Lens flare türkçesi Lens flare nedir

  • Parıltı.
  • Bir optik dizgede, görüntü yüzeyine düşen gereksiz ışık.
  • Sinema, televizyon alanlarında kullanılır.

Lens flare ingilizcede ne demek, Lens flare nerede nasıl kullanılır?

Lens : Önışıtacın ön yüzeyini örten, kabartma biçimli cam. Far camı. Göz merceği. Biyoloji, fizik, uzay, nükleer enerji alanlarında kullanılır. Gözlük camı. Adese. Mercek. İçinden geçen koşut ışınları düzenli bir biçimde birbirine yaklaştıran ya da birbirinden uzaklaştıran saydam nesne. tiyatroda daha çok yakınsak mercek kullanılır. bk. dışbükey mercek. İrisin ardında bulunan saydam bölge olup imgenin ağ tabaka üzerine net düşebilmesi için ışığın odak noktasını ayarlayan saydam yapı. petek gözde her bir parçanın önünde bulunan ve saydam tabakanın değişmesi ile meydana gelmiş olan bölge. Önışıtaç camı.

Flare : Bir optik dizgede, görüntü yüzeyine düşen gereksiz ışık. Işık saçmak. Uzay, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Hidrojen tayfının ha çizgisinde çekilmiş güneş resimlerinde görülen ve bir püskürme belirten beyaz bulutlar. Titrek ışık vermek. Çan gibi genişlemek. Işımak. Parlak ve titrek bir alevle yanmak. Kamaşma. Patlak vermek.

Lens antenna : Mercek anten.

Lens aperture : Diyafram. Işık düzengeci açıklığı. Bir ışık düzengecinin açılma derecesi, ayarlandığı açıklık. Mercek diyafram açıklığı. Diyafram açıklığı. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır.

 

Lens barrel : Mercek çerçevesi.

Lens cap : Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Mercek kapağı. Alıcı merceğini dış etkilerden korumak amacıyla mercek ucuna takılan başlık.

İngilizce Lens flare Türkçe anlamı, Lens flare eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Lens flare ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Coruscations : Pırılda. Parlaklık. Işıma. Yanardöner.

Gleam : Işın yaymak. Parlaklaşmak. Parıldamak. Parlamak. Pırıltı. Pırıldamak. Işımak. Işıldamak. Yalkı.

Gleams : Pırıldamak. Işıldamak. Yalkı. Parlamak. Işın yaymak. Parıldamak. Parlaklaşmak. Işımak.

Coruscation : Pırılda. Parlaklık. Yanardöner. Işıma.

Gleamed : Parıldamak. Parlamak. Işıldamak. Işımak. Parlaklaşmak. Pırıldamak. Işın yaymak. Yalkı.

Effulgences : Görkem. İhtişam. Şaşaa. Parlaklık.

Glimmers : Azıcık miktar. İma. Seziş. Hafifçe pırıldamak. Işık vermek. Zerre. Parıldamak. Işık vermek (hafif). Hafif ışık.

Glimmer : Mika. Zerre. Hafifçe pırıldamak. Hafif ışık. Azıcık miktar. Hafif pırıltı. Seziş. İma. Parıldamak. Önemli kayaç yapıcı mineral grubu. (demir ve magnezyum karışığı ile birlikte alüminyum silis tuzları. hepsinin metalik olmayan parıltısı, tam bir dilinimi ve altı kenarlı enine kesitleri vardır. en önemli çeşitleri: muskovit (ak mika): potasyumlu mika, kaı2 (oh,f2 / aısi3o9); ak, sertlik 2-2.5, özgül ağırlık 2.78-2.88; serisit: ufak taneli ve normal kristal şeklini göstermeyen muskovit; biotit (kara mika): magnezyum ve demir mikası, k (mg, fe)3 (oh)2 (al, fe) si3o10 kahverengi, yeşil, kara; çizgi ak, kahverengi yeşilimsi; sertlik 2.5-3, özgül ağırlık 2.8-3.2.

 

Flare : Birden alev almak. Bir optik dizgedeki yüzeylerden film üzerine yansıyarak resimdeki sertliği azaltan ya da resmin niteliğini bozan, istenmeyen ışık. tv. televizyon ışıtaçlarında, gerçekte etkilenmemesi gereken fosforlanmalı bölgelerin etkilenmesinden doğan ve bu bölgeye düşen ışık. Sinirlenmek. Kabarmak (etekler). Küplere binmek. Hidrojen tayfının ha çizgisinde çekilmiş güneş resimlerinde görülen ve bir püskürme belirten beyaz bulutlar. Uzay, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Parlak ve titrek bir alevle yanmak. Patlak vermek.

Glimmered : Hafifçe pırıldamak. Hafif pırıltı. Hafif ışık. Işık vermek. Zerre. Parıldamak. İma. Azıcık miktar. Işık vermek (hafif).

Lens flare synonyms : glint, glares, glared, brightness, flaring, effulgence.