Monosemy türkçesi Monosemy nedir

  • Tek anlamlılık.
  • Gramer alanında kullanılır.
  • Bir kelimenin tek bir kavram, tek bir anlamı yansıtması: ağaç, taş, dere, orman, çiçek, omuz, göğüs, tatlı, ekşi, sağlık, tuzluk, başarı, barış, düzen vb. karşıtı çok anlamlılık’tır.
  • Tekanlamlılık.

Monosemy ingilizcede ne demek, Monosemy nerede nasıl kullanılır?

Monosemic : Tek bir kavramı, tek bir anlamı yansıtan kelime. araç-gereç adları terimler, bazı somut ve soyut adlar tek anlamlıdırlar: ağızlık; duvar, elek, dizlik, silecek, keser, masa, sandalye vb. || terim olarak: dörtgen, atardamar, çekim (gramerde), yer çekimi; soyut ad: barış, acıma, sevinç, güzellik gibi. karşıtı çok anlamlılık’tır. Tek anlamlı. Tekanlamlı. Bir tek anlam taşıyan.

Monosepal : Monosepal. Bileşik çanak yapraklı; bir çanak yapraklı.

Monosexual : Monoseksüel.

Monos : Bir. Tekli. Mono. Tek.

Monosaccharide : Genel formülü (ch2o)n olan en basit karbohidrat. n adeti 3 olursa trioz, 5 olursa pentoz, 6 olursa hekzoz olur. Monosakkarit. Monosakarid.

Monosomien : Monosomiyen. Tek gövdeli yapışık ikizlik biçiminde görülen yavru gelişim anomalisi.

Monosomic : Diploit kromozom takırtımdan bir tane kromozomu eksik olan. Monosomik.

Monosaccharide derivatives : Türev şekerler. Şeker asitleri (aldonik asit, galakturonik asit, mannuronik asit, uronik asit vb.) ve amino şekerler (n-asetil galaktozamin, n-asetil glikozamin vb.) gibi yan gruplarla monosakkaritlerin oluşturdukları kompleks moleküller.

 

Monosome : Monozom.

Monosodium : Monosodyum.

İngilizce Monosemy Türkçe anlamı, Monosemy eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Monosemy ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Abstract noun : Soyut ad. Varlığı düşünce yoluyla kabul edilen ve söylendiğinde, zihinde belli bir görüntü veya tasavvur uyandırmayan kavramın adı: soy, ün, düz, korku, söz, bilgi, gönül, kötülük, güzellik, doğruluk vb. karşıtı somut ad’dır. Oyut ad. Soyut fikir veya kavram temsil eden isim (örneğin, bağımsızlık, öfke, aşk). Soyut isim.

Accent intensive : Pekiştirme vurgusu. Söz içinde çoğu zaman vurguyu üzerinde taşıyan hecenin daha şiddetli vurgulanmasıyla, bir maksadın, bir duygunun daha iyi belirtilmesini sağlayan vurgu: yazlığa bu hafta mı taşınıyor sunuz? hayır, gele ıcek hafta; bu sevimsiz olaylar karşısında adamcağız ımahvoldu; bu gayretler yapıldı ama sonuç olarak ıhiçbir şey getirmedi; ıamma da yaptınız, dedi, siz hiç hasta görmediniz mi? vb.

Active voice : Aktif çatı. Yüklemin belirttiği işin özne tarafından doğrudan doğruya yapıldığını gösteren eksiz fiil çatısı, yalın çatı: ak-, belir-, biç-, eski-, duy-, kurtul-, kısal-, sabahla- vb. fiiller özneleri ve çekimli durumları ile birer etken çatı oluştururlar: arka sokaktaki dere bu yıl hiç kurumadı, hep aktı. hava (özne) karardı ve akşam oldu. kayıkçılar, (özne) kayığı kıyıya çektiler. şiddetli rüzgar (özne) ağacın dallarını kırdı. ömrümüz boyunca emek sarfettiniz. bir aralık böyle uyurken müthiş bir gürültü ile uyandım (özne: ben, h.z. uşaklıgil, kırk yıl ı, s. 41). o (özne) hızlı yürüdü, ben (özne) kaçtım (p. safa, şimşek, s. 23). büyük bakan (özne) esrarlı şeyleri çok severdi (göst.e., s. 23) vb. karşıtı edilgen çatı’dır. Düz çatı. Aktif ses. Etken çatı.

 

Pellucidity : Anlaşılırlık. Kolay anlaşılırlık. Açıklık.

Active verb : Öznesi belli olan, öznesiyle kesin ilişkisi bulunan ve herhangi bir çatı eki almamış olan fiil: o hızlı yürüdü, ben kaçtım. (p. safa. şimşek, s. 23). büyük babam esrarlı şeyleri çok severdi (p. safa, göst. y.). asırlarca birbirlerinin kanlarını emen, gözlerini oyan insanlar, kol kola oynadılar. doğan hürriyet güneşini alkışladılar (ö. seyfettin. harem, eshab-ı kehfimiz, s. 12). tanyeri nerdeyse ağaracaktı. dağlar kül rengi bir aydınlığın içinde kapkara yükseliyordu. (t. buğra, dönemeçte, s. 5). durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır. (t. fikret) vb. karşıtı edilgen fiil’dir. bk. etken çatı. Etken eylem. Etken fiil.

Accentuation : Önemle belirtme. Vurgu. Oyun düzeninde tasarımın bir öğesi. bir uygulamada çeşitli yöntemlerle kişiler, yığınlar, eşyalar ve simgeler vurgulanır. yönetmenin önemli işlerinden biri seyircinin en çok gözüne çarpması gereken şeyi seçmesidir. vurgu, gövde görünüşleri, değişik alanlar, ilişkiler, karşıtlıklar, yükseltiler vb. ile sağlanır. sahne konuşmasında bir tümceyi, belli bir durum içindeki anlamını doğru vererek söylemek için uygun sözcükleri yoğunlaştırmakta kullanılan ses vurgusu. Ahenk durağı ile birbirinden ayrılmış kelime öbeklerinde, çok kez vurgulu hece üzerine düşen ve anlamı güçlendirmek üzere onun şiddetini artıran vurgu: ey türk gençliği/ birinci vazifen/ türk istiklalini/ türk cumhuriyetini/ ilelebet muhafaza/ ve müdafaa etmektir./ mevcudiyetinin/ ve istikbalinin/ yegane temeli/ budur./ bu temel/ senin/ en kıymetli hazinendir. (m.k. atatürk, nutuk, s. 607). || dur yolcu/ bilmeden gelip bastığın || bu toprak/ bir devrin/ battığı yerdir. || eğil de kulak ver/ bu sessiz yığın || bir vatan kalbinin/ attığı yerdir. (n.h. onan, çakıl taşları, ant., s. 921) vb. Vurgu işaretleri koyma. Vurgulu okuma. Belirtme. Vurgulama. Harekeleme.

Clarity : Netlik. Duruluk. Belirginlik. Berraklık. Sarahat. Belginlik. Anlaşılırlık. Vuzuh. Bir kavram, anlatım ya da bir ölçümün kolayca kavranabilirliği. Açıklık.

Action verb : Hareket veya eylem fiili. Cümlede yüklemin gösterdiği işin yapma niteliği taşıdığını, yapanın dışında bir nesneye yöneldiğini gösteren fiil: al-, bil-, getir-, derle-, düşün-, kaz-, yaz-, taşı- vb. (gramer) eylem veya hareket belirten yüklemin merkezi olan kelime. Eylem fiili. Kılış fiili.

Action noun : Bir durumu, bir oluş ve kılışı ad olarak anlatan ve fiillerden -mak, -ma, -ış / -uş, -ıcı / -ucu vb. eklerle kurulan ad: oku-mak, oku-ma, oku-y-uş, yaz-mak, yaz-ma, yaz-ış, bak-ıcı, gel-ici, gid-ici vb. örnekler: sükut, onları düşünür; acımak onlara ağlar… (a. n. asya, kubbeler: bulutlar, s. 14). bu beklenmeyen bitişiyle çocuk için tabii bir şey olan masal uydurma bu küçük yazıda bütün bir kompozisyon oluyor (a. h. tanpınar, yaşadığım gibi, s. 417). kitaptan korkmak, insan düşüncesinden korkmak, insanı kabul etmemektir (a. h. tanpınar, göst. e., s. 58). pervin kitabını iki avucu arasında asabi bir kavrayışla sıkarak salondan çıktı (p. safa, şimşek, s. 45). bu kuvvet kuruntusunun kendini kuvvetli sanışın sadece o delikanlılık yaşlarına has bir aldanış olduğunu kabul etmek istemiyordu (t. buğra, yalnızlar, s. 46). bütün bu girişlerin, dolandırmaların ne için olduğunu şimdi hepsi de anlamıştı (t. buğra, göst. e., s. 211). Kılış adı.

Monosemy synonyms : univocation, adjektive, accusative, accidence, clearness, ablative, accent of group, lucidness, lucidity, adjectival construction, adams apple, actif, limpidity, ablaut.

Monosemy zıt anlamlı kelimeler, Monosemy kelime anlamı

Polysemy : Çokanlamlılık. Çok anlamlılık. Çok anlamlı. Çoktanrıcılık. Bir kelimenin temel anlamı yanında, temel anlamı ile ilgili yeni kavramları da karşılar durumda olması niteliği: kol, göz, ağız, soy vb. kelimeler çok anlamlı kelimelerdir. bk. çok anlamlılık. Bir kelimede temel anlamla bağlantılı birden çok anlamın bulunması; bir kelimenin, anlam gelişmesi yoluyla, asıl anlamı ile olan ilişkisini kaybetmeden yeni anlamlar kazanması: et. olurmak «oturmak, durmak; ikamet etmek, yurt tutmak; tahta çıkmak»; et. kün «güneş, gündüz zaman birimi»; yiğit «genç, güçlü ve yürekli delikanlı, medeni cesareti olan kimse» (d. aksan, anlam bilimi, 109-112); ağız «organ adı, kapların ve içi boş şeylerin ağız kısmı; bir suyun denize veya göle döküldüğü yer; koy, körfez liman gibi yerlerin açık yanı; birkaç yolun birbirine karıştığı yer, kavşak; konuşmada bölgelere ve kesimlere göre değişen söyleyiş biçimi vb.»; alay «belirli sayıda birliklerden oluşan askeri topluluk; herhangi bir tören veya gösteride yer alan «kalabalık; çok kalabalık»; gelin alayı; bir alay insan; ayak «insan ve hayvan ayağı, dayak, destek»: köprü ayağı; «ırmağa kavuşan akarsu»: göl ayağı; «yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi»; basamak, «halk şiirinde kafiye»; baba «çocuk sahibi erkek; tarikat piri»: bektaşi babası; «silah kaçakçılığı vb., kirli işlerde çete başı, mec. yaratıcı, kurucu koruyucu kimse; üzerine halat takılan demir veya beton dikme; çatı merteği»; baş «insan veya hayvan başı; bir topluluğu yöneten kimse»: sınıf başı, kolbaşı; «bir şeyin başlangıcı»: hafta başı, aybaşı; «bir şeyin esası, temeli»: her işin başı sağlıktır; «bir şeyin uçlarından biri»: yolun iki başı, tarlanın dört başı; «bir şeyin yakın çevresi»: havuz başı, ocak başı vb. yüz «insan yüzü, çehre, cephe, satıh, yüzey; keskin kenar»: bıçağın keskin yüzü vb., «binanın ön yüzü, cephesi, yastık kılıfı; mec, utanma, cür’et»: buraya gelmeye yüzü yok, ne yüzle bunu isteyebiliyorsun vb.

Obscurity : Bilinmezlik. Karanlık. Loşluk. Az tanınmışlık. Meçhullük. Anlaşılmazlık. Gizlilik. Çapraşıklık. Belirsizlik.

Unclearness : Muğlaklık. Bulanıklık. Ayırt edilmezlik. Anlaşılmazlık. Belirsizlik. Karışıklık.