırma oranı anlamı nedir?

İngilizce'de Kırdırma oranı ne demek ? : discount rate