Salon nedir, Salon ne demek
Salon; kökeni fransızca dilinden gelmektedir.
- Bir evde konukları ağırlamakta kullanılan en geniş oda

- Dükkân, mağaza.
- Toplantıların, kutlamaların, gösterilerin yapıldığı geniş yer.
"Salon" ile ilgili cümleler
- "Hasta alt kattaki salona kadar gitti ve bir kanepenin üstüne düştü." - P. Safa
- "Düğün salonu. Konferans salonu."
- "Çay salonu. Berber salonu."
Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:
Sinemanın, film gösterimini izleyenlere ayrılmış, sıra koltuklu, önde görüntülük, arkada gösterim odacığı, yanlarda çıkış kapıları, üstte balkonları bulunan geniş yeri.
Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:
Biçilen ekini harman yerine taşımakta kullanılan araba. (Apsarı *Aksaray -Niğde)
İngilizce'de Salon ne demek? Salon ingilizcesi nedir?:
auditorium, theatre (abd: theater) hall
Salon tanımı, anlamı:
Salon adamı : Kadınlı erkekli davetlere katılan, bu gibi yerlerde nasıl davranılacağını, görgü kurallarını iyi bilen adam.
Salon bitkileri : Kapalı mekânlarda yetiştirilen, kaktüs, kauçuk, eltieltiyeküstü vb. süs bitkileri.
Salon çamı : Dalları üzerinde diken bulunan, küçük çam biçiminde bir süs bitkisi (Ara ucaria).
Salon çiçeği : Salonları süsleyen gösterişli ve bakımlı ev çiçeği.
Salon kadını : Kadınlı erkekli özel toplantılara katılan, bu gibi yerlerde nasıl davranılacağını iyi bilen ve durumuyla dikkati çeken kadın.
Bekleme salonu : Herhangi bir taşıtı beklemek için gelenlerin oturdukları yer. Doktor, avukat vb. ile görüşme öncesinde oturulan yer, bekleme odası.
Berber salonu : Büyük berber dükkânı.
Bilardo salonu : Bilardo oyununun oynatıldığı yer.
Dans salonu : Dans etmek için gidilen, halka açık yer.
Dinleme salonu : Müzik, tiyatro eserlerini dinletmek, radyo televizyon yayınları yapmak veya ses kaydetmek amacıyla akustiği sağlanmış salon, oditoryum.
Dinlenme salonu : İstirahat etmek, dinlenmek için ayrılmış salon.
Düğün salonu : Kiralanarak içinde eğlence ve toplantı yapılmış olan salon.
Güzellik salonu : Kuaför.
Kabul salonu : Resmî konukların ağırlandığı büyük konuk salonu, kabul yeri.
Lostra salonu : Ayakkabı boyanılan yer.
Merasim salonu : Tören salonu.
Misafir salonu : Evlerde veya resmî konutlarda konuklara ayrılan salon.
Model salonu : Modellerin sergilendiği alan, yer.
Müzik salonu : Müzik dinlenen geniş salon.
Oyun salonu : Oyun masalarının bulunduğu geniş oda.
Sergi salonu : Sergievi. Yeni üretilmiş ürünlerin topluma tanıtılması ve satışa sunulması amacıyla sergilendiği yer.
Sinema salonu : Film gösterimi için seyircilere ayrılan geniş salon.
Şeref salonu : Havaalanı, saray vb. büyük yapılarda kral, başkan gibi kişilerin oturdukları veya önemli törenlerin, karşılamaların yapıldığı yer.
Toplantı salonu : Toplantıların yapıldığı geniş mekân.
Yemek salonu : Yemek odası.
Yolcu salonu : Liman, istasyon, otogar vb. yerlerde, yolcuların giderken veya gelirken oturma, dinlenme imkânını buldukları yer.
Konuk : Bir yere veya birinin evine kısa bir süre kalmak için gelen kimse, misafir, mihman. Konakçının üzerindeki asalak.
Ağırlamak : Konuğa saygı göstererek onun her türlü rahatını, gereksinimini sağlamak, ikram etmek, izaz etmek.
Geniş : Eni çok olan, enli, vâsi. Kolay kolay tasalanmayan, hoşgörülü, rahat. Çok. Bol (elbise). Kapsamı büyük, dar sınırlar içinde kalmayan, yaygın, makro. Alanı büyük olan, makro, dar karşıtı.
Toplantı : Birden çok kimsenin belirli amaçlarla bir araya gelmesi, içtima. Toplanma, bir araya gelme, kabarıklık oluşturma. Bir meclisin bir yıl içindeki birleşimlerinin her biri.
Kutlama : Kutlamak işi, tebrik. Kutlama töreni.
Gösteri : Sinema veya tiyatroda film, oyun gösterme işi. İlgi, dikkat çekmek için bir topluluk önünde gösterilen beceri veya oyun. Bir şeyi tanıtmak amacıyla yapılmış olan sunum, demonstrasyon, demo. Genellikle şarkı, dans vb. eğlence türlerin yer aldığı eğlence, şov. Birinin, bir topluluğun kendi duygusunu gösteren sözü veya davranışı, tezahürat. Bir istek veya karşı görüşün, halkın ilgisini çekecek biçimde topluca ve açıkça yapılması, nümayiş.
Mağaza : Eşya ve azık deposu. Büyük dükkân.
Salon aydınlatma ana çevirgeci : Seyirci salonunun, dinlenme yerlerinin ve seyircinin bulunduğu yerlerin ışıklarını açıp kapayan ana çevirgeç.
Salon aydınlatması : Seyirci salonunu aydınlatmada kullanılan ışık düzeni.
Salon cimnastiği : Kapalı yerde yapılan cimnastik çalışması.
Salon eğimi : Bir sinema salonunda koltuk sıralarının, izleyicinin görüş çizgisine uygun olarak önden arkaya doğru yavaş yavaş yükselmesinden doğan eğim.
Salon ışıkları : Seyircinin tiyatro içinde bulunduğu yerleri aydınlatan ışıklar.
Salon ışıldak köprüsü : Seyirci salonunun tavanında bulunan ışıldak köprüsü.
Salon kasa : Gemi kasaya göre daha kıvrımlı hatlara sahip ve alt kısmı daha göbekli, genellikle ince kasalı akustik gitar gövdesi ve bu tür gövdeye sahip akustik gitar.
Salon komedyası : Bir salon dekoru içinde oynanan, hafif, salt eğlendirmeye dayanan komedya biçimi.
Salon televizyonu : Genellikle möbleli, kapaklı, büyük boy almaç.
Salon tiyatrosu : Üç yüz, dört yüz seyirci alabilecek orta büyüklükte, balkonsuz, locasız, orkestra çukuru bulunmayan, seyirci yeri olan tiyatro. Seyirci-sahne uzaklığını kaldırmak amacıyla yapılmıştır. Büyük tiyatro salonlarından ayrı olarak en çok 300-400 seyirci alabilecek büyüklükte, çoğu kez balkonsuz, galerisiz, sahne ile seyirci arasındaki uzaklığı ortadan kaldırmış olan, daha içten ve sıcak duygu etkisi sağlamak ereğiyle yapılan tiyatro salonu. Strindberg'in önermesiyle modern tiyatro yöneticileri XX. yüzyıl başında kurmuşlardır. Örn. Stanislavski'nin Moskova Sanat Tiyatrosu, Max Reinhardt'ın Berlin'deki Kammerspiele. Bugün, modern tiyatro yapıtlarında sahnesi ortada ya da çevrede olan ve az seyirci alan bu çeşit deneme sahnelerinin adıdır.
Salon ile ilgili Cümleler
- Yerel yönetim tüm barları ve salonları kapattı.
- Salonda az sayıda seyirci vardı.
- Polis Mary'nin mahkeme salonuna girmesine izin vermeyi reddetti.
- Salona girdiğimizde konser çoktan başlamıştı.
- O, elması sergi salonuna getirdi.
- Salonda bir tek boş koltuk yoktu.
- Salon tam kapasite doluydu.
- Burak bir pizza salonunda Tuğba'yı tutukladı.
- Salona gittiğimizde, konser çoktan başlamıştı.
- Salonda büyük bir kalabalık vardı.
- Salona girer girmez tören başladı.
- İnsanlar ünlü orkestrayı dinlemek için konser salonun geldiler.
- Bu kentte üç tane güzellik salonu var.
- Akşam yemeği molasından sonra Dan Tuğba'yı spor salonundan almak için çıktı.
Diğer dillerde Salon anlamı nedir?
İngilizce'de Salon ne demek? : n. drawing room, reception room; gathering of intellectuals or leaders in a drawing room; art gallery, exhibition hall for works of art; beauty parlor, business offering services related to fashion or beauty
n. salon, living room, room where most family activities occur, TV room, guest room, drawing room, reception room; art gallery, exhibition hall for works of art, beauty parlor, saloon
n. lounge, sitting room, salon; show, exhibition
Fransızca'da Salon : [le] salon; oturma odası; misafir odası; sergi
Almanca'da Salon : n. Salon
Rusça'da Salon : n. салон (M), гостиная (F), зал (M)

Bu kısımda Salon nedir? Salon ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Salon tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Salon hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.