Smatters türkçesi Smatters nedir

  • Yanlızca yüzeysel bilgi ile konuşmak.
  • Üstünkörü bilgi.
  • Sınırlı bilgi.

Smatters ingilizcede ne demek, Smatters nerede nasıl kullanılır?

Smatter : Yanlızca yüzeysel bilgi ile konuşmak. Üstünkörü bilgi. Sınırlı bilgi.

Smattered : Sınırlı olarak bilgilendirilmiş. Yanlızca yüzeysel bilgi ile konuşmak.

Smatterer : Yarım yamalak bilen kimse. Uzman olmayan kişi. Az buçuk bilen kimse.

Smattering : Az buçuk bilgi. Çat pat bilme. Yüzeysel bilgi. Çat pat bilgi. Azıcık bir bilgi.

Smatterings : Az buçuk bilgi. Azıcık bir bilgi. Yüzeysel bilgi.

Charismatics : Etkileyici. Karizmatik. Büyüleyici. Sempati uyandıran. Çekici.

Charismatically : Karizmatik olarak. Etkileyici bir şekilde.

Charismata : Etkileyicilik özellikleri.

Chiasmatic : Çaprazlama. Kesişme (genetik, anatomi).

Achiasmatic : Mayozda kiyazmanın olmaması. krossingoverin sadece bir eşeyde meydana geldiği türlerde kiyazmasız mayoz genellikle heterogametik eşeyde oluşmaktadır. Akiyazmatik.

İngilizce Smatters Türkçe anlamı, Smatters eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Smatters ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Remit : Vazgeçmek. Hafifletmek. Yatıştırmak. Göndermek. Hafiflemek. Ötelemek. Bağışlamak. Para göndermek. Mola vermek. Kolaylaştırmak.

 

Content : Hoşnut etmek. Memnun etmek. Kapsam. Toplumsal olguların kurucu öğelerinin toplamı; bu olgulardaki gelişmelerle biçim değişikliklerinin belirleyici etkeni. İçerik. Memnun kılmak. Olumlu. Hoşnut. Doygun. Anlam yükü.

Subject : Özne. Yüklemin gösterdiği kılış ile doğrudan ilgili olan kişi ya da şeye verilen ad; bir oluş ve kılışın gerçekleşmesini sağlayan kimse veya şey: eskiler, baharı ya tabiatta yahud tecrid halinde, tek manzarasında severlerdi (a. h. tanpınar, yaşadığım gibi, s. 114). oda karşıma düşen duvardaki hücreye konmuş büyükçe bir gaz lambasıyla aydınlanıyordu a. h. tanpınar, abdullah efendinin rüyaları, s. 90). bu tahammül edilemez bir ömürdü… (r. h. karay, memleket hikayeleri, s. 34). agah bey, içti; biraz buruk, lakin baygın kokulu, tuhaf lezzetli, hoş bir içkiydi (r. h. karay, göst. e., s. 35). ben anadolu'ya gitmezden önce manevi kuvvet denilen şeyin millet mücadelelerinde büyük bir rol oynadığına ve bunun ruhtan gelen bir yüreklilikle oluştuğuna inandım (y. k. karaosmanoğlu, ergenekon, s. 114). odada, galiba, teyzesi yatıyor. (p. safa, şimşek, s. 210). hakikatte bütün istanbul garip bir sinirlilik içinde idi (a. h. tanpınar, sahnenin dışındakiler, s. 276). o, zamanın sahibi idi (a. h. tanpınar, saatleri ayarlama enstitüsü, s. 37). siz doğru dürüst konuşmasını bilmez misiniz hiç? (t. buğra, yalnızlar, s. 216). melek, hastanın başucuna götürüldüğü zaman, bu burnu uzamış, gözleri çukura kaçmış adamla alakasını anlayamamıştı (s. f. abasıyanık, bütün eserleri 3: medarı maişet motoru, s. 170). yol ayrımına, yolu olan gelir! (k. tahir, yol ayrımı, s. 310). insan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar (y.kemal bayatlı, kendi gök kubbemiz, s. 91) vb. Etmek. Ders. Mecbur etmek. Bağlı. Maruz bırakmak. Bağımlı. Eğilimi olan. Bir bilginin konusunu bilen ya da bir yargıda yüklemde bulunan öğe.

 

Issue : Çıkarmak. Yayınlamak. Sayı (yayın). Yayımlamak. Sayı. Sorun. Yayınlanmak. Tevzi etmek. (dergi veya gazete) sayı. Akmak.

Bust : Patlatmak. Parçalamak. Vurmak. Bozulmak. Rütbe indirmek. Tutuklamak. İflas ettirmek. İflas etmek. Mahvetmek. Sona ermek.

Blind spot : Gözdeki kör çekit. Kör saha. Gözün ağ tabakasının (retina) art duvarında görme sinirlerinin girdiği, çanak ve koni hücrelerinin bulunmadığı nokta. Mariotte lekesi. Kendi önyargısının insanı anlamaktan engellediği konu. Anlaşılmayan nokta. Kör nokta (retinada). Kör nokta.

Res judicata : Kaziyye-i muhakeme. Kesin hüküm.

Area : İata'nın üç coğrafi bölgesinden biri. Bölge. Bir cismin, uzunluk birimi üstikisi ila ölçülen yüzeyi. Yöre. Mesaha. Yersel alan. Saha. Yüzölçümü. Boşluk. Alan.

Burst : Kağıt ayırmak. Dolup taşmak. Had safhaya gelmek. Yarılmak. Boşanmak (gözyaşı). Patlatmak. Patlak. Patlama. Fışkırmak.

Smatters synonyms : res adjudicata, mental object, cognitive content, smatter, topic.