Çile nedir, Çile ne demek

Çile; kökeni farsça dilinden gelmektedir.

"Çile" ile ilgili cümleler

  • "Bizim bu dünyadaki hayatımız da bir çileden ibaret olduğu düşünülecek olursa en münasip çilenin de burada olması icap ediyordu." - A. H. Çelebi

Yerel Türkçe anlamı:

Sağlık, şişmanlık (hayvanlar hakkında): Hayvanların çilesi bu yıl iyi, kışı geçirirler inşallah.

Çile; görecekler. || çilesi temamolmak: ölmek

Genişlik, en: Bezin çilesi.

Çilek, yaban çileği

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Antalya kenti, Gazipaşa belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. İzmir ilinde, Değirmendere bucağına bağlı bir bölge.

Çile kısaca anlamı, tanımı:

Çile çekmek : Büyük sıkıntı ve üzüntü içinde yaşamak.

Çile çıkarmak : Sıkıntılı bir işin veya bir durumun sona ermesini beklemek.

Çileden çıkarmak : Çok kızdırmak.

Çileden çıkmak : Olup bitenler karşısında sabrı ve dayanıklılığı kalmayıp taşkınlık göstermek. çile süresini bitirmek.

Çilesi dolmak : Üzücü ve sıkıntılı bir durumdan kurtulmak. derviş ve tarikat ehli, sadece dua ve ibadetle geçirmeleri gereken süreyi tamamlayarak çileden çıkmak.

 

Çileye girmek : Dervişlerin kırk gün süre ile kendilerine uyguladıkları zorlu ve perhizli döneme girmek.

Çilehane : Dervişlerin çile doldurdukları yer.

Çilecilik : Dinî amaçlarla ve törelere bağlı olarak doğal eğilimleri ve beden isteklerini yenmek için isteyerek acı çekme.

Çilek : Bu bitkinin güzel kokulu, pembe, kırmızı renkli meyvesi. Gülgillerden, sapları sürüngen, çiçekleri beyaz bir bitki.

Çilek kompostosu : Yaş çilek, şeker ve suyun kaynatılması ile yapılmış olan komposto.

Çilek reçeli : Çilek ve şekerden yapılmış olan kokulu bir reçel türü.

Çilek suyu : Çileğin sıkılmasıyla elde edilen meyve suyu.

Çilek üzümü : Bir tür üzüm.

Çilekçi : Çilek yetiştiren veya satan kimse.

Çilekeş : Hayatı boyunca birçok sıkıntı ve üzüntü çekmiş (kimse).

Çilekeşlik : Çilekeş olma durumu.

Çileli : Çilesi bulunan, çilesi olan. Çilesi olan, çok sıkıntı çekmiş olan. Sıkıntılı.

Çilemek : Bülbül şakımak. Nemlenmek, ıslanmak. Yağmur çiselemek.

Çilenti : Hafif yağmur, serpinti.

Ağaç çileği : Ahududu.

Dağ çileği : Dağda yetişen çilek, yaban çileği.

Frenk çileği : Kokusuz, kırmızı iri meyve veren bir tür çilek.

Yaban çileği : Dağ çileği.

Zahmet : Güçlük.

Sıkıntı : Bir bozukluğun, karışıklığın sebep olduğu etkili ve sürekli yorgunluk, mihnet. İşsizlik, tekdüzelik, bezginlik vb. sebeplerden doğan ruhsal yorgunluk, cefa, eziyet. Sorun, mesele, sendrom, problem. Bulunmama durumu. Yokluk ve parasızlığın yol açtığı geçim darlığı.

Derviş : Bir tarikata girmiş, onun kurallarına ve törelerine bağlı kimse, alperen. Kırlangıç balığının küçüğü. Yoksulluğu, çilekeşliği benimsemiş kimse. Alçak gönüllü ve her şeyi hoş gören kimse.

 

Kırk : Dört kere on, otuz dokuzdan bir artık. Bu sayıyı gösteren 40 ve XL rakamlarının adı. Otuz dokuzdan sonra gelen sayının adı.

Zahmetli : Zahmetle yapılan, yorucu, sıkıntılı, eziyetli, güç. Sıkıntı veren.

Perhizli : Perhiz yapan, perhizkâr.

Dönem : Yarıyıl. Yasama meclisinin iki seçilişi arasındaki süre, devre. Belli özellikleri olan zaman parçası, periyot. Bir çağ içinde belli özellikleri olan sınırlı süre.

Yay : Farklı amaçlarla çeşitli biçimlerde yapılmış olan esnek parça. Keman, viyolonsel vb. çalgılarda sürterek titreşim yoluyla ses çıkarmaya yarayan parça. Bir çember üzerindeki iki nokta ile bu nokta arasındaki çember parçası. Bir eğriden alınan parça. Ok atmaya yarayan, iki ucu arasına kiriş gerilmiş, eğri ağaç veya metal çubuk. Zodyak üzerinde Akrep ile Oğlak arasında bulunan takımyıldızın adı. Hallacın pamuk veya yünü atmak için tokmak yardımıyla kullandığı araç. Zemberek.

Çile çekmek : büyük sıkıntı ve üzüntü içinde yaşamak. İlgili cümle: "“Âşıkın olmaz mı çile çekmesi / Çilenin olmaz mı boyun bükmesi”" Seyrani.

Çile çıkarmak : sıkıntılı bir işin veya bir durumun sona ermesini beklemek. İlgili cümle: "“Yirmi beş senedir Beykoz'daki o tekke gibi evde çile dolduruyorum.”" R. N. Güntekin.

Çile toprak : Çakıllı toprak.

Çileci : (I) sf. Çile (I) çeken, sıkıntı sahibi. İlgili cümle: "“Bu çileci görüş sanatçılarımızı da etkilemiştir elbet.”" T. Uyar. (II) a. Çile (II) satan veya yapan kimse.

Çileden çıkmak : olup bitenler karşısında sabrı ve dayanıklılığı kalmayıp taşkınlık göstermek. İlgili cümle: "“Ben ötede beride tanıdığım yaşlı başlı Fransızlarla böyle konuştukça kardeşim çileden çıkıyordu.”" B. R. Eyuboğlu. çile süresini bitirmek.

Çilegöz olmak : Tavuk, kaz gibi hayvanlar tüy dökmek: Tavuk çilegöz olmuş.

Çilek gözkurdu : Çilek tomurcuklarına yumurtlayarak onu körelten, 3 mm. boyunda, hortumlu ve kınkanatlı böcek.

Çilekçe : Kastamonu ili, Cide belediyesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.

Çilekçilik : Çilek yetiştirme veya satma işi.

Çilekli : İçinde çilek bulunan (pasta, dondurma vb.). Sakarya şehrinde, Pamukova belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Trabzon ili, Akçaabat ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Trabzon şehri, merkez ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yer.

Çile ile ilgili Cümleler

  • Yarın erkek arkadaşımla çilekli pasta ve pizza yiyeceğim.
  • Çilek toplamak için gittik.
  • Ali yere bir çilek düşürdü ve Mary onun üstüne bastı.
  • O 14 yaşındayken, çilek ekmeye başladı.
  • Çilekler kışın pahalıdır.
  • Çileden çıkan işçi derhal istifa etti.
  • Çileği seviyorum.
  • Genetik modifikasyonun bir örneği balık genlerinin çilek ve domatese enjeksiyonudur, bu meyvelerin donmasını engelleyen bir süreç.
  • Ali hamile eşine çilek almak için mağazaya kadar 30 km bisiklet sürdü.
  • Şu anda, bizim yaban mersini, böğürtlen, kiraz, çilek, şeftali ve nektarinimiz var.
  • Çilekler reçel yapılır.
  • Çilek kışın yüksek fiyata satılıyor.
  • Canım çilek yemek istiyor.
  • Çile çekmekten saçı ağardı.

Diğer dillerde Çile anlamı nedir?

İngilizce'de Çile ne demek? : [Cile (m) ] n. Chile, country in South America

n. freckle, speckle, sun spot, fleck

n. suffering, trial, ordeal, hank, hasp, skein, tribulation

Fransızca'da Çile : écheveau [le]; souffrance [le]

Almanca'da Çile : n. Docke, Strähne, Wickel, Bogensehne

Rusça'da Çile : n. моток (M), тетива (F), страдание (N)