Supposed türkçesi Supposed nedir

  • Sözümona.
  • Sözde.
  • Varsayılmış.
  • Zannedilen.
  • Farazi.
  • Varsayılan.
  • Farzedilen.
  • Farzedilmiş.

Supposed ile ilgili cümleler

English: "What am I supposed to do?" "I don't know. Do something."
Turkish: "Ne yapmam gerekiyor?" "Bilmiyorum. Bir şey yap."

English: "What's that?" "How am I supposed to know?"
Turkish: "O ne?" " Nasıl bilmem gerekiyor?"

English: Ah! I forgot again! I was supposed to go to the library to return a book today!
Turkish: Ah! Tekrar unuttum! Bugün bir kitabı iade etmek için kütüphaneye gitmem gerekiyordu.

English: "Speak to me in French too - not just in German!" "No, because once I start, it'll become a habit and then how am I supposed to improve my German?"
Turkish: "Benimle Fransızca da konuş, sadece Almanca değil!" "Hayır, çünkü bir kez başlarsam bu bir alışkanlık olacak ve ben nasıl Almancamı geliştireceğim?"

English: "Remember me?" "No." "Well, well. I'm surprised you don't recognise me!" "Are we supposed to?"
Turkish: "Beni hatırlıyor musun?" "Hayır." "Hayret." Beni tanımamana şaşırdım!" " Tanımamız gerekiyor mu?"

Supposed ingilizcede ne demek, Supposed nerede nasıl kullanılır?

Supposed to : Yükümlü olmak. Gerekmek.

Be supposed to : -e yaramak. -mesi gerek. -malı. -meli -malı. Farzedilmek. -meli. Lazım olmak. Beklenmek. İzin verilmek. Zannedilmek.

 

What is that supposed to be : Ne olabilir. Neye benziyor.

Supposedly : İddia edildiğine göre. Varsayılarak. Söylendiğine göre. Güya. Varsayıldığı gibi. Diyorlar ki. İddialara göre. Sözüm ona. Tahminen. Sözde.

Presupposed : Koşul olarak gerektirmek. Bir şey mantıken (başka bir şeyi) gerektirmek. Gerekmek. Baştan farzetmek. Var oluşuna dayanmak. Önceden varsaymak. Ön şartına dayanmak veya bağlı olmak. Varsaymak. Var olduğunu farzetmek.

I suppose so : Sanırım öyle.

There is no reason to suppose : Sanmak zannetmek veya inanmak için bir sebep yok. İnanmak için bir sebep yok.

Presupposes : Gerekmek. Bir şey mantıken (başka bir şeyi) gerektirmek. Baştan farzetmek. Önceden varsaymak. Varsaymak. Var olduğunu farzetmek. Var oluşuna dayanmak. Koşul olarak gerektirmek. Ön şartına dayanmak veya bağlı olmak.

Suppose : Gerekmek. Sanmak. Zannetmek. Farzetmek. Düşünmek. İnanmak. Olduğuna inanmak. Bence ...-se iyi olur. Farz etmek. Varsaymak.

Let us suppose : Varsayalım ki. - olduğunu kabul edeceğiz. Farz edelim ki. Diyelim ki.

İngilizce Supposed Türkçe anlamı, Supposed eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Supposed ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Suppositional : Sanılan. Varsayıma dayanan.

Putative : Mefruz. Sözde ...olan. Meşru sayılan. Varsayımsal. Kabul edilen. Farz edilen. Meşru farzedilir. Öyle olduğu sanılan.

Supposedly : Varsayılarak. Varsayıldığı gibi. Tahminen. Söylendiğine göre. Sözüm ona. Güya. İddia edildiğine göre. -dığı farzediliyor. İddialara göre.

Alleged : İddia edilmiş. Sözüm ona. İddia edilen. Öne sürülen.

 

Theoretical : Nazari. Nazariyat. Kuramsal. Teorik.

Of a sort : Böyle. Hesapta. Sözüm ona. Sıradan. Aynı türden.

Professed : İddia edilen. Açık olan. İnançlı. İtiraf edilmiş. Açıklanmış. Açıkça söylenmiş.

Allegedly : İddiaya göre. Söylentilere göre. İddia edildiğine göre. 'dığı ileri sürülen. Açıkça. İddiasından ötürü. İddialara göre.

Fictitious : Uyduruk. Hayali. Gerçek olmayan. Kurmaca. İmgesel. Fiktif. İtibari. Uydurma. Simgesel.

Supposed synonyms : so called, chimeric, by default, nominal, default action, assumedly, imaginary, nominally, conjectural, hypothetic, supposititious, assumed, would be, hypothetical, divinatory, if, professedly, suppositious, pretended, unlikely, presumed, purported, in name, fictive, assumptive, of sorts, pseudo, as if, theoretic, self styled, self style, improbable, fictious.

Supposed zıt anlamlı kelimeler, Supposed kelime anlamı

Probable : Muhtemel. Olması muhtemel. Mümkün. Akla yatkın. Olası muhtemel. Olası. Varit. Olasılı. Olması umulan, olasılık kuramında olasılığı sıfırdan büyük olan.

Empirical : Uygulamaya, deneye ve gözleme dayalı. Ampirik. Görgül. Deneyle. Eğitim, fizik, kimya, iktisat alanlarında kullanılır. Deneysel. İhtibari. Yalnızca gözlem ve deney sonuçlarına dayanan. Tecrübi. Deneye dayanan.