Alma nedir, Alma ne demek
- Almak işi, ahiz, derç, ittihaz, kabız.
- Bir iş adamının veya profesyonel sporcunun para karşılığı başka bir işe veya kulübe geçmesi, transfer

Alma kısaca anlamı, tanımı:
Açığa alma : Açığa almak işi.
Kültüre alma : Küf mantarı çeşitleri ve bakteri gibi mikroorganizmaların bir kültür ortamında üretilmesi işlemi.
Satın alma : Satın almak işi, mübayaa. Kurum ve kuruluşlarda gereksinim duyulan malları almaya yetkili birim.
Koku alma duyusu : Koklama.
Tat alma duyusu : Ağza konulan nesnelerin tadını anlamaya yarayan duyu, tat duyusu.
Tat alma organı : Dil.
Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste : "kimseye eziyet edip ahını alma, sonra yaptığın kötülüklerin cezasını ömür boyu çekersin" anlamında kullanılan bir söz.
Almaç : Bir elektrik akımını alıp başka bir kuvvete çeviren cihaz, alıcı, reseptör.
Almadığın hayvanın kuyruğunu tutma : "almayacağın bir şeye alacakmışsın gibi yakın ilgi gösterme, işinde çalıştırmayacağın kimseye çalıştıracakmışsın gibi umut verme" anlamında kullanılan bir söz.
Almak : İçeri girmesini sağlamak. Gidermek, yok etmek. Erkek, kadınla evlenmek. Çalmak. Görevden, işten çekmek. Kazanmak, elde etmek. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. Birlikte götürmek. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. Örtmek, koymak. Tat veya koku duymak. Başlamak. Ele geçirmek, fethetmek. Göreve, işe başlatmak. Kısaltmak, eksiltmek. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. Soldurmak. Yolmak, koparmak. Kabul etmek. Bürümek, sarmak, kaplamak. Yutmak, kullanmak. İçecek veya sigara içmek. İçeri sızmak, içine çekmek. Satın almak. Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. İçine sığmak. Temizlemek. Kazanç sağlamak. Yol gitmek, mesafe katetmek. Sürükleyip götürmek. Yer değiştirmek.
Almamazlık : Almazlık.
Alman : Cermen soyundan olan halk. Bu halktan olan kimse.
Alman gümüşü : Çinko, bakır ve nikelden yapılan, gümüşü andırır bir alaşım, yeni gümüş, mayşor, alpaka.
Alman papatyası : Orta Avrupa'da yetişen bir tür papatya (Anthemis nobilis).
Alman usulü : Toplu olarak gidilen bir yerde herkesin kendi masrafını kendi ödemesi veya masrafa herkesin eşit olarak katılması yöntemi.
Almanak : Yıllık.
Almanca : Hint-Avrupa dillerinin Cermence kolundan, Almanya, Avusturya ile İsviçre'nin bir bölümünde kullanılan dil. Bu dille yazılmış olan.
Almancı : Almanya yanlısı olan kimse. Avrupa'da genellikle de Almanya'da çalışan Türk vatandaşı.
Almancılık : Almancı olma durumu.
Almanlaşma : Almanlaşmak durumu.
Almanlaşmak : Alman yaşayış tarzını benimsemek.
Almanlaştırma : Almanlaştırmak işi.
Almanlaştırmak : Almanlara özgü yaşayış tarzı kazandırmak.
Almansever : Alman yanlısı, Alman dostu, Germanofil.
Almaş : İki veya daha çok şeyin sıra ile değiştirilerek kullanılması veya kendiliğinden değişerek çalışması, keşikleme, münavebe. Birinin doğru olması ötekinin yanlışlığını gerektiren iki önermenin oluşturduğu sistem.
Almaşık : İki veya daha çok şeyin sıralanmasında karşılıklı değil, aralıklı olarak sağda ve solda yerleşmiş olan. Almaşlı olarak işleyen, mütenavip, alternatif.
Almaşık yapraklar : Sapın iki yanında karşılıklı değil de aralıklı olarak bir sağda, bir solda bitmiş yapraklar.
Almaşıklık : Dönüşümlü ve düzenli sıralanma.
Almaşlı : Almaş niteliği olan.
Abdest almak : Müslümanlar, belli ibadetleri yapabilmek için bir düzen içerisinde bazı organları yıkayıp bazılarını mesh ederek temizlenmek. boy abdesti almak.
Aç at yol almaz aç it av almaz : "iş gördürdüğünüz kimselerin haklarını tam olarak vermezseniz kendilerinden yararlanamazsınız" anlamında kullanılan bir söz.
Açığa almak : Bir görevliyi geçici bir süre işten uzaklaştırmak.
Açıktan almak : Açıktan geçmek. bir tehlikenin uzağından geçmek.
Açıktan para almak : Bir iş veya mal için, kararlaştırılmış ücret veya değer dışında para almak.
Acısını almak : Sızıyı dindirmek. sıkıntısını, üzüntüsünü azaltmak.
Ad almak : Kendisine ad verilmek. ün kazanmak.
Adam almamak : Son derece kalabalık olmak.
Adını ağzına abdestle almak : Bir kişiyi anarken çok saygılı davranmak.
Adını ağzına almamak : Dargınlık, kırgınlık, kızgınlık vb. sebeple bir kimseden söz etmemek.
Aferin almak : Değerli görülüp beğenilmek.
Ağır yara almak : Kavgada veya savaşta önemli ölçüde zarar görmek. bir olayda beklenmeyen sıkıntılı ve olumsuz bir duruma düşmek.
Ağırdan almak : Bir işi gönülsüz, isteksiz yapmak. bir işi gereken süre içinde bitirmemek, geciktirmek.
Ağza almamak : Anmamak, sözünü etmemek.
Ağzına almak : Yemek, içmek. söylemek.
Ağzına taş almak : Söze karışmayıp susmak.
Ağzına volta almak : Bir palanganın işlemesine engel olmak için palanganın ucundan çıkan halatı geçici olarak makaranın arasından geçirip sıkıştırmak.
Ağzından lakırtı almak : Karşısındakini konuşturarak birtakım şeyleri öğrenmek.
Ağzından lokmasını almak : Birinin hakkı olan şeyi ondan almak.
Ağzının payını almak : Verilen karşılıkla bir kimseye söylediğine veya yaptığına pişman olmak.
Ah almak : Birinin ilenmesini üstüne çekmek.
Ahenk almak : Uyumlu duruma gelmek.
Ahını almak : Ah almak.
Akıl almak : Danışmak, görüş almak.
Akıl almamak : İnanılacak gibi olmamak, akla uygun gelmemek.
Akıl havsala almamak : Akla mantığa sığmamak.
Aklı almamak : Bir şeyin olabileceğine inanmamak. biri bir şeyi anlayamamak, kavrayamamak. uygun bulmamak.
Aklını başına almak : Akılsızca davranışlarda bulunmaktan kendini kurtarmak.
Aklını başından almak : Bir şey birini düşünemeyecek bir duruma getirmek, çok şaşırtmak.
Alaya almak : Alay etmek, eğlenmek.
Alçıya almak : Kırılan bir kemiği gereği gibi kaynaması için alçıya batırılmış sargı ile sarmak.
Alev almak : Coşmak, heyecanlanmak, heyecana gelmek. telaşlanmak. öfkelenmek, kızmak. tutuşmak, yanmaya başlamak.
Alkış almak : Çok beğenilmek.
Alttan almak : Sert konuşan bir kimseye yumuşak bir dil kullanmak, aşağıdan almak.
Ameliyata almak : Gerekli hazırlıkların yapılmasından sonra hastayı ameliyat etmek.
Araya almak : Dövmek. bir çevreye kabul etmek.
Ardını almak : Bitirmek, tamamlamak.
Arkasına almak : Sırtına yüklemek, taşımak. desteğini sağlamak.
Arkasını almak : Bir işi tamamlamak.
Arkasını sağlama almak : Bir işe başlarken çok güçlü bir destek bulmuş olmak.
Aşağı almak : Devirmek, yıkmak.
Aşağıdan almak : Alttan almak.
Askıya almak : Altı boşalıp desteği kalmayan yapıyı dikmelerle boşlukta tutarak yıkılmaktan kurtarmak. oturmuş veya batmış bir gemiyi yüzdürmek için başka teknelere asarak kaldırmak. bir işi zamanında yapmayıp belirsiz bir zamana bırakmak, savsaklamak.
Ateş almak : Öfkelenmek. ateşli silah patlamak. yanmak, tutuşmak. coşmak. acele davranmak, acele etmek. telaşlanmak, heyecanlanmak.
Ateş almaya mı geldin : Uğradığı yerden hemen gitmeye kalkan kimseye sitem olarak söylenen bir söz.
Ateşini almak : Yüksek vücut ısısını düşürmek. acıyı, yanmayı azaltmak. derece ile ateşi ölçmek.
Avans almak : Öndelik almak.
Avaraya almak : O bölümün çalışmasını durdurmak.
Avucunun içine almak : Bir kimseyi baskı ve etkisi altına almak.
Ayağı almak : Halay oyunlarında ayağı tempoya uydurmak.
Ayağını altına almak : Tek bacağını (veya bacaklarını) kıvırıp üzerine oturmak.
Ayağını denk almak : Dikkat etmek. başkalarının kendisine yapma ihtimali bulunan kötülüklere karşı uyanık davranmak.
Ayağını tek almak : Bir işte iyi düşünüp dikkatli davranmak.
Ayağının altına almak : Tekme ile dövmek.
Ayak almadık taş olmaz başa gelmedik iş olmaz : "insan, yaşamı boyunca çeşitli engellerle ve güçlüklerle karşılaşır" anlamında kullanılan bir söz.
Ayak almak : Ayak, çalınan çalgıya uymak.
Ayakaltına almak : Hakir görmek, gözden çıkarmak.
Ayaklar altına almak : Önem verilmesi gereken şeyleri hiçe saymak, çiğnemek.
Ayar almak : Ayar yapılabilmek.
Aylık almak : Bir aylık çalışma karşılığında para almak.
Aynı fotoğraf karesinde yer almak : Aynı karede yer almak.
Aynı karede yer almak : Farklı konumlara sahip kişiler bir olay sırasında beklenmedik bir biçimde birlikte bulunmak. kameranın çektiği görüntü içinde birlikte bulunmak.
Banda almak : Bir sesi, ses cihazı ile bant üzerine kaydetmek.
Baskısız tahtayı yel alır yel almazsa sel alır : "kontrol altında bulundurulmayan veya gereği gibi korunmayan gençler kötü yollara sürüklenebilirler" anlamında kullanılan bir söz.
Başlık almak : Bazı bölgelerde, evlenirken kızın babası oğlanevinden para veya mal almak.
Baz almak : Esas veya temel olarak almak.
Bedduasını almak : Kendisine ilenilmek.
Beklemeye almak : Telefonla yapılmış olan iletişim sırasında karşı tarafı geçici bir süre bekletmek. herhangi bir şeyi kısa veya uzun bir süre ertelemek.
Belayı satın almak : Göz göre göre belayı üstüne çekmek.
Belge almak : Başarısızlık yüzünden öğretim kurumuyla ilişiği kesilmek.
Beş para almamak : Hiç para almamak.
Beslemeyi eslemeden alma : "hizmetçiyi iyice sorup soruşturmadan evine alıp çalıştırma" anlamında kullanılan bir söz.
Biçim almak : Biçimlenmek, belli bir biçime girmek, şekillenmek.
Bir düşüncedir almak : Bir konuda kaygılanarak çözüm yolu bulmaya çalışmak.
Bir elle verdiğini öbür elle almak : Yapar göründüğü bir iyiliği, sağladığı bir çıkarla ödetmek.
Bıyıkları ele almak : Delikanlılık çağına girmek.
Bohçasını koltuğuna almak : Kendi isteğiyle ayrılmak.
Borç almak : Daha sonra ödemek üzere birinden para veya bir şey almak.
Borca almak : Veresiye almak.
Boşa almak : Motorlu araçlarda vites kolunu vitesten kurtarmak, rölantiye almak. askıya almak.
Boşa koysan dolmaz doluya koysan almaz : İçinden çıkılamayan güç bir durum karşısında kalındığında söylenen bir söz.
Boy abdesti almak : İslam dininin gerekli bulduğu durumlarda ve biçimde yıkanıp abdest almak.
Boy almak : Boyu uzamak, boylanmak.
Boynuna almak : Bir şeyi borç veya ödev olarak üzerine almak.
Boyunun ölçüsünü almak : Kendi yetersizliğini, beceriksizliğini anlamak. beklediği yakınlığı görememek.
Brifing almak : Bilgilenmek.
Burnu yere düşse almaz : Kendini beğenmiş, kibirli.
Canını almak : Sıkıntıya sokmak. canını verdirecek kadar memnun etmek. öldürmek.
Canını dişine almak : Bütün gücünü harcayarak yapmak. her tehlikeyi göze alarak işe girişmek.
Çapraza almak : Karşı yönlerden kuşatmak. herhangi bir konuda çeşitli yönlerden sıkıştırmak.
Çatıyı almak : Çatıya ulaşmak.
Çekip almak : Uzaklaştırmak, uğraşısına son vermek, koparmak.
Çember içine almak : Kuşatmak.
Cephe almak : Hasım durumu takınmak, bir düşünceye karşı olmak, direnmek.
Cesaret almak : Herhangi bir durumdan, davranıştan veya kişiden güç almak.
Ceza almak : Cezalandırılmak.
Ciddiye almak : İnanmak, gerçek sanmak, önem vermek.
Çıkış almak : İşten ayrılmak. çıktı almak. çıkış belgesi almak.
Çıktı almak : Bilgisayarda bulunan bir metni kâğıda yazdırmak.
Çırak almak : Yanında çırak çalıştırmak.
Dalgayı başa almak : Gemi veya sandalın başını dalgaların geldiği yöne çevirmek.
Darasını almak : İçine bir şey konulacak kabın ağırlığını tartmak.
Darbe almak : Kötü bir duruma düşmek.
Demir almak : Gemi yola çıkmak için çıpasını denizden çekmek, gitmeye hazırlanmak. sıvışmak, gitmek. ölmek, çekip gitmek.
Derece almak : Başarı göstererek ödül kazanmak.
Ders almak : Bir olaydan deneyim kazanmak, ibret almak. bir konu üzerinde bir öğrenci yetkili bir kimseden bilgi edinmek.
Destur almak : İzin almak.
Dikişini almak : Dikilmiş yaranın ipliklerini kesip çıkarmak.
Dikize almak : Gözetlemek.
Dikkate almak : Göz önünde bulundurmak, hesaba katmak, gereğini düşünmek.
Direktif almak : Talimat almak, emredilmek.
Dizginleri ele almak : İşi kendisi yönetmeye başlayarak.
Döküm almak : Ayrıntılı hesap listesini toplu olarak göstermek.
Döl almak : Cins bir hayvandan yararlanarak iyi cins yavru almak.
Doluya koydum almadı boşa koydum dolmadı : İçinden çıkılmayan güç bir durum karşısında söylenen bir söz.
Dua almak : İyi yapılmış olan bir işle birinin hoşnutluğunu kazanmak.
Duman almak : Sigara dumanını içine çekmek. sis kaplamak, sis bürümek.
Durum almak : Bir olay karşısında belli bir tavır almak. belli bir duruş biçimine geçmek.
Duyum almak : Bir konu hakkında haber almak, bilgi edinmek.
Eğitim almak : Belli bir bilim dalı veya sanat kolunda yetişmek.
Eğreti almak : Ödünç almak.
Eğretiye almak : Bir yapının alt bölümünü onarmak için üstünü destekler üzerinde durdurmak.
Ekmeğini eline almak : Geçimini sağlayacak parayı kazanmak.
El almak : Bir sanatı yapmak için ustanın iznini almak. kâğıt oyunlarında karşı tarafın oynadığı kâğıdın daha önemlisini oynayarak üstünlük sağlamak. tarikatlarda bir mürit, mürşidinden, başkalarına yol gösterme iznini almak.
Elden almak : Herhangi bir şeyi biriyle yüz yüze görüşerek almak. bir malı pazara çıkarılmadan sahibinden doğrudan satın almak.
Ele almak : Bir şey üzerinde çalışmaya başlamak. herhangi bir şeyi iş edinmek. bir konuyu görüşmek. bir konuyu incelemek, araştırmak.
Elektrik almak : Etkilenmek, etkisi altında kalmak.
Elinden almak : Bir şeyden mahrum etmek.
Eline almak : Bir işi kendi yapmaya başlamak. bir işin veya yerin yönetimini üstlenmek.
Elma da alma da demesini biliriz : "şartlara göre uygun davranırız" anlamında kullanılan bir söz.
Emir almak : Talimat almak.
Emir altına almak : Denetimi altına almak.
Emniyet altına almak : Korumak.
Ergen gözüyle kız alma gece gözüyle bez alma : "insan hiçbir şeyi incelemeden, gözü kapalı biçimde almamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.
Esir almaca : Karşı takım oyuncularını tutsak ederek kazanılan bir çocuk oyunu.
Esir almak : Alıkoymak, meşgul etmek. tutsak etmek.
Etrafını almak : Çevresinde toplanmak, ortaya almak, kuşatmak.
Ev alma komşu al : "komşuluk ilişkileri, iyi komşuya sahip olma çok çok önemlidir" anlamında kullanılan bir söz.
Ezbere almak : Dikkat etmeden satın almak.
Façasını almak : Birini mahcup etmek, bozmak.
Felekten kam almak : Güzel vakit geçirmek, istediği gibi eğlenmek.
Fennini almak : Bir işin inceliklerini, püf noktalarını kavrayıp o alanda usta olduğunu göstermeye başlamak.
Fikir almak : Birinin düşüncesinden yararlanmak.
Fikrini almak : Fikir almak.
Fitili almak : Birdenbire telaşlanmak, kaygılanmak, öfkelenmek.
Fotoğrafını almak : Fotoğraf makinesiyle görüntüsünü tespit etmek.
Garanti altına almak : Güvence altına almak.
Gardını almak : Savunma durumuna geçmek. önceden önlemini almak.
Gelin almak : Erkeğe bir eş bulmak. gelini babasının evinden özel bir törenle alıp damadın evine götürmek.
Gem almak : At, alışıp hizmete elverişli duruma gelmek.
Gem almamak : Söz dinlememek.
Gem almayan atın ölümü yakındır : "söz dinlemeyen hırçın kişi, davranışının büyük zararını görür" anlamında kullanılan bir söz.
Gemi azıya almak : Söz dinlemez olmak. at, gemi azıları arasına alıp etkisiz bırakarak süvarisinin yönetiminden çıkmak ve alabildiğine koşmak.
Geniş bir nefes almak : Sıkıntılı bir durumdan kurtulmak, ferahlığa kavuşmak.
Geri almak : Arabayı geri geri götürmek için vites kolunu geri durumuna getirmek. düşmandan kurtarmak. geriye doğru götürmek. verdiğini almak.
Geze almak : Hedefe doğrultmak.
Gıcık almak : Bir davranışa veya bir kimseye sürekli sinirlenmek.
Gır gıra almak : Alaya almak.
Gönül almak : Kırılan bir kimseyi güzel bir davranışla hoşnut etmek. sevindirmek.
Görev almak : Bir görevde bulunmak, bir görevi üstlenmek.
Görevden almak : Bulunduğu makama ait sorumlulukları elinden almak. bir görevliyi işinden ayırıp açıkta bırakmak, çıkarmak, azletmek.
Görünüş almak : Şekil almak.
Göz hapsine almak : Bakışlarını üzerinden ayırmamak, gözetlemek, hiçbir davranışını gözden kaçırmamak.
Göz önüne almak : Önceden düşünmek, hesaplamak, dikkate almak.
Gözaltına almak : Güvenlik kuvvetleri birini belli bir süre, belli bir yerde tutmak, nezarete almak.
Göze almak : Gelebilecek her türlü zararı ve tehlikeyi önceden kabul etmek.
Gözetime almak : Gözetmek.
Gözlem altına almak : Hastanın hastalığını izlemek, denetim altında bulundurmak. bir nesneyi, olayı veya bir gerçeği, niteliklerinin bilinmesi amacıyla, dikkatli ve planlı olarak ele alıp incelemek.
Gözü almamak : Bir işi becerebileceğine inanmamak, yadırganmaz olmak.
Gözünü almak : Şiddetli ışık sebebiyle gözü iyi göremez duruma getirmek. aşırı biçimde etkilenmek.
Gün almak : Belirli bir yaşı bitirdikten sonra girdiği yaştan süre almak. bir iş görmek için ilgili kişiden bir gün ayırmasını istemek, randevu almak.
Gündeme almak : Bir kurul toplantısında görüşülecek konuları bir listeyle belirlemek.
Güneş almak : Güneş ışınlarıyla aydınlanacak durumda olmak.
Gururunu ayakaltına almak : Her türlü fedakârlığı göze alıp ödün vermek, ilkelerden vazgeçmek.
Güvence altına almak : Koruma sorumluluğunu üstlenmek.
Güvenoyu almak : Hükûmetin tutumu milletvekilleri tarafından onaylanmak.
Haber almak : Kendisine bildirilmek, öğrenmek, bilgi edinmek.
Hacir altına almak : Hastalık, bunama vb. sebeplerden dolayı davranışlarının nasıl sonuç vereceğini bilemeyen bir kişiyi mahkeme aracılığıyla mal ve mülk yönetimi bakımından kısıtlamak. Medeni Kanun'a göre çeşitli haklarını kullanmaya yetkili olan kişinin bu haklarını mahkeme kararı ile elinden almak, haklarını kullanma bakımından kısıtlamak. kısıtlamak.
Hafife almak : Küçümsemek, önemsememek.
Hafiften almak : Önemsiz bulup üzerine düşmemek, yeterince ilgilenmemek.
Hastalık almak : Bulaşıcı bir hastalığa yakalanmak.
Hatır almak : Gönül almak.
Hava almak : Ferahlamak, açılmak, hoş vakit geçirmek. açık havada gezmek. içine hava girmek. umduğunu bulamamak, hiçbir şey kazanmamak.
Havasını almak : Karşıdaki kişinin böbürlenmesinin boşuna olduğunu ortaya çıkarmak. birinin eli boş çıkmak. kalorifer peteğinde oluşan havayı boşaltarak sıvı maddenin dolmasını sağlamak. birini sakinleştirmek.
Havsalası almamak : Aklı kabul edememek.
Hayır duasını almak : Kendisi için iyi dilekte bulunulmak.
Haz almak : Hoşlanmak, keyif almak.
Hedef almak : Bir kimseyi, bir yeri yıpratmak, eleştirmek amacıyla karşısına almak. nişan almak. ulaşılmak istenen amaca göre davranmak.
Helalliğe almak : Biriyle evlenmek.
Hesaba almak : Göz önünde bulundurmak.
Hesaba almamak : Önem vermemek.
Hesabını almak : Bir iş sonunda hakkını almak.
Hevesini almak : İstediği, imrendiği şeyi elde ederek ona doymak.
Himayesine almak : Koruyucusu olmak, korumak.
Hınç almak : Öç (veya öcünü) almak.
Hisse almak : Zarara uğramak. ders çıkarmak.
Hız almak : Atlamak için geri çekilip birdenbire fırlamak.
Hızını almak : Şiddetini yenmek, yatışmak. yavaşlamak, hızını yitirmek.
İbret almak : Ders almak.
İcazet almak : İzin, onay almak. diploma almak.
İçi almamak : Midesi kabul etmemek. sakıncalı gördüğünden veya beğenmediğinden, bir işi yapmak istememek.
İçine almak : Kapsamak.
İfadesini almak : Görgü tanığının anlattıklarını yazmak. sorguya çekmek. üstün gelmek, yenmek. tepelemek.
İleri almak : Saati önceki vakte almak, öne ayarlamak. öne almak.
İlham almak : Esinlenmek.
İnhisara almak : Tekeline almak.
İnisiyatifi ele almak : Karar verme yetkisini kullanmak.
İntikam almak : Öç almak.
İpten almak : İdamdan kurtarmak. zor bir durumdan kurtarmak.
İş almak : Yapılması kesinleşen bir işi üstlenmek, taahhüt altına girmek.
İsabet almak : Vurulmak, yaralanmak.
İşe almak : İş yerinde çalıştırmaya başlatmak.
İşi ciddiye almak : Soruna önem vermek.
İşi sağlama almak : İşin gerçekleşmesi ve bozulmaması için gerekli önlemleri almak.
Işık almak : Güneş ışığından yararlanır durumda olmak.
İskele almak : Gemi merdivenleri kaldırılıp harekete hazırlanmak. bir erkek, bir kadına sarkıntılık etmek.
İsmini cismini almak : Adını, kimliğini belirleyip kaydetmek.
İtibara almak : Göz önünde tutmak, hesaba katmak.
İzin almak : Bir şey yapmak için onay sağlamak.
Kabahat samur kürk olsa kimse sırtına almaz : "hiç kimse suçlu olduğunu kabul etmek istemez" anlamında kullanılan bir söz.
Kabasını almak : Bir yeri veya bir şeyi gelişigüzel, üstünkörü temizlemek. biçim verilecek bir maddenin gereksiz yerlerini gidermek.
Kafakola almak : Güreşte kafa ve kolu birlikte kavrayarak rakibi çevirmek. etkisi altına alıp kandırmak.
Kafası almamak : Olabileceğine inanmamak. anlayamamak, kavrayamamak. zihin yorgunluğu sebebiyle anlayamaz duruma gelmek.
Kafaya almak : Konu önemliymiş gibi yaparak alaya almak. gemi seyrederken akıntıyı başa almak. zaaflarından yararlanarak kandırmak, oyuna getirmek.
Kale almamak : Önem vermemek, hesaba katmamak, sözünü etmeye değer bulmamak.
Kaleme almak : Bir konuyu yazı durumuna getirmek, yazıyla anlatmak.
Kan almak : Damardan bir miktar kan çekmek veya akıtmak.
Kanadı altına almak : Korumak, himayesine almak.
Kapı almak : Tavla oyununda bir haneye üst üste iki pul getirmek ve o hanenin karşı oyuncu tarafından kullanılmasını engellemek.
Kara listeye almak : Birini, bir grubu, bir ülkeyi sakıncalı veya zararlı görmek.
Karar almak : Bir davayı, bir sorunu sonuca bağlamak.
Karar altına almak : Karar vermek, kararlaştırmak.
Karekök almak : Karesi verilen bir sayıyı hesaplamak.
Karesini almak : Bir sayıyı kendisiyle çarpmak.
Karşısına almak : Birinin düşünce ve tutumuna katılmadığını belli etmek.
Kaymağını almak : Bir şeyin en büyük payını, kârını ele geçirmek.
Kaynağını almak : Bir esasa veya desteğe dayandırmak.
Kellesini koltuğuna almak : Ölümü göze almak.
Kelleyi koltuğun altına almak : Kellesini koltuğuna almak.
Kerteriz almak : Bir yerin hangi yönde veya geminin nerede bulunduğunu pusula ile ölçmek.
Keseneğe almak : Gelirini satın almak, iltizam etmek.
Kesintiye almak : Biriyle sezdirmeden alay etmek.
Kılağısını almak : Kesici araçları bileği taşına veya kayışa sürterek keskinliğini artırmak.
Kilit altına almak : Kilitlemek.
Kilit kürek altına almak : Her tarafı kiltlemek.
Kilo almak : Vücudun ağırlığı artmak, şişmanlamak.
Kısıt altına almak : Kısıtlamak.
Kıssadan hisse almak : Anlatılan bir hikâyeden, olaydan ders almak.
Kıstas almak : Ölçü olarak benimsemek.
Kitabında yer almamak : Aklına ve mantığına aykırı düşmek.
Kıtıra almak : Alay etmek.
Kız almak : Bir ailenin kızını gelin olarak kendi ailelerine katmak.
Koku alma organı : Burun.
Kokusunu almak : Bir nesnenin kokusunu algılamak. gizli tutulan bir şeyi sezmek.
Kollarının arasına almak : Kucaklamak.
Komşu kızı almak kalaylı kaptan su içmek gibidir : "komşu kızını almaya karar veren, ailenin ve kızın durumunu, gidişini iyi bildiğinden içi rahat olarak bu ilişkiyi kurar" anlamında kullanılan bir söz.
Kontrol altına almak : Bir olayı denetim altına almak.
Kordon altına almak : Bir yere giriş çıkışı önlemek için o yeri görevlilerce korumak.
Korumaya almak : Tehlikede olduğu düşünülen bir kimseyi veya eseri saldırılardan korumak üzere önlem almak.
Koynuna almak : Biriyle beraber yatmak. bir yeri kuşatmak. biriyle sevişmek için yatmak.
Kündeye almak : Oyuna getirmek, tuzağa düşürmek. güreşçi, rakibini altına alıp bir elini önden, ötekini arkadan geçirerek kilitlemek.
Kuvvet almak : Herhangi bir yardımla gücü artmak, kuvvetlenmek.
Lafı ağzından almak : Birinin söylemekte olduğu şeyi bitirtmemek.
Lafını geri almak : Sözünü geri almak.
Leğen başından almak : Bir kızla hamarat diye evlenmek.
Lezzet almak : Hoşlanmak.
Maaş almak : Aylık almak.
Makaraya almak : Bir kimseyle alay etmek.
Makas almak : Birinin yanağını orta parmak ile işaret parmağı arasına alıp sıkıştırmak, makaslamak.
Malumat almak : Bilgi edinmek.
Manşet almak : Voleybolda karşı takımın attığı servisi karşılamak.
Markaja almak : Tutmak, perdelemek. birinin hareketlerini engelleyici bir biçimde yakından izlemek, ne yaptığını gözlemek.
Maskaraya almak : Biriyle eğlenmek, alay etmek.
Matrağa almak : Alaya almak, eğlenmek.
Maytaba almak : Biriyle alay etmek, eğlenmek.
Mektup almak : Yazılan mektup adrese gelip ele geçmek.
Mercek altına almak : Çok titizlikle ve etraflıca incelemek.
Mesafe almak : Bir konuda veya çalışmada önemli ölçüde ilerlemek.
Meşk almak : Ders almak.
Mesuliyet almak : Sorumluluk almak.
Meydan almak : Gelişmek, yayılmak, geniş ölçüde olmak.
Meyve almak : Yarar elde etmek. ürün elde etmek.
Midesi almamak : Hastalık, tiksinme vb. sebeplerle bir şeyi yiyememek. çirkin bir şey karşısında huzursuz olmak, rahatı kaçmak.
Mola almak : Voleybol ve basketbolda taktik alışverişi yapmak için bir süre ara istemek.
Muhafaza altına almak : Korumak, saklamak, bir yerde tutmak, kapatmak.
Muhasara altına almak : Kuşatmak.
Münasebet almak : Uygun düşmek.
Murat almak : Dileğine kavuşmak.
Müşahede altına almak : Sürekli gözlem altında bulundurmak.
Nabız almak : Nabzını saymak.
Nam almak : Şöhret sahibi olmak, tanınmak.
Nasibini almak : Güzel, hoşa giden bir şeyden kısa bir süre de olsa yararlanmak, sebeplenmek.
Nasip almak : Bektaşilikte tarikata girme töreni yapılmak.
Nazarıdikkate almak : Dikkatle inceleyerek değerlendirmek. göz önünde bulundurmak.
Nazarıitibara almak : Dikkat etmek, dikkate almak.
Nefes almak : Havayı ciğerlerine çekmek, soluk almak. mutlu bir biçimde yaşamak. dinlenmek. ferahlamak, rahatlamak.
Nezarete almak : Gözaltına almak.
Not almak : Öğrenci, iyi veya kötü numara, derece almak. bir şeyin niteliğiyle ilgili bir karar verilmek. bir şeyi başlıca noktalarını özetleyerek yazmak. biri konuşurken onun söylediklerini yazmak.
Öç almak : Yapılan bir kötülüğün acısını kötülük yaparak çıkarmak, intikam almak.
Ödül almak : Herhangi bir başarı karşısında armağana layık görülmek.
Ödünç almak : Ödünçlemek.
Ölçü almak : Herhangi bir şeyin boyutlarını ölçmek. terzi vücut ölçülerini tespit etmek.
Ölümü göze almak : Elde etmek istediği sonuç uğruna ölüm de dâhil her türlü tehlikeye açık olmak.
Olur almak : Yetkili makamdan bir uygulamayı yapabilmek için yazılı izin almak.
Onay almak : Onaylanmasını sağlamak, kabul veya tasdik ettirmek.
Önlem almak : Kötü ve yanlış bir şeyi ortadan kaldırmak veya engel olmak amacıyla hazırlık yapmak ve bu amacı gerçekleştirmek için birtakım çarelere başvurmak, tedbir almak.
Örneğini almak : Biçimini çizmek.
Örnek almak : Bir şeyden kendisi için ders çıkarmak. incelemek üzere insan ve hayvan vücudunun veya bitkinin herhangi bir yerinden doku parçası almak. bir kimseye huy ve davranışta uymak, birini ölçü olarak benimsemek.
Ortaya almak : Her yanını çevirmek, kuşatmak.
Otomatiğe almak : Kendi kendine yeniden düzene sokmak.
Oyun almak : Oyunda kazanmak, sayı sahibi olmak.
Oyunu almak : Oyunu kazanmak.
Parça almak : Biyopsiyi gerektiren incelemelerde canlının belli bir yerinden doku parçası çıkarmak.
Pas almak : Bazı top oyunlarında bir oyuncu takım arkadaşından gelen topu kullanmak.
Patentinin altına almak : Egemenliği altına almak.
Payını almak : Kendine ayrılanı almak. azarlanmak, paylanmak.
Pereseye almak : Bir işi düşünmek, göz önüne almak.
Piyasaya almamak : Önem vermemek, değersiz görmek.
Puan almak : Spor karşılaşmalarında başarılı bir oyun çıkararak kendine sayı sağlamak. itibar kazanmak, takdir edilmek. genellikle test biçimindeki sınavda herhangi bir puan elde etmek.
Randevu almak : Bir kimseden belli bir saat ve yerde buluşmak için söz almak, gün almak.
Rapor almak : Hasta olup olmadığını belirlemek amacıyla herhangi bir sağlık kuruluşundan belge almak. sorumluluğu altındakilerden herhangi bir konuda bilgi almak.
Rehin almak : Bir anlaşma, sözleşme veya isteğin yerine getirilmesini sağlamak için bir kimseyi alıkoymak. birini aşırı derecede meşgul etmek, oyalamak.
Renk almak : Yeni bir renk kazanmak.
Replik almak : Oyuncunun karşısındakinden kendi yapacağı espriye hazırlık mahiyetinde bir söz veya cümle almak.
Resim almak : Resim çekmek. vergi ödetmek. bir şeyin resmini yapmak.
Rızasını almak : Onayını almak, müsaadesini almak.
Rol almak : Biri, bir işte etkili olmak. bir oyunda görev almak.
Rölantiye almak : Motorlu taşıtlarda motoru boşa almak, boşta çalıştırmak. herhangi bir işi yavaşlatmak.
Rövanşı almak : Kendine yapılmış olan haksızlığın karşılığını vermek. ikinci karşılaşmayı kazanmak.
Rüşvet almak : Rüşvet olarak verilen parayı veya malı kabul etmek.
Safra almak : Deniz aracına safra yüklemek.
Sahne almak : Sahneye çıkmak.
Sarakaya almak : Alay etmek, alaya almak.
Satın almacı : Satın alma işlerini yürüten kimse, mübayaacı.
Satın almak : Bir nesneyi belirlenen fiyatını ödeyerek kendine mal etmek, mübayaa etmek.
Savunmasını almak : Soruşturma sebebiyle suçlanan birisinin düşüncesine başvurmak.
Şekil almak : Belli bir biçime girmek, biçimlenmek, şekillenmek.
Selam almak : Selam gönderilmiş olmak. birinin selamlamasına karşılık vermek.
Sıkıya almak : Disiplin altına almak. hareketlerini sınırlamak veya önlemler almak.
Silahaltına almak : Askerlik görevine başlatmak.
Sinyal almak : İşaret almak, belirtilerin farkına varmak.
Sipariş almak : Bir şeyin yapılması veya gönderilmesi kendisine ısmarlanmak.
Siper almak : Bir şeyi veya bir yeri siper olarak kullanıp gizlenmek.
Sırtına almak : Bir giyeceği giymek veya sırtına örtmek. yüklenmek, çuvalı sırtına aldı.
Soğuk almak : Üşüyerek hastalanmak, üşütmek.
Soluğu almak : Bir yere hemen gitmek veya sığınmak.
Soluk almadan : Durmaksızın, sürekli. Büyük bir dikkatle.
Soluk almak : Dinlenmek. havayı ciğerlere çekmek, nefes almak.
Sonuç almak : İstenilen sonuca ulaşmak, verim almak. bir işi bitirmek, sonuçlandırmak.
Sonunu almak : Bir işin bittiğini görmek. bir işi bitirmek.
Sorumluluk almak : Sorumluluk yüklenmek.
Söz almak : Konuşmak için toplantı başkanından izin almak, konuşmaya başlamak. erkek tarafı oğullarıyla evlendirmek üzere kızın ailesinden olumlu cevap almak. birinin bir işi yapacağını kesin olarak bildirmesini sağlamak.
Sözü ağzından almak : Lafı ağzından almak.
Sözünü geri almak : Söylemiş olduğu bir sözde haksız olduğunu kabul ederek onun söylenmemiş sayılmasını istemek. üstüne aldığı bir işten vazgeçtiğini söylemek.
Su almak : Suyu içine çekmek. herhangi bir organdan tedavi maksadıyla su boşaltmak. gemiye içme suyu doldurmak. su yapmak. bozukluk, yozlaşma başlamak.
Suret almak : Bir belgenin kopyasını çıkarmak.
Suyunu almak : Kaynatılan yiyeceğin suyunu ayırmak.
Tadını almak : Bir şeyin ne tatta olduğunu anlamak. bir şeyin güzelliğini bilir olmak, zevkine varmak.
Taharet almak : Temizlenmek.
Tarlayı taşlı kızı kardeşli yerden almalı : "tarlanın taşlısı, evlenilecek kızın kardeşlisi halk arasında daha yeğ tutulur" anlamında kullanılan bir söz.
Tat almak : Tadı algılamak. bir şeyden hoşlanmak, zevk almak.
Tavır almak : Mesafeli davranmak, uzak durmak.
Tedbir almak : Önlem almak. hazırlanmak.
Tekeline almak : Bir şeye tek başına sahip olmak, inhisarına almak, patentini almak. fikir, sanat vb. alanda kendi görüşünü hâkim kılmak.
Tekmil almak : Üst, birliğin o andaki durumunu bildiren sözlü bilgiyi asttan almak.
Telaş almak : Herhangi bir sebeple heyecanlanmak, endişelenmek, acele etmek.
Teminat altına almak : Güvence altına almak.
Terbiye almak : Belli bir eğitimle, görgüyle yetişmek.
Terkisine almak : Üzerinde bulunduğu atın sağrısına bindirmek.
Tertibat almak : Olacağı düşünülen sakıncalı bir duruma, harekete karşı hazırlık yapmak.
Teşebbüsü ele almak : Öne atılıp bir işi yönetmeye başlamak.
Teslim almak : Tutsak almak. teslim edilen bir şeyi almak.
Teybe almak : Söylenilen söz, müzik vb.ni teyp makinesindeki banda geçirmek.
Tezkere almak : Askerlik görevini tamamlayarak bunu bildiren bir belge almak.
Tiye almak : Biriyle alay etmek, eğlenmek.
Toz almak : Bir yerin tozunu temizlemek.
Tozunu almak : Bir şeyi silerek tozdan temizlemek. dövmek, hırpalamak.
Uhdesine almak : Bir işi üstüne almak, yapacağına söz vermek, sorumluluğu altına almak.
Üstüne almak : Bir işi yapmaya söz vermek, ödev alınmak.
Uykusunu almak : Uykusunu tam olarak uyumak.
Üzerine almak : Eşinin üstüne bir başkasıyla evlenmek. bir işi görev edinmek, deruhte etmek. bir davranışın kendisine karşı olduğunu sanarak tedirgin olmak, alınmak.
Uzun kulaktan haber almak : Uzaktan uzağa haber almak.
Vaktini almak : Epey zaman harcanmasını gerektirmek.
Vaziyet almak : Belli bir durum veya davranış biçimini benimsemek, tavır almak, tavır takınmak. karşı çıkmak.
Veresiye almak : Malı parasını daha sonra vermek şartıyla almak.
Viraj almak : Virajı dönmek.
Vize almak : Elçilikten veya konsolosluktan bir ülkeye giriş izni almak.
Voltasını almak : Kaçmak, savuşmak. çekilmek, gitmek.
Yahudi almancası : Almanya'dan çıkarılan Yahudilerin konuştuğu Almanca, Yiddiş.
Yakın takibe almak : Yakın takip işini yapmak.
Yakışık almamak : Yerinde olmamak, uygun düşmemek.
Yanına almak : Beraberinde götürmek. geçimini sağlamak için yanında bulundurmak. yanında çalıştırmak.
Yara almak : Yaralanmak. itibar kaybetmek.
Yaraşık almak : Yaraşmak.
Yarım elma gönül alma : "armağan küçük de olsa gönül almaya yeter" anlamında kullanılan bir söz.
Yavaştan almak : İşi gereken sürede yapmamak.
Yedeğe almak : Bağlayarak ardından çekip götürmek. destek verip yanında yürümek, yürümesine ve hareketine yardımcı olmak.
Yer almak : Ayrılan yerde durmak, bulunmak. bir işi hazırlayanlar arasında bulunmak.
Yerini almak : Yerine geçmek.
Yol almak : Yolda ilerlemek.
Yolu almak : Yolun sonuna varmak.
Yorgunluğunu almak : Dinlenmesine sebep olmak. birini dinlendirmek.
Yukarıdan almak : Yumuşaklık göstermemek, ağır önerilerde bulunmak, sert davranmak.
Yüksekten almak : Olduğundan fazla böbürlenmek, abartılı davranmak.
Yükünü almak : Taşıyabileceği en ağır yükü yüklenmiş olmak. yükünü tutmak. yeterli sayıda bulundurmak, dolmak.
Yüreğini ateş almak : Aşırı üzülmek, fazla üzüntüden içi yanmak.
Zaman almak : Sürmek, devam edip zamanı geçirmek.
Zapturapt altına almak : Düzeni ve disiplini sağlamak.
Zar almak : Oyunu kazanmak.
Zevk almak : Hoşlanmak, beğenmek.
Derç : Kaydetme. Alma, toplama.
İttihaz : Alma. Sayma, tutma, ... olarak görme.
Kabız : Alma. Azrail tarafından ruh teslim alınma, ölme. Dışkılama sıklığının azalması veya zor ve ağrılı dışkılama, peklik, kabızlık, ishal karşıtı. Kavrama, el ile tutma.
Adamı : Bir işi en iyi yapan.
Profesyonel : Ustalaşmış, uzmanlaşmış. Bir işi kazanç sağlamak amacıyla yapan (kimse), amatör karşıtı.
Sporcu : Sporla uğraşan kimse.
Para : Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı, nakit. Kazanç. Kuruşun kırkta biri.
Ahiz : Kabul etme. Alma.
Alma ile ilgili Cümleler
- Avrupa Birliği'nin 24 resmi dili vardır. Ancak önemli metinler çoğu kez yalnızca şu üç dilde mevcuttur: İngilizce, Fransızca ve Almanca. Bu durum, bu dillere aşina olmayanlar için bir dezavantaj teşkil etmektedir. Ortak ve tarafsız bir köprü dil üzerinde çalışmanın zamanı çoktan gelmiştir.
- Eylül ayının 26'sı Avrupa Diller Günü'dür. Avrupa Konseyi, Avrupa'nın çokdilli mirasına dikkat çekip, çokdilliliğin toplum içinde gelişimini teşvik ederek vatandaşları farklı dilleri öğrenmesi için yüreklendirmek istiyor. Tatoeba, kullanımı kolay bir öğrenme aracı olarak etkin bir katılımla bu dilleri öğrenme ve bundan zevk alma olanağı sağlıyor.
- ''Vefa nedir, bilir misin? Vefâ arkanda bıraktığını, giderken yaktığını yabana atmamandır. Vefâ; dostluğun asaletine, bir dua sonrası verilen sözlere, hayallere ihanet katmamandır. Vefâ; ötelerin sonsuz mükafatı karşısında, cehennemi hafife almaman, ulvi güzellikleri dünyaya satmamandır.'' Mevlânâ Celâleddîn-î Belhî Rûmî
- Bir Alman gazetesi için yazarken bazı gramer halini datif haliyle değiştirmen gereken her birkaç cümle ya da İngilizce çevirisi ile değiştirmen gereken bir isim dilsel olarak makaleni daha ilginç yapacaktır.
- Bir İngiliz, İskoç, İrlandalı, Galli, Gurka, Leton, Türk, Avustralyalı, Alman, Amerikalı, Mısırlı, Japon, Meksikalı, İspanyol, Rus, Leh, Litvan, Ürdünlü, Yeni Zelandalı, İsveçli, Fin, İsrailli, Rumen, Bulgar, Sırp, İsviçreli, Yunan, Singapurlu, İtalyan, Norveçli, Arjantinli, Libyalı ve Güney Afrikalı bir gece kulübüne gitmişler. Kulüp fedaisi de: ''Üzgünüm, bir Taylandlı olmadan içeri girmenize izin veremem.'' demiş.
- Tenis tarihinde taraflardan birinin diğerine en ezici üstünlük kurduğu Grand Slam finali, Batı Almanyalı Steffi Graf'ın Sovyet Nataşa Zvereva'yı iki seti de 6-0 kazanarak çok rahat yendiği 1988 Fransa Açık Finali'ydi. Maçın tamamı yalnızca 34 dakika sürmüştü.
- Kara para skandalı, 11 Eylül, euronun yayılması, Eski Avrupa, IV. Hartz, Bayan Başbakan, vantilatör mili, iklim felaketi, mali kriz, enkaz primi ve kızgın vatandaş, Almanya'da yılın son 10 kelimesidir.
- Oyunu oynayanlar yuvarlak oluşturacak şekilde (bacak ve ayakların konumu ters v seklinde) oturur ve sıkıca kenetlenirler. Ortaya bir ebe geçer. Eller bacakların altında olur ve bir havlu (ucu bağlanarak topuz haline getirilmiş) elden ele bacakların altında gezdirilir. Ebe olan bacakların arasından o havluyu almaya (bulmaya) çalışır. Tabi bu arada herkes sallanmakta ve pisi pisi demekte ve çeşitli şekillerde bağırmaktadırlar. Havluyu, uygun konumu bulan, ebenin sırtına hızlıca vurur ve tekrar alta verir ve havlu gezdirilir. Havluyu ebe kimin altında yakalarsa o kişi ebe olur ve ortaya geçer.
- Öğretim insan şahsiyetinin tam gelişmesini ve insan haklarıyla ana hürriyetlerine saygının kuvvetlenmesini hedef almalıdır. Öğretim bütün milletler, ırk ve din grupları arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu teşvik etmeli ve Birleşmiş Milletlerin barışın idamesi yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir.
- İşverenler ırkları, dinleri, etnik kökenleri, deri renkleri, cinsiyetleri, yaşları, medeni durumları, engellilikleri ya da cinsel yönelimleri nedeniyle işçileri işe almayı reddemezler.
Diğer dillerde Alma anlamı nedir?
İngilizce'de Alma ne demek? : [Alma] n. female first name; name of several cities and towns in the United States; city in the province of Quebec (Canada)
n. Alma, city in Michigan
n. Alma, female first name; name of several cities and towns in the United States; city in the province of Quebec (Canada)
Fransızca'da Alma : levée [la], prise [la], réception [la]
Almanca'da Alma : n. Abnahme, Abstrich, Annahme, Eingang, Einholung, Einnahme, Entlehnung, Entnahme, Erhalt, Rezeption
Rusça'da Alma : n. получение (N), принятие (N), взимание (N), заимствование (N), поднимание (N), запись (F), выборка (F)

Bu kısımda Alma nedir? Alma ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Alma tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Alma hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.