Stress türkçesi Stress nedir

  • Zor.
  • Baskı.
  • Germek.
  • Önemle belirtmek.
  • Önem vermek.
  • Konuşma sırasında kelimedeki bir heceyi diğerlerine göre daha yüksek bir ses tonuyla, daha baskılı bir şekilde söyleme. vurgunun kelime vurgusu, cümle vurgusu, anlam vurgusu ve ünlem vurgusu gibi türleri vardır. bunlara bk.
  • Tazyik.
  • Vurgulamak.
  • Sıkıntı.
  • Vurgu yapmak.
  • Gerilim.
  • Bunalım.
  • Üzerinde durmak.
  • Vurgu koymak.
  • İki durum ya da konum arasındaki potansiyel ayrımının neden olduğu etki. akım geçen bir devrede, iki nokta arasında ölçülen potansiyel ayrımı. (ing. stress): bir nesnenin boyutlarını değiştirmesine yol açan, birim alan başına uygulanan kuvvet.
  • Sıkıştırmak.
  • Tazyik etmek.
  • Gerginlik.
  • Zorlama.
  • Stres.
  • Belirtmek.
  • Bir nesneye etkiyen yamrultucu kuvvet.
  • Vurgu.
  • Önem.
  • Etki.
  • Fizik, gramer, kimya, madencilik, veterinerlik alanlarında kullanılır.
  • Tonlamak.
  • Üzerine basmak.
  • Canlı organizmasında savunma uyandırıcı etkilerle (stres faktörü) buna karşı oluşan savunma mekanizması. dayanıklılığı azaltan fiziksel veya mental gerilim, gerginlik. canlıların yaşamı için uygun olmayan koşullar.
  • Baskı yapmak.

Stress ile ilgili cümleler

English: I would like to stress that it is more convenient to control tariffs as a bloc rather than country by country.
Turkish: Tarifeleri blok olarak kontrol etmenin ülke ülke kontrol etmekten daha uygun olduğunu vurgulamak istiyorum.

 

English: I want to stress this point.
Turkish: Bu konuyu vurgulamak istiyorum.

English: He laid stress on the importance of being punctual.
Turkish: Dakik olmanın önemine vurgu yaptı.

English: I keep a stress ball on my desk.
Turkish: Masamda bir stres topu tutuyorum.

English: Ali was under a lot of stress at the time.
Turkish: Ali o zaman çok stres altındaydı.

Stress ingilizcede ne demek, Stress nerede nasıl kullanılır?

Stress at break : Kopma gerilimi.

Stress corrosion : Gerilme korozyonu. Korozyon gerilmesi. Gerilme bozunması. Gerilimli yenim. Stres korozyonu. Gerilimli korrozyon. Gerilim korozyonu.

Stress corrosion cracking : Gerilimli yenim çatlaması. Gerilim korozyonu çatlaması. Gerilmeli korozyon çatlağı.

Stress curve : Gerilme eğrisi.

Stress deformation diagram : Gerilim deformasyon diyagramı. Gerilim bozunumu çizgesi. Gerilim bozunum çizgesi. Gerilme şekil değiştirme diyagramı.

Stress relief annealing : Gerilim giderme tavlaması. Gerilme giderme tavlaması.

Stress diagram : Gerilim diyagramı. Gerilim çizgesi. Gerilme diyagramı.

Stress syndrome : Stres sendromu. Besi domuzlarında beklenmeyen ölümlere neden olan, solunum güçlüğü, ateş, taşikardi, deride kızarıklık ve kaslarda aşırı sertleşmeyle belirgin otozomal çekinik özellikte kalıtsal hastalık, domuzların stres sendromu. stresle ilişkili olarak aşırı katekolamin salınımı ve anormal hücre içi kalsiyum homeostazisinden kaynaklanır.

Stress fibers : Mikrofilamentum. Biyoloji, veterinerlik alanlarında kullanılır. Hücrelerin bir yere yapışmasında, yalancı ayak ya da filopodya oluşumu sırasında meydana gelen, hücre sitoplazmasındaki aktin ipliklerinin fasin, alfa aktinin, fimbrin, filamin, villin gibi yardımcı proteinlerle oluşturdukları uzun bantlar. Stres iplikleri.

 

Stress relieving treatment : Gerilim giderme işlemi.

İngilizce Stress Türkçe anlamı, Stress eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Stress ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Stretches : Genişleme. Gerinmek. Esneklik. Uzatma. Süre. Aralıksız süre. Geniş yer. Yetmek. Hapis süresi.

Emphasise : (britanya ingilizcesi) vurgulamak. Önemine vurgu yapmak. Daha iyi bir şekilde açıklamak. Altını çizmek. Üstüne basmak.

Melancholies : Efkar. Melankoli. Karaduygu. Hüzün. Melankolik. Karasevdalı. Kasvet. Karasevda.

Deliver oneself of : Açıklamak. Konuşma haline dökmek.

Tonus : Kasların sürekli hafif kasılı kalma durumu. Kas gerilmesi. Biyoloji, veterinerlik alanlarında kullanılır. Uzun süren kasınç. Bir organın, bilinçli olduğu sürede bütün kaslarının biraz kasılı olması hali. Kas gerilimi. Tonus.

Depression : Çökme. Çökkünlük. Karalar üzerinde çevresi yüksekliklerle kapalı, tabanı kimi kez deniz yüzeyinden de aşağı inebilen yer biçimi, bk. çökme. Kasavet. İktisadi dalgalanmanın daralma aşamasında büyüme oranında meydana gelen sürekli ve alışılmamış düzeyde düşüşle birlikte yüksek işsizlik oranlarının yaşandığı iktisadi bunalım durumu. krş. patlama. Sensomotorik duyarlılığın azalmasının en hafif biçimi, ruhsal veya bedensel düşkünlük durumu, genel davranışların hafif derecede azalması, sensomotorik duyarlılığın azalması. Depresyon. Bastırma. Ilıman enlemlerde görülen alçak basınçlı hava döngüsü.

Act upon : -e göre hareket etmek. -e göre davranmak. Göre davranmak.

Agitations : Tahrik. Karıştırma. Çalkalanma. Çalkama. Kışkırtma. Çalkantı. Çalkalama. Galeyan.

Elaborate : Özen göstermek. Karmaşıklaştırmak. İncelikli. Detaylandırmak. Detaylı. Özenle hazırlanmış. Ayrıntılı. Ayrıntılara inmek. İnce işle ve emekle meydana getirmek. Ayrıntılı bir şekilde hazırlamak.

Angsts : Pişmanlık. Endişe.

Stress synonyms : topicalize, point up, tonic accent, ram home, re emphasise, press home, re emphasize, pitch accent, heed, deliberate, besiege, compression, assert, blues, attach importance to, bombard, baffling, underscores, ictuses, discoursing, exacting, emphasises, constraint, highlight, define, coerce, annoyance, bombarded, coercing, flagrance, editions, constriction, actions.

Stress zıt anlamlı kelimeler, Stress kelime anlamı

Play up : Yaramazlık etmek. Daha yüksek sesle çalmak. Oyun oynamak. Belirtmek. Abartmak. Daha sesli çalmak. Vurgulamak. Üzerinde durmak. Elinden gelenin en iyisini oynamak (spor terimi). Sorun çıkarmak.

Foreground : Ön plana almak. Ön plan. Ön. En öndeki görüntü. Önalan. Görünçlüğün önündeki bölüm; öne düşen yerler. dip karşıtı. bazı ikinci, üçüncü sınıf sinemalarda görüntülüğe en yakın sıralar. Bilgisayar, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Önplan.

Stress ingilizce tanımı, definition of Stress

Stress kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : To press. Distress. To put to difficulties. To accent. To subject to phonetic stress. To distress. To urge.