The waves türkçesi The waves nedir

The waves ile ilgili cümleler

English: He was carried by the waves away from the shore and out to sea.
Turkish: Dalgalar tarafından kıyıdan denize doğru sürüklendi.

English: I like the waves of the Black Sea.
Turkish: Karadeniz'in dalgalarını severim.

English: It is tossed by the waves, but does not sink.
Turkish: Yüzüyor ama batmıyor.

English: Can you hear the noise of the waves on the beach?
Turkish: Plajdaki dalgaların sesini duyabiliyor musun?

English: Tom listened to the sound of the waves crashing on the beach.
Turkish: Tom, dalgaların sahile vurmasını dinledi.

The waves ingilizcede ne demek, The waves nerede nasıl kullanılır?

The : Belgili tanımlık. Belli bir objeyi veya kişiyi veya yeri nitelemek için kullanılır. Belirli veya spesifik bir kimse veya şeyi ifade etmek veya tanımlamak için kullanılan betimleyici (gramer). Belirli durumlarda isimden önce kullanılır.

Waves : Dalgalar. 1942 yılında gönüllü kadınlar birimi olarak büro ve diğer işleri yapmaları ve bu sayede erkeklerin boşa çıkarak savaşta aktif rol almaları için oluşturulan abd deniz kuvvetleri'nin kadın rezervi. Ondüle. Dalgalı. Gönüllü ilkyardım servisi için kabul edilen kadınlar.

The 1967 borders : 1967 sınırları. Yeşil hat. Bağımsızlık savaşı sonrasında ateşkes anlaşmalarında oluşturulan sınırlar (israil tarihi).

 

The 2004 tsunami : 2004 tsumanisi. Bir depremin tetiklediği ve iki kıtada 8 ülkede (tayland, hindistan, endonezya, malezya, maldivler, seylan, somali ve sri lanka) yaklaşık 225. 26 aralık 2004'teki büyük tsunami. 000 insanın ölümüne yol açan 26 aralık 2004'te meydana gelen yıkıcı tsunami.

The a team : Televizyonda macera dizisi ismi. A takımı.

The ablative : Çıkma durumu. İsmin -den hali. Ablatif.

The above : Yukarıda anılan. Yukarıdaki. Yukarıda yazılanlar (bir sayfada). Yukarıki.

İngilizce The waves Türkçe anlamı, The waves eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak The waves ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Bluest : Maviye boyamak. Müstehcen. Sınav. Hüzünlü. Canı sıkkın. Mavi yapmak. Har vurup harman savurmak. Çarçur etmek. Morali bozuk.

Deep : Koyuluk. Derin. Tok (ses). Yoğun. Ciddi. İktisadi çevrimdeki daralmanın en alt noktaya ulaşması, diğer bir ifadeyle daralmadan tekrar genişlemeye geçisi yansıtan dönüş aşaması. krş. doruk. Karışık. Aşırı. Karanlık. Dalgın.

Saltwater : Tuzlu su (ile ilgili). Tuzlu suda yaşayan. Tuzlu suya ait. Tuzlu suya özgü. Deniz suyuna ait. Tuzlu su.

Brines : Salamura suyu. Deniz suyu. Turşu suyu. Okyanus. Salamura. Tuzlu su.

Brine : Salamura suyu. Deniz suyu. Tuzlu su. Turşu suyu. Okyanus. Balık, et, peynir, sebze, asma yaprağı gibi çeşitli yiyeceklerin bozulmaması ve muhafaza sürelerinin uzatılması için tuzlu suda tutulması işlemi. Madencilik, veterinerlik alanlarında kullanılır. Peynir, et, balık, turşu, asma yaprağı vb. yiyeceklerin, bozulmaması için içinde tutuldukları tuzlu su. tuzlu su içinde tutulmuş yiyecek. Salamura.

 

Sea row : Dekorda deniz görünümünü sağlayan taban.

Sea : Okyanus. Umman. Yerkabuğunun çukur kesimlerini dolduran, bağlı olduğu anadenize göre daha az derin, karasal sahanlıkları daha yaygın ve karaların etkisine çokça açık tuzlu su alanları. Dalga. Derya. Denizle ilgili. Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı tuzlu su kütlesi.

Nautical : Denizciliğe ait. Bahri. Denizciler veya denizcilikle ilgili. Gemi. Denizsel. Gemi ile ilgili. Gemiciliğe ait. Denizel. Denizcilikle ilgili.

Marine : Denizci. Denize ait. Bahri. Denizcilik. Deniz piyadesi. Deniz askeri. Denizciliğe ait. Deniz kuvvetlerine ait. Denizsel.

The waves synonyms : davyjonesslocker, naval, high seas, mare, maritime, main, bluer, the deep, mains, blue.