Illuminating türkçesi Illuminating nedir

Illuminating ile ilgili cümleler

English: Their comments were illuminating.
Turkish: Onların yorumları aydınlatıcıydı.

Illuminating ingilizcede ne demek, Illuminating nerede nasıl kullanılır?

Illuminating ammunition : Aydınlatma cephanesi. Güçlü ışık vermesi için yükseğe fırlatılan özel patlayıcı. Aydınlatma mühimmatı.

Illuminating bomb : Parlak bir ışık veren bomba. Aydınlatma bombası.

Illuminating engineering : Aydınlatma mühendisliği.

Illuminating fire : Aydınlatma atışı. Savaş alanını aydınlatması için yapılan topçu atışı.

Illuminating gas : Aydınlatma gazı.

Illuminating mirror : Aydınlatma aynası.

Illumination photometer : Işıkölçümsel büyüklükleri ölçmeye yarayan aygıt. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Aydınlatmayı lüks türünden ölçen aygıt. Lüksölçer. Işıkölçer.

Illumination control : Aydınlatma kontrolü.

Illuminati : Illuminati. Kelime anlamı aydınlar olan üyeleri tarafından ise ışığın insanları veya aydınlanmışlar olarak addedilen yeni dünya düzenini sağlamak amacıyla kurulduğu iddia dilen gizli bir örgüt. Aydınlanmanın yolunu bildiğini iddia eden dini grup veya tarikat.

 

Illumination meter : Lüksölçer. Işıkölçümsel büyüklükleri ölçmeye yarayan aygıt. Işıkölçer. Aydınlatmayı lüks türünden ölçen aygıt. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır.

İngilizce Illuminating Türkçe anlamı, Illuminating eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Illuminating ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Enlightenments : Aydınlanma hareketi. Zihinsel veya ruhsal farkındalık durumu. Aydınlanmış olma durumu. Bilgilendirme. Bilgi. Aydınlık. Aydınlanma. Bilgilenme. İlim.

Declaratory : İzah edici. Tespit edici. İzhari. Beyan edici. Beyan eden. İfade eden. Açıklayan.

Elucidating : Açıklama. Açıklamak. Bilgilendirme. Açıklık getirme. Aydınlatmak. Açıklığa kavuşturma. Açık bir şekilde anlatma. İzah etmek.

Explainer : İzahat veren. Açıklayan kimse veya şey. Anlatan. Tasrih eden. Açıklamada bulunan. Tarif eden. Tenvir eden. İzah eden. Açıklayan.

Enucleate : İzah. Çıkarmak. Aydınlanma. Almak. Nüvesini çıkarmak. Aydınlatmak. İçini kesmeden çıkarmak. Açıklamak.

Exegetical : Yorumlama ile ilgili. Yorumlayıcı.

Clarification : Açıklık kazanma. Arıtma. Durulma. Açıklama. Açılma. Açıklığa kavuşma. Açıklığa kavuşturma. Temizleme. Berraklaştırma.

Definement : Tanım. Açıklama.

Depictor : Tanımlayıcı. Tanımlayan kimse. Ressam. Anlatan kimse. Resimleyici.

Appositive : Bir cümlede özneden sonra gelerek onu daha belirgin duruma getirmek, vasıflandırmak veya pekiştirmek için kullanılan ve yine özne durumunda olan kelime veya kelime grubu: bu genç kız için ismail tayfur, o kumral saçlı, uzun boylu, yeşil gözlü genç adam, herkesin her şeyden başka bir şey olmuştu (h.z. uşaklıgil, ferdi ve şürekası, s.37). azize, o kelebek ruhlu çocuk, sefir karısı olmak ve hayatını avrupa’nın kibar dünyasında geçirmek hülyasını kuran süslü kız, şimdi hasan beyi, yani parasız ve mevkii, rütbesi yüksek olmayan genç yeğenini seviyordu (h.e. adıvar, kalp ağrısı, s. 34). bir sarıklı hoca, sait molla, ingiliz karargahı kapılarında curnal verme nöbeti bekliyordu (f.r. atay, atatürkçülük nedir, s. 16). kasabanın gazete bayiliğini de yapan fotoğrafçı, yavuz ata’nın oğlu serdar’ın arkadaşı hilmi, bir önceki günün tarihini taşıyan cumhuriyet’i getirmişti (tarık bugra, yağmuru beklerken, s. 37) vb. Bir cümlede asıl nesneden sonra gelerek onu daha belirgin duruma getirmek, nitelendirmek veya pekiştirmek için kullanılan ve yine nesne durumanda olan kelime veya kelime grubu. bu davayı, bu mukaddes vatanın itila-yı kat’isini temin edecek olan bu davayı bugün bu mertebeye kadar getirdik. (m.k. atatürk, nutuk, s. 872). azize, o kelebek ruhlu çocuk, sefir karısı olmak ve hayatını avrupa’nın kibar dünyasında geçirmek hülyasını kuran süslü kız, şimdi hasan beyi, yani parasız ve mevkii, rütbesi yüksek olmayan genç yeğenini seviyordu.(h.e. adıvar, kalp ağrısı, s. 34). o kızı, o zengin kızı istiyorsun demek (h.z. uşaklıgil, ferdi ve şürekası, s. 197). bunu düşünürken firdevs hanımın çehresini bütün boyları ile sahte gençlikler ile, gizlenen fersudelikleriyle o çehreyi görüyordu, bu çehre o eski evin ölmüş ruhu üstünde yükselen yeni ev, yabancı evdi. (h.z. uşaklıgil, aşk-ı memnu, s. 189). kafamdaki şeytanın varlığına indirdiği darbeyi, manevi iflasını asla duymuyor. (ö. seyfettin, gizli mabet, s. 70). bu konuda kendisini, gençliğini ortaya koyan bay hidayet koryürek, çok güzel konuşuyordu (s. kocagöz, izmir’in içinde, s. 16) vb. Eşlemeli. Açıklayıcı dolaylı tümleç. Ondan hemen önce gelen kelime veya ifadeyi niteleyen ve tamlayan ifade (gramer). Kendisinden önce gelen kelime veya kelime gruplarını daha açık ifade etmek ve anlamı güçlendirmek için kullanılan kelimeler veya kelime grupları: atatürk’ün büyük nutuk’u, siyasi ve milli tarihimizin birinci elden kaynak eseri, türk hitabet san’atının da doruğa yükselmiş bir şaheseridir. (m. k. atatürk, nutuk, ön söz). sonra acayip bir değişiklikle ellerine geçirdikleri bu insan malzemesinin, bu küçücük ve canlı şeyin yerini almaya çalışıyorlardı. (a. h. tanpınar, huzur, s. 285). sonunda yorgun, bitkin ve içi kapkaranlık, kendisini uykuya, kalbinin vurşunu hızlandıran kabusların arasında, zaman zaman aranan noktaların büyük müjdeler gibi uyuşturduğu uykuya bıraktı. (t. buğra, yalnızlar, s. 51). açıklayıcı özne, açıklayıcı nesne, açıklayıcı dolaylı tümleç ve açıklayıcı zarf tümleci durumunda olan kelime veya kelime grupları da vardır. bunlara bk. Bir cümlede asıl tümleçten sonra gelerek onu açıklayan ve aynı ad çekimi ekini almış olan kelime veya kelime grupları: mümtaz, yukarıya, annesinin yanına çıktığı zaman, demin gelen kadının on sekiz, yirmi yaşlarında bir kız olduğunu anlamıştı (a.h. tanpınar, huzur, s. 21). bu köşk, dostlarına, barışık dostlarına karşı şerefli yuvası (…) tutumluluğunun abidesi değil miydi? (a.ş. hisar, çamlıcadaki eniştemiz, s. 228). her yaz içinde saatlerce vakit geçirdiğimiz, çiçeklerini ve ağaçlarını suladığımız bahçemizden, gönül meskenimizden bir türlü ayrılamadık. okumaktan bitip tükenmez zevk aldığı kitaplarına, varlığının hayat kaynağına yeniden kavuşmuştu. üçüncü gün, talat da aramızda bulunduğu halde ona abdest aldırtarak ve kitaba -evde mushaf bulunmadığı için mesnevi’ye- el bastırarak büyük bir yemin ettirdik ve mesele kapandı. (r.n. güntekin, miskinler tekkesi, s. 173). vb. Açıklayıcı nesne.

 

Illuminating synonyms : enucleation, elucidatory, enlightening, cast light, elucidation, brightener, enlighteners, elucidative, commentator, illuminators, enlightment, edifiers, annotative, advisatory, illuminant, didactic, illustrative, explainers, descriptor, clarifying, brighteners, enlightener, depictive, epideictic, unknit, elucidations, depictors, illuminative, clarifications, illuminator, descriptors, enlightenment, explanatory.

Illuminating zıt anlamlı kelimeler, Illuminating kelime anlamı

Unenlightening : Bilgilendirmeyen. Açıklığa kavuşturma eğiliminde olmayan. Aydınlatmayan. Aydınlatıcı olmayan. Bilgilendirici olmayan.

Illuminating ingilizce tanımı, definition of Illuminating

Illuminating kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : Used for illumination. Giving or producing light.