Malamat nedir, Malamat ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Açlık, kıtlık.

Sıkıntı, üzüntü, güçlük.

Bozgun, ezgin, dağınık.

Alçak, aşağılık.

Kötü, bulaşık (iş için).

Bozgun, utanç verici durum.

Kirli, pis.

Rezil.

Malamat anlamı, kısaca tanımı

Mala : Harç alıp sürmeye yarayan, çoğu üçgen biçiminde, yassı, demirden, üstten tahta saplı sıvama aracı

Malama : Samanla karışık tahıl.

Malamat etmek : Eziyet çektirmek. Birinin aybını açığa çıkararak onu utanacak duruma sokmak. Alay etmek. Bulunduğu yeri, üstünü başını kirletmek, dağıtmak. Birinin suçunu, kusurunu açığa çıkararak utanacak duruma sokmak. İşi kökünden bozmak, yok etmek. Rezil etmek, eziyet çektirmek.

Malamat itmek : Birinin aybını açığa çıkararak onu utanacak duruma sokmak.

Malamat olmak : Kınanacak durumda olmak. Utanılacak durumda olmak. Kötü duruma düşmek, kınanacak durumda olmak. l. Dile düşmek, rezil olmak, utanılacak duruma düşmek. 2.Bağırıp çağırmak.

Malamatlıh : Kötülük: Malamatlıh yapmak iyi şey değildir. Utanılacak, kınanılacak durum.

Malamatlık : Pişmanlık. Ayıplanacak, kınanacak durum.

Bulaşık iş : Yolsuz, uygunsuz, kirli iş.

Aşağılık : Aşağı olma durumu, adilik. Niteliği düşük, adi.

Bulaşık : Yiyecek veya içecekle kirletilmiş mutfak eşyası veya kap kacak. Kirli. İz, etki, kalıntı. Yapışkan, sulu. Düzensiz, karışık.

 

Sıkıntı : İşsizlik, tekdüzelik, bezginlik vb. sebeplerden doğan ruhsal yorgunluk, cefa, eziyet. Bir bozukluğun, karışıklığın sebep olduğu etkili ve sürekli yorgunluk, mihnet. Bulunmama durumu. Yokluk ve parasızlığın yol açtığı geçim darlığı. Sorun, mesele, sendrom, problem.

Dağınık : Geniş bir alana yayılmış olan. Bir arada olmayan, birbiriyle bağlantısız. Düşüncelerini toparlayamayan. Düzeni bozuk, düzensiz, karışık. Hoş görünmeyen, uyumsuz.

Verici : Veren, verme yanlısı olan kimse. Çıkar gözetmeksizin her türlü yardımı yapan, esirgemeyen kimse. Başkasına aktarılmak üzere kan, doku veya organ veren kimse, donör. Elektromanyetik dalgalar yardımıyla işaret, ses ve görüntü iletmeye yarayan cihazların genel adı.

Güçlük : Zorluk. Engel, pürüz. Ağır ve yorucu emek, zahmet, meşakkat.

Üzüntü : Olması istenilmeyen olaylardan doğan ruh tedirginliği, teessür.

Kıtlık : Kıt olma durumu, ihtiyaca yetmeyecek kadar azlık, az ve zor bulunma. Kuraklık, savaş vb. nedenlerle ürünün yetişmemesi ve bundan doğan açlık. Duygu, söz vb.nde azlık. Yiyecek maddelerinde görülen darlık.

Bozgun : Bir toplulukta karşılıklı güvenin bozulması ile beliren karışıklık. Yenilgi. Morali bozulmuş, çökmüş, yılgın. Bozulmuş, dağılmış.

Utanç : Utanma, hicap.

Aşağı : Bir şeyin alt bölümü, zir, yukarı karşıtı. Bayağı, adi. Niteliği düşük, kötü. Daha küçük, daha az. Eğimli bir yerin daha alçak olan yeri. Değeri daha az. Aşağıya, yere doğru. Bir yere göre daha alçak yerde bulunan.

Alçak : Yerden uzaklığı az olan, yüksek karşıtı. Kısa (boy). Bile bile en kötü, en ahlaksızca davranışlarda bulunan, aşağılık, soysuz, namert, rezil, hain. Aşağıda olan, yüksek olmayan (yer).

Diğer dillerde Malakoloji anlamı nedir?

İngilizce'de Malakoloji ne demek ? : malacology