Waiting türkçesi Waiting nedir

Waiting ile ilgili cümleler

English: "What will we do if we miss the last train?" "How about waiting until morning at an internet café or somewhere else?"
Turkish: "Son treni kaçırırsak ne yapacağız?" " Sabaha kadar bir internet kafede ya da başka bir yerde beklemeye ne dersin?"

English: A lot of people are waiting to see what is going to happen.
Turkish: Çok sayıda insan ne olacağını görmek için bekliyorlar.

English: A lady is waiting for me.
Turkish: Bir bayan beni bekliyor.

English: "Tom, go clean your room." "My friends are waiting for me. Can't I do it later?"
Turkish: "Tom, odanı temizlemeye git." "Arkadaşlarım beni bekliyor. Onu daha sonra yapamaz mıyım?"

English: A lot of people are waiting for Tom.
Turkish: Bir sürü insan Tom'u bekliyor.

Waiting ingilizcede ne demek, Waiting nerede nasıl kullanılır?

Waiting anxiously : Heyecanla bekleme. Sabırsızlıkla bekleme. Endişeyle bekleme. Ümitle bekleme. Kaygıyla bekleme.

Waiting for : Beklemek.

Waiting for the messiah : İsa peygamberi bekleme. Ne zaman gerçekleşeceğini bilmeden belirsiz bir şeyi bekleme. Mesih'i bekleme.

Waiting girl : Hizmetçi. Hizmetçi kız.

Waiting in vain : Boşuna bekledi. Hiçbir şey için bekledi. Hiçbir sonuç almadan bekledi. Boşu boşuna bekledi.

 

Would you like me to put you on our waiting list : .

Waiting list : Yedek liste. Bekleyenler listesi. Bekleme dizelgesi. Bekleme listesi.

Waiting maid : Hizmetçi kız. Hizmetçi. Besleme.

Laid waiting at his doorstep : Erkenden gitti. Onu görmek için erken kalktı.

Be waiting : Beklemek.

İngilizce Waiting Türkçe anlamı, Waiting eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Waiting ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Leerier : Açıkgöz. Kurnaz. Uyanık.

Dwells : Durmak. Bir yerde oturmak. Oturmak. Hayat sürmek. Yaşamak. Kalmak. Bir yerde yaşamak. Durma. İkamet etmek.

Deliberative : Üzerinde düşünülmüş. Tedbirli. Bilinçli. Düşünceli. Müzakereye ait. Görüşmeye dayalı. Düşünen.

Chariest : İdareli. Cimri. Tutumlu. Sakınan.

Expectancy : Beklenen şey. Bireyin belli koşul ve durumların alacağı biçimler ya da kendisinden beklenenler konusundaki öngörüşü. İntizar. Umut. Ümit. Beklenti.

Service : Çiftleştirmek (kısrak). Hizmet etmek. Hizmet vermek. Tamir etmek. Servis sağlamak. Gereksinimleri karşılama ve üretildiği anda tüketilme özelliklerine sahip her türlü etkinlik. Oyuna, yeni bir döneme ve ölü toptan sonra yeniden oyuna başlamak için yapılan atış. Aşmak (erkek hayvan). Oyuna, yeni bir döneme ve ölü toplardan sonra yeniden oyuna başlama için yapılan atış.

Concomitance : Beraberinde olma. Birlik. Konkomitans. Eşlik etme.

Duties : Vergiler. Rüsum. Gümrük vergileri. Ödev. Devlet alacaklarına ilişkin haklarla vergilerin gereği gibi gerçekleşmesi, izlenilmesi ve alınması sağlanılmak üzere yasalarıyla görevlilerine verilmiş, yapılmaması halinde sorumluluğu gerektiren ödevler. Gümrük vergisi. Vergi. Gümrük. Ödevler.

 

Expecters : Uman. Umut içerisinde bekleyen kimse. Bekleyen veya ümit eden kimse.

Esperance : Avustralya'nın western australia eyaletinde şehir. Ümit etme. Umma. Umut. Düşleme. Ümit. New york eyaletinde yerleşim yeri.

Waiting synonyms : ready and waiting, equality, expectancies, deliberate, ministrations, accompaniment, equalities, ministry, employments, discreet, expecter, waitings, parity, inactivity, ministration, forethoughtful, guardants, duty, calculating, company, expectation, companies, circumspective, abstinent, attendances, anticipation, forestallment, wait, dignified, self possessed, convoys, cagey, expectance.

Waiting zıt anlamlı kelimeler, Waiting kelime anlamı

Unready : Hazır olmayan. Ağırkanlı. Hazır değil. Hazırlıksız. Çabuk davranmayan.

Activity : Fiil. Bilgisayar, bilişim, eğitim, fizik, kimya, sosyoloji, veterinerlik alanlarında kullanılır. Gaz karışımında ya da sıvı çözeltide bulunan bir özdeğin etkin derişimi. bir ışınetkin özdekte birim zamandaki parçalanma sayısı. Çocukların, kendi amaç ve gereksinmelerine uygun geldiği için isteyerek katıldıkları herhangi bir öğrenme durumu. Etki. Bir ışımetkin çekirdeğin içinde oluşan çekirdeksel bozunumların birim zamana düşen sayısı, bk. ışımetkinlik. Etkin olma durumu, bazı etkileri oluşturma yeteneği. ilaç veya zehirli maddelerin vücuda alındıktan sonra etkisini gösterme durumu, aktivite, ilaç molekülünün almaçları uyarma veya baskılama yeteneğinin bir ölçüsü. Hareket. Yapılan işler. Kimyasal gerilimi logaritmik olarak veren nicelik.