Vere nedir, Vere ne demek

Vere; bir tarih terimidir.

Yerel Türkçe anlamı:

Daima, her zaman

İki sürülmüş bölüm arasında kalan tarla parçası.

Hukuki terim anlamı:

teslîm.

Vere tanımı, anlamı:

Verecek : Birine verilmesi gereken para, borç, alacak karşıtı.

Verecekli : Birine vereceği olan, borçlu, alacaklı karşıtı. Birinden para yönünden veya iyilik vb. yardımlar görerek borçlanan (kimse), medyun.

Verem : Herhangi bir organa ve en çok akciğerlere yerleşen Koch basilinin yol açtığı ateşli ve bulaşıcı bir hastalık, tüberküloz. Bu hastalığa tutulmuş, veremli.

Verem etmek : Çok üzmek, dert sahibi yapmak.

Verem olmak : Verem hastalığına yakalanmak. sabırsızca davranmak.

Veremli : Vereme tutulmuş, müteverrim.

Verese : Mirasçılar.

Veresiye : Karşılığı sonra ödenmek üzere, peşin karşıtı. Özensiz, gönülsüz, önem vermeden.

Veresiye almak : Malı parasını daha sonra vermek şartıyla almak.

Veresiye vermek : Malı parasını daha sonra almak şartıyla vermek.

Veresiyeci : Veresiye iş gören kimse.

Veresiyecilik : Veresiyeci olma durumu.

Verev : Bir köşeden karşı köşeye doğru kesilmiş, katlanmış veya konulmuş olan.

Verevine : Verev biçimi verilerek.

Alacağı vereceği kalmamak : İlişkisi kesilmek.

 

Alacağına şahin vereceğine karga : Alacağını isterken ısrar eden, borcunu öderken de güçlük çıkaran kimse.

Alacak verecek : Alışveriş ilişkisi.

Alacak verecekle ödenmez : "bir yerden alacağınız parayla başka bir yere olan borcunuzu kapatamazsınız" anlamında kullanılan bir söz.

Alıp vereceği olmamak : Bir kimseyle hiçbir ilgisi olmamak.

Alıp verememek : Anlaşamamak, çekememek, geçinememek.

Az veren candan çok veren maldan : "varlıklı olmayan kimsenin yardım veya armağan olarak az şey vermesi büyük fedakârlıktır, varlıklı kimsenin vereceği armağan ve yardımlar fedakârlık sayılmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Çiftçiye yağmur yolcuya kurak cümlenin muradını verecek hak : "kullar Tanrı'dan kendilerine gerekli olan şeyleri dilerler, bu dilekleri kabul edecek olan Tanrı'dır" anlamında kullanılan bir söz.

Derdi veren devasını da verir : "her sıkıntının, üzüntünün bir çaresi vardır" anlamında kullanılan bir söz.

Elini veren kolunu alamaz : "yüzsüz kişiler karşılarındakilerden daima bir şeyler isterler, onlardan kurtulmak kolay olmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Köpek ekmek veren kapıyı tanır : "köpek bile kendisini besleyen yeri bilir, davranışlarıyla duygularını belli eder, insan da bundan ders almalı, gördüğü iyiliği unutmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Meyve veren ağaç taşlanır : "bilgili, hünerli, işinde başarılı olan kimseler kıskanılır, eleştirilir ve işlerini yapmaları zorlaştırılır" anlamında kullanılan bir söz.

Ne alıp veremiyor : "isteği, dileği nedir, niçin musallat oluyor?" anlamında kullanılan bir söz.

Parayı veren düdüğü çalar : "karşılığını ödediğinde insan istediğini elde edebilir" anlamında kullanılan bir söz.

 

Sana vereyim bir öğüt kendi ununu kendin öğüt : "kişi kendi işini kendisi yapmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Sen zot ben zot ata kim vere ot : "herkes kendisini buyurucu durumda görür ve iş yapmakla yükümlü saymazsa ortadaki işi kim yapar?" anlamında kullanılan bir söz.

Kale : Genellikle bir düşüncenin savunulduğu, sürdürüldüğü yer. Satranç tahtasının dört köşesine dikilen, tahtanın bir tarafından diğer tarafına kadar düz olarak boş hanelerde gidebilen kale biçiminde taş. Denizli iline bağlı ilçelerden biri. Düşmanın gelmesi beklenilen yollar üzerinde, askerî önem taşıyan şehirlerde, geçit ve dar boğazlarda güvenliği sağlamak için yapılmış olan kalın duvarlı, burçlu, mazgallı yapı, kermen. Malatya iline bağlı ilçelerden biri. Takımla oynanan bazı top oyunlarında topun sokulmasına çalışılan yer.

Tahkim : Kuvvetlendirme, sağlamlaştırma. Anlaşmazlıkların hakem yoluyla çözülmesi yöntemi.

Teslim : Bir şeyi sahibine verme. Teslim ol veya teslim oluyorum sözü. Fasıl müziğinde peşrevin ve saz semaisinin her hanesi sonunda tekrarlanan parça. Emanet alınan bir şeyi sahibine geri verme. Bırakma, devretme, terk etme. Gerçek olduğunu kabul etme, doğrulama.

Vereb : Eğim. Dolambaçlı.

Verebilme : Verebilmek işi.

Verebilmek : Verme imkânı veya olasılığı bulunmak. İlgili cümle: "“Buna biz şimdi karar veremeyiz ama gelecek zaman karar verebilir.”" A. Ağaoğlu.

Verebimek : Göndermek, irsâl etmek.

Verebine : Çapraz, verev olarak Verev olarak, verevine, çapraz.

Vereceyhli : Verecekli, borçlu.

Veref : Eğim. bk. vereb- Onur verici, sevindirici durum.

Veregen : Eşcinsel.

Vereğan : Kötü kadın, hoppa.

Verek : Eşcinsel

Vere ile ilgili Cümleler

  • Verecegim sir çok basit: insan ancak yüregiyle baktigi zaman dogruyu görebilir. Gerçegin mayasi gözle görülmez.
  • O ona birkaç kez telefon etti ama o cevap veremeyecek kadar çok meşguldü.
  • Verebileceğiniz her türlü yardıma çok memnun olurum.
  • Ben ne sipariş edeceğime karar veremiyorum.
  • Verecek başka bir kararımız daha var.
  • Doktor onun önümüzdeki hafta işe dönmesine izin verebilir.
  • Ara sıra senden haber almama izin ver, verecek misin?
  • Verecek bir şeyim yok.
  • Verecek bir kararın var.
  • Verebileceğim sadece bir cevap var.
  • Verecek bazı kararlarımız var.
  • Bize adını veren kişi Mustafa değildi.
  • Tom'un onu yapmasına izin verelim.
  • Başka birine ödünç vermemen koşuluyla, bu CD'yi sana ödünç vereceğim.

Diğer dillerde Vere anlamı nedir?

İngilizce'de Vere ne demek? : [vera (f) ] n. wedding ring, ring that is given during a marriage ceremony as a symbol of covenant and commitment

adj. true, real, truthful, veracious, veritable, actual

v. see, view, perceive with the eyes; watch, observe; comprehend, understand; envisage, visualize; try, put on trial (Law); examine, inspect

Rusça'da Vere : n. капитуляция (F)