Yapma nedir, Yapma ne demek
Yapma; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de isimsıfat olarak kullanılır.
Yerel Türkçe'deki anlamı:
Tezek.
Bulgurla yapılmış, yuvarlak ve yassı köfte.
Sır, gizem.
Elle biçim verilen tezek.
Tezek, kerme (Çayağzı).
Yapma ile ilgili Cümleler
- Onu soyup soğana çevirecek, babasından kalan evleri, dükkânları birtakım maceralar yüzünden deve yapacaktı.
- Baktım ki caka yapıyor, vesikayı el âleme göstere göstere eviriyor, çeviriyor.
- Bu mülahazayı kafasında değil, bağıra bağıra yaptı.
- O size hiçbir şey yapamaz. Ben ona bir şey yaptım mı?
- Hangi erkek aşk yapmadan evlendiği kızdan tam bir bekâret beklemez?
- Geçen köylünün, arabanın, sürünün izi buraları yol yapmıştır.
- Fiziki şartlarım kötü biraz kas yapmam lazım.
- Eşyalarımı, ilk posta ile bir denk yapıp İstanbul'a gönderdim.
- Yapman gerekeni yaptın.
- Bütün olup bitenleri kıymetlendirici bir konuşma yaptı.
- Motor bir arıza yaparsa gemi kayalara çarpar, paramparça oluruz.
- Arkadaşım İrfan'ın habbeyi nasıl kubbe yaptığını çok iyi bilirim.
- Yapmam gereken şeylerin bir listesini yapmak zorundaydım.
- Bir ziyafette cümbüş yapanları teker teker tokatlamış.
- Şimdilik nişan yapacaklarmış.
- Fiyatlar o kadar yükseldi ki perhiz eder gibi yediğim hâlde, yine her yemek bir buçuk lirayı geçmeye başladı.
- Her şeye peki, olur der fakat sonunda gene bildiğini yapardı.
- Rol yapmaya kalkışsa yüzüne gözüne bulaştıracağını biliyordu.
- Hepsi de aynı yavan, tatsız sözlerle kur yapacaklardı.
- Rumeli'de bıraktığı çiftlikleri de anlattıktan sonra yaptığı kapıyı kâfi gördü. İşlere geçti.
- Bir ön sözde yazdığını sondaki ön sözde yalanlıyor, kendinden bile hırsızlama yapıyor.
- Günahı boynuna, doping de yapıyormuş.
- Yolun iki tarafına arabalar park ettiği için çöp kamyonu kolay manevra yapamaz ve muhakkak trafik kilitlenirdi.
- Mustafa Kemal cepheye gider gitmez daha önce alınan tedbirde değişiklikler yaptı.
- Altı bir geldi mi köşeyi kapacaksın, kapıları almayı asla unutmayacaksın.
- Anlattığı fıkralarla yaptığı esprilere kendi asla gülmezdi.
- Erkek sporları tarihe karışıyor, halter kaldıran, vücut yapan kadın atletler gündelik manzaralar arasında...
- Annesi, askerliğini yapıncaya kadar evlenmesine razı değildi.
- Ben patronun gönlünü ederim, hafta arasında.
- Entari biçmek istiyorum, prova yapmak istiyorum.
- Hâlbuki onu odasına çekip de baş başa prova yaptığı zamanlarda pekâlâ kıvıracağa benziyordu.
- El elin ayıbını terzi kumaşı alır gibi kapış kapış yaptığı için aldırış etmem.
- O kadar uzatmayalım bu işi, sana bir kıyak yapalım.
- Sizin için geniş bir reklam yapacağım, adımı ortaya koyacağım.
- Yeteneksizliğini ortaya koyacak bir falso yapmaktan korkuyordu.
- En çok da kaleminin hiç tutukluk yapmamasına seviniyordum.
- Hiç olmazsa bir soğuk pansuman yapalım.
- Yapmak için son derece aptalca bir şeydi.
- Bir gün Küplüce arkalarında uzun bir yürüyüş yapmış.
- Murat Bey konuşurken bana kaş göz işaretleri yapıyor, bir yandan da kahkahalarla gülüyor.
- Ben onu bizim için yapmadım.
- Araba şehre günde üç posta yapar.
- Yanındaki kıza afi yapmak için onun önüne, dilenciye sadaka verir gibi bahşiş fırlatan bir züppeyi, bıraksalar öldürecekti.
- Bana üvey evlat muamelesi yapıyorsun, beni burunluyorsun.
- Korktu o gece mezarlığa gitmeye; şimdi de ben mezarlık bekçisiyim diye afra tafra yapıyor.
- Değil mi ki cilveler yapıyorsun, kalkıp da bize erdemlilikten söz etme!
- Ham ağaçları evcile çeviririm, aşı yapmayı bilirim, budamayı bilirim.
- Şimdiye kadar sabah postasının çoktan işbaşı yapması, otobüslerin biletçileriyle birlikte seferde olmaları gerekir.
- Özel olarak iki aşçıyla iki de ayrıca servis yapacak garson çağrıldı.
- Saksafoncu, saksafonun borusunu havalara kaldırarak sololar yapıyordu.
- Köşede bir piyano, piyanonun üstünde yapma çiçekler.
- Orada kimseyi kıskanmamışken bu sonuncu kumasını büyük mesele yaptı.
- Biz onu, onlar için yapmadık.
- O akşam yalnız olduğum için kemanda bazı egzersizler yapmaya başladım.
- Evinden yalnız idman yapmak için çıktığına eminim.
- Sinir içindeki kadına o anda hamle etme aptallığını da yapmış ve tokadı yemiş.
- Birden yaptığı gafı anlayıp suspus oldu.
- Yolun ortasında bir kolunu belime dolayarak bana şöylece nispet vermesin mi?
- Bir geçitte bir dakika kadar istasyon yaparak geçit bekçisiyle yârenlik ettik.
- Sağ salim sokağa çıktıktan sonra Bağdat'ta artık hırsızlık yapamayacağını anlamıştı.
- Nuruosmaniye Semti'ndeki kârgir evinden, hastalarına lavaj yaparken, siyah çarşafını taktırarak bir kupa arabasına bindirip acele gitmişlerdi.
- Annesinin, babasının taklitlerini yapıyordu.
- Hani eskiden cahillere davultozuyla minaregölgesinden ilaç yapıp paralarını alıverenler varmış.
- Üç yüz lirayı alırlarsa bunun yüz lirasını çocuğa sermaye yapacaktı.
- Bunu başarmak için elinden geleni yapacaksın, dedi.
- Hecelerimiz de telaffuzda tumturak yapmak için lastik gibi çekilir.
- Kafaları bu işe yatmazsa müşavir beylerle müdür beylerinizin, devlet kapısında pireyi deve yaparlar.
- Ovadaki İslam köylerinde nasıl temizlik yapılacağını müzakereye koyuldular.
- Paris sosyetesinde büyük sükse yapmıştı.
- Yapmak zorunda olduğun tek şey bize katılmak.
- Doğrusu, o bana ağabeylik etti.
- Avrupa'da doktora yapmış bu doçent beye ne buyrulur?
- Bunu yapmaya teşebbüs ettiğin doğru mu?
- Brüksel'de bir de Alman darlığı ile müttefiklerin ferahlığı ve rahatı arasında bir kıyaslama yapmaya fırsat buldum.
- Dünyaca ün almış Mark Twain Derneğinin fahri üyeliğini aldığını duyunca...
- Bir kadınla erkeğin buluşmasında erketelik yapmak, pek de onurlu bir iş değildi ne de olsa.
- Ama hâlâ bilet var diye bekleyen en aşağı beş bin kişi güzel bir kuyruk yapmışlar.
- Ya hemen canını almaz da sana işkence edersem?
- Kötülük edeni öldürür veya ayetlerin emrettiği cezalardan birini verir.
- Yıllardır ilk defa hesap kitap yapmadan etrafına para saçıyordu.
- Son derece heyecanla konuşuyor, elini kolunu sallayarak birçok jestler yapıyordu.
- Acaba ben bilmeyerek bir terbiyesizlik ettim de ona mı içerledi?
- Ben tütüncülük üzerinde ihtisas yapmıştım.
- Hâlbuki genç bir kızla yuva yapmak, ölünceye kadar bahtiyar yaşamak için...
- Artık hepsi her yeni yazacaklarını ana ilkeye göre ayarlıyor, eski yazdıklarını da buna göre rötuş ediyorlardı.
- Altlarında şilte, dolaplarında eşya kalmadı ama kimseye de borç yapmadılar.
- Salih de tam bir gösteriş yapmak hevesiyle boşanmış bir yay gibi kalktı ayağa.
- Serserilik yapabilir, atılgan, dövüşken, gözünü budaktan sakınmaz cinsten adam istemiyorlar.
- Mustafa Kemal Paşa ve kendisiyle iş birliği yapan bazılarımız, ben de dâhil, merkezin Anadolu'da olmasını tercih ettik.
- Sarkıntılık yapacak herif, sabahtan akşama kadar kızın yolunu gözler mi?
- Bir kanlı katile yataklık yapmış gibi pişmanlık duyuyordu.
- Bunca yıllık arkadaşız; hiç değilse bana katakulli yapma!
- Evliliği sırasında altı düşük daha yapacak sonunda pes edecekti.
- Şimdi de mahalle bakkallığını mı yiyim yeri yaptın?
- Yok, yok! Sizi kimse hamallık etmeye bırakmaz.
- Fakat fazla içliliği erkekliğe yakıştıramadığından kendini her zaman yapma bir sertliğin arkasına gizlerdi.
- Sana su şehirlerinin felsefesini yaptım.
- Yapmayı planladığım şeyi yapmak istemiyorum ama başka seçeneğim yok.
- Bazen çok komiklik ve sululuk ettiği olur.
- Ben onu, onun için yapmadım.
- Karpuz sergisi açabilmek için projeler yapmakta idi.
- Haminnenin içi sıkıldı mı mutfağa girer, turşu kurardı.
- Katı cisimler, üzerine konuldukları yüzeylere, yere doğru, sıvılar ise içinde bulundukları kabın dibine ve yanlarına doğru basınç yaparlar.
- Açıkhava'da, Maksim'de verdiği temsillerle kısa zamanda ün ve para yaptı.
- Dev boylu fetih askerleri, kollarının sert derilerine iğnelerle yazdırır, barutla ovdurur, dövme yaparlardı.
- Kurtuluş Savaşı'nda bir ölüm kalım savaşı içinde idik.
- Kolonya çarpar, pudralar, kremle ikinci bir masaj daha yapardı yüze.
- Sabah kalkar, jimnastiğini yapar, duşunu alır, erkenden bürosuna gider.
- Muhtaç hemşehrilerin bir kısmı etrafımda dolaşmaya, bana kur yapmaya başladılar.
- Karanlıkta bana çarpıp da gürültü yapmamaya dikkat ederek kapıyı açtım.
- Erkekler bütün gün bahçelerinde bağ budar, gül aşılar, kirizma yaparlarken...
- Bu durum, ister istemez evi doldurup boşaltanlarda da kısıntı yapmamızı gerektiriyordu.
- Fakat yeni görevini de ihmal edip fırsat buldukça Galata meyhanelerine kaçamak yapması balyosun sabrını taşırdı.
- Sırplar bu sırada ricat ordusuna hücumlar tertip etmek, postaları vurmak, geri hizmetlerde sabotaj yapmak gibi teşebbüslerle düşmanın ileri hareketini kolaylaştırdılar.
- Sabaha kadar tepindiler. Bayram ediyorlar.
- Yalnız rica ederim, bir an için zahmet ve fedakârlık daha yapın!
- Deniz sakin bile olsa savaş durumunda gemi mutlaka yalpa yapacak.
- Devlet Denetleme Kurulu ... her türlü inceleme, araştırma ve denetleme yapar.
- Onca yolu iki saatte almışlar. -Yapma!
- Normal yaşamının çekişmeleri içinde tekerlenip giden insan, bayramlarda bir nefis muhasebesi yapmak imkânı bulur.
- Yarışmaların eski tadı kalmadı Sabri Bey, binbir türlü hile yapıyorlar.
- Denizdeki balığın karada komisyonculuğunu yapıyorlardı.
- Ölecek miyim? İğne yap bana doktor diyordu.
- Ali Mary'ye onun yapmasını istediği işi bitirdiğini söyledi.
- Ali işi yapmak zorunda kalacak.
- Yapman gereken ilk şey bir avukatı aramak.
- Saldırmak onun içgüdülerinden biridir ve yöntemi çekiçle felsefe yapmaktır.
- Biz edebiyat yapmıyoruz, gazetecilik ediyoruz, modern gazetecilik!
- Bu kız ona bir tür büyü yapmış, çocuğun oturuşu, duruşu, konuşması, gülümseyişi, her şeyi değişmişti.
Yapma ile ilgili Atasözü veya Deyim
açıklama yapmak : herhangi bir konuyu aydınlığa kavuşturmak amacıyla konuşmak veya yazmak.
ad yapmak : bir alanda ün kazanmak, ün almak.
afi kesmek (veya satmak veya yapmak) : birine karşı gösteriş yapmak.
afra tafra yapmak : kendini üstün göstermek, böbürlenmek.
ağabeylik etmek (veya yapmak) : birini ağabey gibi korumak, gözetmek.
ahenk yapmak : çalgılı eğlence düzenlemek.
ahiretini yapmak (veya zenginleştirmek) : hayır işleri yaparak sevap kazanmak.
aklına geleni yapmak : her istediğini önünü sonunu düşünmeden yapmak.
aktarma yapmak : bir taşıttan ötekine geçmek bütçede bir bölümden başka bir bölüme ödenek geçirmek.
alavere dalavere yapmak (veya çevirmek) : hileli, düzenli bir iş yapmak, yalanla dolanla iş görmek.
alem yapmak : sazlı sözlü eğlenmek.
alışveriş yapmak : alım satım işini gerçekleştirmek.
ambalaj yapmak : eşyayı mukavva, kâğıt, tahta, plastik ve benzerleri malzemeyle sarmak, kaplamak.
anket yapmak : bir konuda araştırma yapmak.
antrenman yapmak : spor amacıyla çalışmak, alıştırma yapmak.
apse yapmak : bir doku içinde iltihap oluşmak.
arama yapmak : yakalamak veya suç belgelerini elde etmek için bir kimsenin evinde, iş yerinde, üzerinde veya eşyasında araştırma yapmak.
arayı yapmak : arasını bulmak.
arıza yapmak : bozulmak, işlemez duruma gelmek.
arpalık yapmak : bir kaynaktan sürekli olarak çıkar sağlamak.
asist yapmak : sayı veya gol pası vermek.
askerlik (veya askerliğini) yapmak : kanunlara göre yurttaşların yükümlü oldukları ordu hizmetinde bulunmak.
aşı vurmak (veya yapmak) : bağışıklık veya tedavi amacıyla vücuda aşı vermek.
aşk yapmak : sevişmek.
atak yapmak : akın yapmak, atılım yapmak.
atıf yapmak (veya atıfta bulunmak) : göndermek.
atlama taşı yapmak : daha iyi bir yere geçmek için bir durumu veya bir kimseyi araç olarak kullanmak.
ayak yapmak : Kandırmak: Yavaş yavaş kadının ayağını yapmış [Bakınız: ayak tutmak] Bildiği halde bilmezmiş gibi konuşmak.
ayrı seçi yapmak : birkaç şey arasında fark gözetmek.
ayrım yapmak : eşit davranmamak, fark gözetmek.
bağış yapmak : yardım etmek.
bağlantı yapmak : ilişki kurmak anlaşma, sözleşme yapmak.
bakım yapmak : araç ve gereçlerin düzenli çalışması için onarımını yapmak.
balon yapmak : bisiklet, araba vb.nde lastiğin yüzeyinde şişlik oluşmak.
balya yapmak : balyalamak.
basamak yapmak : bir kişiyi, bir durumu bulunduğu konumdan daha yükseğine erişmek için araç olarak kullanmak.
basınç yapmak : bir yüzey üzerine güç kullanarak baskı yapmak.
baş yapmak : Gelin başı süslemek: Acele etmen gızla gelinin başı hinci yapılcek.
bayraktarlığını yapmak : bir akımın, bir görüşün yayılmasında öncü olarak çalışmak.
bayram etmek (veya yapmak) : çok sevinmek.
beste yapmak (veya bağlamak) : bir müzik eseri yaratmak.
bıcı bıcı yapmak : yıkanmak.
biçki yapmak : dikilecek kumaşı belli bir modele ve ölçüye göre kesmek.
bildiğini yapmak : verilen öğütleri dinlemeyerek tutumunu sürdürmek.
(bir işin) hamallığını etmek (veya yapmak) : bir işin önemsiz fakat ağır ve yorucu yükünü taşımak.
(bir işin) yolunu yapmak : bir işin istediği gibi olması için uygun zemin hazırlamak.
bir şey yapmak : iyilik veya kötülükte bulunmak.
(bir şeyi) deve yapmak (veya etmek) : başkasının malını kendine mal etmek.
(bir şeyi) mesele yapmak : önemsiz bir şeyi önemli bir sorun durumuna getirmek.
(bir şeyin) muhasebesini yapmak : bir şeyin olumlu veya olumsuz yönlerini gözden geçirerek bir yargıya varmak.
(birine) kıyak yapmak : maddi ve manevi destek olmak, yardım etmek.
(birine) şantaj yapmak : gözdağı vermek.
(birini) paravan yapmak : kendini belli etmeyerek başkasının adından, yetkisinden, gücünden yararlanmak.
bis yapmak : seyirci, beğenilen bir konserin sonunda tempolu biçimde alkışlayarak sanatçıyı veya sanatçıları bir eser seslendirmesi için yeniden sahneye çağırmak.
blok yapmak : voleybolda, file üstünde karşı oyuncunun topu sert vururken önünde iki veya üç kişi elleri ile perde oluşturmak.
blöf yapmak : karşısındakini yanıltarak veya yıldırarak bir işten caydırmak için aslı olmayan söz söylemek veya aldatıcı tavır takınmak.
borç etmek (veya yapmak) : borçlanmak.
burun yapmak : üstünlük taslamak.
büyü yapmak : büyü yolu ile etki altına almaya veya aldırmaya çalışmak.
caka yapmak : gösterişli davranmak, fiyakalı durumda olmak.
caz yapmak : boşa konuşmak, gevezelik etmek aykırı düşünceler ortaya atmak.
cazgırlık yapmak : gereksiz yere bağırıp çağırarak üste çıkmaya çalışmak.
cilve yapmak : nazlanmak, kırıtmak.
cümbüş yapmak : toplu olarak eğlenmek.
çağrışım yapmak : çağrıştırmak.
çalım atmak (veya yapmak) : çalımlamak.
çıkış yapmak : bir tartışmada, karşı düşüncede olanları alt etmek için sert davranışta bulunmak uçak herhangi bir görevle havalanmak.
dağ başına harman yapma, savurursun yel için, sel önüne değirmen yapma, öğütürsün el için : yapacağın iyi bir işi, sonunu hesaplamadan yapma anlamında kullanılan bir söz.
daniskasını yapmak : bir işi her yolu deneyerek gerçekleştirmek.
degaj yapmak : futbolda kaleci topu sert bir vuruşla gücü yettiğince uzağa atmak.
değişiklik yapmak : değiştirmek.
demagoji yapmak : laf cambazlığı yapmak.
denetleme yapmak : kontrol etmek.
denizdeki balığın karada komisyonculuğunu yapmak : gerçekte bulunmayan bir konu üzerinde varmış gibi savunuculuğunu yapmak, hayali konularda gereksiz söz söylemek.
denk yapmak : denk durumuna getirmek.
doğaçlama yapmak : doğaçlamak.
doğum yapmak : doğurmak.
doktora yapmak : yüksek lisans öğretiminden sonra üst düzeyde öğretim yapmak.
dolgu yapmak : doldurmak çürük dişleri temizleyip oyuğu, uygun bir madde ile doldurmak.
dolmuş yapmak : dolmuşla yolcu taşımak.
donuna etmek (veya kaçırmak veya doldurmak veya yapmak) : küçük veya büyük abdestini donuna etmek Mecaz anlamı çok korkmak.
doping yapmak : bazı bedensel özellikleri değiştiren veya artıran bir uyarıcı maddeyi çok az miktarda almak Mecaz anlamı uyarıcı etkide bulunmak.
dövme yapmak : vücuda dövme işlemek.
duvar yapmak : baraj yapmak.
duygu sömürüsü yapmak : istediğini yapmasını sağlamak amacıyla karşısındaki kişinin kendisine acımasını sağlamak.
düşük yapmak : çocuk düşürmek.
edebiyat yapmak : bir konu üzerinde gereksiz yere süslü sözler söylemek.
egzersiz yapmak : alıştırma yapmak sağlıklı yaşam için spor yapmak.
ekonomi yapmak : tutumlu davranmak.
elçilik etmek (veya yapmak) : elçilik görevinde bulunmak iki taraf arasında uzlaştırma görevini yapmak.
elinden geleni yapmak : gücünün yettiği kadarını yapmak.
emrivaki yapmak : oldubittiye getirmek.
erketelik yapmak : gözetlemek.
espri yapmak : nükteli, şakalı söz söylemek.
ev sahipliği yapmak : herhangi bir toplantının düzenlenmesi için gerekli hazırlıkları üstlenmek konukları güler yüzlü davranıp iyi ağırlamak.
ezberden yapmak : bir yere bakmadan bellekte kalan biçimiyle yapmak.
ezbere yapmak : ezberden yapmak model veya doğa karşısında durmayarak fikirden tasavvur ve tahayyül suretiyle resim yapmak.
falso yapmak : yanlış davranışta bulunmak.
fark yapmak : üstünlük sağlamak.
fedakarlık yapmak (veya göstermek) : özverisini ortaya koymak.
felsefe yapmak : olayların sebep ve sonuçları üzerine kendince soyut birtakım düşünceler ileri sürmek bilgiçlik taslamak.
fena yapmak : kötü duruma düşürmek.
fondip yapmak : bir solukta, bir dikişte içmek.
fren yapmak : freni kullanarak taşıtın hızını kesmek veya taşıtı durdurmak.
gaf yapmak : bilmeden yersiz bir davranışta bulunmak veya başkasını incitecek söz söylemek, pot kırmak, çam devirmek.
galop yapmak : at yarışında veya hazırlık çalışmasında iyi bir derece elde etmek.
gam yapmak : gam biçiminde deneme ve alıştırmayı çalgı veya sesle uygulamak.
gargara yapmak : bir sıvı ile ağzı veya boğazı çalkalamak.
geçgeç yapmak : geçgeçlemek.
geyik yapmak : boş, yararsız konuşmak.
gönderme yapmak : konuşurken veya yazarken başka kaynak veya olaylarla bağlantı kurmak.
gönlünü etmek (veya yapmak) : birini razı ve hoşnut etmek.
görümcelik yapmak (veya etmek) : görümce, geline kötü davranmak.
görüşme yapmak : tartışmak, müzakere etmek.
gösteri yapmak : topluluk önünde bir beceri veya oyunu sergilemek düşüncelerini halka veya yetkililere duyurmak için bir araya gelerek eylemde bulunmak.
gösteriş yapmak : başkalarını aldatmak, şaşırtmak, korkutmak veya kendini beğendirmek için yapay davranmak.
grev yapmak : işi bırakmak.
güç birliği yapmak : mevcut maddi ve manevi imkânları bir araya toplamak, güçleri birleştirmek.
gürültü çıkarmak (veya etmek veya koparmak veya yapmak) : düzensiz ve rahatsız edici sesler çıkarmak kavga, karışıklık, tartışma çıkarmak.
habbeyi kubbe yapmak : önemsiz bir şeyi abartmak.
hacetini yapmak (veya görmek) : küçük veya büyük abdestini yapmak.
hamle etmek (veya yapmak) : atılmak, saldırmak önemli bir işe girişmek, bir işte başarı sağlamak için çaba harcamak.
harcama yapmak : harcamak.
harman etmek (veya yapmak) : birçok çeşitten birer parça alıp yeni bir birleşim oluşturmak.
hatır gönül yapmak : birini tutum ve davranışlarıyla mutlu etmek.
hava yapmak : kalorifer peteğinde sıvının yerine hava dolmak Mecaz anlamı böbürlenmek.
hayat memat meselesi (yapmak veya olmak) : ölüm kalım meselesi.
hazırlık görmek (veya yapmak) : hazır olmak için gereken şeyleri toplamak veya durumları sağlamak.
hesap kitap yapmak (veya etmek) : ayrıntılarıyla hesap edip düşünmek.
hırsızlama yapmak : çalmak.
hırsızlık etmek (veya yapmak) : başkalarının parasını veya malını çalmak.
hile yapmak : aldatmak çıkar sağlamak amacıyla bir şeyin saflığını bozmak, değersiz bir şey karıştırmak.
hülle yapmak : hülleyi gerçekleştirmek bir işte geçici çözüm için hileye başvurmak.
idman yapmak : beden hareketleri yapmak.
iğne yapmak (veya vurmak) : iğne ile vücuda sıvı bir ilaç vermek.
ihtisas yapmak : belli bir konuda özel eğitim görmek, uzmanlaşmak, ihtisaslaşmak.
ilaç yapmak (veya hazırlamak) : gerekli maddeleri kullanarak reçetede belirtilen dozda ilacı ortaya koymak.
indirim yapmak : fiyatta değer düşürümü yapmak, iskonto yapmak.
isim yapmak : ad yapmak.
iskonto etmek (veya yapmak) : indirim yapmak sözün bir bölümünü söylenmemiş saymak.
istasyon yapmak : duraklamak, beklemek.
iş birliği yapmak : amaç ve çıkarları bir olanlarca çalışma ortaklığı kurulmak.
iş yapmak : çalışmak.
işbaşı yapmak : iş yerinde işe başlamak.
işkence etmek (veya yapmak) : maddi veya manevi eziyet çektirmek.
jest yapmak : elini kolunu hareket ettirmek Mecaz anlamı hoşa gidecek bir görüş açıklamak veya bir davranışta bulunmak.
jimnastik yapmak : vücudu çevikleştirmek ve güçlendirmek için hareket yapmak.
jübile yapmak : sporculuk yaşantısını özel bir karşılaşma ile bitirmek sanatın çeşitli alanlarında uzun yıllar başarı gösteren kimse için mesleğinin 25, 40, 50 ve benzerleri yıl dönümlerinde şenlik yapmak.
kaçamak yapmak : hoş görülmeyen şeyi gizlice ara sıra yapmak.
kaka yapmak : büyük abdest yapmak.
kalbi yıkmak kolay, yapmak zordur : insanları kırmak ve üzmek, mutlu etmekten daha kolaydır anlamında kullanılan bir söz.
kamp yapmak : kampa girmek.
kapalı duruşma yapmak : duruşmaları gizli sürdürmek.
kapı almak (veya yapmak) : tavla oyununda bir haneye üst üste iki pul getirmek ve o hanenin karşı oyuncu tarafından kullanılmasını engellemek.
kapı komşusu yapmak (veya etmek) : bir yere sık gidip gelmek.
kapı yapmak : bir şey istemek veya söylemek için karşısındakini önceden başka sözlerle hazırlamak ev gezmesi yapmak kapı almak.
kapış kapış yapmak : üstüne atılmak, aceleyle almak.
kapris yapmak : değişken, geçici isteklerde bulunarak huysuzca davranmak.
kariyer yapmak : uzmanlık alanında çalışmak, uzmanlaşmak, ihtisas yapmak.
kaş göz işareti yapmak : kaş ve gözle bir şeyler anlatmak, dikkat çekmek.
katakulli yapmak : tuzak veya düzen hazırlamak, oyun oynamak.
kaynak yapmak : iki metal veya yapay parçayı ısı yoluyla birleştirmek Mecaz anlamı sırayı beklemeden başkalarının hakkını alarak mevcut sıranın ön taraflarına girmek.
kısıntı yapmak : tutumlu davranmak azaltmak.
kış yapmak : hava çok soğuk ve karlı olmak.
kıyaslama yapmak : kıyaslamak.
kızak yapmak : taşıt fren görevini yerine getirdiği hâlde duramayıp kaymak.
kilometre yapmak : yol almak.
kirizma yapmak : toprağı derince kazarak altını üstüne getirerek sürmek.
komşuluk etmek (veya yapmak) : komşular birbirlerine gidip gelmek, görüşmek.
konsültasyon yapmak : birkaç hekim bir hastalığa teşhis koymak için bir araya gelmek.
kontak yapmak : karşıt elektrik taşıyan iki madde birbirine dokunmak.
kontrat yapmak : sözleşme yapmak.
konuşma yapmak : topluluk karşısında bir konuda konuşmak.
korkusundan altına etmek (veya kaçırmak veya yapmak) : çok korktuğunda idrarını veya dışkısını kaçırmak.
kovuşturma yapmak : kovuşturma işlemini yürütmek.
kötülük etmek (veya yapmak) : kötü davranmak, zarar vermek.
kulis yapmak : herhangi bir toplulukta oturumlar dışında gizli çalışmalar yapmak bir amaca ulaşabilmek için ilgili kişiler arasında özel çalışma yapmak.
kur yapmak : karşı cinsten birine ilgi göstererek onun hoşuna gitmek, gönlünü kazanmaya çalışmak birinin duygularını okşayacak biçimde davranarak onu elde etmeye çalışmak.
kuyruk yapmak : uzun ve peş peşe bir sıra oluşturmak.
kür yapmak : sağlığı korumak amacıyla herhangi bir yöntemi bir süre uygulamak.
laf cambazlığı yapmak : bir kimsenin veya grubun duygularını kamçılayarak, gerçek dışı sözler söyleyerek onları kazanmaya çalışmak.
laf yapmak : dedikodu yapmak.
lavaj yapmak : herhangi bir organı mikroplardan temizlemek amacıyla yıkamak, arıtmak.
maç yapmak : iki takım veya iki kişi kazanmak amacıyla aralarında karşılaşma yapmak.
mahsubunu yapmak : hesabını yapmak, hesabına geçirmek.
makyaj yapmak : Makyajı uygulama işi.
mal yapmak : servet sahibi olmak.
manevra yapmak : bir araca istenilen hareketi yaptırmak askeri birlikler savaş denemesi yapmak.
masaj yapmak : sağlık, bakım ve yarışmalara hazırlık amacıyla vücudun çeşitli bölgelerini özel araç ve yöntemlerle ovmak, ovuşturmak.
mesai yapmak : bir iş yerinde, yasal günlük iş süresi dışında ek bir ücretle fazla çalışmak.
mil yapmak : yol yapmak.
mukavele yapmak : sözleşmek.
mülahaza yapmak : düşünmek.
nanik yapmak : birini budala yerine koymak, alay etmek.
nazire yapmak : bir söze, bir davranışa benzeriyle karşılık vermek.
ne yaparsın (veya yapmalı) ki : ne çare ki.
nefis muhasebesi yapmak : insan isteklerini, hırslarını ve yaptıklarını gözden geçirmek, doğru veya yanlışlarını vicdanının süzgecinden geçirip bir değerlendirme yapmak.
nispet vermek (veya yapmak) : karşısındakini kızdırmak için ona gösteriş yapmak.
nişan yapmak : nişan töreni düzenlemek.
nükte yapmak : nükteli söz söylemek.
olay yapmak : bir olayı gereğinden fazla büyütmek, sorun çıkarmak.
otostop yapmak : otostop yoluyla yolculuk yapmak.
ölüm kalım meselesi (veya savaşı) yapmak (veya olmak) : yok olmamak amacıyla mücadeleye girişmek.
pansuman yapmak : yaranın temizlik ve bakımını yapmak.
para yapmak : para kazanıp biriktirmek.
particilik yapmak : bağlı olduğu partiyi veya partinin düşüncelerini savunan kişileri kayırmak.
paspas yapmak : paspaslamak.
patinaj yapmak : tekerlek, tutunma eksikliği sebebiyle ilerlemeksizin aynı noktada dönmek Mecaz anlamı herhangi bir işte ilerleme kaydedememek, aynı noktada sayıp durmak.
perhiz yapmak (veya etmek) : sağlığı korumak veya düzeltmek amacıyla özel bir beslenme düzeni uygulamak.
pik yapmak : borsada kâğıtlar tavan yapmak.
pike yapmak : uçak dik biçimde inmek bilardoda, masaya dikey durumda tutulmuş isteka ile topa vurmak suya dalmak.
piknik yapmak : kırda yemek yemek ve gezinti yapmak.
pireyi deve yapmak : önemsiz bir olayı büyütmek.
pleybek yapmak : pleybek işini gerçekleştirmek.
politika yapmak : bir işi çözümlemek için politika yolunu kullanmak.
posta yapmak : bir yere gidip gelmek, sefer yapmak.
pot yapmak : dikişte kabarıklık veya büzülme olmak.
poz kesmek (veya yapmak) : çalım atmak, afili görüntü vermek.
proje yapmak : tasarlamak.
prova yapmak : gözden geçirmek denemek oyunu sahnelemek için önceden denemek.
rejim yapmak : sağlığı korumak veya zayıflamak amacıyla belirli yiyecekleri yemek.
reklam yapmak : her türlü aracı kullanarak bir şeyi halka tanıtmak, ünlenmesini sağlamak.
robot resmini çizmek (veya yapmak) : adli olaylarda tanığın tarifiyle şüphelinin görünümünü yansıtan resmini çizmek.
rol yapmak : davranışlarda içtenlik bulunmamak.
rötuş etmek (veya yapmak) : kusurları gidermek amacıyla düzeltmek, değiştirmek.
sabotaj yapmak : yıkmak, tahrip etmek, kullanılır durumdan çıkarmak bir işi kısıtlı olarak bozmak, baltalamak.
sağ yapmak : direksiyonu sağa doğru çevirmek, sağa yöneltmek anlamında kullanılan bir söz.
santra yapmak : santra noktasından oyunu başlatmak.
sarkıntılık etmek (veya yapmak) : sataşmak, laf atmak.
satış yapmak : satmak.
savunma yapmak : haklı olduğunu ortaya koymaya çalışmak oyunda rakip tarafın hücumlarına karşı koymak.
seçim yapmak : seçmek.
sermaye yapmak (veya etmek) : iş yeri açmak için gereken parayı sağlamak.
serserilik yapmak (veya etmek) : serseri tavrında davranmak, çevreye rahatsızlık vermek.
servis yapmak : sofrada hizmet etmek ve yemeği dağıtmak.
skala yapmak : çalgı perdelerine parmak alıştırmak.
soğuk duş etkisi yapmak : ansızın bildirilen tatsız bir haber olumsuz bir tepki yaratmak.
sol yapmak : direksiyonu sola doğru çevirmek, sola yöneltmek anlamında kullanılan bir söz.
solo yapmak (veya atmak) : bir müzik parçasını tek başına söylemek veya çalmak.
sondaj yapmak : sonda ile yoklamak, sondalamak Mecaz anlamı bir durum, bir düşünceyle ilgili olarak yoklama yapmak, araştırmak.
sorti yapmak : uçak bir noktadan kalkıp başka bir noktaya inmek uçak bir noktaya çeşitli nedenlerle inişe geçip yeniden yükselmek.
sululuk etmek (veya yapmak) : sululaşmak.
sükse yapmak : başarı kazanmak ilgi çekecek bir durum yaratmak.
sürfile yapmak : bir kumaşın tarazlanmaması için kenarına seyrek ve çapraz dikiş yapmak.
sürgit yapmak : iş için uzatmak, sürdürüp durmak.
sürpriz yapmak : birini, beklenmedik, şaşırtan, sevindiren veya üzen bir olayla karşılaştırmak.
şahsiyat yapmak : söz edilen konudan uzaklaşarak olumsuz yönleriyle kişiler üzerinde durmak.
şaka yapmak : şaka niteliğinde bir şey yapmak veya söylemek.
şeamet tellallığı yapmak : her olayı kötü ve sıkıntı yaratacak biçimde yorumlayıp dile getirmek.
şekerleme yapmak : kısa bir süre uyumak, kestirmek.
şırınga yapmak : şırınga ile vücuda gerekli yerinden ilaç vermek.
şike yapmak : danışık spor karşılaşması yapmak Mecaz anlamı bir çıkar karşılığı anlaşarak bir işi yapmak.
şov yapmak : gösteri yapmak.
tadilat yapmak : değiştirmek.
takım yapmak : değişik parçaları bir araya getirerek bir bütün oluşturmak.
takiye yapmak : olduğundan farklı görünmek sakınmak, çekinmek.
taklidini yapmak : bir şeyin veya kimsenin konuşmasını, davranışını komik bir biçimde tekrarlamak öykünmek.
tantana yapmak (veya etmek) : kuru gürültü çıkarmak gereksiz yere, boşu boşuna konuşmak.
tatil yapmak : tatile çıkmak işe ara verip dinlenmek.
tavan yapmak : Menkul Kıymetler Borsasında işlem görmekte olan hisse senedinin değeri en üst düzeye ulaşmak sinir, heyecan ve benzerleri en üst düzeye çıkmak.
tek pas yapmak : kendisine gelen topu bekletmeden en uygun durumda olan arkadaşına vererek karşı takımın oyun kurmasını engellemek.
temizlik yapmak : temizlemek Mecaz anlamı öldürmek Mecaz anlamı zararlı şeyleri yok etmek.
tenzilat yapmak : indirim yapmak.
terbiyesizlik etmek (veya yapmak) : toplum kurallarına, görgü kurallarına aykırı davranışta bulunmak.
teyel yapmak (veya atmak) : dikilecek parçaları birbirine teyelle tutturmak kumaşın üzerinde dikilecek yerleri teyelle belirtmek.
tuluat yapmak : doğaçlamak.
tumturak yapmak : vurgulamak, önemini belirtmek, etkili olmasını sağlamak.
turşu kurmak (veya yapmak) : turşuluk sebze veya meyveleri kavanoz, fıçı vb.ne yerleştirmek.
tutukluk yapmak : silah çalışmaz olmak aksamak, doğru dürüst veya istenen ölçüde gitmemek.
tuvalet (veya tuvaletini) yapmak : sidik veya dışkıyı vücuttan dışarı atmak.
tütsü yapmak : dini törenlerde kokulu madde yakmak et, balık ve benzerleri yiyecekleri dumana tutmak.
u dönüşü yapmak : yüz seksen derecelik bir dönüş yapmak Mecaz anlamı önceden sahip olduğu bir düşünceden farklı bir düşünceyi savunmaya başlamak.
ün almak (veya kazanmak veya salmak veya yapmak) : ünü herkesçe bilinmek ve her yerden duyulmak.
üvey evlat muamelesi yapmak : dışlamak kötü davranmak.
vals yapmak : vals müziği ile dans etmek.
vücut yapmak : kas geliştirici hareket ve sporlarda bedeni güçlü duruma getirmek.
yağ çekmek (veya yapmak) : gereksiz biçimde övmek, dalkavukluk etmek.
yalpa yapmak : yalpalamak.
yamuk yapmak : birine karşı yanlış davranmak.
yankı yapmak : ses bir yere çarpıp ikinci kez duyulmak.
yapma (veya yapma yahu) : şaşılacak durumlarda öyle mi, doğru mu, gerçek mi? gibi anlamlar bildiren bir söz.
yapmadığı kalmamak : kendisi için zararlı olan birçok iş yapmak yapmadığını bırakmamak.
yapmadığını bırakmamak : elinden gelen her türlü kötülüğü yapmak.
yasa çıkarmak (veya yapmak veya koymak) : bir yasa önerisi, yasama gücü tarafından onaylanmak.
yatak yapmak (veya sermek) : yatacak yer hazırlamak.
yataklık yapmak (veya etmek) : suçluları gizlice barındırmak, suçlulara yardım etmek.
yatırım yapmak : gelir amacıyla bir işe para yatırmak Mecaz anlamı ileride bir çıkar veya kazanç sağlamak için önceden ortam hazırlamak.
yenilik yapmak : değişiklik yapmak, değişiklik getirmek.
yerini yapmak : bir şey elde etmek amacıyla girişimde bulunmak.
yiyim yeri etmek (veya yapmak) : bir yeri kendi çıkarına kullanmak.
yol yapmak : yol oluşturmak kandırmaya çalışmak, avutmak.
yuva yapmak : yuva hazırlamak, yuva oluşturmak evlenmek.
yürüyüş yapmak : spor amacıyla yürümek bir olayı protesto etmek veya bir konuya dikkati çekmek amacıyla topluca yürümek.
yüz yapmak : makyaj yapmak.
zam yapmak : söz konusu fiyatı artırmak.
zikzak yapmak : sık sık sağa sola yön değiştirmek Mecaz anlamı sık sık düşünce değiştirmek.
zum yapmak : zumlamak.
Yapma kısaca anlamı, tanımı
Adak yapmak : Doğaüstü güç, nesne ya da varlıklara dilekte bulunan birey ya da toplulukların, isteklerinin gerçekleşmesi durumunda, yerine getirmeye söz verdikleri adamak eylemi, bk. adak
Ağ yapmak : Bir veya daha fazla iplikle, mekiksiz veya mekikle düğümleyerek, bağlayarak, örerek, geçirerek veya başka bir yolla enine veya uzunluğuna gözeler oluşturarak bir yüzey yapıtı oluşturma, gözeleme.
Ağıl yapmak : Biçilen mısırları üstüste koyup ay şeklinde yerleştirmek.
Akca badas yapmak : İhtiyaç halinde öğütülmek üzere dövenin altından buğday alıp savurmak: Un yoktu, akça badas yaptık öğüttük.
Aksata yapmak : Alışveriş yapmak.
Alan başı yapma : Tarama demetinin, bir alanın satırlarını bitirdikten sonra ikinci alanın başına dönmesi.
Alavere yapmak : Ticaret yapmak.
Anda bunda yapmak : Özenmeden, baştan savma iş yapmak.
Aralıklı dikiş kaynağı yapma : Aralıklı bir yöntemle, bir tür dikiş kaynağı yapma işlemi.
Ark kaynağı yapma : Bir arkın yüksek ısısından yararlanılarak yapılan kaynak işlemi.
Asal gazla ark kaynağı yapma : Asal gaz altında korunarak yapılan kaynak işlemi.
Atomsal hidrojenle kaynak yapma : Atomsal hidrojen altında korunarak, bir tür ark kaynağı yapma işlemi.
Awun yapmak : Kar tozlarının rüzgarla birlikte uçuşması.
Azman yapmak : Arıların saldırgan olması.
Banyo yapmak : [Bakınız: yıkanmak].
Baraj yapmak : Futbol veya hentbolda kaleye yapılan vuruşları önlemek için oyuncular kale önünü kapatacak bir biçimde sıralanmak, duvar yapmak.
Basınç kaynağı yapma : Parçalara çok yüksek basınç uygulama temeline dayanan bir tür soğuk kaynak yapma yöntemi.
Başbaş yapmak : Mandalar başlarını suya sokmak.
Başşak yapmak : Tahıl ve meyveleri devşirdikten sonra geriye kalan döküntüleri toplamak.
Bel yapmak : İşaret koymak, işaretlemek.
Bellik yapmak : Nişanlamak.
Bezeme yapmak : Bir çeşit kocakarı ilâcı ile hastalığı tedavi etmek.
Bilezik yapma : Harmana gelen sapı döşek etrafında bilezik biçiminde yığma.
Bindirmeli kaynak yapma : Kaynak yapılacak parçaları, üst üste koyarak yapılan kaynak işlemi.
Bire bire yapmak : 'Bire vur ha' diye gürültü yaparak mal kaçırmak.
Bozmancalık yapmak : Arayı bozmak, pazarlığı bozmak, sözden caymak, caydırmak.
Caraz yapmak : Bir çift öküze bir çift de yardımcı öküz koşmak.
Cerlik yapmak : Hainlik yapmak.
Cısdır yapmak : Yufkanın bir tarafına yağ sürülerek saçta ısıtmak.
Cıstır yapmak : Yufkanın bir tarafına yağ sürülerek saçta ısıtmak.
Cıvızlık yapmak : Oyunbozanlık yapmak.
Cimit yapmak : İplik yapılacak yünü el ile inceltmek : Kızını yünü cimit yaptın mı? Ver de eğireyim. (Yenikent Aksaray Niğde).
Curna yapmak : Zaptetmek.
Çap yapmak : Söz verdiği işi yapmamak.
Çekiş yapmak : Kavga etmek.
Çelik yapma : Belli bileşimde bir çeliği yapmak için girişilen eritim, döküm ve işleme işlemlerinin tümü.
Çellik yapmak : Afacanlık, yaramazlık yapmak: Bu çocuklar hiç rahat durmaz sabahtan akşama kadar sokakta çellik yaparlar.
Çıkışık yapmak : Değişmek.
Dikiş kaynağı yapma : Metal yüzey üzerine, bir doğrultu boyunca uygulanan direnç kaynağı yapma işlemi.
Direnç kaynağı yapma : Elektrik direnciyle oluşan yüksek ısıdan yararlanılarak yapılan kaynak işlemi.
Dönelik yapmak : Değiştirmek: Tarlamı Naci ile dönelik yaptım.
Dövme kaynağı yapma : Yüksek sıcaklıklarda ısıtılmış parçaları döverek kaynak yapma temeline dayanan, bir tür yoğruk kaynak yapma yöntemi.
Dumat yapmak : Karıştırmak: Kaymağına barabar dumat yapardıh eyle basardıh derilere.
Durucuk yapmak : Yeni yürümeye başlayan çocuk ayakta durmak, tay durmak.
Düğmük yapmak : Bağlamak, düğümlemek.
Dümen yapmak : Dalavere, hile ile birini kandırmak, aldatmaya çalışmak.
Düzmesini yapma : Bir markayı değiştirerek kullanma.
Ef kaf iş yapmak : Üstünkörü, baştan savma iş yapmak.
Elektrikli ark kaynağı yapma : [Bakınız: ark kaynağı yapma].
Elektrikli kaynak yapma : Elektrik erkesinden yararlanarak yapılan kaynak işlemi.
Ense yapmak : Hiçbir iş yapmadan yan gelip yatmak.
Eresen yapmak : Yatak ve şiltelerin yün ve pamuklarını döverek kabartmak.
Eritme kaynağı yapma : [Bakınız: kaynaşma kaynağı yapma].
Eyha yapmak : Tarlayı gübrelemek, verimli hale getirmek.
Falfallık yapmak : Herhangi bir konuyu karıştırmak, şaşalamak.
Ferma yapmak : (köpek) Koku almak.
Fiilden ad yapma eki : Fiil kök ve gövdelerinden ad ve sıfat türeten ek: -ek (bin-ek), -gü (büz-gü), -gın (dal-gın), -n (yay-ın), -ç (öğ-ün-ç), -ş (göster-iş) ve benzerleri bk. yapım eki.
Fiilden fiil yapma eki : Fiil kök veya gövdelerinden fiil yapan ek: -n-(uzan-), -t-(uza-t-), -l-(gör-ül-), -ş-(bula-ş-), -r-(taş-ır-), -t-(ak-ıt-), -dır-(kal-dır-), -A-(tık-a-), -ele-(gez-ele-) ve benzerleri bk. yapım eki.
Fik fik yapmak : Cinsi ilişkide bulunmak.
Fule yapmak : Herhangi bir şeyi ağzına kadar doldurmak: Otomobilin deposunu fule yaptım, öyle işe çıktım.
Gasbannah yapmak : Bir işi inadına yapmak.
Gaytazlık yapmak : İşte oyalanmak, hile yapmak, tembellik yapmak.
Gaz kaynağı yapma : Yüksek ısılı alaz çıkaran gazlarle yapılan kaynak işlemi.
Gıcıklık yapmak : Sinire dokunacak hareket yapmak ve söz söylemek: Gıcıklık yapma dayağı yersin.
Gılıgılı yapmak : Yüze gülmek.
Gırıntı yapmak : Ölmek, ormanı toptan kesmek.
Görlük yapmak : Eylenmek, alay etmek: Bana görlük yapıyor.
Görüş yapma : Nişandan sonra, oğlan tarafının kızı görmeğe gitmesi.
Gundah yapmak : Kundaklamak.
Gümül yapmak : Biçilmiş ekinleri yığmak.
Hayka yapmak : Sürek avı yapmak.
Heleşem yapmak : Gürültü yaparak eğlenmek, şenlik yapmak.
İki iki yapmak : Bir kezde yapılması, söylenmesi mümkün olan şeyi, dalgınlık, tembellik ve benzerleri nedenlerle iki kez de yapmak.
İlmece yapmak : Elbirliğiyle bir işi yapmak, imece yapmak.
İmale yapmak : Kısa heceyi uzun okumak.
İndüklem kaynağı yapma : İndüklemli ısıtma ile kaynak yapma işlemi.
İngastan yapmak : Bilerek, yalandan yapmak.
İzağna yapmak : Karşısındakini kızdırmak için gerekenin ve istenilenin inadına aksini yapmak.
Kabartılı kaynak yapma : Özel bir tür dirençli kaynak yapma işlemi.
Kafa yapmak : Dalga geçmek.
Kapu yapmak : Kapı kapamak.
Kara yapmak : Düzen, hile yapmak. Suçunu başkasına atmak.
Karacılık yapmak : Oyun bozanlık, mızıkçılık yapmak.
Karbon elektrotla ark kaynağı yapma : Karbon elektrot kullanmak yöntemiyle yapılan bir elektrik ark kaynağı yapma işlemi.
Karsamba yapmak : Evlendirmek.
Kayıntı yapmak : Atıştırmak, açlığını bastırmak.
Kaynak yapma : Sıcaklığı erimeyi sağlayacak denli artırarak iki metal yüzeyi birbirine kaynaştırma işlemi, kaynaklama ve kaynatma diye de bilinir.
Kaynak yapma hızı : Birim zamanda yapılan kaynak ya da kaynak olan parça sayısı.
Kaynaşma kaynağı yapma : Parçaları, yerel olarak eritip kaynaştırarak kaynak yapma.
Kean yapmak : Toprağı çapalamak: Tarlayı keân yapacağım.
Keççik yapmak : Başörtüsünü ensede, saçın altından geçirerek tepede bağlamak : Keççik yap, saçın dağılmasın.
Kefleme yapmak : Pekmez yapılırken kaynatılan üzüm suyunun içine pekmez toprağı koyarak şıranın tortusunun dibe çökmesini sağlamak.
Kehan yapmak : Sebze ve ekinin içindeki yabancı otları temizlemek.
Kelek yapmak : Oyunbozanlık etmek.
Kesicilik yapmak : Çekiştirmek, yermek.
Kestiğe biçtik yapmak : Pazarlıkta anlaşmak.
Kırman yapmak : Arıların azgın bir şekilde uçuşma durumu. Arılar eyle kırman yapiyi..
Kirizme yapmak : Tarlayı ağaç dikmek için kazmak, temizleyerek hazırlamak.
Koçuhocu yapmak : Kuru üzümü iki avuç arasında ovalıyarak çöplerini toptan ayıklamak.
Koğuculuk yapmak : Arkadan çekiştirmek, dedikodu etmek.
Köllük yapmak : Kıskandırmak, nispet yapmak, inat etmek.
Körlük yapmak : Kıskandırmak, nispet yapmak, inat etmek.
Kuduri yapmak : Ara bozmak, karışıklık çıkarmak : Kuduri yapıp durma.
Kur yapma : Karşıt cinsten bireyler arasında birbirine yaklaşma ve bir birleşmeyi başlatma türü. Çiftleşmeden önce gözlenen üremeyle ilgili etkinlik.
Kurşun manyağı yapmak : Ölümle tehdit etmek.
Lelele yapmak : Çocuklar toprak üstünde kaymak.
Lipik yapmak : Oyunda sayı üstünlüğü kazanmak.
Meme yapmak : Motorlu araçlarda platin elektrik akımını geçirmeyecek ölçüde oksitlenmek, işlevini yapmaz olmak.
Metal elektrotla ark kaynağı yapma : Metal elektrot kullanma yöntemiyle, bir elektrot ark kaynağı yapma işlemi.
Musat yapmak : Çeyiz sergilemek.
Muzuluh yapmak : Engel çıkarmak.
Nağme yapmak : Bildiği bir şeyi bilmez görünmek. bahane ileri sürmek.
Nina yapmak : Bebeği yürümeye isteklendirmek.
Nokta kaynağı yapma : Küçük uçlu elektrotlarla, küçük bir alanı etkileyerek yapılan kaynak işlemi.
Numara yapmak : Bir hareketi yalandan yapmak veya yapar gibi görünmek.
Ocak kaynağı yapma : Ocak kullanarak yapılan, özel bir tür kaynak yapma işlemi.
Oğur yapmak : İnek çiftleşmek istemek, boğaya gelmek.
Oğuz yapmak : Aralık etmek.
Oksiasetilen kaynağı yapma : Oksijen ve asetilen gazları karışımını yakarak yapılan bir tür kaynak yapma yöntemi.
Ondört yapmak : Bir işi baştan savma yapmak.
Oyun yapmak : Güreşte rakibe oyun uygulamak. Mecaz anlamı hile yapmak.
Paçal yapmak : Değişik türden şeyleri karıştırmak. Ev eşyasını bir araya toplayıp üst üste yığmak.
Pahıllık yapmak : Zarar vermek : Şu çocuk çok pahıllık yapıyor.
Pat yapmak : Kabalık yapmak.
Pına pına yapmak : Ufalamak, parça parça etmek.
Pilingirlik yapmah : Yolsuz birleşmelere arabuluculuk yapmak.
Pres yapmak : Karşı takımın oyun kurmasını baskı yaparak engellemek.
Puşluk yapmak : İki yüzlülük yapmak.
Resim başı yapma : Tarayıcı demetin yukarıdan aşağıya kadar resmin bütün satırlarını taradıktan sonra, yeni bir resim taramasına başlamak üzere döndüğü nokta; resmin başlama noktası.
Sapıtma yapmak : Gidiş yönünü değiştirmek.
Satırbaşı yapma : Tarayıcı demetin, bir satırı taradıktan sonra, öbür satırın başına dönmesi.
Sergen yapmak : Meyve, sebze serip kurutmaya yarayan yer yapmak, kurutmak.
Sesüstü dalgalarıyle kaynak yapma : Sıkıştırılmış parçalara, sesüstü dalgalarının titreşimlerini uygulayarak kaynak yapma temeline dayanan bir tür soğuk kaynak yapma işlemi.
Seyir yapmak : Türkü söylemek.
Sire yapmak : Alışkın olduğu yeri görmeye gitmek, ziyaret etmek.
Soğuk kaynak yapma : Parçaları önceden ısıtmaksızın yüksek basınç uygulamasıyle yapılan kaynak işlemi.
Sollama yapmak : [Bakınız: sollamak].
Söbe yapmak : Yumurta biçimine sokmak.
Sözleşme yapmak : Bir sözleşmeyi yazılı olarak belirlemek, mukavele yapmak, kontrat yapmak.
Su yapmak : Gemi veya sandalın içine dibinden su girmek.
Sülük yapmak : Haşhaşla bir çeşit yiyecek yapmak.
Şak yapma : Ensizyon.
Taban yapmak : Fiyat, en aşağı duruma düşmek.
Taktaka yapmak : Araştırmak, soruşturmak : İşini görmek için taktaka yapayım.
Tapa yapmak : Tütün yapraklarını elde bağlam yaparak dizmek. Başa kakmak.
Tapşik yapmak : Candan el çırpmak, alkışlamak ya da bir müziğe tempo tutmak.
Tava yapma : Gırgır ağlarında balıkların bociliğe toplanması işlemi.
Termit kaynağı yapma : Büyük parçaları, yandığında ısı salan termit ile kaynak yapma işlemi.
Tığnak yapmak : Buğdayı yığınak yapmak, kabarık yapmak.
Top yapmak : Topu rakibe kaptırmadan takım oyuncuları arasında dolaştırmak, topa daha uzun süre sahip olmak.
Türe yapmak : Hayvanların yük sepetlerini iyice doldurmak : Sepet üzerini türe yapmışlar, hayvan gelemez.
Uvertür yapmak : Bir şeye giriş niteliğinde söz söylemek veya davranışta bulunmak.
Yakma alın kaynağı yapma : Özel bir tür direnç kaynağı yapma işlemi.
Yapma aydınlatma : Güneş ışığının dışındaki kaynaklardan yararlanarak gerçekleştirilen aydınlatma. Doğal aydınlatmanın karşıtı.
Yapma bezem : Bir film ya da televizyon izlencesi için özel olarak hazırlanmış bezem çeşidi.
Yapma düzey : Çok kişili sahnelerde, geri plandakilerin görülmelerini sağlayan set.
Yapma ışık : Doğal kaynakların dışında sağlanan ışık. Doğal ışık karşıtı.
Yapma ışık filmi : Yapma ışıkta kullanılmak üzere hazırlanmış boş film; büyük 8 degisik renkli film çeşidi.
Yapma ilişki : Değişkenlerin ilişkisiz olmasına karşın bunların özgün değerleri yerine oranlan ya da damgaları arasında bulunan ilişki.
Yapma seçim : Bitki ve hayvanlarda, istenilen karaktere göre, kontrol altında türetilerek seçim yapma olayı.
Yapma sınır : Akarsu, deniz, göl, sıradağ gibi doğal bir engele dayanamayıp insan eliyle oluşturulan imleri (sınır taşları, hendek, direk, tel örgüsü...) izleyen sınır.
Yapma tonlama : Duygu ve düşünceleri, dilin gerektirdiği tonlamayı bozarak, uydurma bir gelenekle söyleme biçimi.
Yapmacıkçı : (Resim, Heykel) Yalınlıktan yoksun, aldatıcı, gereksiz süslü işler yapan sanatçı. a. bk. yapmacıkçılık.
Yapmacıkçılık : (Resim, Heykel) Uyanış Çağı ile barok arasındaki ara üslûp. Abartmalı boylu, yapmacık devimli, havada uçar gibi duran betilerin kullanıldığı resim, heykel anlayışı. Örn. Pontorino, Bronzino, Parmigianino, El Greco ve Tintoretto gibi sanatçıların yapıtlarındaki abartılı üslûp anlayışı. a. bk. barok.
Yapmadığını gomamak : Elinden gelen her türlü kötülüğü yapmak.
Yapmah : Yapmayız.
Yapmak yahışdurmak : Yapıp yerine getirmek.
Yapmak yasamak : Yapıp, düzenlemek.
Yapmak yasımak : Yapıp, düzenlemek.
Yapu yapmak : Bina inşa etmek.
Yığınak yapmak : Toplanmak, birikmek, bir araya gelmek.
Yirini yapmak : Yatağını yapmak. Kabul ettirilmek istenen bir düşüncenin, işin, durumun sözle hazırlığını yapmak.
Yuvasını yapmak : Birini, iyice hırpalamak, dövüp uslandırmak.
Yüze peçe yapmak : Görüşmeden olumlu sonuç almak için, görüşülecek kişinin bir sevdiğini yanında götürmek.
Zıvgar yapmak : Arabaya iki çift at koşmak.
Yapma çiçek : Görünümü çiçeği andıran ve yumuşak maddelerle yapılmış olan süs eşyası.
Yapma dil : Sonradan oluşturulan dil.
Yapma gübre : Suni gübre.
Yapma uydu : Herhangi bir gezegenin çevresindeki bir yörüngeye yeryüzünden fırlatılarak yerleştirilmiş insan yapısı nesne, suni peyk.
Yapmacık : İçten olmayan (tavır, davranış, duygu), yapma, yapay, sahte, suni, zahirî, sofistike.
Yapmacık görünümü : Gerçekte yapıldığı hâlde yapılmamış gibi bir izlenim veren görünüm.
Yapmacıklı : İçtenliği olmayan, içten olmayan.
Yapmacıksız : İçten, içten geldiği gibi, samimi.
Yapmak : Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. Yol almak. Davranmak, hareket etmek. Üretmek. Bir durum yaratmak. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. Salgılamak, çıkarmak. Edinmek, sahip olmak. Olmasına yol açmak. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. Olmak. Gerçekleştirmek. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. Onarmak, tamir etmek. Evlendirmek. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek. Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. Düzenli bir duruma getirmek. Dışkı çıkarmak.
Yerden yapma : Yerden bitme.
Diğer dillerde Yapkınlayıcı gaz anlamı nedir?
İngilizce'de Yapkınlayıcı gaz ne demek ? : enriching gas

Bu kısımda Yapma nedir? Yapma ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Yapma tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Yapma hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.