Subject türkçesi Subject nedir

  • Asal düşünce.
  • Maruz.
  • Subjekt.
  • Çeken.
  • Bir deneylemede deneysel değişkenin etkileri altında bırakılarak değişmeleri gözlenen ya da deneye vurulan edilgen birey ya da canlı. bk. katılmacı denek.
  • Bir oyunun en kestirme biçimde anlatılabilecek baş olgusu.
  • Uyruk.
  • Konu.
  • Denek.
  • Üzerinde, deney, araştırma, ölçme, sayısal işlem ve değerlendirme yapılan kimse ya da şey.
  • Ders.
  • Boyun eğdirmek.
  • Mecbur etmek.
  • Bağlı.
  • Yüklemin gösterdiği kılış ile doğrudan ilgili olan kişi ya da şeye verilen ad; bir oluş ve kılışın gerçekleşmesini sağlayan kimse veya şey: eskiler, baharı ya tabiatta yahud tecrid halinde, tek manzarasında severlerdi (a. h. tanpınar, yaşadığım gibi, s. 114). oda karşıma düşen duvardaki hücreye konmuş büyükçe bir gaz lambasıyla aydınlanıyordu a. h. tanpınar, abdullah efendinin rüyaları, s. 90). bu tahammül edilemez bir ömürdü… (r. h. karay, memleket hikayeleri, s. 34). agah bey, içti; biraz buruk, lakin baygın kokulu, tuhaf lezzetli, hoş bir içkiydi (r. h. karay, göst. e., s. 35). ben anadolu'ya gitmezden önce manevi kuvvet denilen şeyin millet mücadelelerinde büyük bir rol oynadığına ve bunun ruhtan gelen bir yüreklilikle oluştuğuna inandım (y. k. karaosmanoğlu, ergenekon, s. 114). odada, galiba, teyzesi yatıyor. (p. safa, şimşek, s. 210). hakikatte bütün istanbul garip bir sinirlilik içinde idi (a. h. tanpınar, sahnenin dışındakiler, s. 276). o, zamanın sahibi idi (a. h. tanpınar, saatleri ayarlama enstitüsü, s. 37). siz doğru dürüst konuşmasını bilmez misiniz hiç? (t. buğra, yalnızlar, s. 216). melek, hastanın başucuna götürüldüğü zaman, bu burnu uzamış, gözleri çukura kaçmış adamla alakasını anlayamamıştı (s. f. abasıyanık, bütün eserleri 3: medarı maişet motoru, s. 170). yol ayrımına, yolu olan gelir! (k. tahir, yol ayrımı, s. 310). insan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar (y.kemal bayatlı, kendi gök kubbemiz, s. 91) vb.
  • Bir konunun, bir düşünceyi belirtmek için işlenmesiyle ortaya çıkan düşünce. bir oyunda asal düşünce yanısıra, o düşünceyi destekleyici, renklendirici ya da anlamlandırıcı yan düşünceler yer alır.
  • Maruz bırakmak.
  • Ele alınan, üzerinde konuşulan ya da yazı yazılan düşünce, sorun, durum ya da olay. herhangi bir ders kapsamının, belli bir sürede öğretilecek bölümlerinden her biri.
  • Çektirmek.
  • Bir bilginin konusunu bilen ya da bir yargıda yüklemde bulunan öğe.
  • Eğilimi olan.
  • Bir devletin bağımı altında bulunan kimse.
  • Bağımlı.
  • Tabi kılmak.
  • Tabi.
  • Özne.
  • Etmek.
  • Tedavi altına alınan şahıs veya hayvan.
  • Karşı karşıya olan.
  • Bilgisayar, eğitim, gramer, sinema, televizyon, tarih, tiyatro, veterinerlik alanlarında kullanılır.
  • Sinema ve televizyon alıcısının, fotoğraf aygıtının merceğinin, üzerine yöneltildiği ve görüntüsünü saptamayı amaçladığı temel varlık, nesne, görünüm. bu yolda saptanmış olan nesne. öykülü bir filmin ya da televizyon oyununun en kısa biçimde anlatılabilecek olgusu.
 

Subject ile ilgili cümleler

 

English: A man of strong will is not subject to corruption.
Turkish: Güçlü bir adam yolsuzluğa tabi olamaz.

English: Ali was subject to physical and emotional abuse.
Turkish: Ali fiziksel ve duygusal istismara maruz kalmıştı.

English: All prices are subject to change.
Turkish: Fiyatlarda değişiklik yapılabilir.

English: A sentence normally has a subject and a verb.
Turkish: Bir cümlenin genellikle öznesi ve yüklemi vardır.

English: Ali hesitated to discuss the subject with Mary.
Turkish: Ali konuyu Mary ile tartışmaya çekindi.

Subject ingilizcede ne demek, Subject nerede nasıl kullanılır?

Subject area : Konu bölümü. Konu alanı.

Subject arrangement : Konu yerleştirmesi. Kitapların raflara, konularına göre yerleştirilmelerini öngören yöntem.

Subject authority file : Konu kaynak dizimi. Belli bir konu yönteminden çokça ayrılmak gerektiğinde, konularda uyuşma sağlamak amacıyla hazırlanan ve salt konu başlığı, vurgu sözcük, ya da anahtar sözcüğün sıralanmasından oluşan dizim.

Subject bibliography : Belli bir konuyla ilgili kitap ve yazıları kapsayan kaynakça türü. Konu kaynakçası.

Subject card : Konular göz önünde tutularak düzenlenen fiş. Konu fişi.

Subject catalog : Konu kataloğu. Konu fişlerinin belli bir düzene göre sıralanmasıyle oluşan katalog.

Subject matter : Ele alınan, üzerinde konuşulan ya da yazı yazılan düşünce, sorun, durum ya da olay. herhangi bir ders kapsamının, belli bir sürede öğretilecek bölümlerinden her biri. İhtilaf konusu. Mevzu. Dava konusu. Mevzuu. Mesele. Konu. Ana fikir.

Subject of study : İnceleme konusu.

Subject of research : Araştırma konusu. Araştırmada, elde edilecek bilgilerin sınırını çizen kavram çerçevesi ve üzerinde gözlem yapılacak evreni tanımlayan alan.

Subject of labour : Marksist yaklaşıma göre emeğin, insan gereksinimlerini karşılamaya hazır duruma getirmek için çalıştığı malzeme. Emeğin konusu.

İngilizce Subject Türkçe anlamı, Subject eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Subject ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Exposed : Işığa tutulmuş (film). Çıplak. Ortada. Muhafazasız. Açık. Korunmasız. Açıkta. Maruz kalan. Açıkça.

Obligate : Borçlu kılmak. Zorlamak. İsteğe bağlı olmayan. Bağlamak. Zorunlu hale getirmek. Zorunlu. Obligat. Borç altına sokmak.

Coerce : Baskı altında tutmak. Tazyik etme. Baskı yapmak. Baskı yapma. Mecbur etme. Bir şeyi kabule zorlamak. Zorlamak. Zorlama. İcbar etme.

Visits : Çene çalmak. Ziyaret. Ziyaret sayısı. Misafir olmak. Laflamak. Uğramak. Ziyaret etmek. Gezmek. Ziyarete gitmek. Teftiş etmek.

Clucker : Keş.

Atone for : Telafi. Ödemek. Telafi etmek. Kefaretini ödemek. Gönlünü almak. Kendini affettirmek. Kefaret vermek. Tarziye vermek.

Bulldoze : Dozerle düzlemek. Gözdağı vermek. Üstünden buldozer geçirmek. Buldozerlemek. Buldozerle üzerinden geçmek. Korkutmak. Buldozerle temizlemek. Buldozerle düzleştir. Zorla kabul ettirmeye çalışmak.

Oblige : Minnetar bırakmak. Memnun etmek. Bağlamak (anlaşma). Minnettar bırakmak. Zorlamak. Bağlamak (anlaşma vb.). Lütfetmek. Lütufta bulunmak. İyilikte bulunmak. (anlaşma vb) bağlamak.

Be worth : Para etmek. Değmek. Kıymeti (belirli bir miktar) olmak. Mal varlığı (belirli bir miktar) olmak. Değeri (belirli bir miktar) olmak. Değerinde olmak. -e değmek.

Theme : Konu özeti. Motif (müzik terimi). Bir filmin, bir televizyon oyununun içeriğini, özünü en kısa yoldan özetleyen ana düşünce; dramatik yapının çekirdeği; ilk görüntülerden son görüntülere dek geliştirilip işlenen ana düşünce. Bir ders programı, bir öğretim ünitesi, bir eğitim etkinliği için temel olarak benimsenen ve yinelenen düşünce ya da konu. Bir dans yapıtının konusunu en kısa yoldan anlatan ve ilgililere bilgi veren yazılı özet.. Mevzu.

Subject synonyms : depicted object, appertaining, compels, torture, ancillary, demurred, subdue, surely, teaching, addict, hitcher, attractants, mattered, anastomotic, national, class, submitted, experimental, head, view, linked, pin, arguments, demurring, nationalities, tortures, vassal, subduing, cow somebody into, dependent, tribe, testees, appendant.

Subject zıt anlamlı kelimeler, Subject kelime anlamı

Noncitizen : Yabancı ülkeden kişi. Vatandaşlık almamış kişi. Kaçak yabancı. Yurttaş olmayan kimse. Vatandaş olmayan kimse.

Subject ingilizce tanımı, definition of Subject

Subject kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : To make subject. To subdue. To subordinate. To bring under control, power, or dominion. That which is placed under the authority, dominion, control, or influence of something else. Lying below, or in a lower situation. Placed or situated under.