Bıra nedir, Bıra ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Birader, kardeş.

Bu yer, bk. bire, bura.

Bıra ile ilgili Cümleler

  • Bırak onları.
  • Tom'un sakal bırakmaya başladığını fark ettim.
  • Onu yalnız bırakmaya söz veriyorum.
  • Kütüphane kitaplarını bu odada bırakma.
  • “Türk Cumhuriyeti varlığını, istikbalini safsatalarla tehlikeye maruz bırakamaz.”
  • “Pencere kenarında, uzun bir mindere kendini bıraktı, gözlerini kapadı, öylece kaldı.”
  • “Muhalifler bizi bir kaşık suda boğmak istidadını gösteriyordu.”
  • “Artık kendini bırakmak zorunda görünür gibi olan amcasının huzurundan çıktılar.”
  • “Cemil'in bu sözleri kalplerde hiç olmazsa yarın için biraz ümit bırakıyordu.”
  • Bu kutuyu buraya bırakmak istiyorum.
  • “Enişte, delikanlıları gölgede bırakacak kadar çalıştı; hâlâ ayak üstünde.”
  • “Daha güzel günlere pay bırakmak için bir fedakârlık edelim.”
  • “Özellikle süper devletler, kendi çıkarları için kendilerine muhtaç dostları bir çırpıda yaya bırakıverirler.”
  • “Bana niye bu davayı böyle sürüncemede tuttuğunu izah etsin.”
  • Geze dolaşa şehrin ne altını bıraktık ne üstünü.
  • “Uyandığımız zaman üçte birini arkada bırakmışızdır başlayan günün.”
  • “Sözlerimi dinlediler ve öyle cimrileştiler ki kendilerini bile bir lokma yemekten yoksun bıraktılar.”
  • “Kaçsan da kaç para eder? Sana, köyde taş taş üstünde bırakmayacak, diyorum.”
  • “Köse Mümeyyiz öyle denemeden kuru gürültüye pabuç bırakır takımından değildi.”
  • “Kendisi, soracak olurlarsa Hayrettin Ağa'nın adresini vermesini söyledi.”
  • “Duvarlar, hattat sütbabamın yadigâr bıraktığı levhalarla süslenmişti.”
  • Bırak artık şu inadı, Tom.
  • “Ertesi sabah beni balığa çıkarken uyandırmayacaklardı. Bırakacaklardı kendi hâlime.”
  • “Çok güzel görünen bir şey var ki o da iki tarafın da meydanı bırakıp kaçmamalarıdır.”
  • “Beni son nefesimde rahat bırakmayan herif, bana o vakitler akla gelmez cefalar çektirmişti.”
  • Kütüphane kitaplarını burada bırakma.
  • “Dündar koşmuyor ve topu taca bırakıyor.”
  • “Su bulmak için işi gücü bırakarak bütün gün su peşine düşmemiz lazım gelecekti.”
  • “Başımın belası! Peşimi hiç bırakmaz.”
  • “Akli muvazenesi pek sağlam bulunmadığı için serbest bırakıldı.”
  • Bırakmamı istiyor musun?
  • “Durgun sular, başıboş bıraktığım sandalı / Yalıların önünden geçirdi yavaş yavaş”
  • “Giderken ona bir mesaj bırakmamış, haber de vermemiş.”
  • “İş ki kocam olacak, erkek olsun, beni namerde muhtaç bırakmasın diyormuş.”
  • Bırak bir kere de ben yeneyim.
  • “Yeter artık! Her şeyi tadında bırakmalı.”
  • O, dün gözaltından serbest bırakıldı.
  • “Evdeki işimi gücümü yüzüstü bıraktım.”
  • “Kendisini de arkadaşlarını da çok rahat susturup saf dışı bırakabilirlerdi.”
  • “Böylece yaptıklarını yanlarına bırakmamış olacağım, insanlar neden öldürüldüğümüzü anlayacaklar.”
  • “Tek suçu, kendini yeni devre uyduramayışı, bıraktığım yerde otluyormuş, ne bileyim.”
  • “Filan hekim, dediler, geldi baktı, anlamadı / Bırak ki anlasalar var mı çare hiç, ne gezer”
  • “O hayalleri kuran da o hatıralara kendini bırakan da bugünkü ben değil miyim?”
  • Elde hiçbir delil olmadığı için serbest bıraktık.
  • “Mükemmel seciyeler, kafiyeler yapar, hafızamıza, nüktelerimize onları hayran ederdik.”
  • “Adam yüzüstü bırakıp gidince böyle bir numara çevirip başına kalmayı deniyor anlaşılan.”
  • Bırakamam!
  • “Ona ağız açmaya meydan bırakmadım.”
  • “Her hareket yahut düşünce, hareket edenin veya düşünenin zihninde bir iz bırakır.”
  • “Bu sözler derin ve kuvvetli bir tesir bıraktı.”
  • “İçten içe bu duruma memnun olarak onları kavgalarıyla baş başa bıraktım.”
  • O korkunç günü arkasında bırakmaya çalıştı.
  • “Nasıl çalışmayan küf tutarsa bir müessese de gençleştirilmez, kendi hâlinde bırakılırsa ihtiyarlar, yıkılır, dağılır.”
  • “Görevlilerin edalı ve dıbır dıbır yürüyüşleri bir geçit töreni izlenimini verir.”
  • “Yaşıtlarının hemen hepsi sakal koyuverdi.”
  • “Bir vakitler aralarından su sızmayan hatun kişiler şimdi birbirlerini çekemiyorlar, birbirlerinin arkasından söylemediklerini bırakmıyorlardı.”
  • “İçeriğin nasıl aktarılacağına dikkat etmiş, dilin olanaklarını akarına bırakmıştır.”
  • “Kış günü, çoluğu çocuğu battaniyeye hasret bırakıp hepsini topladım, balkonda yattım.”
  • “Bu tehditlere hiç pabuç bırakmadı.”
  • Doktor sigarayı bırakmak zorunda kalacağımı söyledi.
  • “Onları susmak zorunda bırakmanın sıkıntısını duyuyorum.”
 

Bıra ile ilgili Atasözü veya Deyim

 

abliyi kaçırmak (veya bırakmak veya koyuvermek) : soğukkanlılığını yitirip davranışlarını denetleyememek şaşırıp ne yapacağını bilememek.

açık kapı bırakmak : gereğinde, bir konuya yeniden dönebilme imkânı bırakmak, kesip atmamak.

adres bırakmak (veya göstermek veya vermek) : arandığında bulunabileceği, oturduğu yeri bildirmek.

ağ atmak (veya bırakmak) : balık avlamak için denize ağ salmak.

ağzını bırakıp kıçıyla (veya bir tarafıyla) gülmek : alay ederek karşısındakine gülmek.

akarına bırakmak : işin sonucunu sabırla beklemek, doğal gelişmeyi beklemek.

akşamın işini sabaha (veya yarına) bırakma : “bugün yapılması gereken bir işi ertesi güne bırakma” anlamında kullanılan bir söz.

ardını bırakmamak : peşini bırakmamak.

arkasını bırakmak : peşini bırakmak.

arkaya bırakmak (veya koymak) : sonraya, başka zamana bırakmak, ertelemek.

askıda bırakmak : Tiyatro oyununda bir durumun çözümünü bile bile geciktirmek. Seyircinin ilgisini canlı tutmak için çözümü geriye atmak.

ayakaltında bırakmak : ezilmesine, yok olmasına göz yummak, korumamak.

bakkala bırakma : bir işi “bakalım” diyerek savsaklamak isteyenlere söylenen bir söz.

baş başa bırakmak : birinin, bir şeyle veya bir kimseyle yalnız kalmasını sağlamak.

başsız bırakmak : yöneticisiz bırakmak büyüğünü yitirmesine sebep olmak.

bırak ki : varsay ki.

(bir işi) sürüncemede bırakmak (veya tutmak) : bir işi sonuçlanıncaya kadar boş yere geciktirmek, uzatmak.

(bir şeye) hasret bırakmak : gerektiği anda bir şeyin yokluğunu hissettirmek.

(bir şeyi) arkada bırakmak : bir şeyden epey uzaklaşmış bulunmak zaman veya düşünce bakımından geçmişte bırakmak.

(bir şeyi) kendi halinde bırakmak : üzerinde çalışmayarak geliştirmemek veya bakımsız bırakmak, işlememek.

(birine, bir şeye) pabuç bırakmamak : yapacağından vazgeçmemek, hiçbir şeye aldırmamak, korkmamak.

(birini) açıkta bırakmak : iş ve görev vermemek yersiz yurtsuz bırakmak birkaç kişiye sağlanması gereken olanaktan bir kişiyi yararlandırmamak.

(birini) arkada bırakmak : birinden daha ileri gitmek.

(birini veya bir şeyi) başıboş bırakmak : üstünde hiçbir baskı veya denetim bulundurmamak, kendi havasına bırakmak.

(birini veya bir şeyi) gölgede bırakmak : ondan daha üstün bir düzeye yükselmek, ondan çok daha başarılı olmak.

(birini veya bir şeyi) kendi haline bırakmak : ilgilenmemek, karışmamak.

(birini) yarı yolda bırakmak : yapılan yardımı sonuna kadar sürdürmemek.

(birinin) bıraktığı (veya bağladığı) yerde (veya çayırda) otlamak : uzun süredir hiçbir ilerleme veya değişim gösterememek.

boş bırakmak : bir yerde kimse oturmamak, boş kalmak.

boş bırakmamak : para, yiyecek ve benzerleri şeylerle yardım etmek işsiz bırakmamak.

bugünkü işi yarına bırakma : “bugün yapılması gereken bir işin ertesi güne bırakılması iyi değildir” anlamında kullanılan bir söz.

çok söyleme arsız edersin, aç bırakma hırsız edersin : “bir kişiye bir uyarıyı sürekli olarak yapmak ve bir kişiyi istediğinden yoksun bırakmak daima kötü sonuç verir” anlamında kullanılan bir söz.

dağda gez belde gez, insafı elden bırakma : “eşkıya dahi olsan insafı elden bırakma” anlamında kullanılan bir söz.

deliye bal tattırmışlar, çarşıda katran bırakmamış : “aklı kıt olan kimse, bir kez hoşuna gitmiş olan şeye benzettiği nesneyi, gerçekten ona benzemese de elde etmeye çalışır” anlamında kullanılan bir söz.

demediğini bırakmamak (veya koymamak) : birisi için kırıcı, ağır, ileri geri konuşmak.

dudak payı bırakmak : bardak, fincan ve benzerleri kapları, ağzına kadar doldurmayıp dudağın yanaşabileceği kadar boş bir yer bırakmak.

elden bırakmamak (veya düşürmemek) : bir şeyle sürekli ilgilenmek, elden düşürmemek.

(elinden gelse veya bıraksalar) bir kaşık suda boğmak : bir kimseye çok kızmak veya çok öfkelenmek.

eşek hoşaftan ne anlar (suyunu içer, tanesini bırakır) : “bilgisiz, görgüsüz kimse ince, güzel şeylerin zevkine varamaz, değerini ölçemez” anlamında kullanılan bir söz.

etki bırakmak : kuvvetli bir biçimde etkilemek.

etmediğini bırakmamak (veya komamak) : elinden gelen her türlü kötülüğü yapmak.

ettiğini yanına bırakmamak : yapılan kötü davranışa karşılık vermek.

geriye bırakmak : tehir etmek.

hayran etmek (veya bırakmak) : hayranlık duygusu uyandırmak, çok beğenilmek.

hayrette bırakmak : şaşmasına sebep olmak.

hesabını bilmeyen kasap, ne satır bırakır ne masat : “hesabını bilmeyen kişi elinde, avucunda bulunan işe yarar şeyleri de ziyan eder” anlamında kullanılan bir söz.

ikmale bırakmak : bütünlemeye kalmasına sebep olmak.

insanda akıl bırakmamak (veya koymamak) : düşünceleri karmakarışık yapmak, kararsızlığa yol açmak.

iş bırakmak : çalışanlar toplu hâlde işlerini terk etmek, çalışmayı durdurmak.

işi gücü bırakmak : yaptığı işten uzaklaşmak.

işi oluruna bırakmak : işi belli bir amaca göre değil de, kendi akışı içinde yürütmek sonucu önemsemeyerek bir işin yapılabildiği, olabildiği kadarıyla yetinmek.

iz bırakmak : etkisini kalıcı duruma getirmek.

izlenim (veya izlemini) bırakmak (veya vermek) : etki bırakmak.

kar bırakmak : kazanç getirmek.

kararında bırakmak : ölçüyü aşmamak.

kendini bırakmak : kendine özen göstermemek çevre ile ilgisini keserek yalnız bir konuyla uğraşmak gevşek, rahat bir biçimde kalmak.

kızı gönlüne bırakırsan ya davulcuya kaçar (veya varır) ya zurnacıya : “evlenme çağındaki kızı büyükleri uyarmazlarsa uygun olmayan birisiyle evlenir” anlamında kullanılan bir söz.

kuru gürültüye pabuç bırakmamak : bir durum karşısında telaşsız, korkusuz, dilediğince davranmak.

lafı ağzında bırakmak : birinin konuşmasını kesmek, sözlerini bitirmesine fırsat vermemek.

mangalda kül bırakmamak : yapamayacağı işleri yapabilirmiş gibi söylemek.

maruz bırakmak : bir olayın veya bir durumun etkisinde bırakmak.

merakta bırakmak : kaygı içinde bırakmak.

mesafe bırakmak (veya koymak) : ilişkilerde samimi olmamak.

mesaj bırakmak : yazı veya sözle bilgi vermek.

meydan bırakmamak : fırsat vermemek.

meydanda bırakmak : açıkta, evsiz barksız bırakmak ortada, herkesin gözü önünde bırakmak.

meydanı (birine veya bir şeye) bırakmak : savunduğu şeyden vazgeçmek yarışmadan çekilmek.

muhayyer bırakmak : seçmeli bırakmak, seçmeye izin vermek.

mülahazat hanesini açık bırakmak : bir kimse hakkında kesin bir kanıya varamayarak zamanla ortaya çıkacak gelişmeleri beklemek.

nadasa bırakmak (veya yatırmak) : tarlayı ekmeyip bırakmak.

namerde muhtaç bırakmak : güvenilmeyecek kimselerden yardım istemek zorunda bırakmak.

ne altını bırakmak ne üstünü : bir şeyin veya yerin her tarafını karıştırmak, dolaşmak vb.

onu bunu bırak : “bahane arama, mazeret ileri sürme” anlamında kullanılan bir söz.

ortada bırakmak : birini çok güç bir durumdayken terk etmek.

pay bırakmak : kesme, biçme, yapma sırasında, bir şeyde daha sonra kullanılmak için fazlalık bırakmak Mecaz anlamı bir ilişkide fazla samimi olmamak, mesafe bırakmak.

peşini bırakmamak : bir kimseyi veya şeyi izlemekten vazgeçmemek.

rahat bırakmak : daha rahat ve huzurlu oturmayı sağlamak.

rahat bırakmamak (veya vermemek) : tedirgin etmek.

saf dışı etmek (veya bırakmak) : dizinin dışına çıkarmak Mecaz anlamı ilgisini kesmek, işin gereğinden alıkoymak, işlemez duruma getirmek.

sakal bırakmak (veya koyuvermek veya salıvermek veya uzatmak) : sakalını tıraş etmeyip büyütmek.

sallantıda bırakmak : bir şeyi sonuca bağlamamak, savsaklamak.

serbest bırakmak : tutuklu veya gözaltında bulunan birini serbest, özgür duruma getirmek, tahliye etmek kendi düşüncesi ve iradesine göre davranmasına izin vermek.

sınavda bırakmak : sınavda başarısız saymak.

sınıfta bırakmak : sınıf geçmesine engel olmak.

söylemediğini bırakmamak : bir kimse veya bir konu ile ilgili olarak söylenmemesi gereken şeyleri söylemek.

sözü ağzında bırakmak : lafı ağzında bırakmak.

şansa bırakmak : oluruna bırakmak.

şüphe bırakmamak : kuşkuya sebep olan bütün ihtimalleri ortadan kaldırmak.

tadında bırakmak : aşırılığa kaçmamak güzel giden bir şeyi tatsız bir duruma sokacak ölçüsüzlüğe vardırmamak.

taş taş üstünde bırakmamak : baştan başa yıkıp yerle bir etmek.

tatlı yerinde bırakmak (veya kesmek) : bir işi can sıkıcı bir duruma sokmadan sona erdirmek.

tesir bırakmak : etki bırakmak.

topu taca atmak (veya bırakmak) : karşılaşmada topu yan çizgi dışına çıkarmak Mecaz anlamı konuşulan konuyu saptırmak.

tutuya bırakmak (veya koymak) : ödünç para almak için değerli bir şeyi rehin olarak vermek, rehin vermek.

umut bırakmak : bir kimsede umut uyandırmak, umut vermek.

ümit bırakmak : umut bırakmak.

yadigar bırakmak : hatırlanmak için arkasında bir kimseyi veya bir nesneyi bırakmak.

yanına bırakmamak (veya koymamak) : cezasız bırakmamak, öç almak.

yapmadığını bırakmamak : elinden gelen her türlü kötülüğü yapmak.

yaya bırakmak : yarışma söz konusu olan durumlarda geride bırakmak yarı yolda bırakmak.

yoksun bırakmak (veya etmek veya kılmak) : yoksun duruma getirmek, bir şeyin yokluğunu çektirmek.

yüzüstü bırakmak : birini yapayalnız, kimsesiz, kötü bir durumda bırakmak bir işi zamanında yapmayıp savsaklamak, olduğu gibi bırakmak, ihmal etmek.

zaman bırakmak : bir iş için süre ayırmak.

zorunda bırakmak : yapmaya mecbur etmek.

Bıra anlamı, kısaca tanımı

Aracıya bırakma : Tecim malının ücret karşılığı aracıya bırakılması

Askıda bırakma : Bekletme, bir durumun çözümünü bile bile uzatma, geciktirme. Seyircinin ilgisini uyanık tutmak için geriye atma.

At bırakmak : At sürmek.

Ataşına bırakmak : Hasta, üşüyüp titredikten sonra ateşlenmek.

Ayağa bırakmak : Ayak altında bırakmak.

Balgam bırakmak : Söz veya hareketle bir işe fesat karıştırmak, balgam atmak.

Belek bırakmak : Gelin ya da güveye armağan vermek.

Bıra vemek : Bırakıvermek.

Bıragıntı : Bırakılmış, terkedilmiş, eskimiş, beğenilmeyip atılmış, artık.

Bırağar : Bırakır.

Bırağındı : Döküntü, işe yaramaz hale gelmiş şey.

Bırağıntı : Düşük yavru (hayvanlar hakkında): Bu yıl çok bırağıntı oldu. [Bakınız: bırantı]. Bırakılmış, terkedilmiş, eskimiş, beğenilmeyip atılmış, artık.

Bırağmak : Bırakmak.

Bırağu görmek : Bırakıvermek.

Bırahı : Gelinin kardeşine kapıda verilen para.

Bırahmah : Bırakmak.

Bırahmak : Bırakmak.

Bırak yapsın : Önderin, yönettiği küme ya da topluma yol göstermek, karışmak ya da kılavuzluk yapmakta çekingenlik göstermesi.

Bırak yapsın ortamı : Önderin, ilişkili bulunduğu küme ya da toplumun etkinliklerini yönetirken, komut vermek ve bu etkinliklere karışmaktan kaçındığı ortam.

Bırakabilme : Bırakabilmek işi.

Bırakabilmek : Bırakma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Bırakı : Bırakılmış, terkedilmiş, eskimiş, beğenilmeyip atılmış, artık.

Bırakık toprak : Devletin olan ve kullanımı kimseye verilmeyip kamu yararına ayrılmış bulunan toprak.

Bırakılabilme : Bırakılabilmek işi.

Bırakılabilmek : Bırakılma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Bırakılan gider : Elde tutulması amacıyla yapılmasından vazgeçilen gider.

Bırakılış : Bırakılma işi.

Bırakılıverme : Bırakılıvermek işi.

Bırakılıvermek : Ansızın ve çabucak bırakılmak.

Bırakılmış : Artık kullanılmıyan (kelime). (BIRAKILMIŞLIK, Obsoletisme).

Bırakılmış kar : Paydaşlar tarafından ortaklığa bırakılan kâr.

Bırakılmış marka : Çeşitli nedenlerle kullanılmayan marka.

Bırakılmış yapı : İşe yaramaz bir duruma geldiği için kullanılmayan, yenilenmesi ya da yıkılması gereken bu amaçla kamu kuruluşlarının işe karışmasını gerektiren yapı.

Bırakım derinliği : [Bakınız: bırakıntı kalınlığı].

Bırakım hızı : Birim zamanda gerçekleşen bırakım.

Bırakımak : Yavrusunu vakitsiz doğurmak, düşürmek (hayvanlar hakkında).

Bırakının saptanması : Hakkın başkasına bırakılması ile ilgili işlemin yazılı olarak saptanması, kütüğe geçirilmesi.

Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler ilkesi : İktisadi gelişmenin bireysel çıkarlara dayandığı, dolayısıyla iktisadi karar birimlerinin etkinliklerine hiçbir biçimde müdahale edilmemesi gerektiğini savunan liberalizm ilkesi.

Bırakıntı : Deniz ve kara sularının, kıyılarda bıraktığı birikinti. Piç. Bırakılmış kadın. Hediye, geline gelen hediye. Ekilmeden bırakılan tarla. Doğal suya, örneğin deniz suyuna değen bir metal yüzeyine bitki ve hayvanların birikip çökmeleri. Bırakım işlemi sonucu, örtülen ya da kaplanan yüzey üzerine bırakılan özdek.

Bırakıntı gözenekliliği : Gerek yüzey pürüzleri, gerekse bırakım sırasında oluşan gaz yuvarlar nedeniyle, bırakıntıda beliren gözeneklilik.

Bırakıntı kabarması : Kaplanmış yüzeylerin, özellikle kaplamadan sonra ısınmaları sonucu kabarması.

Bırakıntı kalınlığı : Kaplanmış olan yüzey ile bırakıntının dış yüzeyi arasındaki dikey uzunluk. Bırakım derinliği diye de bilinir.

Bırakıntı metal kesimi : Dolgu metali kullanılmış kaynaklarda, iri direksi tanelerden oluşan en üstteki kesim.

Bırakıntı parlaklığı : Kaplama işlemi sırasında, parlaklaştırıcılar kullanarak ya da sonradan açkılama ile bırakıntının kazandığı parlaklık.

Bırakıntı pürüzlülüğü : Kaplama yunağının pisliğinden ötürü, çözelti içindeki yabancı parçacıkların, işlem sırasında bırakıntıya karışıp yarattığı pürüzlülük.

Bırakıntı tutması : Bırakım işleminin sonucunda, bırakıntının kaplama yapılan yüzeye tutması.

Bırakıverme : Bırakıvermek işi.

Bırakıvermek : Ansızın ve çabucak bırakmak.

Bırakmalı : Bir dokuma türü. (Yenikent Aksaray Niğde).

Bırakmalık : Etin kemiksiz, kaba kısmı, külbastılık. Kemiksiz, külbastılık et.

Bıraktırabilme : Bıraktırabilmek işi.

Bıraktırabilmek : Bıraktırma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Bıraktırılabilme : Bıraktırılabilmek işi.

Bıraktırılabilmek : Bıraktırılma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Bıraktırılma : Bıraktırılmak işi.

Bıraktırılmak : Bırakması sağlanmak.

Bıraktırma : Bıraktırmak işi.

Bıraktırtma : Bıraktırtmak işi.

Bıraktırtmak : Bıraktırma işini yaptırmak.

Bıralkı : Yabancı hayvan, başkasının hayvanı.

Bıramak : Bırakmak.

Bıran : Çatal.

Bırangar : Askerin sağ kanadı.

Bırantı : Bırakılmış, terkedilmiş, eskimiş, beğenilmeyip atılmış, artık. Yetim, kimsesiz.

Bırap : Bırakıp (Kuşu).

Bırasa : Pırasa. Bahçe ve tarla aralarında yetişen yabani bir ot.

Bıraş otu : Dokumada kullanılan bir ot.

Bırat : Rusça kökenli brat: kardeş (ruslara dostça hitap etmekte kullanılırmış).

Bıratva : Et satırı.

Bırav başı : Ocağın yan veya üst tarafına yapılan lamba, kibrit ve benzerleri şeyleri koymaya yarayan raf.

Bırav etmek : Önem vermek, yanaşmak.

Bırava : Bravo, aşkolsun.

Bırayı : Burayı.

Boynuna el bırakmak : Boynuna sarılmak.

Buğulu bırakım : Bırakıntıyı oluşturacak özdeğin, alçak basınçta, buğu durumundan bırakımı sağlaması olayı.

Depüke bırakmak : Tekmeletmek, pâyimâl ettirmek.

Dingil ayak bırakmak : Ayakta tutmak, rahatsızlık vermek: Gece çocuk bizi dingil ayak bıraktı.

Düşüt bırakmak : Çocuk düşürmek.

Elektrikli bırakım : Elektrik erkesi kullanarak gerçekleştirilen bırakım.

Elektrikli bırakıntı : Elektrikli bırakım yoluyla oluşturulan bırakıntı.

Evi bırakma : Evlilikte eşlerden birinin, herhangi bir boşanma, ayrılma kararı ya da eşin ve çocukların bakımı ve desteklenmesi konusunda karşılıklı bir anlaşma olmaksızın, eşine duyurmadan birlikte yaşamaya son vermesi.

Fosa bırakmak : Tarlanın sürülmesini, en nemsiz olduğu zamana bırakmak.

Geçici bırakma : Özel koşullarla ya da istem dışında bir süre için markayı kullanmama.

Gımrık bırakmak : Kapı ve pencereyi az açmak, aralamak.

Göğe bırakmak : Atı çayıra çıkarmak.

Gönlüne bırakmak : İlham etmek.

Gönül bırakmak : Küsmek, darılmak, kırılmak.

Gözden bırakmak : Nazardan, gözden düşürmek.

Güreş bırakma : Karşı güreşçi adına güreşten vazgeçme.

Gürültüye pabuç bırakmamak : Patırtıya pabuç bırakmamak.

Islı bırakmak : Bir işi sonuçsuz bırakmak.

İlişik bırakmak : Nişanlanan kıza ilk hediyesini götürmek: Ali ağanın kızına ilişik bıraktık.

İz bırakarak iyileşme : İkinci derece iyileşme.

İz bırakma : Çeşitli nedenlerden dolayı, bir konunun negatif görüntüsünün, bunu izleyen görünçlüğün üzerine çıkarak kısa ya da uzun bir süre devam etmesi.

Karbonlu bırakıntı : Yağda yapılan su verme işlemlerinde, yağların ayrışması sonucu, metal yüzeyde oluşan karbonu yüksek bırakıntı.

Kaşa çin bırakmak : Kaş çatmak.

Kazaya bırakmak : Namazı vaktinde kılmayarak daha sonra kılmak için ertelemek. orucu vaktinde tutmayarak daha sonra tutmak için ertelemek.

Kelemeye bırakmak : Tarlayı birkaç yıl , dinlenmeye bırakmak.

Kilimi suya bırakmak : Kötü bir durumu düzeltmek gayretinden vazgeçmek, işi oluruna bırakmak.

Kul bırakımı : Köle ve karavaşların özgürlüğe kavuşturulması.

Kurum bırakımı : Kurumlaşma olayı sonucu, fırın çeperleri ile parça yüzeylerinde oluşan bırakım olayı.

Lenger bırakmak : Demir atmak; oturup kalmak.

Markanın bırakılması : Markanın, çeşitli nedenlerle kullanılmaması.

Muşguluna bırakmak : Kendi haline bırakmak : Çocuğu muşguluna bırak da oynasın.

Od bırakmak : Ateş vermek, yakmak.

Oda bırakmak : Ateşe atmak, yakmak.

Ok bırakmak : Ok atmak, kura çekmek.

Oyun bıraktırım : Güreşçilerin kusurlu oyun uygulamasında oyunun hakemce durdurulması.

Önüne bırakmak : Önüne katmak.

Önünü bırakıp sonunu saymak : Geleceğinin kötü olasılığını düşünmek.

Para ile bırakma : Bir iyeliğin karşılığında para alınması yoluyla başkasına bırakılması.

Parmak bırakmak : Kusmak için işaret parmağını ağza sokmak.

Patırtıya pabuç bırakmamak : Önemli bir tehlike yaratmayacağını bildiği kışkırtmalara, yıldırmalara aldırmayıp bildiğini yapmak.

Serbest bıraktırma faktörleri : Ribozomda üretimi tamamlanan bir peptit zincirinin serbest bırakılmasında gerekli olan protein yapısındaki faktörler, terminasyon faktörleri, RF.

Sonraya bırakma : Bir işi sonraya, geleceğe bırakma.

Temel bırakmak : Temel atmak.

Tennetmiye bırahmah : Kuru nesneleri az ıslatmak.

Tezkere bırakmak : Askerlik görevini bitirdiği hâlde orduda çalışmasını sürdürmek, orduda kalmak.

Uğraşı bırakmama : Çalışanların çalıştıkları iş kolu ve uğraşı bırakıp başka iş ve uğraş edinmek istememeleri.

Yarışdışı bırakma : Yargıcıların, kurallara uymayan yarışçı ya da takımı sıralamaya sokmama yargısı.

Yarışı bırakma : Türlü nedenlerle yarıştan ayrılma. Bu duruma gelen koşucular, hemen numaralarını çıkarırlar.

Yasal iş bıraktırma : Toplu iş sözleşmesi sırasında uyuşmazlık çıkması ve işçi sendikası tarafından iş bırakma kararı alınması durumunda yasa hükümlerine uygun olarak yapılan iş bıraktırma.

Yelkeni bırakmak : Caymak, yapılan işi bırakmak.

Yelkeni suya bırakmak : Caymak, yapılan işi bırakmak. Caymak, bırakmak (iş, davranış, öfke ve benzerleri için).

Yere bırakmak : Yere yıkmak, sermek.

Yerinde bırakılma : Belli bir süre için bir göreve atanmış olan devlet büyüklerinden beğenilenlerin bir ferman ya da menşur ile yerlerinde bırakılmaları işlemi.

Yumurta bırakımı : Yumurtalıktan yumurtaların bırakılması. Ovulasyon.

Yükün bırakmak : Çocuğunu düşürmek.

Yüzünü ayağına bırakmak : Ayağına yüz sürmek.

Zindana bırakmak : Zindana atmak, hapsetmek.

Bırakılma : Bırakılmak işi.

Bırakılmak : Bırakma işine konu olmak, terk edilmek.

Bırakım : Bırakma işi.

Bırakış : Bırakma işi.

Bırakışma : Ateşkes.

Bırakışmak : Savaşma, çarpışma vb. durumları karşılıklı bırakmak, ateşkes yapmak, mütareke yapmak.

Bırakıt : Miras.

Bırakma : Bırakmak işi.

Bırakmak : Elde bulunan bir şeyi tutmaz olmak. Yanına almamak, yanında götürmemek. Koymak. Bıyık ya da sakal uzatmak. Bir işi başka bir zamana ertelemek. Ölen, ayrılan birinden iş, kişi, nesne vb. şeyler kalmak. Bakılmak, korunmak için vermek. Kötü bir durumda terk etmek. Ayrılmak, terk etmek. Yapışık olan bir şey yapışıklıktan kurtulmak. Özgürlük vermek, hürriyetine kavuşmasını sağlamak. Bulunduğu yeri veya durumu değiştirmemek. Saklamak, artırmak. Sarkıtmak. Bir işin sorumluluğunu, yükümlülüğünü başkasına vermek, görevlendirmek. Uğraşmaz olmak, artık uğraşmamak. Boşamak. Bulunduğu veya dokunduğu yerde bir şey oluşturmak, meydana getirmek. Sınıf geçirmemek, döndürmek. Bir alışkanlıktan veya bir işten vazgeçmek. Bir pazarlıkta, belli bir fiyata vermeyi kabul etmek. Engel olmamak. Unutmak. Sahiplik hakkını başkasına vermek.

Bıraktırmak : Bırakmasını sağlamak, bırakmasına yol açmak.

İş bırakımcı : İş bırakımı yapan kimse, grevci.

İş bırakımı : İsteklerini işverene kabul ettirmek için işçilerin, işlerini hep birden bırakması, grev.

İş bıraktırımı : İşverenin işçileri topluca işten uzaklaştırma veya işten çıkarma kararı, lokavt.

Diğer dillerde Bıçkı tozu kurutması anlamı nedir?

İngilizce'de Bıçkı tozu kurutması ne demek ? : sawdust drying